Dış Politika Profesörü Baskın ORAN Yazdı, Mussolini’nin Mare Nostrum’u


İtalyan işgalinde bulunan Onikiadalar ve Meis’i 1923
Lozan’da vermekle geçiştirdiler (Md. 15)


17 Eylül 2020


Baskın Oran


Yazılarda hep Türkiye’den konuşuyoruz. Hem iç hem dış
politika. Bu hafta çeşit olsun, artık farklı ve bambaşka bir ülkeden, İtalya’dan
bahsedelim.


Gerçi yazar Feridun Nadir iki ülkeyi çok benzetiyor: “Espresso
yerine Türk kahvesini, makarna yerine kuruyu-pilavı, pizza yerine lahmacunu,
Bellini yerine Dede Efendi’yi, Da Vinci yerine Hezarfen Ahmed Çelebi’yi, Al
Bano yerine de rahmetli Kayahan’ı koydunuz mu Türkiye oluyor işte.”


Pek öyle değil tabii. “Faşizm” ile “Milli İrade” aynı
mı? Roma İmparatorluğu ile Osmanlı’yı geri getirmek istemek aynı mı? “Kara
Gömlekliler” ile “Takviye Hazır Kuvvet” aynı mı? Mare Nostrum ile Mavi Vatan
aynı şey mi?


Ama Türkiye’yi bırakıp konumuza gelelim biz: İtalya ve
İl Duçe’si (lideri) Mussolini. Vikipedia’dan özetleyelim.


***


Risorgimento diye anılan birleşmesini çok geç oluşturabilen (1871 Viyana Kongresi,
hatta bazılarına göre 1918 Villa Giusti Ateşkesi) zayıf İtalya, diğer Batılı
ülkeleri takliden sömürge kapma hevesiyle girdiği I. Dünya Savaşı’ndan hüsranla
çıktı. Fransa ve özellikle İngiltere, vaat ettiklerinin aksine, İzmir’in
işgalini Yunanistan’a verdiler.


Bunun üzerine İtalya, Trablusgarp’ı işgal ettiği
1912’de el koymuş olduğu Onikiadalar ve Meis’ten hareketle Antalya’yı, oranın
Muğla’ya kadar batısını, Konya’ya kadar da kuzeyini bikaç yüz kişilik
kuvvetlerle işgale kalktı, beceremedi, üstelik Müttefikler’den de azar işitti.


Ama savaş sonrasında İtalya’ya hiçbir şey vermemek de
olmazdı; zaten İtalyan işgalinde bulunan Onikiadalar ve Meis’i 1923 Lozan’da
vermekle geçiştirdiler (Md. 15).


***


Böylesi bir psikolojik ortama giren İtalya, ekonomik
olarak da çökmüş biçimde çıktı savaştan. Hatta, sömürge uğruna girdiği bu
felaket sırasında harcadığı paranın, Risorgimento’yu gerçekleştirdiğinden
beri harcadığından fazla olduğu söylenir.


Savaş sonrasında işsizliğin ve enflasyonun tavan
yaptığı bir ortamda Kral III. Vittorio Emmanuele, durumu düzeltmesi için
Mussolini’yi 1922’de başbakan yaptı. Önceleri liberallerin desteğini alan Mussolini,
tren ve otoban sistemleri kurarak ve çiftçileri destekleyerek ekonominin
canlanmasını, işsizliğin azalmasını sağladı. Popülaritesini çok artırdı.
  


Fakat kısa zamanda tam bir polis devleti kurdu. Kara
Gömleklileri kullanarak komünistleri imhaya girişti. Sendikaları yasa dışı ilan
etti. Diğer partileri kapattı. Eğitimi kontrolüne aldı. Bütün bakanlıkların
görev ve yetkilerini kendinde toplayarak orduyu da yönetmeye başladı.


Üniversite öğretim üyeleri rejimi savunacaklarına dair
yemin ettirildiler. Kitap ve gazetelere sansür getirildi, gazete editörleri
Mussolini tarafından belirlenmeye başlandı. Yasalar yeni baştan yazıldı.  


Seçim sistemini kendine göre tekrar düzenleyen
Mussolini başbakanlıkla yetinmeyecek, devleti kendi şahsında kişiselleştirecek,
tüm kurumları kendi sarayı etrafına kümelendirecek, Eylül 1943’te de kendini
“İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin Duçesi” ilan edecektir.


***


Ne var ki, bu tek adam rejimi devletin işlemesini
engellemeye ve ekonomi dahil ciddi çöküşe yol açmaya başladı.


Bunun üzerine Mussolini halkın sempatisini tekrar
kazanmak için dış politikada çok taşkın bir milliyetçi yayılmaya girişti. Büyük
harcamalar sonucu silahlandı ve özellikle de donanmayı güçlendirdi. 1923’te
Korfu’yu bombaladı, 1939’da işgal de edeceği Arnavutluk’ta kukla bir rejim
kurdu.  


İtalya 1923-32 arasında Libya’yı yeniden fethedecek,
1935’te Habeşistan’ı işgal edecek, daha 1923’te Adriyatik’in İtalya’ya
yetmeyeceğini söylemiş olan İl Duçe de Mare Nostrum’u ilan edecektir.


Türkiye’nin Antalya ve kuzeyi de bu işgal planlarına
dahildi. İtalya iki savaş arasında Türkiye’yi en çok endişelendiren Batılı
devlet oldu. Mussolini’nin her açıklaması ve hareketi Ankara tarafından büyük
dikkatle izleniyordu. Habeşistan işgali nedeniyle başlayan Milletler Cemiyeti
yaptırımlarına Türkiye de katılınca İtalya protesto etti, 1936’da Onikiadalar’ı
tahkime başladı, Montrö’yü de imzalamadı (denizci bir devlet olarak Boğazlar’ı
çok kullandığı için 38’de katılacaktır).


***


Bu milliyetçi süreçte yayılmacılığın tahrik edici
tadını aldıktan sonra artık Mussolini’nin durması zordu. Malta, Korsika ve
Tunus’u topraklarına katmak ve “Roma İmparatorluğu’nu yeniden ihya” için
Almanya’nın yanında savaşa girdi. Fakat K. Afrika ve Balkanlar’da orduları
mağlup oldu.


Mussolini ve İtalya 1943’te bütünüyle yenildi.


Sonrasını biliyoruz.