GÜNÜMÜZDE
İRAN-ABD İLİŞKİLERİ


Yazan  Köksal Taşkent 

24 Şubat 2020


Özet


2020 yılı, İran ve ABD arasındaki ilişkilerin büyük ölçüde
gerginleşmesiyle başladı. Bu iki ülke arasındaki gerginliğin olmayacağına dair
hiçbir gösterge mevcut değil. Aksine, iki taraf arasındaki gerginliğin
azalmadan, 2020 yılıyla birlikte yükselebileceği görülmektedir. 2019 yılı,
ABD-İran ilişkilerinde yüksek tempolu bir yıl oldu.


2019 yılında Beyaz Saray, İran’a yönelik “tarihteki en güçlü
yaptırımlar” olarak adlandırdığı, birtakım yaptırımları uygulamaya
geçirdi. Bu bağlamda ABD, 2019 Mayıs ayında İran’a büyük petrol yaptırımı
uyguladı ve tüm İran petrol satış muafiyetlerini kaldırdı. Bu, İran’ın petrol
ihracatında keskin bir düşüşe neden oldu. İran’ın petrol ihracatındaki
düşüşünün bir sonucu olarak da Umman Denizi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerginlikler
arttı. ABD ile birlikte Basra Körfezi’nde ekonomik ve güvenlik çıkarlarına
sahip olan diğer ülkeler, bu hassas bölgedeki varlıklarını artırdı. Ancak bu
gerilimlerin ortasında, bazı ülkeler ABD ve İran arasında arabuluculuk yapmaya
çalıştılar. Fakat şimdiye kadar bu konuda somut bir başarı elde edemediler.
İran-ABD ilişkileri, tüm çabalara rağmen gergin olma özelliğini sürdürüyor.
Birçok gözlemci Tahran-Washington ilişkilerinin yeni yılının nasıl olacağı
sorusunun cevabını arıyor.


Giriş


ABD-İran ilişkileri son kırk yıldır birçok zorlukla karşılaştı.
Aslında, Pehlevî döneminde iyi müttefikler olan iki ülke, Humeyni Devrimi’nden
sora can düşmanı oldular. İki ülkenin ilişkilerini daha da geren faktör, dış
politikasında İran’a karşı düşmanlığı artırmaya yönelik hamleler yapmasıdır. Bu
nedenle İran-ABD ilişkilerinin geleceği ve önümüzdeki günlerde nelere gebe
olabileceği belirsizliğini korumaktadır. Alexander Went’in bakış açısını ve
“anarşinin üçlü kültürünü” göz önünde bulundurarak, bu bilinmezlik
senaryolarına dair tanımlayıcı-analitik yaklaşımla birkaç hipotez sunulabilir.
Bir hipotez, bazı stratejik ve bölgesel gereksinimler göz önüne alındığında iki
ülke arasındaki dostluk ilişkisinin gelişeceği yönündedir. Bir diğer hipotez,
Tahran’ın Washington ile uluslararası alanda, büyük güç oyunları kapsamında
rekabetin git gide artacağını öngörüyor. İran ve ABD arasında ideolojik temelli
çatışmanın gerçekleşeceğine dayanan üçüncü hipotez, iki ülke arasındaki
düşmanlığın artarak devam etmesini en olası senaryo olarak görüyor.
Tanımlayıcı-analitik araştırmanın bulguları, ABD-İran ilişkilerinin geleceğinin
rekabet ve düşmanlığın bir karışımı şeklinde gerçekleşeceğini işaret ediyor.
İki ülke arasındaki rekabet, birçok alanlarda gözlemlenebilir. İran’ın
Ortadoğu’da Amerika’ya yönelik sürdürdüğü rekabet daha da artabilir, en
nihayetinde Amerikan etkisini mümkün olan en düşük seviyeye sınırlamayı
hedefleyebilir. Aslında İran, ABD’nin bölgedeki varlığını bölgesel güvenlik
sisteminin temel bir yapıtaşı olarak değil, aksine bir güvenlik sorunu olarak
tanımlamıştır. İran; Irak ve Afganistan ile komşuluğu, Suriye ve Lübnan ile
sürdürdüğü yakın ilişkileri nedeniyle Ortadoğu ve Körfez Havzası denklemlerinde
etkili bir aktör olarak kabul edilir. Bu yüzden Washington, İran’ın bölgedeki
etkisini görmezden gelerek kendi bölgesel hedeflerine tam anlamıyla ulaşamaz.
Aynı zamanda iki ülke, dünyanın diğer bölgelerinde de rekabet halinde olmayı
sürdürüyor. İran, ABD’nin Afganistan ve Pakistan’da nüfuz kazanmasına karşı
çıkmaktadır.


Bununla birlikte, bölgesel bir güç olarak İran’ın, ABD ile rekabet
gücünün daha geniş bir kapsamda analiz edilmesi gerekmektedir. Bir yandan İran,
Rusya, Çin ve bazı bölgesel ve bölgeler arası aktörler ve gruplar; diğer yandan
ABD, ABD’nin müttefikleri ve bölgede işbirliği halinde olduğu muhalif gruplar
bu yarışmada aktif bir rol oynamaktadır. Suriye’de son birkaç yılda yaşanan
gelişmeler bu tezin en iyi tezahürü olmuştur.


Aynı zamanda iki ülke arasındaki düşmanlık, öngörülebilir bir
gelecekte de muhtemelen devam edecektir. ABD yönetimi İran’ı, müttefiki İsrail
ve kendi çıkarları için bir tehdit olarak görmektedir. Washington’ın İran
rejimini yıkma politikası bu tehdit algısının sonucudur. ABD’nin İran’a insan
hakları, terörizm ve silahlanma konularında artan yaptırımlar da büyük
olasılıkla devam edecektir. Ancak, büyük çaplı bir askeri saldırı/çatışma
olasılığı düşüktür. Öte yandan bir diğer senaryo da, iki ülke arasında bir
dostluk ve kolektif bir güvenlik sistemi kurma girişimine yöneliktir; fakat bu
senaryo şimdilik neredeyse imkânsız görünmektedir. Buna rağmen, İran ve ABD
arasında büyük bir anlaşma olasılığına yönelik bazı spekülasyonlar öne
sürülmektedir. Bugünden bakıldığında yakın gelecekte böyle bir senaryonun
meydana gelme olasılığı çok düşüktür. Aslında, iki ülkenin bölgesel
işbirliğinde birçok ortak çıkarı mevcuttur. Ancak yakın gelecekte ikili
işbirliğinin genişlemesine şahit olmamız mümkün görünmemektedir. Bölge ülkeleri
arasındaki ideolojik rekabetler ve sahadaki ihtilaf iki ülke arasında kolektif
bir güvenlik sisteminin ve geniş siyasi, ekonomik ve askeri işbirliğinin
kurulmasını mümkün kılmamaktadır.


Trump döneminde ABD-İran
ilişkileri


Donald Trump’ın göreve başladığı günden bu yana üç yıldan fazla
süre geçti. Gelinen nokta itibariyle, Washington’ın oldukça değişken ve
öngörülemez bir dış politika sergilediği gözlemlendi. ABD dış politikasının
“öngörülemez” bir karaktere bürünmesine sebep olan temel faktörlerin başında
Trump’ın yönetim tarzı gelmektedir. Öte yandan İran hükümeti de Trump döneminde
Amerika’ya karşı kendi gücünü ve cesaretini göstermeye yönelik hamleler yaptı.
Fakat İran’ın yürüttüğü bu dış politika sürecinde aşılmaması gereken birtakım
kırmızıçizgiler çok dikkatli bir şekilde çizildi. En belirgin kırmızıçizgi,
herhangi bir şekilde Amerikan kanının dökülmemesi idi. Böylece Amerika Birleşik
Devletleri Başkanı’nın İran’a karşı sert bir cevap verme ihtimalinin önüne
geçilmeye çalışıldı.


Son aylara kadar İranlı yetkililer, hazırlamış oldukları programa
bağlı kaldılar. Hürmüz Boğazı’nda Batı ülkelerinin sahip olduğu petrol
tankerleri İran tarafından durduruldu ve bir ABD İnsansız Hava Aracı (İHA)
vurularak düşürüldü. İran tarafından yapılan tüm bu hamlelerin altında yatan;
ABD iç kamuoyunda Trump’ı zor durumda bırakarak, hem siyasi rakiplerine hem de
dış politikadaki rakiplerine karşı güçsüz gözükmesine sebep olması hedefiydi.


İran’ın ABD’ye yönelik dış politika planı, başlangıçta Trump
yönetimi içinde birtakım anlaşmazlıklar çıkarmaktı. Çünkü İran, temel sorunun
yalnızca Trump’tan kaynaklanmadığını, daha ziyade kendisini yönlendiren
danışman çevresinden de kaynaklandığına inanıyor.


İran’ın hedefi, gelecek seçimde Biden veya Sanders’in kazanması
için Trump’ı zor duruma düşürmekti. Bu fikir bağlamında, Trump’ın iç kamuoyunda
destek kazanmasını sağlayabilecek toplu bir İran karşıtı tepkiden ziyade,
Trump’ı sarsarak sahip olduğu mevcut desteğini azaltmak İran’ın asıl planıydı.


2019 Eylül’de ABD İHA’sı düşürüldüğünde, ABD Ulusal Güvenlik
Danışmanı John Bolton ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Trump’a, İran’a
yanıt vermesine yönelik baskı yaptılar. Ama Trump, son dakikada kararından geri
dönüp, bir kez daha kırmızıçizgisinin Amerikalıların hayatı olduğunu ilân etti.


İran’ın dış politika planı bir süreliğine istenen şekliyle devam
etti, fakat bir noktadan sonra bu plan da yolundan saptı. Amerikan
vatandaşlarını öldürmek ve büyükelçiliğe saldırmak kırmızıçizgiydi ve Trump’ın
buna sert tepki vermekten başka seçeneği yoktu. Çünkü bu durumda sessiz kalmak
ona çok pahalıya mal olabilirdi. Sonuç olarak İran Devrim Muhafızları Komutanı
Kasım Süleymani, ABD’nin planlı bir operasyonu sonucunda öldürüldü. Daha sonra
kamuoyuna yansıyan bilgilerle birlikte, bu operasyonun planlanmasının yaklaşık
18 ay sürdüğünü ve bu operasyon sırasında Kudüs Gücü Komutanı’nın teknolojik
imkânlarla bu süre boyunca izlendiğini biliniyor.


Ancak Trump, Süleymani’nin ölümünden sonraki süreçte, İran’a
yönelik tavrında birtakım nedenlerle geçmişe göre daha iddialı ve cesur oldu.
Washington yönetimi en ağır yaptırımları uygulamasına ve ABD’nin terörizm
listesine çok sayıda kişi, kurum ve hatta şirket eklemesine rağmen; Trump’ın
bazı tweetlerinin ardından, önceki başkan Obama’nın imza atmış olduğu Kapsamlı Ortak
Eylem Planı’nı (KOEP) yürürlükten kaldırarak Trump’ın inisiyatifinde yeni
şartlar içeren bir anlaşma ortaya koydu. Oysa Trump bunu tarihi bir diplomatik
zafer ilan edip seçimlerde kullanmak istedi.


Ancak Süleymani’nin öldürülmesi ile tüm bu şüpheler ortadan
kayboldu. Süleymani öldürülmeden önce Trump’ın sarf ettiği sert sözler, ABD’nin
müzakereleriyle ilgilenmediğine işaret ediyordu. Süleymani suikastı ile
birlikte Trump’ın son Tweet’leri ve yorumları çok daha net bir şekilde
anlaşılmış oldu.


Öte yandan da İran’da sürekli devam eden protesto gösterileri,
Trump’ı İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik daha da sert bir tavır alması
konusunda cesaretlendirdi, seçimi kazanmak için bu konuyu iç kamuoyunda bir
başarı olarak sunması beklenmeli.


ABD’nin KOEP’ten çıkışı ve İran’a
karşı yaptırımlar


“Viyana Kapsamlı ve Nihai Anlaşması” olarak bilinen
“Kapsamlı Ortak Eylem Planı” veya “KOEP” kurumu”  P5+1
(ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) iradesinin sonucuydu. Ayrıca bu
plan, Güvenlik Konseyi 2231 Kararının desteği ile uluslararası hukuk bağlamında
bir boyut da kazanmıştı. Anlaşma, 14 Temmuz 2015 Salı günü İran, Avrupa Birliği
ve P5 + 1 arasında Viyana’da yapıldı. Bunu takiben, bazı Avrupa ülkeleri ve ABD
İran’a yönelik bazı nükleer yaptırımları kaldırıldı ve bazıları da askıya
alındı. Sonuç olarak, Total, Airbus ve Peugeot gibi çeşitli alanlarda faaliyet
gösteren bazı şirketlerin İran ile ekonomik işbirliğine girmesine izin verildi.


Ancak, yaklaşık 34 ay sonra 8 Mayıs 2018 Salı günü, ABD
Cumhurbaşkanı Donald Trump, ABD’nin anlaşmaya katılımını sona erdireceğini
açıkladı. Trump’ın anlaşmayı terk etme kararını açıklamasından saatler sonra,
ABD Hazine Bakanı Steven Munchin, gazetecilere İran’ın yaptırımlarının nasıl
eski haline getirileceğini açıkladı. Munchin, İran yaptırımlarının derhal
uygulanacağını duyurdu. Bu yaptırımların 90 ila 180 gün içinde gerçekleşeceği,
bu arada da “şirketler” ve “bankalar” kapsamında İran’la
ilgili ekonomik faaliyetlerin azaltılacağını açıkladı.


BM Antlaşması’nın çok sayıda maddesi göz önünde alındığında
ABD`nin bu eyleminin meşru olmadığı ve kuralları ihlal ettiği söylenebilir.
Ancak bu kuralların işlerliğinin zayıflaması ve bu şekillerde görmezden
gelinmesi; küresel manada uluslararası kurumların ve hukuksal normların
gerilemesine, bir diğer yandan da uluslararası politikada barış ve istikrarın
zayıflamasına sebep olacaktır. Başka bir deyişle, uluslararası arenaya düzen
getiren şey; sözleşmeyle ilgili normlar ve sürdürme taahhüdüdür. Bu temelde,
Washington’un yasadışı eylemleri; uluslararası hukuku ve özellikle BM
Antlaşması’nı baltalayabilir ve uluslararası barış, düzen ve güvenliğin
bozulmasına sebep olabilir.


Öte yandan, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği; ABD’nin davranışını
onaylamadığını belirtseler de; ABD’nin Güvenlik Konseyinin, 2231 sayılı
Kararını ihlal etmesine rağmen bu ülkelerin pratikte bir adım atmaması,
Washington’un bu eylemlerini kolaylaştıran bir faktör oldu.


Duygunun Jeopolitiği
ve Rehine Krizi


Rehine krizi, ABD-İran ilişkileri tarihindeki en önemli kilometre
taşlarından biri olmuştur. İstisnai olma duygusu üzerine kurulan Amerikan
stratejik kültürü, bu olayla birlikte ortaya çıkan aşağılanma duygusuyla
çelişir hâle gelmiştir. Amerikalı siyasi yetkililerin açıklamalarına ve pozisyonlarına
bakınca, ABD büyükelçiliğinin işgalinin hepsi tarafından ulusal bir aşağılanma
olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu anlayış Tahran’daki ABD Büyükelçiliği
personelinin en düşük siyasi-askeri düzeyden Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik
Danışmanı ve ABD Başkanı’na kadar uzanıyor. Amerikalılar tarafından böylesi bir
ulusal aşağılanma duygusunun yaşanmış olması, ABD’nin stratejik konumunu
istisnai olarak tanımlayan genel algı ile çelişir hâle gelmiştir.


Amerikalı askerlerin ve diplomatların ellerinin başları üstünde
olduğu görüntüsü, ABD’nin hafızasından kolayca silinmeyecektir. ABD’nin İran’a
yönelik dış politikasında, bu politikanın Cumhuriyetçiler veya Demokratlar
tarafından formüle edilip edilmediğine veya uygulanıp uygulanmadığına
bakılmaksızın bir çeşit misilleme araması bekleniyor. Bu düşüncenin, gelecekte
Amerikan dış politikası davranışında yer bulacağı da öngörülebilir. Amerika’nın
KOEP’ten çıkma tavrının altında yatan sebeplerden birisi de bu olabilir.
ABD’nin İran’a karşı uluslararası yaptırımlar uygulaması ve Trump’ın İran’a
hiçbir taviz vermeyecek kapsamlı müzakereleri dayatma ısrarı, Duygunun Jeopolitiği
açısından değerlendirilebilir.


Tabii ki, hükümetlerin uluslararası arenadaki politik tutum ve
davranışları tek bir değişken özelinde incelenemez. Bu bağlamda, devrimden
sonra ABD’nin İran’a karşı cezalandırıcı tedbirleri uygulamaya geçirmesinin
gerekçesi, başlı başına Duygunun Jeopolitiğinden ibaret değildir.


ABD üssüne füze saldırısı


İran İslam Cumhuriyeti’nin Eyn al-Esad askeri üssüne 8 Ocak
2020’de gerçekleştirdiği füze saldırısı, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana bölgede
yaşanan en önemli olaylardan biridir. 11 Eylül olayları veya Irak ve
Afganistan’ın işgali ile IŞİD’in oluşumu gibi olaylar da son derece önemlidir.
Fakat hepsi en nihayetinde Amerikan askeri gücüyle alakalı bir sonuçtur. Başka
bir deyişle, İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD’ye yönelik doğrudan bir cephe
açmasının önemi; Amerika’nın askeri, politik, ekonomik ve kültürel açılardan
büyük bir süper güç teşkil etmesinden kaynaklanmaktadır. Hiçbir ülke şimdiye
kadar ABD ile doğrudan askeri çatışmaya varacak bir politikaya cesaret edemedi
veya en azından yeterli kabiliyete sahipse de, savaştan kaçındı.


Bir diğer önemli nokta da, ABD başkanının İran’ın Orta Doğu ve
Orta Asya’daki eylemlerine ve askeri hamlelerine tepki olarak İran’ın 52 önemli
noktasına saldırı yapma tehdidine başvurdu. Ancak İran’ın Eyn el-Esad’a yaptığı
füze saldırısından sonra pratikte bu gerçekleşmedi. En nihayetinde de ABD
başkanı, ülkesinin askerî harekâta başvurmayacağını, sadece daha fazla yaptırım
uygulayacağını duyurdu; bu durum da şimdilik bu şekilde sona erdi.


İran füze saldırılarının ardından da ABD hükümeti, herhangi bir
şekilde bölgedeki güçlerinin zarar görmediğini, sadece tesislerin ve binaların
hasar gördüğünü ve ABD birliklerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı.
Ancak aynı vakitlerde basın toplantısı yapan Devrim Muhafızları Havacılık
Komutanı, ABD üslerine ve bölgedeki birliklere verilen zararın boyutlarını
duyurmaktaydı. Bundan birkaç gün sonra, ABD üssü medyaya açıldı ve üssün son
durum raporu da açıklanmış oldu. Öte yandan, ABD’nin askeri kayıplarına yönelik
haber, saldırının ayrıntıları hakkında yeni spekülasyonlar başlattı.


Donald Trump, İran’ın doğrudan ABD pozisyonlarına yönelik bir
saldırı başlatılmasını pek muhtemel görmemekteydi. Sonrasında ABD’nin İran’ın
52 önemli noktasına saldırabileceğini gündeme getirdi. ABD hükümeti, herhangi
bir misilleme eylemi olacaksa, bunun İran’ın müttefikleri tarafından
gerçekleştirileceğini ve İran’ın doğrudan ABD ile askeri bir çatışmaya
girmeyeceğini düşündü. Ancak İran’ın bölgedeki en büyük ABD üslerinden birine
doğrudan saldırması ve yirmiden fazla füze ateşlemesi tüm denklemleri bozdu.


İran’ın ABD kuvvetlerine saldırmasından sonra ABD’nin üç seçeneği
vardı:


  1. ABD başkanının daha önce de bahsettiği karşı saldırı
  2. Sessizlik, hareketsizlik ve olayı geçiştirme
  3. Saldırıyı küçümsemek ve İran’a karşı uluslararası bir baskı
    oluşturmak


ABD, yaygın bir şekilde propaganda yürütmesi ve olası İran
müdahalesine yönelik tehditlerde bulunmasına rağmen, üçüncü çözümü seçerek
sorunu daha az önemli hale getirdi. Buna bağlı olarak ABD kuvvetlerinden
herhangi bir kaybın bildirilmediğini ve askerlerin durumunun iyi olduğunu,
yalnızca bazı tesislerin zarar gördüğünü açıkladı.


Ancak ortaya çıkan soru, ABD’nin neden askeri olarak yanıt
vermediğiydi. Askeri bir süper güç olarak dünyanın birçok yerinde askeri üssü
olan ve şimdiye kadar hiçbir ülkenin doğrudan yüzleşmeye cesaret edemediği bir
ülke olarak bu yolu seçmesi ilginçti.


İran’ın on balistik füze ateşleyerek ABD’nin pozisyonlarına
saldırmasının amacı, ABD askeri gücüne zayiat verdirmekten ziyade, ABD’ye karşı
kendi askeri gücünü ve kararlılığını beyan etmekti.


Öte yandan, ABD’nin İran füzelerine karşı savunmasının zayıf
olduğunun ortaya çıkması, İsrail ve bölgedeki diğer ABD üslerine karşı olası
geniş çaplı bir eyleme dair korku oluşması, İran’ın saldırılarına yanıt vermeme
noktasında etkili olmuştur. Ancak kazanan taraf kartları her zaman sırayla
kullanmak isteyeceği için, hiçbir ülkenin savaş durumunda, hatta en kötü
koşullarda bile elinden gelen her şeyi bir anda yapmayacağı akıllardan
çıkarılmamalıdır. Herhalde İran, bu operasyonla, ABD’ye karşı gücünü
kanıtlamaya ve dünyadaki itibarını yükseltmeye çalıştı.


İran-ABD İlişkilerine Genel Bakış
ve Etkili Faktörler


Japon hükümeti, Orta Doğu’ya petrol taşımak için kullanılacak
yolların “güvenliğini sağlamaya” yönelik asker göndermeyi onayladı.
Helikopter taşıyan bir gemi ile birlikte 260 askeri personel, bir yıllık
istihbarat toplama görevi için Ocak ayı sonunda Umman Denizi ve Bab El-Mandib
Boğazı’na gönderildi. Japon basını Hasan Ruhani’nin Tokyo’ya yaptığı son
yolculukta Japonya’nın asker göndermesini kabul ettiğini söyledi. Bununla
birlikte, Japonya’nın Orta Doğu’da askeri üs kurması bir yana, aslında
Japonya’nın kısa vadede İran-ABD gerginliğini çözmeye yönelik büyük bir umudu
olmadığı görülmektedir. Çünkü Japonya, İran ve ABD arasında bir arabuluculuğa
soyunduğunda, Tahran ve Washington arasında diyalog yoluyla gerginliği azaltma olasılığının
ne kadar az olduğunu çok iyi bilmektedir.


İronik bir şekilde, Fransa’nın da, Japonya gibi İran ve ABD
arasında arabuluculuk yapacağına yönelik benzer değerlendirmeler ortaya
konuyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı o günlerde İran’ın Paris Büyükelçisini,
İran’daki Fransız vatandaşlarının gözaltına alınması meselesiyle ilgili olarak
çağırdı. Fransa, İran’la son temasların ardından Fransız mahkûmlar sorununu
gündeme getirdi. Ancak bu, İran’la ilişkileri kapsamında Fransızların birinci
önceliği değildi. Esasında Fransa, ABD-İran müzakerelerini sürdürmek için
arabuluculuk yapmayı amaçlamaktaydı. Bu nedenle mahkûmlar meselesinin olası
arabuluculuk rolü üzerinde olumsuz bir etki yaratmasından endişe edildi. Sonuç
olarak da Fransız arabuluculuğu gerçekleşmezken, İran’daki Fransız mahkûmlar
konusu yavaş yavaş daha çok ön plana çıktı. Japonlar gibi, Fransızların da ABD
ve İran arasında arabuluculuk yapma konusunda çok az umutları bulunmaktadır.


Yeni Gelişmeler Işığında İran-ABD
İlişkileri Perspektifi


Konulara ve gelişmelere bilimsel bir bakış açısıyla ele almak ve
altında yatan sebeplerin ne olduklarını düşünmek, doğru bir değerlendirme
yapmak için olmazsa olmazdır. İran’da tarih, geleceğin geride kalmasına neden
oldu. Diğer bir ifadeyle İran’ın genel algısında yer alan geçmişe takıntılı
olma durumu, İran’ın önündeki risk ve fırsatları görememesine sebep olmaktadır.
Fakat konulara ve süreçlere stratejik bir bakış açısıyla bakmak önemlidir.
Stratejik yaklaşım, bir konunun farklı yönlerinin uzun vadeli bir tutumla analiz
edilmesini gerektirir. İran`da İslam Devrimi’nden bu yana kırk bir yıl geçti.
Fakat bu sürecin sonuna gelindiğinde görüldü ki İran’ın ABD’ye yönelik dış
politikada herhangi bir değişim ve gelişim olmadı. Ancak unutulmaması gereken
bir diğer durum da İran ve ABD’nin hikâyesi tek taraflı bir mesele olmaması ve
buna karar verip uygulayanın ABD’den ibaret olmamasıdır. İran da bu denklemde
pasif değildir; bu süreç, etki ve tepki yoluyla gerçekleşmektedir. İran İslam
Cumhuriyeti’nin davranışı da ABD’nin kararlarında çok etkili olmaktadır. Bir
başka önemli nokta, koşulların modern öncesi, modern veya post modern olmadığı,
aksine küreselleşmeye doğru ilerlediğimizdir. Bu durum, zaten küreselleşme
aşamasında olan ABD ve İranlıların, şimdi küreselleşmenin tersine ilerledikleri
anlamına geliyor. Donald Trump küreselleşmeye karşı olduğunu iddia ediyor,
ancak böyle bir tutum ABD için mümkün değil. Amerikalı bir siyaset bilimci ve
araştırmacı olan Joseph Nye’ye göre, ABD başkanlarının tutumları küreselleşme
karşıtı olabilir, ancak bilimi teknoloji ve tarihin ilerleyişine karşı
gelinmesi mümkün değildir. İran ve ABD arasındaki ilişkiler bu bağlamda analiz
edilmeli ve egemenlik gibi birçok kavram gözden geçirilmelidir. Bazen ABD bile
iddia ettiği gibi ulusal egemenlik konusunu ele alamıyor. Aksine, bağımsızlık,
egemenlik ve diğer birçok kavram, değişen geleceğin beraberinde getirdiği bakış
açısıyla birlikte yeni bir biçime bürünüyor.


Dikkate alınması gereken başka bir konu, hem İran hem de ABD’nin
bir kimlik kriziyle karşı karşıya olduğudur. Soğuk Savaş sonrasında, Amerikan
dış politikasındaki kimlik krizi daha da fark edilir hâle gelmiştir. Öte yandan
İran, da 1979 devriminden sonra bu sorunla karşılaştı. İki taraf da bu ikilemle
karşı karşıya kaldığından dolayı, öncelikle iki taraf arasında dostluk ve
düşmanlık ilişkilerinin içeriği tanımlanmalıdır, ancak bu şekilde karşılıklı
ulusal çıkarlar tanımlanabilecektir. Diğer bir ifadeyle, koşullar aynı olmadığı
sürece, ulusal çıkarlar kolayca tanımlanamaz.


Kavram yanlış kullanılırsa, politik çıkarımlar da doğru
olmayacaktır. Bir zamanlar Amerikan duvarlarında “no black, no dog”[i] yazılırdı. Sonrasında ise siyahi bir adam
Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Esasında bu çok derin ve büyük
ölçekli bir değişime işaret etmektedir. Bununla birlikte bu değişim, Amerikan
toplumunun son derece akıcı ve değişken bir karakteri olduğunu da
göstermektedir. İran’da devrimci bir ivmeye muhafazakâr iktidar müsaade ederse
veya yeni bir anlayışa sahip iktidar İran yönetimine gelirse İran-ABD
ilişkilerinde de değişiklik olabilir.


ABD, farklı insanların başkanlık dönemleri sırasında dış
politikada bazı açılardan farklı hareket etti. Dolayısıyla, ABD başkanlarının
kırmızıçizgileri farklılık gösterebilir. Örneğin Obama dönemi iki taraf
ilişkilerini geliştirmek için en fazla fırsata sahip olan dönemdi.


KOEP’e kadar, Amerikan siyasi gruplarının İran konusundaki fikir
ayrılığı da mevcuttu; İran’ı düşmanca gören radikal kısım aşırılık yanlısı
kanattaydı ve politik tutumlarında düşmanlığı daha az merkeze alanlar dengeli
kanattaydı. Obama, KOEP anlaşmasının onayı için aşırıcılardan birinin imzasını
bile alamadı, bu yüzden Trump da Cumhuriyetçi çizgiyi takip etmeye devam etti.
Buna karşılık, o dönemde bu anlaşmaya yönelik itirazda bulunan Demokratlar
bile, aşırıcı hizbin bugünkü tutumu nedeniyle artık KOEP alanında ciddi bir
şekilde bir araya geliyorlar. Bu durum, Amerika’nın homojen bir topluma sahip
olmadığını, toplumun her kesiminin İran konusunda aynı düşüncede olmadığını
gösterir. Bu sebeple İran’ın davranışındaki herhangi bir değişim Amerikan
toplumunda fark yaratabilir. Bir diğer önemli nokta, ABD’nin son 40 yıldır İran
için stratejik bir varoluşsal tehdit olmadığıdır. Saddam stratejik bir
varoluşsal tehditti çünkü İran’ı yok etmek ve elinden geldiğince saldırmak
istemekteydi. Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı Türkiye’si de o sırada stratejik tehditler
olarak görülmekteydi. Fakat ABD örneğinde bunu söylemek zordur. Çünkü ABD’nin
bu varoluşsal tehdidi ne gerçekleştirme niyeti ne de kabiliyeti vardır. Bunun
yerine; Sovyetler Birliği, Saddam ve Taliban gibi varoluşsal tehditler İran’ın
dört bir yanından ortadan kaldırıldı. Önemli olan tehditlerin motivasyonları
değil, İran’ın çevresindeki tehditleri temizlemiş olmasıdır.


Öte yandan İran’ın tutumu da büyük önem taşımaktadır. Gelecekte
doğru kararı alabilmek için İran’ın rolünün iyi tanımlanması gerekmektedir.
Fakat şimdiye kadar bu rol iyi tanımlanmamıştır.


Sonuç Yerine


İran, ABD yerine ABD’nin müttefiklerini hedefleyebilir veya
Washington’u Irak’tan çıkışa zorlamak için başka yolları kullanarak baskı
yapabilir. Amerikalılara doğrudan saldırırsa, Trump sonunda doğrudan harekete
geçmek durumunda kalabilir. Bu durum da hızla bir savaşa evirilebilir. Hiç
şüphe yok ki Trump çok farklı bir kişiliğe sahip bir liderdir ve çoğu zaman da
çevresinden kaynaklanan yanlış tavsiyelerin etkisine tabidir. Bununla birlikte
Trump, en az deneyimli ulusal güvenlik ekiplerinden birine sahiptir. Şayet ABD
İran’la savaşacak olursa, uluslararası arenada çok fazla müttefiki de
olmayacaktır. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu bile ABD saldırısından sonra
yaşanabilecek olaylardan uzak durmaya çalışmıştır. Ancak şüphe yok ki ABD,
savaşı kazanacağına ve büyük ölçüde hasar almayacağına güvenseydi, bunu
yapmakta tereddüt etmez, ismini tarihe kaydetmek için bu yola başvurabilirdi.


İran Amerikalılara doğrudan saldırarak yanıt verirse, Trump buna
yanıt vermek için kendini kritik bir durumda bulur ve bu durum kuşkusuz
önlemeye çalıştığı daha geniş bir savaş tehlikesini beraberinde taşır. Oysa
İran’ı misilleme ile tehdit etmeye çalışırsa da, bunun başarılı olması muhtemel
görünmemektedir. Her şekilde, ABD ve İran arasındaki savaşın pek de olası
olmadığını söylemek gerekmektedir.


KAYNAKÇA


Wight, Thomas,
(Ocak 2020) Donald
Trump İran hakkında nasıl düşünüyor?
, Available at: Brookings


af.reuters.com,
(May 31, 2018)
U.S. withdrawal may halt nuclear nonproliferation work in Iran – diplomats
,
Available at: https://af.reuters.com/article/energyOilNews/idAFL5N1T17QN


Cnbc.com, (June
20, 2018) US sanctions mean no big oil company can risk doing business with
Iran, Total CEO says, Available at: https://www.cnbc.com/2018/06/20/no-big-oil-company-can-risk-doing-business-with-iran-total-ceo-says.html


independent.co.uk,
(May 22, 2018) BP
halts work on North Sea gas field due to reintroduction of US
,,
Available at: https://www.independent.co.uk/news/business/news/bp-north-sea-gas-trump-iran-nuclear-deal-latest-sanctions-a8362806.html


Grenell,
Richard(May 11, 2018) U.S.
wants Germany to halt trade with Iran
, Available
at: www.foxnews.com/world/2018/05/11/u-s-wants-germany-to-halt-trade-with-iran.html


Pompeo, Michael
(May 21, 2018) After the Deal: A New Iran Strategy, Available at:
https://www.heritage.org/defense/event/after-the-deal-new-iran-strategy


Total.com,
(2018/05/16) US withdrawal from the JCPOA: Total’s position related to the
South Pars 11 project in Iran, 
Available at: https://www.total.com/en/media/news/press-releases/us-withdrawal-jcpoa-totals-position-related-south-pars-11-project-iran


Reuters.com,
(June 28, 2018) Exclusive: India preparing for cut in oil imports from Iran –
sources
, Available at: https://www.reuters.com/article/us-india-iran-oil-exclusive/exclusive-india-preparing-for-cut-in-oil-imports-from-iran-sources-idUSKBN1JO18L


Reuters.com,)June
23, 2018(Pompeo
warns Iran on nuclear arms; hopes military force will never be needed
,
Available at: https://www.reuters.com/article/us-usa-iran-pompeo/pompeo-warns-iran-on-nuclear-arms-hopes-military-force-will-never-be-needed-idUSKBN1JJ0IN


Reuters.com, (May
10, 2018) Eni has recouped all outstanding Iran payments: CEO,
Available at: https://www.reuters.com/article/us-eni-iran/eni-has-recouped-all-outstanding-iran-payments-ceo-idUSKBN1IB2DY


Secretary
Statements & Remarks, (May 8, 2018) Statement by Secretary Steven T. Mnuchin on Iran Decision,
Available at: https://home.treasury.gov/news/press-releases/sm0382


Sheppard,
David(JUNE 7, 2018), S&P Global Platts lifts ban on Iranians at London even,
Available at: https://www.ft.com/content/fbdb68fa-698f-11e8-b6eb-4acfcfb08c11


sputniknews.com,
(May 28, 2018) India Not Bound to Abide by US Sanctions – Foreign Minister,
Available at: https://sputniknews.com/asia/201805281064880913-india-not-bound-us-sanctions/


FAQs-Treasury
Department (May 8, 2018) Frequently Asked Questions Regarding the Re-Imposition of
Sanctions Pursuant to the May 8, 2018 National Security Presidential Memorandum
Relating to the Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA)
, Available
at: https://www.treasury.gov/resource-center/sanctions/…/jcpoa_winddown_
faqs.pdf


Resoloution of 2231(2015) Available at:
http://www.un.org/en/ga/search/view_doc.asp? symbol=S/RES/2231
 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet