Muhammed IŞIK : DEĞİŞEN DENKLEMLER
VE TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI


14
Eylül, 2018


Türkiye’nin
jeopolitik konumu dolayısıyla yakın veya uzak çevresinde yaşananlar, ister
istemez kendi dış politikasını etkilemektedir.  Irak’ta, Libya’da,
Mısır’da, İran ve Suriye’de bir kuş rotasını şaşırsa, Türkiye’ye tesir ediyor
veya Türkiye’yi ilgilendiriyor. Türkiye’nin tarihten gelen miras bakiyeleri
olan -sınırları cetvelle çizilmiş- ülkelerde her ne yaşanıyorsa, Türkiye
kendisini o yaşananlara karşı sorumlu hissediyor. Durum böyle olduktan sonra
Türkiye’nin yakın veya uzak bölgelere seyirci kalması düşünülemez. Bunun için
Ortadoğu coğrafyasında değişen her denklem ve kurulan her oyun, Türkiye’yi
ilgilendirir.


Rusya, İran,
Çin ve ABD başta olmak üzere tüm aktörlerin Suriye coğrafyasında siyasal,
sosyal, ekonomik ve psikolojik hamleler yaptığı bir ortamda Türkiye’nin devre
dışı ya da oyun dışı kalmasını düşünmek hatadır. Türkiye’yi yönetenler, doğru
veya yanlış adımlar atarak oyunun içinde olmuşlardır ve olmaya da devam
edeceklerdir.


Her gün yeni
gelişmelerin yaşandığı, kartların yeniden karıldığı ve oyunda en önde olanın
sürekli değiştiği bir coğrafyada oyun kurucu olmak, zor olduğu kadar risklidir
de. Ancak Türkiye, bölgesinde oyun kurucu olmaya mecburdur! Bunun maliyetini de
ister istemez ödemek durumundadır.


Mültecilerin
varlığı, Türkiye için bir maliyettir lakin aynı zamanda siyasi bir fırsat da
olabilir. Bu fırsatın siyasal alanda nasıl kullanılacağı ise değişken şartlara
bağlıdır. Uzun soluklu oyunlarda bazen kaybetme safhasına gelebileceğiniz gibi,
bazen de kazanıyor görünebilirsiniz. Soğukkanlı olup planlarınızdan
vazgeçmediğiniz sürece oyun kurucu rolünüz devam edecektir. Kötü bir plan
yapmamışsanız tabi!


İdlib’te oyun
sıkışmışa benziyor. Sahaya tesir eden tüm aktörler, İdlib üzerine oyunlarını
kuruyorlar. Türkiye, Tahran görüşmelerinde ılımlı muhaliflere destek verip
ateşkes kararını ısrarla vurgulayarak oyundaki rengini belli etmiştir. Rusya,
İran ve diğer devletler ise Türkiye’nin hamlesine göre adım atacaktır. Sınıra
asker ve mühimmat takviyesi yaparak aldığımız kararı savunduğumuzu
vurguladığımız andan itibaren Suriye Rejimine bağlı askerlerin İdlib sınırında
nasıl hareket edeceği, Suriye’nin geleceği için en önemli belirleyici unsurdur.


Suriye için en
iyi çözüm; Türkiye ile Suriye Rejiminin ortak paydada buluşarak Suriye
Devletinin toprak bütünlüğünün teminat altına alınmasıdır. PYD’nin Suriye’nin
neredeyse yarısında etkin olması, Türkiye ve İran için tehdittir. Suriye
Rejiminin PYD ile müşterek hareket ederek kendisine tehdit olarak gördüğü terör
örgütleri ile mücadele etmesi, yakın gelecekte kendisi için pozitif bir hareket
olabilir lakin terör örgütlerine karşı bir başka terör örgütünden medet ummak
risklidir. PYD’nin varlığının Suriye devletinin geleceğini tehdit etmesi
muhtemeldir. Bu şartlarda Suriye Rejimi için Türkiye ile anlaşmaktan öte bir
yol yoktur.


ABD, bölgede
bir Kürt koridoru istediği için PKK/PYD unsurlarına fazlasıyla yardım
etmektedir. Suriye Rejimi, kendi ordusuyla PYD ile mücadele edemeyecek bir
konumdadır. Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak hareket ederek, şartlar
olgunlaştığında Suriye Rejimine gereken desteği verip PKK/PYD unsurlarını
bölgeden temizlemeleri mümkündür. Bunun için öncelikli olarak İdlib sorununun
daha fazla büyümeden çözüme kavuşması lazımdır.


Türkiye’nin
desteklediği ve Suriye Rejimine düşman unsurlar İdlib’te olduğuna göre, İdlib
sorununda oyun kurucu aktör Türkiye’dir. Türkiye, mülteci sorunu ile uğraşmamak
için bu meseleyi masada çözmeyi başarabilir ve diğer aktörleri ikna edebilirse,
ikinci adım olan Türkiye ve Suriye Rejimi yakınlaşması mümkün olabilir.
İdlib’teki unsurlar, silah bırakıp siyasal aktör olmayı kabul ederlerse ve
diğer aktörler bu duruma onay verirlerse, İdlib sorunu silahsız çözüme
kavuşabilir. Elbette ki sorunun çözümünü istemeyen aktörler, süreci tıkamak
için her türlü provokasyonları yapmak isteyeceklerdir.


Reyhanlı
saldırısını gerçekleştirenlerden birinin (Yusuf Nazik) Suriye’de yakalanıp
Türkiye’ye getirilmesi ve verdiği ifadede Rejimi suçlaması, Türkiye’nin elini
güçlendiren bir gerekçe olabilir mi? İdlib’te arzu ettiğini elde etmek isteyen
Türkiye, aradığı piyangoyu bulmuş olabilir. İlerleyen günlerde yaşanan
gelişmeler gösterecektir ki; Türkiye, İdlib konusunda arzusuna ulaşacaktır.
Yakın zaman içinde Türkiye’nin Tel Rıfat’a operasyon yapması muhtemeldir. Son
günlerde Tel Rıfat bölgesine askeri yığınak yapan Suriye Rejimi, eğer
Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında İdlib’e operasyon düzenlemezse (ki öyle
görünüyor) çözüm için iki ülke arasında buzlar erimeye başlayabilir. Suriye
Rejimi, Türkiye’ye rağmen (haklı gerekçelerle) İdlib’e operasyon düzenlerse o
zaman Türkiye’nin tavrı Suriye Rejimine karşı çok daha sert olacaktır. Rusya ve
İran’ın Suriye Rejiminden yana pozisyon belirledikleri düşünüldüğünde,
Türkiye’nin ABD ile uzlaşmaktan başka şansı kalmayacaktır. Bu durum, Astana
Sürecini baltalamaktan öte, bitirecek bir gelişme olacağından Suriye Rejiminin
İdlib’e operasyon yapmasını rasyonel bulmuyorum.


Irak’ta yapılan
seçimler neticesinde Mukteda es-Sadr’ın seçimleri kazanması ve Irak için en
önemli aktör olması, Türkiye – Irak  ve Türkiye – İran arasındaki siyasi
denklemleri değiştirmesi muhtemel bir gelişmedir. Türkiye, Suriye politikasını
belirlerken Irak seçim sonuçlarını da belirleyici bir unsur olarak masasında
değerlendirmelidir. Türkiye, yakın tarihte atacağı siyasi adımlarla Suriye,
Irak ve İran üzerine pozitif tesirler bırakacak bölgedeki en etkin aktördür.
Suriye iç savaşını Türkiye’nin atacağı akıllı adımlar bitirebileceği gibi
aksine Suriye iç savaşının derinleşmesi ve İran’a olası müdahalenin belirleyici
aktörü de olabilir. Değişen şartlar ve denklemler iyi analiz edilmezse,
Türkiye’nin bir kaosun içine çekilmesi, yakın ve orta vadede gerçekleştirilmeye
çalışılan bir senaryo olarak karşımıza çıkabilir.


Muhammed IŞIK