Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


DOÇ. DR. İBRAHİM
ERDAL : Türkiye’nin Balkan Politikasının Açmazları ve Yapılması Gerekenler


KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/turkiye-nin-balkan-politikasinin-acmazlari-ve-yapilmasi-gerekenler.html


Türkiye ve Balkanlar tarihi, sosyal, kültürel ve
ekonomik anlamda birbirlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Balkanlarda Türk
Varlığı Hun ve Avarlara kadar uzanmakla birlikte, modern Balkanların
şekillenmesinde Osmanlı hâkimiyetinde geçen uzun asırların önemli bir etkisi
vardır. Balkanlar Yunanistan’ın bağımsızlığından Balkan Savaşlarına kadar olan
süreçte Osmanlı hâkimiyetinden çıkmış olmakla beraber, Balkan kültürü ve
tarihinde; dil, din, folklor ve edebiyatında, davranış ve yemek kültüründe ve
demografi alanında Osmanlı mirası varlığını halen sürdürmektedir. 


Tarihi süreç içerisinde değerlendirmek gerekirse Bölge
1912 Balkan Savaşları ile idari anlamda Türkiye’den kopmuş ise de Yunanistan
ile yaşan nüfus mübadelesi, Yugoslavya göçleri, 1950 ve 1980’li yıllarda
Bulgaristan’dan yaşanan göçler ve Müslüman Arnavutların Türkiye’deki
azımsanamayacak nüfusu sosyokültürel ve demografik bağı koparmamıştır. Bölgedeki
sosyalist iktidarların varlığı toplumlar arası ilişkinin sekteye uğramasına
sebep olmuş ise de Türkiye’de göçmen olmak kimliği kalıcı olmuştur. 


Yugoslavya’nın parçalanması, soğuk savaşın sona ermesi
ve 1990’lı yıllardan itibaren yaşanan etnik ve dini kimlik çatışmaları yükselen
milliyetçililik akımı Balkanlar’da toplumsal ve siyasi dönüşüme ve ayrışmaya
yol açmıştır. Liderleri yönetiminde bir arada yaşama becerisi gösteren
toplumsal yapı, iktidarların “homojen ulus devlet” politikaları yüzünden, Bosna
ve birçok bölgede yaşandığı üzere, bozulmuştur.


Balkanlar’da yaşanan bu kimlik çatışmaları aynı
zamandan ekonomik nüfuz bölgesi kurma mücadelesinin de önünü açmıştır.
Bağımsızlıklarını kaybeden devletler yönünü refah toplumu olarak gördükleri
AB’ye çevirmiştir. Bu durum ucuz iş gücü ve pazar arayışı içinde olan AB
ülkeleri için de kısa ve orta vadede ilgi çekici olmuştur. Almanya’nın
Hırvatistan’a, İtalya’nın Arnavutluk’a, Rusya’nın Sırbistan’a olan tarihsel ve
iktisadi yakınlığı bölgedeki mücadeleyi sıcak tutmuştur. Ayrıca Bosna’da
yaşanan katliamlar, Arnavut milislerden oluşan UÇK’nın faaliyetleri ve
Kosova’nın bağımsızlık sürecinde ABD de bu iktisadi paylaşım mücadelesine dâhil
olmuştur. 


Bölgenin bir diğer mücadele alanı da Balkan ülkeleri
arasındaki tarihsel hesaplaşmadır. Makedonya da bu hesaplaşmanın ortasında
bulunmaktadır. Yunanistan’ın Makedonya’nın ismine olan itirazı ile yaşanan
süreç ve Makedonya’da Yunanistan’ın bankalar üzerinden faaliyetleri dikkat
çekmektedir. Ayrıca Arnavut nüfusun ülkelere dağılmış olan demografik yapısı bu
iktisadi mücadeleye kimlik mücadelesini de dâhil etmektedir. Kimlik kavgası
Balkanların en önemli sorunu olarak göze çarpmaktadır. Bulgaristan’daki
Müslümanların (özellikle Türklerin) siyasal bir parti olan “Hak ve Özgürlükler
Hareketi” ile temsili ve parlamentoda kendisine yer bulması iktidar olması
Bulgarlar açısından önemli bir tehdit olarak görülmüştür. 


Müslümanların Makedonya başta olmak üzere siyasal
parti kurarak örgütlenmeleri, iktidar olmaları veya en azından kimlikleriyle
mecliste temsil edilmeleri, kimliklerin keskin olduğu ülkelerde, önemli bir
sorun olarak görülmektedir. UÇK gibi silahlı milis hareketinden sivil toplum örgütlerine
dönüşebilmesi Müslümanlar açısından önemli bir başarıdır. Ancak son yıllarda bu
örgütlerin daha kabaca ifade etmek gerekirse Müslümanların en önemli sorunu
radikal İslami hareketler olmuştur. Wahabi propagandalarının etkisiyle İslam’ın
bölgedeki esnek yapısının aksine daha keskin yorumlanması ve daha da önemlisi
El Kaide ve DAEŞ’e katılımın görüldüğü bölgede bu durum Müslümanlar açısından
tehlike yaratmaktadır. Bu radikalleşme, Müslümanların “öteki” kabul edilerek
şiddet ve terör odağı olduğu algısını yaratmakta ve bölgede huzur ve sükûnu
tehdit eden toplum imajını kuvvetlendirmektedir. 


Türkiye’nin bölgedeki ekonomik, politik, askeri ve
kültürel varlığını korumak ve geliştirmek için ne yapmalıdır? 


1.Ekonomik;


Türkiye tarihi bağları olan bu coğrafyada
kurulan ülkelerin kırsal nüfusunu oluşturan, özelde Türkler ve genelde
Müslümanlar, toplum ile hem pazar hem de hammadde veya ucuz işgücü anlamında
temasa geçmelidir. Neredeyse bugünkü Arnavutluk nüfusuna yakın Arnavut
kökenlilerin yaşadığı Türkiye bu konuda zorlanmayacaktır. Bunun yanı sıra
Makedonya, Kosova, Bulgaristan’da yaşayan Türkler ve Moldavya’da yaşayan
Hıristiyan Gagavuz Türkleri ayrı bir öneme sahip nüfusu oluşturmaktadır.
Türkiye’nin bu nüfus ile ekonomik ilişkiler kurması Onların kırsal kesimden
sermaye sahibi olabilen orta sınıf bir topluma geçişini sağlayacaktır.
Hâlihazırda yapılan inşaat sektörü ve yol yapımı ihalelerinde buradaki Türk ve
Müslüman toplumdan şirketler/taşeronlar ile ortaklıkların yapılması önemlidir.


2. Politik;


Türkiye, bölgedeki Türk ve Müslüman
toplulukların varlığını ve hukuki haklarını korumak konusunda, Ortadoğu’da
Filistin meselesine gösterdiği hassasiyet derecesinde, etkili olmalıdır.
Eğitim, ibadet, ticaret ve örgütlenme hakları bölge ülkeleri ile yapılacak antlaşmalar
ve AB müktesebatı çerçevesinde gündeme getirilmeli ve çözümü sağlanmalıdır. Bu
çözüm arayışı ülkelerin toprak bütünlüğü çerçevesinde ve
vatandaşlık hukuku kapsamında değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım bölgedeki
Müslüman toplumun başka arayışlar içine girmesinin de önüne geçecektir.
Ülkelerde Türkler/Müslümanlar tarafından kurulan siyasi partiler ideolojileri
ne olursa olsun desteklenmeli bölünmeleri engellenmelidir. Bununla birlikte
Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Yumuşak Güç” politikasına ağırlık vermeli ve Yeni
Osmanlıcı yaklaşımlardan uzak durmalıdır.


3. Eğitim;


Türkiye, bölgedeki başta Türkler ve
Müslüman toplum olmak üzere eğitim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ilk ve
orta öğretim kurumlarının açılmasına gayret göstermeli ikinci madde kapsamında
yapılacak antlaşmalar ile bu toplumun kendi dilinde eğitimlerinin ve ders
müfredatlarının hazırlanması sağlanmalıdır. Ayrıca lisans eğitimleri için
bölgede kurulan ortak üniversiteler desteklenmeli, Türkiye üniversite açmalı
veya gençlerin Türkiye’de yüksek öğrenim görmesi için gerekli tanıtım ve yasal
düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye Maarif Vakfı’nın Balkan ülkelerindeki ilk ve
orta öğretim faaliyeti geliştirilmelidir.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin desteği
ile kurulan ve uluslararası düzeyde eğitim vermekte olan Bosna-Hersek’ teki
Uluslararası Saraybosna Üniversitesi ve Makedonya’daki Uluslararası Balkan
Üniversitesi’nin yanı sıra bölgede yeni üniversiteler açılmalıdır. Bu bağlamda
Türkiye Maarif Vakfı tarafından Arnavutluk’ta faaliyet gösteren New York Tirana
Üniversitesi satın alınması olumlu bir adımdır. Kosova ve Sırbistan’ın Sancak
bölgesinde de benzer yükseköğretim kurumlarının açılmasına önem verilmelidir.


Türk üniversitelerinde Balkan uyruklu
öğrencilere ayrılan kontenjanların arttırılması ve Türk Yüksek Öğretim
Sisteminin bölgede etkin şekilde tanıtımı elzemdir. Ayrıca, YTB ve YÖK burslu
öğrenciler içinde Balkan uyruklu öğrencilere öncelik verilmelidir.


4. Dini;


Türkiye, Müslümanların ibadet
özgürlükleri için gerekli olan cami, mescit gibi fiziki şartların yanı sıra din
görevlileri gibi ihtiyaçlarında da etkili olmalıdır. Anadolu’nun yumuşak/esnek
din anlayışının öncülerinin İslam ile tanıştırdığı Balkanlarda da bu anlayışın
devamı için çalışılmalı, radikal akımlarla mücadele edilmelidir. Ayrıca din
görevlilerinin atanmasında, Türk köylerine Arnavut görevli atamak gibi, kimlik
hassasiyetlerine dikkat etmeli dini birlik zaten keskin olan etnik kimlikle
bozulmamalıdır. 


Sonuç olarak toparlamak gerekirse,
Türkiye; Balkanlarda ekonomik, politik, dini eğitim ve kültürel alanlarda
yukarıda bahsedilen hususları gerçekleştirmede önemli kurumlara sahip
bulunmaktadır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı
Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Diyanet
İşleri, Maarif Vakfı gibi vakıf, kurum ve enstitüler faaliyetlerine devam
etmektedirler. 


Türkiye’nin bu kuruluşlarla bölgede
etkili olabilmesi için, Balkanlarda Osmanlının egemenliğini tekrar tesis eden
bir üslupla değil aksine bölgede o egemenliğin temelini atan Bektaşi dervişleri
gibi arabulucu, yardımsever ve adalet temsil eden üslupta hareket etmelidir.
Egemenlik alanı kurma üslubu zaten çok etnik ve kültürlü bir yapıya sahip olan
bölgede ayrışmalara sebep olacak çatışmaları arttırabilmektedir. Buradaki Türk
toplumunun ve bütün olarak Müslümanların sorunları vatandaşı bulunduğu ülkenin
hukuki aidiyeti içinde çözülmelidir. 


Ekonomik yatırımlarla desteklenecek olan
Türkler ve Müslüman toplum bu süreç içerisinde kendi toplumlarının önemli bir
sınıfı haline gelebilecektir. Refah seviyelerindeki artış bölgedeki Türkiye’ye
karşı var olan negatif algının azalmasına kültürel, inanç ve akrabalık
bağlarımızın olduğu toplumun da Türkiye’ye karşı aidiyet duygusunun
güçlenmesine sebep olacaktır. Ayrıca siyasal katılım ve temsil bağlamında
Türkler/Müslümanların yasal sivil toplum örgütleri kurması ve güçlendirilmesi
sağlanmalıdır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış