Alper TAN : Kremlin’in Suriye ve Libya
Politikası Rusya’ya Ne Kazandırır ???




27 Şubat 2020


Suriye’de iç savaş dokuz yılı dolduruyor. İnsanların
çoğu kendi topraklarından ayrılmak zorunda kaldı. Ya ülke içinde kısmen daha
güvenli olduğu varsayılan yerlere ya da başka ülkelere göç ettiler. Şehirler,
köyler hatta tarlalar, bahçeler harab edildi. Yüzlerce yıllık tarihi eserler
yakıldı, yıkıldı ya da yağmalandı.


Varoluş temelleri zaten şaibeli ve suni olan Suriye
fiilen bitti. Böyle bir devletten bahsetmek artık anlamlı değil. Politikacılar,
konuştuklarında “Suriye’nin toprak bütünlüğü”ne saygıdan bahsediyorlar ve bu
“Suriye’nin toprak bütünlüğü”nün korunması gerektiğini söylüyorlar. Neyin
bütünlüğünden söz ediliyor? Her geçen gün geçerliliği ve inandırıcılığını
kaybetmekte ve hatta yıkılmakta olan Modern Uluslararası Sistem’in tanıdığı
yani meşru saydığı Suriye’nin bütünlüğü mü kastediliyor?


Evet. Kurulduğundan beri Suriye’de “zoraki” de olsa
bir bütünlükten belki söz edilebilirdi. Ancak 10. seneye girmekte olan iç
çatışmalar ve vekalet savaşları sonucu artık böyle bir bütünlükten yani
“Suriye’nin toprak bütünlüğü”nden bahsetmek sadece bir hayal veya umutsuz bir
temenni olabilir. Bütünlüğü sağlayan, toprağın yani coğrafyanın kendisi
değildir. Üzerinde yaşayan halk ya da yönetimdir. Üzerinde yaşayan halkın büyük
çoğunluğu, yönetime karşı isyan etmişse ve yönetim halkı ikna edemiyor, güven
veremiyorsa o ülkenin bütünlüğü kalmamıştır.


Kendi halkıyla savaşan BAAS yönetimi, Rusya ve İran’ın
doğrudan, İsrail ve ABD’nin ise dolaylı destekleri sayesinde hala ayakta
görünmektedir.


Zahiren İran’la hasım görünen ABD ve İsrail, Suriye
konusunda Tahran ile dolaylı paralel bir politika uygulamaktalar. ABD
öncülüğünde “IŞİD’le Mücadele Koalisyonu” adıyla oluşturulan yapı, zalim BAAS
rejiminin suni solunumla hayatta kalmasına sebep olmuştur. Bu koalisyon,
IŞİD’le mücadele örtüsü altında Suriye halkının iktidara gelmesine mani
olmaktadır. Ancak Suriye’de halkın iktidarı ele alması geciktirilse de
engellenemez. Olsa olsa özgürlüğün ve bağımsızlığın bedeli biraz daha artar,
buna engel olmaya çalışanların da maddi manevi maliyetleri yükselir.


11 Eylül olaylarını gerekçe gösteren ABD, saldırıdan
sorumlu gösterdiği El Kaide ve Afganistan’ı yöneten Taliban’ı cezalandırmak
için bu ülkeyi yine bir Haçlı Koalisyonu ile işgal etmişti. 19 sene sonra
başarısızlığını kabul etti ve terör örgütü dediği Taliban’la masaya oturup
anlaştı. ABD, Afganistan’dan çekilecek.


ABD, 2003’te, yalandan gerekçelerle Irak’ı da işgal
etmişti. Ülkeyi neredeyse yerle bir etti ama zafer kazanamadı. Kendi
maliyetlerini arttırmakla kalmayıp yüzyıllarca unutulmayacak büyük bir kin ve
nefret topladı. Şu anda hemen olmasa bile bu kötülüğün varisleri, yapılanların
bedelini ödemekten kurtulamayacaklar. Afganistan ve Irak’ın ruhu kabus gibi
ABD’nin ve destekçilerinin peşinde olacaktır.


Bu son derece olumsuz, kötü örnekler ortada iken ABD
gibi köksüz olmayan, Rusya gibi tecrübeli bir devletin, bazı evhamlar veya
hevesler uğruna Suriye’de halkıyla savaşan zalim bir yönetime payanda olması
akıl alır gibi değil. Modern uluslararası Sistemin öğretisindeki gibi ülkeler
arası ilişkiler, dostluğa-düşmanlığa değil de sadece menfaate göre
şekilleniyorsa böyle bir ilişkide Rusya’nın nasıl bir menfaati olabilir?


Diyelim ki Esad Rusya’ya Lazkiye ve Tartus’ta üsler
verdiği için bir menfaat sağlıyor… Esad’ın kalıcı olamayacağını, uzun olmayan
bir süre zarfında BAAS’la beraber yıkılacağını ve yönetimin Suriye halkına
geçeceğini bilmek için kahin olmak gerekmez. Halk, yönetimi ele aldığında Rusya
o üsleri nasıl koruyabilir/sürdürebilir? Oradaki bazı örgütleri bahane ederek
Suriye halkını karşısına almak Rusya’ya ne kazandırabilir?


Moskova, Suriye ve Libya politikalarıyla sadece Suriye
ve Libya halkını karşısına almıyor. Son yıllarda siyasi ve stratejik konularda
çok yakın işbirliği içinde olduğu Türkiye’yi de karşısına alıyor. Hatta daha da
ötesi, kalbi Türkiye, Suriye ve Libya ile birlikte atan, nüfusu iki milyara yakın
Müslümanların çok büyük bir kısmının da tepkisini ve hiddetini üstüne çekiyor.


Rusya’nın vatandaşı olan çok ciddi bir Müslüman
nüfusun varlığı da hesaba katılacak olursa Kremlin’in bu tutumunun akılcı ve
gerçekçi olup olmadığı daha kolay hesap edilebilir.


ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkileri zaten hiç iyi
olmayan Rusya, Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin tepkisini ve öfkesini
çekecek politikalara devam ederse hem iyice yalnızlaşıp hem de
istikrarsızlaşabilir.


Dünya güç dengelerinin çok hızlı değiştiği şu süreçte
devletlerin, bugünkü mevcut şartları değil yarının ve sonrasının şartlarını
gözeterek politika ve plan yapmalarında elbette büyük faydalar olabilir.


25 Şubat 2020


Alper TAN  


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet