Dr. Tevfik FEVZİ : ABD’NİN ORTA ASYA’DA VE AFGANİSTAN SİYASETİNDEKİ YENİ STRATEJİSİ
8 Mart 2021
Son günlerde Afganistan siyasi çatışmalardan ve terör eylemlerinden dolayı çok zor günler geçiriyor. Bu gelişmelere stratejik açıdan baktığımızda geleceği belli olmayan bir kaos işleyişi ile karşılaşıyoruz.
Bu çerçevede görünen diplomasi uygulamaları ve siyasi manevralar incelendiğinde tüm gelişmeler objektif bir şekilde ele alınmalıdır.
Doğru bir adım ile ilerleyebilmek için önce kendimize sormamız gereken sorular ile yol almamız gerekiyor. Bunların en başında da Orta Asya da dengelerin değişimine neden olan Taliban örgütü nasıl meydana geldi ve bu güne kadar hangi koşulların gerçekleşmesi ile varlığını sürdürdü ve sürdürüyor?
Taliban çok büyük ve uluslararası bir konsorsiyum çerçevesinde ABD, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ortak projesi olarak ortaya çıktı. ABD için yasadışı bu örgütün kurulmasındaki misyonu hedef gözeten ve çıkar güden eylemsel refleksler sergilemek ve İslamofobi çalışmalarını artırmaktı.
Soğuk savaş döneminde mücahidin örgütünün Sovyetler birliğine karşı çok büyük başarıya ulaşması ardından bölgede kontrol mekanizması kendilerinde olan yeni bir örgüt olarak Taliban tasarlandı. Ana hedef Taliban aracılığı ile Afganistan’ın askeri, siyasi, ekonomi ve sosyal olarak yaralanması ve güç kaybederek bölgedeki stratejik ağırlığını yitirmesi hedeflendi.
ABD Taliban için eğitim, tatbikat ve konaklama olarak Pakistan’ da yerleşke edinirken eylemsel olarak Afganistan’ da gerçekleştirdiği terör olayları ile büyük ölçüde coğrafyanın suhuletini yaraladı.
Burada gerçekleştirilen eylemler ile Orta Asya’ da Çin ve Rusya’nın gücünü azaltırken batıya İslam’ı kötü göstermek için de sosyo- psikolojik bir politika sergiledi.
Pakistan Afganistan’ in hâkimiyetinin dağılmasını hedeflemek için girmiş olduğu Taliban konsorsiyumunda kendine münhasır özel hedefler de gözetmekten geri kalmadı. ABD Taliban örgütü aracılığı ile Çin ve Rusya’ nin gücünü kırmak için Pakistan ile işbirliği yaparken Pakistan’ da bölgede özellikle Afganistan’a karşı galip gelmeyi arzu ederek sürece katkı sundu.
ABD ile işbirliği içerisinde başlayan süreç zamanla Pakistan tarafından Çin ve Rusya ile de diplomasi aracılığı ile gerçekleşen görüşmeler ile çift taraflı hedef gütme politikasına dönüştü.
Bu gelişmeler ardından ABD için iki seçenek ortaya çıktı. Birinci seçenek Pakistan’ı maddi olarak destekleyerek imtiyaz verip Afganistan üzerinden Çin ve Rusya’ya terör korkusu vermek. İkinci seçenek olarak ABD Pakistan içerisinde etnik yapılar arasında çıkarılacak kargaşa ile yıpranan Pakistan aracılığıyla zorunlu olarak yalnızca kendi hedefleri doğrultusunda hareket etmesi oldu.
Pakistan gerçekleştirdiği doğru stratejiler ile hem ABD ile ilişkilerini yara almadan yürüttü hem de Çin ve Rusya ile temaslarını güçlendirerek bölgedeki gücünü artırdı.
Taliban konsorsiyumun ortaklarından olan Suudi Arabistan ABD’ in de eskiden gelen stratejik ortaklığı ile tezahür eden örgütsel eylemlere din motifi ve ideolojik olarak itibar kazandırarak büyük ölçüde katkı sundu.
Suudi Arabistan’ in Taliban konsorsiyumunda asıl hedefi selefi grupları ABD tarafından Pakistan’ da kurulan örgüt hücrelerinde yerleşke sağlayıp İran başta olmak üzere kendi bölgesindeki hedef ülkelerde çıkarları doğrultusunda paralı asker gibi kullanmayı amaçlıyordu. Buna rağmen Yemen’deki Husi’lere ve diğer rakip ülkelere karşı bir başarı elde edemedi. Bu süreç içerisinde Suudi Arabistan Taliban konsorsiyumundan bir başarı elde edemediğini görünce İsrail ile diplomasi yöntemi ile ikili ilişkileri güçlendirme yoluna girdi. Suudi Arabistan için bu işleyiş olumsuz bir gelişme oldu.
Şuan sürece baktığımızda Suudi Şeyhlerinin verdiği fetvaların bir hükmü kalmadığını görüyoruz.
Pakistan artık ABD’nin bölgesinde uyguladığı politikalardan kaçınmaya başlaması ile Orta Asya’ da güç savaşlarının dozunu artırdı. Artık Taliban örgütü üzerinde kurulan ortaklığın bir etkisi kalmadı.
Bu yüzden dağılma süreci örgütün iç dinamiklerinde hız kazanmasına vesile oldu. ABD’ in bu zorlu süreçte yeni bir politika hazırlamaktan başka bir seçeneği yoktu. Hala Pakistan ABD’ den imtiyaz almak için çalışırken bölgedeki gelişmelerdeki gücünü artırmaya da devem etmektedir.
Öte yandan Suudi Arabistan ABD politikalarını desteklemek için fetva ve dinsel ideoloji hamleleri ile katkı sunamaz duruma geldi.
ABD artık eski güçlü ve zengin 2001 ABD’ si değil. Bu eski politikalar onlar için çok büyük ekonomik külfet haline geldi. Bu süreçte Taliban’ı destekleyen ülkeler durumu kontrol edemez hale geldi. Bu gelişmeler ardından krizi yönetmek ve bölgedeki güçlerinin devam etmesi için Afganistan ve Taliban örgütü arasında hedeflenen barış süreci ile yeni bir mecraya taşımak istediler. Böyle bir hedefin de başarılı olması imkânsızdı.
Oluşan bu kriz sürecinden Taliban örgütü de kendi hâkimiyetini kontrol altına alarak kuruluşuna öncülük eden ülkelere boyun eğmemeyi hedefliyor. Sorunların çözülmesi ve çatışmaların durarak daha demokratik bir denge düzeninin kurulması için Birleşmiş Milletlerin ve dünya kamuoyunun konuya daha hassas bir şekilde yaklaşarak sürecin suhuleti için doğru stratejilere yönelmesi gerekiyor.
Artık yeni dünya düzeninin merkezi Asya ve Orta Asya olduğu hakikati gün yüzüne çıktı. ABD karşısında güçlü bir
Çin ve Rusya var. Bölgede her iki taraf ile diplomasi yolu ile işbirliğine giden ve çatışmaları hızlandıran devletlerin önüne geçilmesi ve barışın sağlanması için Birleşmiş Milletler nezdinde bir sürecin başlatılması için harekete geçmek lazım. Bu hareketi Birleşmiş Milletler üyesi olan, Asya ve Orta Asya ile tarih ve medeniyet açısından kök bağı bulunan Türkiye’nin üslenmesi en doğru adım olur.
Tarih boyunca Türklerin olduğu yerde kavga yerine barış, çatışma yerine istikrar, nefret yerine güven, zulüm yerine adalet her zaman ön planda olmuştur.
Bugün en güçlü çözüm politikası olarak Orta Asya ve Afganistan’ın geleceği için Türkiye güçlü bir diplomasi yöntemi eşliğinde adım atmalıdır. ABD, Çin, Rusya ve bölgedeki diğer ülkeler ile doğru bir strateji eşliğinde hareket ederek bölgedeki istikrarın düzelmesi ve İslamofobi faaliyetlerinin engellenmesini sağlayacak güce sahiptir.
Dr. Tevfik FEVZİ