Muhammed IŞIK : TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA STRATEJİLERİ VE BÖLGESEL DENGELER


17
Ocak, 2020


Son birkaç
yılda dış politikada yaşanan atılım ve gelişmeler Türkiye’nin bölgesel
dengelerde etkinliğini arttırmıştır. Türkiye’nin dış politikası, uluslararası
arenada önemli bir aktör olarak kendini göstermeye devam etmektedir. 2020
yılında Türkiye’nin bölgesinde ve önemli bir aktör olarak dünya genelinde
belirleyici, karar alıcı, dengeleyici güç olarak dış politika faaliyetlerini
yürütmeye devam edeceğini öngörebiliriz.


Irak ve Suriye
krizinde yaşadığı tecrübeleri, eski devlet geleneklerinden edindiği tecrübeyle
birleştirerek son birkaç yılda değiştirdiği ve geliştirdiği dış politika
stratejileriyle Türkiye bir anda sakin ve etkin güç olarak Suriye krizinde
sorun çözücü fonksiyon üstlenmeye başladı. Yaptığı askeri harekâtlarla sınır
ötesinde oluşturulmaya çalışılan terör koridorlarına geçit vermedi. Özellikle
Zeytin Dalı Harekâtı ile göstermiş olduğu askeri kabiliyeti ve gücüyle düşmana
korku salarken, dosta güven verdi. Bu harekât sonrası kurulan masalarda Türkiye
gözlemci olmanın ötesinde karar verici bir güce kavuştu. Suriye’den ülkemize
gelen sığınmacılara sağladığı imkânlar ve misafirperverliği ile de gönüllere
taht kurdu. Bu alanda sağladığı başarı, eşgüdüm ve iyi yönetim ile devlet
geleneklerine bağlılığın sağladığı kültür birikimiyle ırk ayrımı yapmaksızın
insana değer vermesi, bölgede önemli bir aktör olmasını kolaylaştırdı. Türkiye,
ABD ve Rusya ile iyi ilişkiler kurmak suretiyle Suriye’de yaşanan dram ve
sıkıntılara bir nebze de olsa çare üretmeyi başarmıştır. Askeri başarılarla
kontrol altına aldığı yerleşim yerlerinde ise huzur ortamını sağlamıştır. Tüm
bu özellikler bir araya geldiğinde ise Doğu Akdeniz ve özellikle Libya ile
ilişkiler konusunda var olan, oluşturulmaya çalışılan dengeleri bir anda değiştirmiştir.


Türkiye kendine
güvenen, başarılı dış politik adımlar atan, askeri alanda kısa zamanda üstün
başarılar sağlayacak kapasitede bir devlet olduğunu dostta düşmana
göstermiştir. Libya ile yapılan anlaşma ve sonrasında Meclisten geçirilen
tezkere tehlikeli bir adım olarak algılanmıştır. Rusya’da gerçekleştirilen
barış görüşmeleri öncesinde yaşananlar Türkiye’nin stratejik olarak doğru bir
noktada olduğunu göstermiştir.  İran Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD
tarafından öldürülmesi ve sonrasında yaşananlar ise Türkiye’nin ne kadar hassas
dengeleri gözeterek dış politika yapmak zorunda olduğunu bir kez daha gözler
önüne sermiştir. Analistlerin yazı ve demeçleriyle son birkaç aydaki süreci
okumaya çalışırken yaşadığı zorlukları dış politika okuması yapanlar
gözlemlemiştir. Bu kadar girift, karmaşık ve hızla değişen dengeleri gözetmek,
pozisyon almak, strateji belirlemek ve karar alıp pozitif sonuç almak hiç de
kolay değildir. ABD, Çin ve Rusya dış politikasına göre harekât tarzı
belirleyip bu ülkeler ile iyi ilişkileri korumaya devam etmek ve kendi
stratejisini belirlemek ancak Türkiye gibi derin kökleri olan devletlerin
kazanabileceği bir başarıdır.


İranlı komutan
Kasım Süleymani öldürülmesi sonrası İran, Irak sınırları içindeki ABD üslerine
saldırılar düzenlerken, Ukrayna’ya ait bir yolcu uçağını da düşürdü. Bu
sıralarda Irak Parlamentosu ABD askerlerini göndermek için karar aldı. Türkiye
aynı günlerde tezkerenin bir sonucu olarak Trablus’ta özel timlerini
konuşlandırmaya başladı. DEAŞ Kerkük’te yaptığı saldırıda 2 Iraklı askeri
öldürürken 3 askeri de yaraladı. Aynı günlerde ABD Başkanı Trump Irak
hükümetini ağır yaptırımlarla tehdit etti. Hafter güçleri Sirte şehrini yapmış
olduğu harekât ile ele geçirdi. Cezayir Dışişleri Bakanlığı “Bölgeye herhangi
bir yabancı askeri müdahaleyi reddediyoruz” açıklamasını yaptı. DEAŞ saldırısı
sonrası İngiltere Savunma Bakanlığından “DAEŞ hala ABD ve Avrupa için bir
tehdit ve Irak hükümeti ile bu konuda çalışıyoruz” açıklaması geldi.  ABD
üstlerine saldırılar sonrası İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, cevap
vermemiz gerekiyordu, verdik. Şimdi her şey bitti. Gerilimi tırmandırmamaya
çalışıyoruz, dedi. Aynı gün, Hasan Ruhani ise, ABD, Süleymani’yi öldürerek
bizim elimizi kesti, biz sizin bacağınızı keseceğiz ve bölgeden atacağız,
açıklamasını yaptı. Türkiye bu gelişmeleri serinkanlılıkla takip ederken,
PKK’nın en üst kadın yapılanması PAJK’ın sözde yöneticisi Esme Erat ve
şoförünü, MİT ve TSK’nın Kandil’deki ortak operasyonuyla etkisiz hale getirdi.


Türkiye’nin
Libya Hükümeti ile yaptığı anlaşmanın dış politikada ciddi yansımaları oldu.
Fransa Dışişleri Bakanı, “Türkiye’nin Libya hükümetiyle yaptığı anlaşma endişe
verici” açıklamasının ardından, Yunanistan Dışişleri Bakanı, “Türkiye,
Kıbrıs’ın kaynaklarını geliştirmesini engellemeye çalışıyor” dedi. Aynı gün,
Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı da “Türkiye’nin Suriye ve Libya’ya müdahaleleri
bölgesel istikrar ve Avrupa güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturuyor”
açıklamasıyla gündeme geldi. Türkiye ve Rusya, Libya’da ateşkes çağrısında
bulundu. Bunun üzerine Libya Devlet Yüksek Konseyi, Türkiye ve Rusya’nın
ateşkes çağrısını memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Aynı günlerde Rusya
ile Türkiye İdlib’de ateşkesi sağladı. Rusya hava kuvvetleri ateşkese rağmen
İdlib’de hava harekâtı düzenlemeye devam etti. Aynı günlerde Tahranda rejim
aleyhine gösteriler başladı. ABD Başkanı Trump sosyal medya hesabından yaptığı
Farsça açıklamayla, İran’da gösteri düzenleyenlere “Başkanlığımın başından beri
sizin yanınızda durdum ve durmaya devam edeceğim. Protestoları yakından takip
ediyoruz. Cesaretiniz ilham verici” mesajını gönderdi. Libya’da Sarrac ve
Hafter arasında süresiz ateşkes kabul edilirken Rusya’da devam eden ateşkes
görüşmelerinde Hafter, anlaşmayı imzalamak için sabaha kadar zaman isteyip,
sabah olduğunda anlaşmayı imzalamadan Rusya’dan ayrıldı.


Birkaç hafta
içinde yaşanan ve yukarıda özetlemeye çalıştığım gelişmeler ile dış
politikadaki hassas ve ansızın değişen gelişmelere dikkat çekmeye çalıştım. Baş
döndürücü gelişmeler karşısında Türkiye’nin başarıyla yürüteceği dış politika
hamleleri, dünya dengelerinde yeni eksenleri beraberinde getirecektir. Bu
gelişmeler karşısında geleceğe yönelik şu öngörülerde bulunmak mümkündür;


  • İran rejimini zor günler beklemektedir. Rejim
    protestocuların baskısını gündemden düşürmek için en ünlü komutanını feda
    etmiş gibi görünüyor. Lakin bu hamleleri kısa süreli olarak gündemi
    değiştirirken özellikle Ukrayna uçağının sehven düşürülmüş olması
    protestoların yeniden başlamasına sebep oldu. ABD rejim aleyhine yapılan
    protestoları destekliyor. Kısa – orta vadede İran’da suların daha fazla
    ısınacağı kanaatindeyim. Bu durum, bir rejim değişikliğine dönüşebilir.
    Rejim değişikliğinin İran halkına ne ölçüde fayda getireceği ise
    tartışmaya açıktır.
  • Irak, İran ile ABD’nin örtülü savaştığı bir ülke
    olarak yakın gelecekte sıkıntılı günler geçirmeye devam edecektir. Haşdi
    Şabi milisleri muhtemelen Irak’ı zora sokacak operasyonlar yapacaktır ve
    bu durum Irak Şiilerinin hoşuna gitmeyecektir. İran Şiileri ile Irak Şiileri
    arasındaki huzursuzluk derinleşmektedir. Bunun yansımalarını yakın zamanda
    gözlemlemek mümkün olacaktır.
  • Suriye rejimi ile Türkiye’nin tekrar bir araya
    gelip uzlaşması kaçınılmaz bir sonuç olarak masada varlığını
    sürdürmektedir. Bunun nasıl olacağı, Rusya ile Türkiye arasındaki iyi
    ikili ilişkilerin devam edip etmeyeceğine göre değişkenlik arz edecektir.
    Türkiye, Esat ile aynı masaya oturmama konusunda kararlığını devam
    ettirmektedir. Suriye rejimi İdlib (Rusya’nın desteği ile) operasyonunu
    bitirdikten sonra muhtemelen Türkiye ile masaya oturmak zorunda
    kalacaktır. Türkiye bölgedeki haklarından vazgeçmeden, ülke sınırları
    içindeki sığınmacıları tekrar Suriye’ye göndermek ve Suriye’nin yeniden
    inşa sürecine katkı vermek için Rejim ile masaya oturmak durumundadır.
    Rejim ile aynı masaya oturmama ısrarı veya stratejik olarak masada duran
    Suriye Geçici Hükümetinin (Resmi Suriye Hükümeti olarak) resmen
    tanınmaması durumunda Suriye topraklarında atacağı adımlar gayrı meşru
    hale gelebilir. Türkiye her şart altında (Libya’da olduğu gibi)
    uluslararası hukuka göre girişimler, adımlar, hamleler yapmak
    durumundadır. Aksi halde Suriye’de iç savaş bittiğinde işgalci durumuna
    düşme tehlikesi göz ardı edilemez bir gerçektir.
  • Libya Ulusal Mutabakat Hükümetiyle yaptığımız anlaşma
    ve kurduğumuz iyi ilişkiler bizi Rusya’da oluşturulan masada taraf haline
    getirdi. Bu önemli bir gelişme ve başarıdır. Lakin Hafter güçlerinin Libya
    topraklarının önemli bir çoğunluğuna hâkim olduğu gerçeği de dikkatlerden
    kaçmamalıdır. Türkiye, Libya’daki gelişmeleri dikkatle takip etmeli ve
    başarı sağlamak için derin stratejik adımlar atmaya devam etmelidir.
  • Türkiye dış politikasının ‘İhvancı çizgiden’
    çıkması gerekmektedir. Türkiye bağımsız politikalar yürüterek Neo/Osmanlı
    misyonundan vazgeçmek durumundadır. Türkiye bin yıllık tarihi arka planı
    ile uluslararası güç olmalıdır. Başka türlü etkin, güçlü, söz söyleme
    kabiliyetine sahip olma konumunu devam ettirme şansına sahip değildir.
    Türkiye, Mısır ile tekrar iyi ilişkiler kurmanın elzem olduğu bir zorlu
    dönemecin arifesindedir. Şayet Suriye ve Mısır ile iyi ilişkiler
    kurulamazsa bölgedeki denklemler pamuk ipliğine bağlı olmaya devam
    edecektir. Türkiye dış politikada ‘kazan kazan’ stratejisine devam
    etmelidir. Düşmanları azaltıp, dostlar ile iyi ilişkiler kurmalıdır.


2020 yılında
Türkiye’nin dış politika masasında çok yoğun gündemler, analizler ve
stratejiler olacaktır. 2020’nin ikinci yarısında Suriye ve Libya’da iç savaşın
son bulması ihtimal dâhilindedir. Burada önemli olan Türkiye’nin bu her iki masada
üstleneceği rol ve kazanımları olacaktır. Bu sebeple Almanya ve İngiltere ile
ikili ilişkiler önem kazanabilir. Fransa ve İsrail’in alacağı roller de
dikkatle takip edilmelidir. ABD ve Rusya’nın, Çin’in genişleme siyasetine
bulacakları çözümler, yaptırımlar ve anlaşmalara göre yılsonuna doğru politik
dengeler değişkenlik arz edecektir. Türkiye’nin Türk ve İslam dünyası ile
kuracağı, geliştireceği ikili ilişkilere göre elde edeceği güç ve kazanımlar
dünya dengelerinde eksen değişikliklerine sebep olabilecektir. Türkiye’nin
ferasetli ve dinamik, stratejik ve akılcı dış politika yapmaya devam etmesi
halinde bölgesel aktör olarak savaşların yönünü değiştirmesi muhtemeldir.
Türkiye böylelikle güneyinde yaşanan savaşı batısına yönlendirebilir. Doğu
Akdeniz’de umduğu kazanımları elde eden Türkiye’nin ekonomik anlamda arzu
ettiği yere geleceği ve küresel güç potansiyeline ulaşabileceği gerçeğini de
hatırda tutmak ve buna göre çalışmalar yapmak gerekir.


Muhammed IŞIK