Dora Mengüç : İdlib’in
gölgesinde Ankara-Moskova ilişkileri


İç çatışmaların
eksik olmadığı Suriye’nin İdlib kenti kimilerine göre bölgenin yeni Gazze’si.
Esad muhaliflerinin toplandığı yer, rejim ve destekçilerinin yoğun saldırıları
nedeniyle son 1 haftada daha da zorda.


151 bin sivil
Türkiye sınırı yakınlarına sığınmış durumda.


Son üç ayda yarım
milyondan fazla insan yerinden edildi.


Türkiye’ye yönelik
göç dalgası tehdidi herkesin malumu.


Bir süredir
İdlib’e operasyon hazırlığında bulunan Suriye ordusu, geçen hafta adımlarını
hızlandırmıştı.


Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya
olduğunu, buna artık tahammülünün olmadığını söylemişti.


Son olarak
bölgede Esad’a bağlı birliklerin düzenlediği saldırı sonrası Milli Savunma
Bakanlığı 5’i asker 1’i sivil personel 6 şehit olduğu açıklaması yaptı.


Rus Savunma
Bakanlığı ise Ankara’nın Moskova’ya haber vermeden İdlib’e asker sevk ettiğini,
Türk askerlerinin bu nedenle ateş altında kaldığını söylüyor.


Bakanlık,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin misliyle karşılık verdiği yönündeki
sözleri sonrası “Türk hava kuvvetleri rejime hava saldırısıyla karşılık vermedi”
açıklaması yapıyor.


Yaşananlar Rus
medyasının bir kısmında böyle yankılanıyor.


Rus basınından
Azer Mürseliyev ise Türkiye-Rusya ilişkilerini İdlib ile sınırlı görmediğini,
iki başkent arasında gerilimin tırmanacağına inanmadığını söylüyor.


Londra merkezli
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Türkiye’nin top atışları nederiyle ölen
Suriyeli asker sayısını 13 olarak duyuruyor.


Açıklamada bu
askerlerin sadece İdlib’de değil, Hama ve Lazkiye’de hayatını kaybettiği not
ediliyor.


Esad kafasına
göre iş yapmıyor”


Suriye hükümetine karşı mücadele eden silahlı grupların elindeki tek büyük yer
olarak tarif edilebilecek İdlib’de Türk ve Suriye ordusu arasındaki çatışma ile
ilgili ortak kanı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın tek başına adım
atamayacağı yönünde.


Türkiye Ekonomi
Politikaları Araştırma Vakfı’ndan (TEPAV) Dr. Nihat Ali Özcan da bu görüşü
paylaşanlardan.


Ortadoğu ve
güvenlik politikaları konusunda çalışmalar yürüten Özcan, “Esad bu işi kendi
kafasından yapmıyor” diyor.


Üstelik ona göre
işin içinde Rusya ile birlikte İran da var:


Bunun hem
planlanması hem icrasında Rusların ve elbette İran’ın büyük katkısı var. Bütün
bunlar sadece İdlib için değil, Suriye’nin genelindeki politikanın organik bir
parçası Esad’ın yaptığı. Mevzu sadece Esad ile alakalı.


Türk askeri
birliklerine yönelik son saldırıların ardından 2019 ağustos ayında yaşananları
anımsatanlar da var.


Altı ay önce Han
Şeyhun kentindeki kontrolü Suriye ordusuna geçmesi ve Türk askeri konvoyunun
Rus ve Suriye savaş uçaklarınca bombalanmasını öncü bir mesaj olarak
niteleyenler de bulunuyor.


Bundan birkaç ay
önce Han Şeyhun’da yaşanan gelişmeleri Rai al Youm’daki köşesine taşıyan
Filistinli gazeteci Abdulbari Atwan gibi.


Atwan o dönem
yaptığı değerlendirmede “Han Şeyhun’a yapılan saldırı ve kentin geri alınması,
Soçi Anlaşmalarının çöküşü ve İdlib ve kırsalında bulunan ondan fazla Türk
askeri gözlem merkezinin rolünün sona erdiği anlamına gelir” tespiti yapıp “Han
Şeyhun’un geri alınmasından sonra sıra İdlib’de mi?” diye sormuştu.


“Rusya kendini çekmiş pozisyonda

Peki son gelişmeler dikkate alındığında Ankara-Moskova ilişkileri ne olur?


İstanbul Kültür
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, Türkiye ile Rusya’nın kapsamlı
ilişkilerinin İdlib’deki gerginlik üzerinden bozulmasını uzak bir ihtimal
olarak görüyor.


Bununla birlikte
Rusya’nın son olayda kendini çekmiş gibi bir tutum takındığını söylüyor.


Bir yandan da TSK
birliklerine dönük saldırı sonrası “Türkiye’nin cevap vermesine izin verilmiş”
tespitini not düşerek:


Görünüyor ki,
Türkiye’nin cevap vermesine izin verilmiş. Türkiye’nin bombalaması sonucu 13-14
ölü var. Suriye ordusundan ‘kazara’ bombalandı, o da ona yanıt verdi gibi bir
durum söz konusu. Rusya burada yok, sanki Türkiye ile Suriye arasında olumsuz
bir durum çıkmış gibi bir hava esiyor. Rusya kendini çekmiş bulunuyor. Türk
tankları ilerlerken vurulmuş. Fakat Türkiye bunu devam ettirmeye kararlı gibi
görünüyor. 18 aylık bir zaman verilmişti, bölgedeki HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam)
unsurlarının temizlenmesi ile ilgili. 18 ay beklediler. Ama Türkiye bunu
çözebilmiş değil ya da çözmek istemiyor.


Köni, 2018’in
eylülünde imzalanan Soçi mutabakatının belli bir süre bekledikten sonra son
operasyon ile birlikte Suriye ordusu tarafından ihlale uğradığını ifade ediyor.


Gazeteci Azer
Mürseliyev’e göre Suriye meselesi son iki aydır Rusya’nın gündeminde bile
değil.


Dahası, Türkiye
birliklerine yönelik son saldırıyı gerçekleştirenlerin paralı askerler olduğunu
öne sürüyor.


Mürseliyev,
Rusya-Türkiye arasındaki ilişkilerin sadece İdlib’e indirgenemeyeceğinin altını
çiziyor:


Biliyorsunuz
paralı asker konusunu Libya’daki gelişmeler çerçevesinde değerlendiren Devlet
Başkanı Vladimir Putin, paralı askerler konusunu devleti kesinlikle
bağlamadığına vurgu yapmıştı. Rusya’nın bölgedeki ana hedefi Halep yolunu
Şam’ın kontrolüne geçmesi ve Hmeymim üssünün güvende bulunmasıdır. Çünkü
devletin askeri güçleri Hmeymim’in yanı sıra danışman düzeyinde Suriye’de
mevcuttur. Perde arkasında iki ülke haliyle buluşuyordu ve herbirinin kendine
göre istekleri vardır. Şimdiki saldırı Türkiye’nin orayı terk etmesinin
hızlandırma amacı taşımaktadır. Perde arkasındaki görüşmelerde Rusya
istediklerinin bir kısmını almak için bu saldırıyı kullanacaktır. Fakat
Rusya-Türkiye ilişkilerinin sadece İdlib konusundan ibaret olmadığını unutmamak
gerekiyor. İki ülke arasındaki ilişkilerde başta doğalgaz olmakla füze
satışıyla somut işbirlikleri ve yürüyen projeler bulunuyor. Gerilimin
tırmanacağını düşünmemek lazım. Perde arkasındaki görüşmelerde Rusya’nın neler
almak istediğine ve isteyeceğine bakmak lazım.


“Rusya’nın tutumu değişti

Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Derneği (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen de Hasan
Köni gibi Soçi’de imzalanan o mutabakata vurgu yapıyor.


Ülgen, Esar
rejiminin operasyonlarının baskısını geçmişte Rusya’nın durdurduğunu, son
kertede ise bu tutumununun değiştiğine işaret ediyor:


Türkiye-Rusya
arasındaki ilk anlaşma eylül 2018 tarihli. O anlaşmada Türkiye İdlib’de bir
takım yükümlülükler üstlenmişti. Bu yükümlüleklerin yerine getirilmesi için de
bir zaman tespit edilmişti. Şimdi o günden bu yana sahadaki gelişmeler
Türkiye’nin üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmesini açıkçası
engelledi. Çünkü Türkiye o anlaşma ile bölgedeki radikal unsurların bölgede
silahsızlandırılması ve bazı sahaların bu unsurlardan arındırılması yönünde bir
yükümlülük üstlenmişti. O zamandan bu yana Rusya ile yürütülen diyalog
sayesinde aslında bu hedefler her ne kadar yerine gelmemiş olsa da diyaloğun
sürdürülmesine Ankara-Moskova arasında gayret gösterilmişti. Fakat gelinen
noktada Moskova’nın artık Ankara’ya daha fazla bir mühlet tanımama eğiliminde
olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Rusya desteği ile rejim güçlerinin İdlib’deki
harekatlarına bölgenin güneyinden baskıyı arttırdıklarına müşahade ediyoruz.
Burada değişen temel husus Rusya’nın tutumu oldu. Bugüne dek rejimin
operasyonlarının baskısını durduran Moskova’ydı. Anlaşılan Moskova bu konuda
bir tutum değişikliğine gitti. Nihayetinde Rusya’nın hedefi söz konusu bölgenin
rejim kontrolüne geçmesi. Türkiye de aslında bunu engellemeye çalışmıyor ama
bunu daha zamana yaymaya çabalıyordu. Buradaki amaç da bölgedeki
istikrarsızlığın Türkiye sınırına doğru bir mülteci dalgasını doğurmamasıydı.


Maksim Yusin:
İdlib sorunu çözümsüz kalmamalı

Ortadoğu, Kafkasya ve terör uzmanı Gazeteci Maksim Yusin’e göre sorun on altı
aydan bu yana iki ülke arasındaki anlaşmazlığın ana noktasını oluşturuyor.


Eylül 2018’den
beri Rusya’nın bölgedeki terör gruplarından rahatsızlığını ifade ettiğini
anımsatan Yusin şu tespiti yapıyor:


Oradaki
anlaşmazlık şu anda çok iyi dönemini yaşadığımız Rus-Türk ilişkilerini olumsuz
etkiliyor demeyeyim ama anlaşmazlık olduğu kesin. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert
konuşmasının ilişkilerde ciddi sorun yaratacağına inamıyorum. Aslında buradaki
durum çok somut; Rusya, Türkiye’den önemli bir kısmı Çeçen kökenli olan “terör”
gruplarının oradan uzaklaştırılmasını istiyor. Çünkü bu gruplar doğrudan
Hmeymim’e ve dolaylı yollardan Lazkiye’ye de olumsuz etki yapıyor. Sorunun
öteye gideceğine inanmıyorum.


Dr. Nihat Ali
Özcan da 2018’den bu yana geçen sürede Soçi’deki mutabakatın
gerçekleştirilmediği kanaatinde.


Özcan, “2018’in
eylül ayında Türkiye’nin Putin ile imzaladığı anlaşmaya göre kulvarlar
açılacak, silahlı unsurlar da müzakere masası için yavaş yavaş silahtan
arındırılacaktı. Geçen süre zarfında Soçi’deki mutabakat gerçekleştirilemedi.
Bunun yerine Rusya anlaşılan Türkiye’ye “Tamam seni seviyoruz ama kusura bakma
bizim bir planımız var” deyip karayollarını ele geçirmek için harekete geçti”
diye konuşuyor.


Özcan’ın bir
başka dikkat çektiği nokta ise barış gözetleme görevinin Ankara tarafından
başka bir şekilde algılanması:


Türkiye de barışı
gözetleme görevinin karakterini değiştirerek kendine yeni bir misyon yarattı.
Bu yeni misyon ile barışı empoze eden rolüne büründü. İkisi ayrı şey. Empoze
etmek istediğinizde devreye kuvvet kullanımı giriyor. Kuvvet kullanıldığında
ise ortaya bu gibi durumlar çıkıyor. Dışarıdan bakıldığında “Türkiye ile Rusya
arasında sahada küçük bir sorun var” şeklinde algılanıyor. Bu sorunun sorumlusu
sahadikiler gibi görünüyor ama aslında herkes kimin ne yaptığının farkında.
Türkiye’nin bu hareketinden Ruslar mutlu değil. Ruslar ve rejimin yaptığından
Türkiye mutlu değil. Telefon diplomasisiyle bir hasar tespiti yapılacak.


Peki
Ankara-Moskova hattında İdlib özelinde bir iletişim sıkıntısı mı var?


Sinan Ülgen’e
göre bu sorunun yanıtı “Hayır”.


Zira Ülgen,
iletişim sıkıntısının ötesinde bir takım gelişmeler yaşandığı görüşünde:


Rusya’nın baskıyı
arttırma niyetinde olduğu görünüyor. Türkiye’nin oradaki sevkiyata giden TSK
unsurlarının vurulması yanlış ve eksik iletişimden kaynaklanabilir ama arka
plana bakıldığında rejimin İdlib’e hareketlenmesi tamamen Rusya’nın desteği ile
oluyor.


“Hükümete yakın
kuruluş ABD’nin müdahil olması gerektiğini düşünüyor”

Yukarıdaki sözler ise Prof. Köni’ye ait.


Köni, Siyasi
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’na (SETA) yakın bazı isimlerin olaya
dahil olması gerektiği yönünde görüşleri olduğunu öne sürüyor:


ABD’nin müdahale
etmesi gerektiği yönünde SETA çevrelerinden de bazı görüşler var. ABD,
Türkiye’nin Rusya ile çok yakın olmasını istemiyor zaten. Son yayınlanan RAND
Corporation raporunda “Türkiye ve ordusunu yeniden yanımıza çekmemiz lazım”
deniyor. Eğer Rusya son noktada direnecekse ABD fırsat bu fırsat diyecektir.
Tabi ABD’nin DAEŞ’e karşı YPG ve PKK’yı desteklediğini unutmamak gerek.
İdlib’de ise Türkiye’yi destekliyor, bir anlamda DAEŞ’i korumuş oluyor.
Uluslararası ilişkilerde kaotik bir durum söz konusu. Hep denir ya,
“Uluslararası ilişkiler anarşik bir durumdur” diye. Tam bu teorinin pratik
ispatı burada. Amiyane tabiriyle karşılıklı hokkabazlıklar ile durum devam
ediyor


Dora Mengüç