LİBYA SORUNU VE BERLİN
KONFERANS


Libya; Doğudan Mısır, Güneydoğudan Sudan,
Güneyden Çad ve Nijer, Batıdan Cezayir, Kuzey Batıdan Tunus ve Kuzeyden Akdeniz
ile çevrili bir Kuzey Afrika ülkesidir. Libya’nın Afrika’nın en fazla enerji
rezervine sahip ülkesi olması, Avrupa’nın ise en büyük tüketici konumunda
bulunması ve Libya’ya Akdeniz üzerinden komşu olması dolayısı ile Libya’yı
jeopolitik tartışmaların odağına taşımaktadır. Libya maalesef bu jeopolitik
tartışmalardan kurtulabilecek ulusal bütünlüğe sahip değildir. Libya’da siyasal
sistemi kontrol edenler; geçmişten günümüze aşiretler arasında kurdukları
dengeler sayesinde iktidarlarını sürdürebilmişlerdir. Buna Kaddafi’de dahildir.

Libya’da bugün devam eden sorunu ateşleyen ise 2010 yılında Tunus’ta daha çok
ekonomik nitelikli başlayan ve Arap baharı olarak nitelendirilen protestoların,
17 Şubat 2011 tarihinde Libya’ya sıçramasıdır.

Bu protestoların artması ile birlikte Libya’daki çıkarları zarar gören başta
Fransa ve İtalya gibi ülkeler harekete geçerek, Libya’ya yönelik bir
operasyonun hazırlıklarına girişmişlerdir. Fransa; Birleşik Krallık ve ABD ile
birlikte koalisyon güçleri olarak Libya’ya müdahale hazırlıkları yaparken,
İtalya; NATO’nun liderliğinde bir operasyonu desteklemiştir.

Sonuçta NATO şemsiyesi altında 19 Mart 2011 tarihinde Libya’ya yönelik
başlatılan hava bombardımanı, yaklaşık altı ay sürmüş ve 20 Ekim 2011 tarihinde
Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin öldürülmesi ile Libya’da yeni bir sürecin
ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Çünkü Kaddafi’nin güç ve denge siyaseti ile Libya’da yaklaşık kırk yıl boyunca
sürdürdüğü siyasal organizasyon dağılmış ve Libya’da adeta yüz yıl geriye
gidilerek, aşiretler arası kavmiyetçilik baş göstermiştir.

Bu kavmiyetçilik Libya’da iç savaşın şiddetli bir şekilde başlamasına neden
olurken, Libya ile ilgili çıkar hesapları yapan; Fransa, İtalya, Rusya, ABD,
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Mısır gibi ülkeler,
destekledikleri devlet dışı örgütler üzerinden vekalet savaşları yapmaya
başlamışlardır. Vekalet savaşlarında temel aktörler ise Ulusal Mutabakat
Hükümeti ve General Hafter olmuştur.

Ulusal Mutabakat Hükümeti BM tarafından desteklenirken, Hafter, 2014 yılında
siyasal islamcı gruplara karşı özelliklede ihvan’a karşı başlattığı Libya’nın
İtibarı operasyonu ile Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri,
Fransa, ABD ve Rusya gibi ülkelerden destek bulmuştur. Hafter elde etmiş olduğu
bu desteğin de sayesinde 30 binin üzerinde bir askeri birliğe, 20 den fazla
savaş uçağına, askeri helikopterlere, zıhlı araçlara, 300 den fazla tanka hatta
Fıkateyn’e sahip bir güç konumundadır. Ayrıca Hafter, Tobruk merkezli bir siyasal
organizasyonda oluşturmuştur.

Bu vekalet savaşlarını lehine sonuçlandırmak isteyen ülkeler; Libya’da
insiyatif alarak çeşitli görüşmelerin yapılmasını sağlamışlardır.

Bu çerçevede; Fransa Mayıs 2018 tarihinde Paris’te tarafları bir araya
getirerek Libya sorununu çözmek istemiş ancak 2015 yılında Paris’teki terör
saldırısından sonra açık bir şekilde Hafter’i desteklediği için toplantıda,
tarafların güvenini sağlayamamış ve çözüm üretememiştir. Hatta Nisan 2019
tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti; Özgürlük ve demokrasi konusunda
köklü bir geçmişe sahip Fransa’nın sivilleri öldüren Hafter’i desteklemesini
anlayamadıkları yönünde bir açıklama yapmıştır.

İtalya ise bir taraftan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile görüşürken diğer taraftan
Hafter ile de görüşmelere devam etmiş ve Fransa’yı da Libya’daki krizin
artmasını sağlayan ülke olarak suçlamıştır. Ayrıca BM’nin Libya Özel Temsilcisi
Saleme’nin Eylül 2017 tarihinde sunduğu üç aşamalı plan çerçevesinde, Ekim 2018
tarihinde Palermo şehrinde Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Hafter’i bir araya
getirmiş ancak bir sonuç alamamıştır.

Rusya; Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Hafter ile görüşmelere devam ederken,
Muvazzaf bir Rus generalin komutasında Rus paralı askerleri ile Hafter’i fiilen
desteklemiştir. Hatta Mısır’ın Libya’ya yakın Mersa Matruh üssünü kullanmış ve
Akdeniz’deki Rus uçak gemisinde Rusya savunma Bakanı Şoygu, Hafter ile bir
görüşme gerçekleştirmiştir. Rusya’nın bu girişimini Avrupa’ya yönelik bir
tehdit olarak algılayan Birleşik Krallık ise sert tepki göstermiştir.

ABD’nin Libya’ya yönelik müdahalesi, öncelikle NATO çerçevesinde
gerçekleşirken, 2012 yılında Ensar El İslam adlı terörist örgütün Libya’daki
ABD Büyükelçiliğine saldırması ve büyükelçi ile birlikte üç diplomatı öldürmesi
üzerine ABD Libya’ya yönelik terörizmle mücadele sürecini başlatmıştır.
Libya’daki iç savaş sürecinde ise Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni resmen tanısa da
başkanlık düzeyinde Hafter ile de görüşmeye devam etmiştir.

Birleşik Arap Emirlikleri Libya iç savaşında baştan itibaren zırhlı araçlar ve
hava desteği dahil tüm gücü ile Hafter’in yanında yer almıştır. Hatta Bingazi
yakınlarındaki El-Khadim şehrinde hava üssü kurmuştur. Diğer yandan 2017
yılında Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Hafter’i bir araya getirerek bir sonuç
almak istemiş ancak açık bir şekilde Hafter yanlısı olması dolayısı ile tüm
tarafların güvenini sağlayamadığı için bir sonuç alamamıştır.

Suudi Arabistan, Hafter güçleri içerisinde bulunan Medahile milis güçleri
üzerinden Libya’daki soruna dahil olmuştur. Medahile milisleri Suudi
Arabistan’daki Şeyh Rabi El-Mehdalli’ye bağlı oldukları için bu bağlantı kolay
olmuştur.

Katar, Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni ilk tanıyan ülkelerden olmuş ve
siyasi, askeri ve ekonomik anlamda desteklemiştir.

Türkiye; Libya’da 2011 yılında çıkan protesto gösterileri sırasında bir
taraftan dışarıdan yapılan müdahaleleri eleştirirken, diğer taraftan NATO
şemsiyesi altında Libya operasyonunda yer almıştır. Elbette Libya’da iç savaşın
çıkması ile birlikte, 25 binden fazla Türk vatandaşını Libya’dan tahliye etmek
zorunda kalmıştır.

Türkiye Libya’daki aktörlerden Ulusal Mutabakat Hükümeti tanımış ve BM
öncülüğünde 2015 yılında yapılan Libya Siyasi Anlaşmasını desteklemiştir. Diğer
yandan Türkiye Doğu Akdeniz’de kendisine yönelik oluşan ittifakı kırmak ve mavi
vatan olarak tanımladığı Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni BM nezdinde ilan
edebilmek için 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ile Deniz Yetki Alanlarının
Sınırlandırılmasına Dair Mutabakat Muhtırası’nı imzalayarak, Libya’daki Ulusal
Mutabakat Hükümeti’nin yaşatılması konusunda yeni bir misyon yüklenmiştir.

Bu çerçevede 20 Aralık 2019 tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile
Askeri ve Güvenlik İşbirliği Anlaşmasını imzalayarak, fiilen sorunun bir
parçası haline gelmiştir.

Türkiye bir taraftan Libya’ya asker göndermek için gerekli hukuki zemini
hazırlamış diğer taraftan Rusya ile yapılan görüşmeler neticesinde; önce
Libya’daki taraflara ateşkes çağrısı yapılmış, devamında 13 Ocak 2020 tarihinde
Moskova’da Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Hafter vekalet edenlerinde bulunduğu
bir ortamda bir araya getirilmiştir. Bura da yapılan görüşmelerde olumlu bir
hava esse de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun verdiği bilgiye göre; Fransa ve
Birleşik Arap Emirlikleri’nin etkisi ile Hafter anlaşmayı imzalamamıştır.

Berlin Konferansı

Libya sorununun çözümünde insiyatifin Avrupa’da olması gerektiği konusu, ilk
andan itibaren tartışılan bir konu olmuştur. ABD konuya sınırlı düzeyde
katılırken, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Avrupa ile
paralel hareket etmiştir.

Ancak Libya sorunu konusunda 2011 yılından itibaren aktif olarak rol alan
Fransa ve İtalya’nın bu süreci Avrupa lehine istedikleri şekilde
sonuçlandıramadıkları gibi Rusya ve Türkiye’nin aktif olarak soruna dahil
olmasına da neden olmuşlardır. Hatta Rusya ve Türkiye fiilen sahada mücadele
eder konuma gelirken, birlikte çözüm üretmek konusunda da kamuoyuna birlikte
görüntü vermişlerdir.

Bu durumun Avrupa için kabul edilemez olduğunu, ilk açıklayan Birleşik Krallık
olmuştur. Rusya’nın elini Libya’dan çekmesi gerektiğini açık bir şekilde dile
getirmiştir. Diğer yandan Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi;
Türkiye’nin Libya girişimini Doğu Akdeniz’de AB’nin insiyatifi kaybetmesi
sonucunu doğuracağı düşüncesi ile Türkiye’ye yönelik ciddi eleştiriler getirmişlerdir.
Türkiye’yi bir taraftan emperyal olmakla suçlamışlar diğer taraftan
Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden islamcı grupların Libya’da etkinliğinin
desteklendiği tezini işlemeye başlamışlardır.

Bu ortam da Libya’da ticaretini devam ettiren, tüm taraflarla görüşebilen ve
kabul gören Almanya; BM’nin Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame ile Eylül 2019
tarihinde bir görüşme yaparak, Libya’da sorunun çözümüne katkı sunmak için
Berlin’de bir konferansın yapılması kararını BM’ye kabul ettirmiştir.

Almanya toplantı öncesi sonuca ulaşabilmek için ilgili olabilecek ülkelerle
ayrı ayrı görüşerek, toplantının temel yaklaşımları üzerinde mutabakat
sağlamıştır. Özellikle Başbakan Merkel, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya
Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile görüştükten sonra 19 Ocak 2020 tarihinde
Pazar günü Berlin’de bir konferans yapılacağını kamuoyu ile paylaşmıştır.

Merkel bu konferansa; Türkiye, ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık, Fransa,
Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, İtalya Cezayir,
kurumsal anlamda AB, Afrika Birliği, Arap Birliği, BM ve Libya’daki Ulusal
Mutabakat Hükümeti ile Hafter’in davet edildiğini açıklamıştır.

Almanya ikili görüşmeler sonucunda Berlin Konferansı’na temel teşkil edecek
konuları da belirlemiştir. Bunlar;

Libya’nın toprak bütünlüğü,

Kalıcı ateşkesin sağlanması,

İç savaşın taraflarına uygulanacak silah ambargosu kararının alınması,

Siyasi çözüm sürecinin vakit geçirilmeden başlatılması,

Uluslararası hukuka ve insan haklarına uyulması,

Libya halkının mağduriyetini giderme adına ekonomik önlemlerin alınması.

Ancak BM’nin Libya Özel Temsilcisi Salame’nin de ifade ettiği gibi bir taraftan
Hafter’in petrol limanlarını kapatarak şantaj yapması diğer taraftan Libya
sorunu görüşmelerine Libya dışından çok fazla ülkenin müdahil olması dolayısı
ile Libya sorununun çözümünün çok kolay olmadığı toplantı öncesi anlaşılmıştır.

12 devlet ve 4 uluslararası kuruluşun temsil edildiği Berlin Konferansı’nda BM
Genel Sekreteri ve Almanya Başbakanı ev sahipliği yaparken, Türkiye, Rusya,
Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Mısır, Cezayir gibi ülkeler devlet başkanlığı
düzeyinde toplantıya katılmışlardır. Berlin’de toplantıya saatler kala taraflar
yeni girişimler ile pozisyonlarını güçlendirmek istemişlerdir.

Bu çerçevede, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan İtalya ile Türkiye’de mutabakat
sağladıktan sonra Berlin’de önce Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı ile
görüşmüş ardından Cezayir Cumhurbaşkanı ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile de
bir görüşme yaparak toplantıya diplomatik anlamda belirleyici bir pozisyonda
girmek istemiştir. Ayrıca Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’da ABD Dışişleri Bakanı
Pompeo ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Elbette Türkiye’nin burada en önemli
avantajı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin BM tarafından tanınmasıdır.

Diğer yandan Hafter’de Mısır, BAE, Suudi Arabistan, Yunanistan ve Fransa gibi
ülkelerle ikili görüşmeler yaparak Berlin toplantısına katılmıştır.

Bu arada ABD ve Birleşik Krallık gibi belirleyici ülkelerinde toplantıda
alacakları pozisyon son derece önemlidir.

Berlin Konferansı Avrupa’nın Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya yönelen göçün
engellenmesi ve petrol bölgelerine saldırıların acilen durdurulması önceliği
ile 19 Ocak 2020 tarihinde Türkiye saati ile 16’da başlamış ve 4 saat civarında
devlet başkanları düzeyinde sürdürülmüş, devamında dışişleri bakanları
düzeyinde devam ettiği görülmüştür. Toplantı sürecinde özellikle Fransa’nın
Libya’ya dışarıdan müdahalelere karşı çıkması ve BM öncülüğünde sürecin
yürütülmesi önerisi, Türkiye ve Rusya’ya yönelik bir hamle olarak görülmüştür.
Rusya ise ateşkesin sağlanmaması için provokasyonların yapıldığı bilgisini
kamuoyu ile paylaşarak diplomatik baskı uygulamaya çalışmıştır.

Toplantı sonrası Almanya Başbakanı Merkel ve BM Genel Sekreteri Guterres
birlikte toplantı sonuç bildirisini kamuoyu ile paylaşmışlardır.

Merkel;

Libya krizi ile ilgili sürecin siyasi ve barışçı bir yaklaşımla devam
edeceğini,

Askeri çözümlerle barışın sağlanamayacağını,

Silah ambargosunun mutlaka uygulanacağını,

Ateşkese tarafların saygı duyacağını,

Libya halkının kendi geleceğine kendisinin karar vermesi gerektiği,

Bu sürecin BM çatısı altında yürütüleceğini,

BM Güvenlik Konseyi üyelerinin de sürece destek verdiklerini dile getirmiştir.

BM Genel Sekreteri Guterres ise

Libya krizinin askeri yollarla çözülemeyeceği,

Toplantıya katılan bütün tarafların silahlı mücadeleye müdahale etmemeyi
taahhüt ettiklerini,

Toplantıya katılan tarafların Libya’nın iç işlerine karışmamayı taahhüt
ettiklerini,

BM silah ambargosu kurallarına tarafların riayet etmeyi kabul ettiklerini,

Libya’nın ekonomik sorunlarını çözmek için Tunus’ta başlayan sürecin devam
edeceğini ve yapılacak toplantılarda; merkez bankası ve petrol üretim
konularının görüşüleceğini,

Libya konusunda Ulusal Mutabakat Hükümeti ile birlikte Hafter’in de muhatap
olarak kabul edildiğini,

Libya’da insan haklarına riayet ve sivil mimariye zarar vermeme konusunda
tarafların taahhütte bulunduklarını belirtmiş ve görüşmelerin süreceği
bilgisini vermiştir.

Yapılacak görüşmelerin;

Ekonomik,

Güvenlik,

Siyasi

İnsani


Boyutlu olarak dört ana başlıkta yürütüleceği belirtilmiştir.

Sonuç olarak alınan bu kararların uygulanabilmesi için BM şemsiyesi altında bir
oto kontrol sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Sahada iki taraf arasında
denklik olmadığı için bu konuda mutlaka BM’nin etkin görev alması
gerekmektedir. Ayrıca Libya sorununa dahil olan ülkelerin provakatif
girişimlerinin de önlenebilmesi ancak BM’nin etkinliği ile mümkün olacaktır.


Prof.
Dr. Selçuk Duman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet