Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Dr. Ferzane Devletabadi : 19.
Yüzyıl Osmanlı – İran Yakınlaşması ve Basın


KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/19-yuzyil-osmanli-iran-yakinlasmasi-ve-basin.html


18. yüzyılda
Batı’da başlayan “Hıristiyanlık dünyası” veya “Hıristiyanlık birliği” gibi
terimler daha sonra yerini “uygarlık” kavramına vermiştir. “Civilazation”[1] terimi, 18. yüzyılın ortalarındanönce,
Fransa’da az sonra da İngiltere’de kullanılmaya başlar. Avrupa’da Batı
uygarlığının başlanması Napolyon savaşlarından sonra buhar gücünün ortaya
çıkmasıyla başlamıştır. Buhar gücünün keşfi, dünyayı Müslüman-Hıristiyan veya
Batı-Doğu karşılaştırılması ve üstünlük gösterisi haline getirir. Hatta bu
karşılaştırma “medeniyet” anlamı olan “civilization” terimi karşılığı olarak
kullanılır.[2]


18. yüzyılda Batı
uygarlığını gören veya varlığını uzaktan öğrenenler, Batı’nın bu uygarlığını
mükemmel ve ideal bir uygarlık olarak biliyor ve Doğu’nun geri kalmışlığı
karşısında “terakki” kavramını kullanıyorlardı. Bu dönemde, Batı’nın Doğu
hakkında verdiği “Müslümanlar veya Doğulular medenileşemezler, değişemezler ve
ilerleyemezler” hükmü dünyayı ikiye ayırıyordu.


Avrupa’yı
görenler, Batı ve Doğu arasındaki temel farkları görmeye başlamışlarken, aydınlar,
Batılıların, Doğulular hakkındaki kanısının zıddına yani Batı’nın “Doğu
ilerleyemez” hükmüne karşıt  “Doğu ilerleyebilir, ilerlemelidir,
ilerlemezse yaşayamaz” düşüncesini yaymaya başlamışlardır.


Bahsedilen
hükümle birlikte İttihad-ı İslâm fikri, Batı’daki Panislavizm ve Pancermanzm
kavramlarından ilham alarak kullanılmaya başlar. “Pan hareketleri” birbirlerine
dil, ırk, kültür, bazen de coğrafî yakınlık gibi bağlarla, bağlı grupların
dayanışmasını kuvvetlendirmeyi amaçlayan siyasî ve kültürel hareketler olarak
tanımlanmıştır. 19. yüzyıla kadar “Pan hareketleri”, bir milletin siyasî,
ekonomik ve üstünlük ilkesi üzerine bina edilmiştir. Uygulamada ise, din,
milliyet ve kıta birliği özellikleri bilhassa belirgindi. Dünyadaki “Pan
hareketlerine” gelince, Pan-Germanizm, askerî gücünü, Avusturya ve Fransa gibi
iki büyük devleti, yenerek gösteren Prusya etrafında teşekkül etmiştir. Birliğe
dahil edilenler, Alman ırkındandı. Aynı dili konuşuyorlardı ve aynı coğrafî
bölgede yaşıyorlardı.


“Pan-Slavizm”,
Slav ırkından olanları birleştirmek bahanesi ile Rusya’nın Balkanları ele
geçirme politikasının aracı olmuştu. Birliğe dahil edileceği düşünülen
insanlar, aynı ırkın mensubu, aynı dilin farklı diyalektikleri ile konuşan
halklar idiler. “Pan-Slavizm”, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Rusya’nın galip
gelmesi üzerine en üst seviyeye ulaşmıştı.


Diğer bir örnek
ise, İtalya’dır. Aynı coğrafyada yaşayan, dini, dili bir olan insanların bir
araya getirilmesiyle oluşmuştur. İtalya’nın birliğinde asıl problem, bazı
kısımların Avusturya idaresinde olmasıydı[3]


 “Panislâmizm”
üzerinde yazan müsteşriklerin çoğu, bu kavramın kullanım tarihi olarak
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasını verirler. İkisi de sahasının önde gelen
uzmanlarından olan Hollandalı oryantalist, Hurgronje ve Alman İslâm uzmanı
Becker’e göre Panislâmizm fikrinin doğuş tarihi 1878 Berlin Kongresi’nden
sonrasıdır. Brown’a göre, kavram Times’ın Viyana muhabiri tarafından
uydurulmuştur. XIX. yy. sonunda Panislâmizm’le ilgili literatürün bir icmalini
yapan Lee, kavramın en erken kullanışını Fransız Van Werner’in 1877’de
yayımlanmış, 1876 Haziran’ından önce yazılmış Türkiche Skizzen isimli kitabında
bulunur.


Bu kavram,
Türkiye’de ilk defa Namık Kemal tarafından, “Hürriyet” gazetesinde, 10 Mayıs
1869 tarihli sayısında kullanılır. Ardından yeni Osmanlıların diğer yayın
organlarında özellikle “Basiret” gazetesinde tartışılmıştır.[4]


İran’da yenileşme
hareketlerinin başlangıcı, Hindistan, Pakistan, Mısır, Lübnan, Suriye ve
Türkiye gibi Müslüman ülkelerle eş zamanlı olmuştur; fakat, dinî anlayış ve
idarî ıslahatta diğerlerinden geride olduğu için, İttihad-ı İslâm fikri de
diğer İslâm ülkelerinden daha geç olmuştur. İttihad-ı İslâm çağrısında bulunan
İranlı Cemaleddin Afganî ise, her ne kadar İranlı olduğu ispat olunsa da,
faaliyetleri İran’da başlamamıştır.[5]


Türkiye ve İran
yakınlaşması ve her iki devlet arasında canlanan ilişkiler, bu dönemin
ihtiyaçlarından kaynaklanıyordu. Mezhep farklılığı, önceki yıllarda, bu iki
komşu ülke arasındaki münasebetleri olumsuz etkilemişti; fakat,19.yüzyılın
ikinci yarısından itibaren her iki ülkenin de söz konusu dış tehditlere maruz
kalması, mezhep farklılığı meselesini gündeme getirip, bu sorunun giderilmesi
ihtiyacını yaratmıştı. Konu itibariyle zamanında, itihad-i İslâm düşüncesinin,
başarılı veya başarısız olması konusunu bir kenara bırakarak, bu düşüncenin iki
yakın komşu ve Müslüman ülkenin yetkililerini ve aydınlarını bir araya
getirmesi ve etkilemesi; ve bunun kültür ve medeniyete yansımasıdır. Çünkü bu
gibi fikir faaliyetleri her iki ülkede çıkan gazete ve dergilerde uzun süre
gündeme gelerek edebiyat ve kültür konusu olmuştur.


1875’te
İstanbul’da çıkan ve tek Farsça gazete olan Ahter gazetesi, İran ve Türkiye
arasındaki münasebetleri şu cümlelerle ifade etmiştir:


“Amacımız, İslâm
milletleri ve kavimleri arasında dostluk bağlarını güçlendirmektir. Bugün ise,
İslâm devletleri ve hükûmetleri arasında Osmanlı ve İran devletinden başka
büyük devlet olmadığı için, ilk şart bu iki devlet arasında ittihat ve birliği
sağlamak olacaktır.”[6]


Batı ülkelerinin bir
sömürgesi olma tehlikesi, İslâm toplumlarının 18.ve 19. Yüzyıllarda karşılaştığı
en büyük problemlerinden biriydi. Rusya, Osmanlı’dan Karadeniz civarını ele geçirmeye
başlamış; Fransa, Cezayir’e uzanmış; İngiltere ise Hindistan’a siyasî hakimiyetini
kurmuştu. Hollanda, Asya’nın güneydoğusunda yayılmaya başlamış; Rusya, doğuda
1850’li yılların başında Orta Asya’ya yönelmişti. Rusya, Kırım savaşı ile tasarılarına
bir süre ara verdikten sonra Ortadoğu ve Avrupa’ya giden yolların kapandığını görerek,
bütün enerjisini tekrar Orta Asya’ya çevirmişti. 1859 ve 1860’da Kafkasya’da Şeyh
Şamil’in direnişini kırdıktan sonra Orta Asya’da Çimkent’i işgal etmişti.


Bu yüzden, Ahter gazetesinin
de asıl yayınlanma sebebi “ittihad-ı İslâm” düşüncesidir. İttihad-ı İslâm çağrısını,
Ahter gazetesinin tüm yazılarında görmek mümkündür.


Bu dönemde, İran
ve Türkiye devletleri İslam Birliği fikrini gerçekleştirmek amacıyla İki ülke arasında
sefirler ve elçiler tayin ederler.  Sefirliklerinin faaliyetleri ve devamlı
dostça mektuplaşmaları bu yakınlaşmanın belirtilerindendir.


Bu yaklaşımları,
Ahter gazetesinin hemen her sayısında görebiliriz. Gerek Nasıreddin Şah,
gerekse II. Abdülhamit Han, birbirlerine olan iyi dileklerini ifade etmek için hiçbir
fırsatı kaçırmazlar. Ahter bu yıllarda, İran ve Türkiye devletlerinin samimî bir
ilişki sürdürdüklerini, çeşitli yazılarla belirtir. Örneğin Ahter gazetesinin
(13 Juan 1877 / 1 C. Ahir 1294; Yıl: 3, S: 37, s. 257) tarihli ve “Arz-iAgahî
Be Ahbar nevisan-i Hindistan” [Hindistan Gazetelerinin Bilgisine] başlıklı yazısından
da görebiliriz:


“… ve bizim, bu gazeteyi
yayımlamaktan amacımız, yalnız Şark milletlerinin ilişki çerçevelerini genişletmek,
insanlığa ve İslâmiyete hizmet etmektir.”[7]


Türkiye,
özellikle İstanbul, eski zamanlardan beri Azerbaycan ve İranlıların tercih
ettiği ve bildiği bir mekan olmuştur. Böylece, Ahter, bir grup İran Türkü
tarafından 1876’da İstanbul’da yayımlanmaya başlar ve 20 yıl boyunca basın dünyasında
parlar ve birçok gelişmeye ışık saçar. Ahter gazetesinin sayesinde İran basını,
dar ve sınırlı gazetecilik anlayışından uzaklaştırıp, halka açılan bir siyasî
gazetecilik çizgisinde ilerler.


İranlı aydınlar
İstanbul’da Türk aydınlarıyla bir araya gelerek Türkiye-İran fikir ve kültür
ilişkilerini hayata geçirmiş Türk yenileşme hareketlerini İran’a taşımakta bir
köprü rolü oynamışlardır. Fecr-i Ati veya Servet-i Fünun topluluklarından
bahsederken, bu aydın kitlelerle aynı dönemi soluyan İranlı aydınlar Ahter
gazetesi etrafında toplanıp bir “yıldız” olma çabasına girmişlerdir.  Bu
konu Ahter gazetesini bir gazete olmaktan çıkarıp onu sosyal, siyasi ve
kültürel bir merkeze dönüştürmüştür.


Kaynakça


  • Cemşid Behnam,
    İraniyan ve Endişe-i Teceddüd, Neşr ve Pejuheş-i Ferzan, Tahran, 1996.
  • Cezmi Erarslan,
    II. Abdülhamid ve İslâm Birliği, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1992.
  • Hüseyin Mahbubî
    Erdekanî, Tarih-i Müessesâti Temeddüni-i Cedid Der İran, İntişarat-i
    Danişgah-i Tahran, Tahran, 1997.
  • Maksut Ferasethah,
    Serağaz-i Nevendişi-i Muasır Din ve Gayr-ı Dinî, Enteşar Yayınevi, Tahran,
    1998.
  • Mümtaz’er Türköne,
    Siyasî İdeoloji Olarak İslâmcılığın Doğuşu, İletişim Yayınları, İstanbul,
    1991.
  • Niyazi
    Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, Kaynak Yayınları,
    İstanbul, 2002.
  • [1] Bu terim, Fransa’da 1766’da ve
    İngiltere’de 1722’de lügatlere girmiş bulunuyor.
  • [2] Niyazi Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve
    Toplumsal Devrimler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2002, s. 31.
  • [3]Cezmi Erarslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği,
    Ötüken Yayınları, İstanbul, 1992, s. 23-25.
  • [4]Mümtaz’er Türköne, İslâm Ansiklopedisi,
    “İslâmcılık Maddesi”, Diyanet Vakfı Yayınları, C. 23, s. 470, İslâmcılığın
    Doğuşu, s. 204.
  • [5]Maksut Ferasethah, Serağaz-i Nevendişi-i Muasır
    Din ve Gayr-ı Dinî, Enteşar Yayınevi, Tahran, 1998, s. 424.
  • [6]«چون مقصود تحصیل تمام ارتباط در میان
    ملل و طوایف اسلام است و امروز بزرگتر دولتی در میان دولتها و حکومتهای اسلام
    جز دولت علیه عثمانیه و دولت علیه ایران نیست و اتحاد و یگانگی این دو دولت
    اولین شرط حصول مقصود است.»

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış