Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Sosyolojik
Perspektifte Din, Toplum, Cemaat İlişkisi ve Türkiye’de Dini Gruplar
Epistemolojisi


Son
yıllarda ülkemizde din sosyolojisi bağlamında yaşanan gelişmeler özellikle din
mefhumunun toplumsal tabanda karşılığını tartışmaya açmış bulunmakta. Din
sosyolojisinin toplumun değişik katmalarında farklı fraksiyonlara bölünerek
dini grupları meydana getirmesi bu çalışmanın tartışma alanı içindedir. Bu
noktada Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze zaman zaman resmi ideoloji ve
rejimin boyunduruğu altına giren zaman zaman siyasi iktidarın yönlendirmesine
tabii tutulan din olgusu kendi içinde metodolojik olarak gelişimini
sürdürmektedir. Bu çalışmada dinin toplumsal tabanda karşılığını ve
epistemolojik perspektifte dini grupların meydana geliş süreçleri ele
alınmıştır. Böylelikle toplumda yanlış bilinen doğruların özellikle de din
kisvesi altında gruplaşmanın (cemaatleşmenin) içeriği,meydana gelişi ve topluma
yayılışı değerlendirme kapsamındadır.Çalışmanın genel olarak toplumun hassas
noktalarından biri olan din ile dini gruplara yoğunlaşması kendi bünyesinde bir
realiteyi  gösterme  amacını taşımasındandır.Böylelikle bazı
mefhum,olay ve olgular spesifik olarak konunun içeriğiyle bağlantılı bir
şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.


Giriş


Gerek
bir makalenin sınırlarını aşacağı, gerekse başka bir çalışmanın konusu
olabileceği göz önünde bulundurularak bu çalışma kuramsal çerçevede ele
alınmıştır. Konunun ampirik boyutu ayrı bir çalışmayı gerektirir ve pratikte,
teoriyle uyuşmayan birtakım noktaların bulunacağı kesindir.[1] İnsanların yaşam
tarzları ve oluşturdukları müesseseler incelenirken, sosyologlar tarafından bir
takım sınıflamalar yapılmıştır. Sosyal ilişkinin her alanını anlamaya ve
betimlemeye ilişkin sınıflamalardan biri, cemaat ve cemiyet kavramlarıyla ifade
edilmiştir.[2]Sosyolojik anlamda cemaatten bahsedildiğinde, diğer toplumsal
oluşumlardan farklı özelliği olan bir yapılaşmadan bahsedilmektedir. Bu
oluşumun genel özellikleri ve farklı tiplerle ilişkilerinin tasvirini yapmak
suretiyle kavramın genel durumunu belirginleştirmek gerekir. Bu maksatla,
sosyolojide herhangi bir insan kalabalığı ya da belirli bir zamanda bulunan
belirli bir kalabalığın betimlemesi ile uğraşılmamakta, karmaşık sosyal
ilişkilerin bir türü olarak söz konusu kalabalığı anlama çabası veya insanların
kalabalık içerisindeki ve diğer gruplardaki davranış şekillerinin karşılaştırması
yapılmaktadır.[3] Toplumsal olayların şekillenişinde bireysel ve sosyal
tecrübelerin her biri, o oluşuma belirli oranlarda etki ve katkıda bulunurlar.
Cemaat duygusuna sahip olmak da aynı şekilde önemlidir. Bu, aynı dünya görüşü
ve yaşam tarzını paylaşmak ve karşılıklı olarak birbirinden haberdar olmaktır.
Bu tür ortak yaşamdan gelişen şuura, “biz şuuru” denmektedir. İnsanların
hayatının önemli bir bölümünde varlığını hissettiren din de bunda belirli bir
hisseye sahiptir. [4]Dolayısıyla din ile cemaat ve cemiyet arasındaki ilişki
üzerinde dururken, dini yaşantının görünümü içinde yer alan cemaatçi ve
bütünleştirici yapının dinin aslından kaynaklanan bir yapısını, yoksa sonradan
meydana gelen “arızi” bir durum mu olduğunu tespit etmemiz gerekir.[5] Hem
toplumun yapısını, hem de dinin toplumdaki görünümünü anlamak için din ve
toplumun birbirlerine olan etkilerini doğru kavrama gereği vardır.[6] Olumlu ya
da olumsuz olarak niteleyeceğimiz karşılıklı etkinin nereye ait olduğunu tespit
açısından bunu yapmak zorunlu gibi gözüküyor. Ayrıca, öncelikle bireyi, sonra
küçük grupları (cemaatçik), daha sonra da bütün cemiyeti hedef alan dinin
birleştirici yapısının, her zaman bütüncü bir sosyal çevre oluşturup
oluşturmadığının cevabını tartışacağız.


Din Sosyolojisi ve Toplum


Dinin
toplumsal yapı içindeki yeri sosyal bilimciler arasında her zaman akademik bir
ilgi ve merak konusu olmuştur. Din Sosyolojisi bu bağlamda ortaya çıkan temel
problemler üzerinde yoğunlaşan yeni bir disiplin olarak henüz yeterince tanınmamakta
ve hakkıyla bilinmemektedir. Din Sosyolojisinin ortaya çıkışı sosyolojiden
bağımsız bir şekilde gerçekleşmez. Sosyoloji de Din Sosyolojisi de son birkaç
yüzyıl içinde varlığına ihtiyaç duyulan bir dizi araştırma/inceleme alanının
oluşturduğu toplum bilimleri kümesinde yer almaktadır. Toplumda cereyan eden
hemen her bir etkinliği fark etme ve çözümleme iddiasındaki bu yönelim dini de
toplumsal bir olay/olgu statüsünde gördüğü bir inceleme nesnesi olarak
değerlendirmekte ve Din Sosyolojisi disiplininin imkânları içinde onu da
inceleme alanlarının arasına katmaktadır. Nihayet dinin, sosyal gerçeklik
içindeki toplumsal boyutlarını ele alma iddiasındaki Din Sosyolojisi de,
toplumsal olanın din bağlamında ürettiği sosyolojik verilerle ilgilenmektedir.
Sosyoloji ve din arasındaki ilişkiler ele alınırken öncelikli olarak bir yandan
sosyoloji ve din ilişkilerine yoğunlaşırken bir yandan da dinin hem manevi hem
de toplumsal biçimlerine dikkat etmek gerekir. İlişki çok boyutludur ve
din-toplum arasındaki bu bağlara yönelik olarak geçtiğimiz yüzyıl içinde
getirilen açıklamalar sosyolojiyi bir disiplin olarak öne çıkarmıştır. Dinin
toplumsal yapının tasarım, tanzim ve içeriklendirilmesinden başlayarak onun
işleyiş, sembol ve göstergelerine kadar uzanabilen etkileri günümüzde özellikle
modernleşme süreçlerinde derinlemesine sorgulanmakta; yer yer yüklendiği
birbirinden farklı rollerle de irtibatı kesilmeye çalışılmaktadır. Laiklik ve
sekülerlik tartışmalarında öne çıkan problemler genellikle dinin geleneksel
statü ve rollerinin gözden geçirilmesine yöneliktir. Din ile toplum arasındaki
ilişkiyi sorunsallaştırma ve giderek bütün bu gerçekliği anlama ve açıklama
istenciyle biçimlenen disiplin olma çabası, başlangıçta yaygın bir inançla
genel sosyolojinin bir parçası olarak kabul edilse de gerçekte, dikkat
edildiğinde hem sosyolojinin hem de Din Sosyolojisinin tarihsel temellerinin
aynı paradigmalar içinde ortaya çıktığı, hatta benzer sorunlar etrafındaki
yaklaşımlarıyla birbirlerinden farklılaştıkları gözden kaçmayacaktır. Din
Sosyolojisi, her şeyden önce din ile toplum arasındaki ilişkileri ve bu
ilişkilerden doğan yapı ve unsurları olgusal temelde açıklamaya çalışan özgün
bir güzergâh üretme çabası içinde olmuştur. Din Sosyolojisinin kuruluşunda
içkin olan bu temaya dikkat edilmeden ya da bu disiplin yardımıyla
gerçekleştirilen din araştırmalarının gerçekte var olan laik tavrını hesaba
katmadan, bütün bu çözümlemelerin son tahlilde neye tekabül ettiğini anlamak
zordur. Din Sosyolojisinin bugün artık bağımsız bir disiplin olarak
şekillenmesini sağlayan süreçler, özellikle dinin, evrimci-ilerlemeci bir
değerler dizisi içinde ele alınmasıyla ve kökleri Batı aydınlanmasının din
karşıtı söylemleriyle buluşan belli başlı formlarla bağlantılıdır.[7] Din
Sosyolojisini bugün bağımsız bir disiplin olarak görmemize ve değerlendirmemize
imkân veren gelişmeler, daha çok dinin, Batı toplumunda gelişen koşullar
ekseninde yeniden tanımlanmasına duyulan ihtiyaçlardan beslenmiştir. Rönesans
ve Aydınlanma süreçlerinin ardından görece cesur sayılabilecek bir
eleştiri-politik, dinin geleneksel söylem ve sunumlarını yeni bir paradigma
içinde okumaya yönelmiştir. Geleneğin kurucu bileşenleri arasında yer alan din
ve ondan doğan kurumsal-toplumsal yapılar ve söylemler, sonuçta onu, yeni
zamanların ruhuna uygun bir dille ele alma konusundaki belli başlı
perspektifleri harekete geçirmiştir. Dini gündelik hayatın merkezî bir ögesi
olarak gören ve değerlendirmelerini bu bağlamda yapan teolojik argümanların
toplumsal meşruiyeti zayıfladıkça, mevcut birikim ve gerçekliği yeni bir
analize hatta tanımlamaya tabi tutmanın şartları da oluşmaya başlamıştır.


Doğu ve Batı Arasındaki Din Olgusu


Din
Sosyolojisi bilimsel bir kimlik kazanması açısından sadece Türkiye’de değil
dünya ölçeğinde de oldukça kısa sayılabilecek bir geçmişe sahiptir. Yeni bir
araştırma-inceleme alanı olarak Din Sosyolojisinin ilgilendiği konulara
bakıldığında, hiç kuşkusuz tarihin her döneminde aynı konulara kendine ait
bakış açılarıyla yaklaşan pek çok çabadan söz etmek mümkündür. Başta felsefe
olmak üzere, teoloji, hukuk, siyaset, tarih vs. gibi alanların kadim birer
disiplin olarak, din ve toplum ilişkilerine dair geliştirdikleri perspektifler,
bugün bizim için dikkate değer bir entelektüel miras üretmiş olsa da söz konusu
katkıların, yetkin ve kuşatıcı bir dile ulaşması ancak yakın zamanlarda
gerçekleşebilmiştir. Toplum bilimlerinin teorik çerçevelerinin oluşmasında Batı
dışı toplumların katkıları kuşkusuz önemlidir. Bu bağlamda İslam kültür ve
medeniyetinin Batılı özün kendi doğal akışına ne ölçüde katkı sunduğu hiç
kuşkusuz önemli bir tartışma alanıdır. Ne var ki sosyal bilimsel yönelimlerin
dayandığı temeller her şeyden önce başından beri seküler bir mahiyete sahip
olan Aydınlanmacı-Pozitivist söylemlerin açtığı mecrada şekillenmiştir. Bununla
birlikte İslam dünyası da Batı’da olup biten olaylardan bağımsız bir yaşama
desenine sahip değildir. Her şeyden önce sömürge faaliyetleriyle başlayan bir
dönemden itibaren Batı kendi kültür ve medeniyet kodlarının Müslüman dünyasına
transfer edilmesi konusunda oldukça kararlı bir çaba içinde olmuştur. İslam
dünyasında toplum ile din arasındaki ilişkilerin seyrine yönelik entelektüel ve
akademik etkinlikler Batı’daki kadar derin sayılabilecek bir problematiğe sahip
değildir. İslam’ın kendi yapısından kaynaklanan varlık ve hayat tasavvuru onun
diğer dinlerle aynı şablonlar etrafında eşleştirilmesine de fırsat vermez.
Genellemeci-indirgemeci yaklaşımlar içinde toplumların özgül yapılarını başka toplumlarla
eşitleme çabaları teoride romantik/fantastik bir karşılık bulsa da onun
uygulamadaki yansımaları her zaman sorunlu birtakım maliyetler üretecektir. Bu
anlamda öteden beridir çoğu oryantalist söylemler etrafında şekillenen Doğu ve
İslam algısının Müslüman coğrafyasının dinî-sosyal gerçekliğini çarpıtmaktan
öte bir anlamının olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Bununla birlikte bu
coğrafyada olup bitenlerin, burada din ile toplum arasındaki karşılıklı
ilişkilerin ortaya çıkardığı yapı ve yönelimlerin gerçekte ne ifade ettiği,
örneğin İslam toplumlarında toplumsal değişimin asli dinamiklerinin neler
olduğu, mevcut sarsıntıların Müslümanlar nezdindeki karşılıklarının nasıl
tespit edileceği gibi soruların bugün yeterli ölçüde cevaplandırılabildiğinden
söz etmek de zordur. İslam’ın geleneksel dünyasında Müslüman âlimler, farklı
disipliner ilgileri doğrultusunda temel dinî kaynaklarla toplum arasındaki
olağan geçişliliği açıklamak ve anlamak üzere pek çok formülasyon ortaya
koymuşlardı. Bu bağlamda Farabi’nin çalışmalarını hatırlamak bile yeterli
olacaktır. Aslında bu ilgi süreklilik içinde günümüze kadar devam etmiştir.
İslam kültür geleneğinde hem Kur’an hem de Sünnet, toplumun her daim ana
temeller etrafında güçlü bir şekilde güncellenmesi esasını ortaya koymaktadır.
İçtihat ve ihya hareketlerindeki devamlılık da buna işaret etmektedir.


Türkiye’de Din ve Toplum


Toplumun
yeniden inşası ve geleceğine ilişkin beklentiler, doğal olarak dinin de yeniden
kodlanmasını zorunlu kılmıştır. Böylece modern Cumhuriyetin dönüşüm talepleri
içinde dinin yeniden anlamlandırılmasına duyulan ihtiyaç, dini, bilimsel
araştırmalarının odağı hâline getiren sosyologları, her zaman dikkat çekici
sayılabilecek bir tedirginliğe ve hatta zihnî karışıklığa mahkûm etmiştir.
Hatta çok kere radikal bir laikleşme stratejisiyle varlığını deruhte eden
modernleşme çabası içinde dini, negatif anlamda bile, ele alıp incelemekten
sakınan bir akademik çekingenliğe de tanık olmak imkân dâhilindedir. Din
araştırmalarının çekiciliğini yitirmesine ilişkin bir düzeneğin ortaya
çıkmasına yardımcı olan fiilî koşullar, dinin toplumsal bağlamını uzunca bir
süre göz ardı etmeyi kolaylaştıracak farklı bir meşruiyet alanını yaratmakta
gecikmemiştir. Din Sosyolojisinin Türkiye’nin sosyal bilim tarihi içindeki yeri
oldukça yenidir ve onun kendini açıkça ayrıştırmayı başarmış çerçevesi,
modernleşme-din ilişkilerinin seyriyle birlikte ancak netleşmeye başlamıştır.
Dinin toplumsal bağlamdaki konumunu, toplumdan hareketle çözümleme çabası
içinde olan Din Sosyolojisinin, gelişimini sürdürebilmesi için her şeyden önce
yeterli bir dinamizme ve tatminkâr bir perspektife sahip olması gerekir. Bu da
hiç kuşkusuz ele alınan konuların toplumsal gerçeklikle buluşmasını, gündelik
hayatta esaslı bir karşılığa sahip olmasını ve nihayet, kendine özgü bir dil ve
söylemi harekete geçirebilecek kadar özgün ve çekici olmasını gerektirmektedir.
Bu gereksinimlerden hareket edildiğinde Türkiye ölçeğinde Din Sosyolojisi
çalışmalarının hâlâ emekleme aşamasında olduğunu söylemek hiç de abartılı
olmayacaktır.[8] Toplumun dinsel evrenini sosyolojik bir araştırmaya konu
edinenler için, Türkiye özelindeki görüntüler, bugün yeterince fark edilmiş,
üzerine gidilmiş ve tartışılmış değildir. Öyle ki modern bilimin doğasında
içkin olan aidiyet, kendini her fırsatta dışa vurmaktadır. Sekülerleşme,
toplumun dinsel tutumlarının, örgütlenme ve tahayyül gücünün, özellikle modern
sanayi toplumlarında dinsel inançların, pratiklerin ve kurumsal geleneklerin
giderek toplumsal önemlerini yitirdikleri bir süreçtir.[9] Günümüz
Türkiye’sinde bu yöndeki araştırmaların çoğu, büyük ölçüde laiklik ve laikleşme
konuları çerçevesinde yoğunlaşmıştır. İlahiyatçılar, dindarlar, siyaset
bilimcileri, sosyologlar ve ideologlar, ürettikleri teorilerini, tartışma ve
tahlillerini, münazara ve karşı hükümlerini hep bu konu çerçevesinde ortaya
koymaktadırlar. Nihayet Türkiye’de olumsuz anlamdaki laiklik düşkünlüğü, din
araştırmalarını önemli ölçüde fakirleştirmiştir; çünkü bu yolla dinî
araştırmalar, psikolojik ihtiyaç, kültürel önem, alışılagelmiş davranış biçimi,
sosyal değerler ve kısmen de olsa kuramsal ortam şeklindeki kendine has gerekli
çerçevelerin dışına itilmiştir.[10] Bu bağlamda dinin ve toplumun geleneksel
haritasını değiştirerek dönüştürmeyi amaçlayan olası bir projede, belki de din
sosyoloğunun kendine biçtiği asıl görev, mevcut tezleri destekleyecek bir
argüman setini üretmekle sınırlı kalacaktır. Bu nedenle dinin Türk toplumunun
modern vizyonu içindeki konumunun her zaman sancılı olduğuna ilişkin var olan
akademik mutabakat, din-toplum-iktidar ve devlet bileşenlerinin bir kez daha
yeniden okunmasını gerektirmektedir. Bu doğrultudaki Din Sosyolojisi
araştırmaları, modernleşme yanlısı iktidar seçkinlerinin anlama çabalarının da
bir sonucu olarak dini, yeniden betimleme, hatta sosyolojiyi de bir tür teoloji
ya da yegâne bir referans aygıtı olarak tanımlama çabası içinde olmuştur. Öyle
ki artık modern toplumda, gelenekte sadece dinsel çerçevede tanımlanan insan ve
toplum gerçekliği değil dinin kendisi de sosyolojik açıklanmaya tabi
kılınmıştır. Böylelikle dinsel tanım saf dışı bırakılmakla kalmamış kendisi de
açıklanmaya mecbur kılınarak indirgenmeye ve hatta otoritesini yitirmeye
başlamıştır[11]Sonuçta dinin, İslam temelinde nasıl bir okumaya tabi
tutulabileceğine verilen cevaplar, ilk dönem sosyoloji literatürünü sorunlu
kılan asıl temaları oluşturmuştur. Böylelikle laikliğin sosyolojik düzeydeki
temellendirilmesine ilişkin akademik destek, bu konuda toplumsal dinsel
reflekslerin önünü alacak bir dizi teorik çıkışa da öncülük etmiştir.
Türkiye’de Din Sosyolojisi çalışmaları başından beri dinin konumu, siyasetin
belirleyiciliği ve bilimin modern paradigmatik yönelimlerinden çok, verili bir
perspektifte karar kılmasının etkisiyle, kendini yeniden üretmek zorunda
kalmıştır. Pozitivist yaklaşımların sınırları bir tarafa, din konusundaki
antipati o kadar büyüktür ki bu çerçeve içinde, karşıt din analizlerinin sayısı
bile oldukça düşüktür. Türkiye’de sosyal bilimlerin dini toplumsal açıdan yok
saydıkları, düşünsel açıdan ise sosyolojik düşünce ile hızlı bir biçimde ikame
etmek yoluna gittiklerini düşünmek mümkündür.[12] Oysa İslam’ın kendine özgü
sistematiği, değer inşası, toplumsal birikime yön vererek dönüşebilen geleneği
hâlâ belirleyicidir.


Gündelik
hayatta var olan görüntülerin onu açıkça göz ardı eden çalışmalardan hareketle
yorumlanabileceğini düşünmek pek rağbet görmemektedir.[13] 80’li yıllarda dünya
ölçeğinde ortaya çıkan ve genellikle dinsel canlılığın artması şeklinde
ifadesini bulan yeni bir gerçeklik temasının, pek çok araştırmacıyı tahrik
ettiği, hatta yönlendirdiği bilinmektedir. Gerçekten de genel bir modernleşme
talebini yer yer sekteye uğratmaya çalışan kimi muhafazakâr/muhalif söylem ve
eylemliliklerin, kendilerini dinsel aidiyet içinde tanımlamalarının yarattığı
sosyolojik görünüm, din ve ona bağlı olarak gelişen fenomenal hareketlerin, her
düzeyden araştırmalarla çözümlenmesini gündeme getirmiştir. Sonuçta bugün
akademik yeterlilikleri pek çok açıdan tartışılsa da bu alanda ortaya çıkan
çalışmaların, gerçek bir literatür patlaması yarattığını da ifade etmek
gerekir. Dünya ölçeğindeki bu yoğunluktan Türkiye’deki sosyal bilimsel
araştırmaların, bu arada Din Sosyolojisi çalışmalarının da kendi payına düşeni
fazlasıyla aldığı söylenebilir. Ne var ki 80’li yıllardan itibaren Din
Sosyolojisine gösterilen ilgide gözlemlenebilen hissedilir artış, gerçekte söz
konusu problemlerin aşılmasıyla elde edilmiş değildir. Aksine bu yönde yapılan
araştırma ve incelemeler, mevcut sorunların çözümlenmesi konusundaki imkânları
ve bu yöndeki beklentileri sürekli olarak teyit etmek durumunda kalmıştır.
Türkiye’de yapılan Din Sosyolojisi çalışmaları iki kanaldan beslenmektedir.
Bunlardan biri özellikle İlahiyat Fakültelerinde Din Sosyolojisi alanı
çerçevesinde yapılan çalışmalardır. Diğeri ise, farklı seksiyonlarda
gerçekleşen ve sosyal bilimlerin özellikle genel sosyoloji disiplini içinde
üretilen çalışmalardır. Sosyolojinin kuramsal temellerine sadık kalarak
gerçekleştirilen Din Sosyolojisi çalışmalarını, ilahiyat alanındakilerle
karşılaştırmak ancak epistemolojik düzeydeki problematiğe dikkat edilerek
yapılabilir. Yeni söylemlere ve metodolojik arayışlara imkân veren bu
çalışmalarda daha çok din-modernite ilişkilerine yoğunlaşılmakta ve ağırlıklı
olarak da laiklik ve sekülerleşme teorilerinin yerel karşılıklarını bulma
konusunda çaba sarf edilmektedir. Aslında bu teoriler, sekülerleşmenin, sanayi
toplumunun ve yükselen kültür modernleşmesinin kaçınılmaz bir özelliği olarak
değerlendirilebilir. Buna göre, modern bilim, geleneksel inançları akla daha az
yatkın bir duruma getirmiş; yaşam dünyalarının çoğullaşması dinsel sembollerin
tekelini kırmış; kentleşme bireyci ve anomik bir dünya yaratmış; ailenin
öneminin aşınması dinsel kurumları daha az ihtiyaç duyulan bir konuma düşürmüş;
teknoloji her şeye kadir Tanrı fikrini daha az gerekli ve akıldışı bir kalıba
sokarak, insanlara kendi çevreleri üzerinde daha fazla denetim kurma olanağı
tanımıştır.[14]


Türkiye’nin Dini Hassasiyetleri ve Modernlik


Türkiye
örneğinde de durum pek farklı sayılmaz; burada da din genellikle mevcut düzenek
içindeki işlevi, rol ve statüleri üzerinden masaya yatırılmaktadır. Dinin
gündelik hayattaki görünürlüğü, kamusal özel alanlar içinde nelere tekabül
ettiği, modernlik bağlamındaki uyum sorunları, verili siyasetle organik ilişkisi
ve ondan talepleri, din ve dünya arasında kilitlenmiş gerilim noktaları vs. de
sonuçları ancak laiklik/ sekülerlik tartışmalarının birer parçası sayılabilecek
şekilde ele alınıp sorgulanmaktadır. Öte yandan bizde din konusundaki
tercihlere dair yoklamalar daha çok kültürel bir bakiyeyi sürdürüp sürdürmemek
noktayı nazarından ele alınmaktadır. Hayata katıldığımız çevrede, aileden
mahalleye, resmî müfredattan küresel bilgi ağlarına kadar hemen her alanda,
hangi dine ya da inanç alanına sadık ve itaatkâr kalınacağı hususunda, bizi her
zaman tatmin etmesi beklenen kabullerimizin, istisnasız kendisine yaslanacağı
bir makuliyet zemini daha baştan oluşturulmuş oluyor. Bu referans dizgesi,
içinde yer aldığımız evren bize her zamankinden farklı görünmediği sürece bizi
tatmin edecek açıklamalarını sürdürmeye devam etmektedir. Bu ikna, ortak bir
epistemolojinin anlam haritalarına gönderme yapmayı ihmal etmediği gibi, verili
paradigmanın kalıplarına uymaktan da geri durmamaktadır. Dini, hâkim
paradigmanın dışında ya da üstünde tutmak yerine onu bu paradigmanın organik
bir parçası hatta çok kereler bu paradigmanın açıklamasına mahkûm kılmak,
kültürel devamlılık arzusunun bir zaafı olarak açığa çıkmaktadır. Dine kültürel
aidiyetler üzerinden bağlanmak, özde bir tür nostalji sayılabilecek duygusal
açıklıkları da harekete geçirmektedir. Bu da nahoş bir radikalizmden silik
kimlik repertuvarlarına kadar çeşitlenebilen müphem ve naif dindarlık
formlarıyla dinselliğin sahihlik/sahicilik vurgusunu görünmez kılmaktadır. Günümüzde
popüler din anlayışının, varlık dünyamıza, yaşam tercihlerimize ve daha da
önemlisi içinde yaşadığımız evreni anlama ve onu açıklama talebimize nasıl bir
katkı sunduğu/sunabileceği konusunda esaslı bir sorgulamaya açık olmadığı
kolayca anlaşılıyor. Din, derinlik kaygısı güden her ilgiyle birlikte giderek
bir tür seçkinci tavırla özdeşleşiyor. Yine de her şeye rağmen bu oldukça
sınırlı sayılabilecek yönelimin tezahürlerine, Türkiye gibi din ile öteden beri
içli-dışlı sayılabilecek ülkelerde rastlamak bir hayli zordur. Çünkü buralarda
din, sosyo-politik gerçekliğin dili içinde ancak fark edilebiliyor, tanımlanıp
tartışılabiliyor. İnsan(lığ)ın en temel problemlerini aşma iddiası taşıyan her
din gibi İslam da kendi sistematiğiyle, insan yaşamının tüm alanlarındaki
boşlukları kapatarak, onu, her daim yapılandırmakla sınırlı kalmaksızın bütün
bir evren karşısında takviye ederek ruhunu olgunlaştırmayı amaçlamaktadır.
Müslüman imajının geçmişte kaldığı sanılan örneklerine bugün modernliğin
sunumlarına yeterince muhatap kalmamış yerlerde ancak rastlanabiliyor.
Modernliğin altüst ettiği inançlar, kimlik ve tasavvurlar din algısını da köklü
bir şekilde değiştirmiş bulunmaktadır. Dine ilişkin algı değişikliği, belli
başlı taleplerin modernleşmesiyle de yeni bir mecrada şekil almaya başlamıştır.
Araçlardaki farklılaşma anlam(a) kaybını hızlandırmış; modern zamanların diline
tercüme edilmemiş bir dinsel retorik, zamanın dışında kalma tehlikesiyle karşı
karşıya gelmiştir. Artık pek çok kişinin din ile olan bağı giz(em)li bir ajanda
bilgisi olarak özelleştirilmeye başlanmıştır. Hiç kuşkusuz modernlik, gelenekli
toplumların belli başlı sınırlarını etkilemekle kalmamakta aynı zamanda
zihinsel parametrelerini de sarsmaya devam etmektedir[15]Bu bağlamda günümüzde
halk arasında varlığını sürdüren İslam, çoğu yerde güçlü ve kendinden emin bir
dile sahip olsa bile bu dil ve söylemin modernlik bağlamındaki sunum ve
takdimlerine ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Müslüman toplum modernlikle
görece şekilsel sayılabilecek yeni bir bağlantı kurmakta; ne var ki bu bağ da
güçsüz ve cılız bir ses olmanın ötesine geçememektedir.


Modernliğin
iliklerine kadar işlediği açıkça görülen örneklerinde din, zayıf bir paydaş
olmanın ötesinde farklı bir dil ve söylemle buluşturulamamaktadır. Dinin
hâlihazırdaki modernleşme stratejilerine tahvil edilmesi, genelgeçer düzeyde
tekrarlanan araçsallık iddialarını güçlendirmektedir. Söz gelimi kent ahalisi,
dinde bulmak istediği coşkuya, maneviyat ve hissiyata artık eskisi düzeyinde
ulaşmakta zorlanmaya başlamıştır. İslam’ın gelenek içinde ürettiği şehir dili,
yerini ya taşranın dar evrenine ya da göçmenin arada kalmış dünyasına terk
etmiş görünüyor. Temel sabiteler sıklıkla tartışılmakta, din dili de daha çok
sekülerleşmektedir. Dinin gündelik siyasetin ve laik gerekliliklerin
aşındırmasıyla birlikte zayıflatılan vizyonu, modern tüketim kalıplarıyla da
birtakım formlar kazanıyor. Din, sekülerleşme dalgasının etkisiyle, hızla
gündelikleşiyor. Öyle ki din istismarıyla dindarlık taleplerini ayırmak bile giderek
zorlaşıyor, din bir hâl olmaktan çok bir fenomen olarak görülüyor. Modern
dindarlık ölçütleriyle ilişkiye geçen pek çok insan, sonuçta dinden uhrevi bir
haz almakta zorlanıyor. Din hangi anlam dünyalarıyla ilişkili olursa olsun, bir
şekilde kaybolan tat olarak kendini hatırlatıyor. Dinin bir başkasının çıkarına
hamledilemeyecek boyutları, pekâlâ bugün Marx’ın yıllar önce çaresiz insanların
dili olarak resmettiği şeyin aksine uluslararası güç ilişkilerine tahvil
edilebiliyor. Değişik dinî tutumlardan söz edilebiliyor, örneğin İslam söz
konusu olduğunda radikal, köktenci ya da ılımlı Müslümanlık şeklinde vülgarize
edilmiş siyasetlerin önü açılıyor. Dinin bilişsel düzeyde tam bir güvenlik
alanı olarak görülebilecek yanları şimdilerde tam bir güvensizlik aracı olarak
yeniden tanımlanabiliyor. Öte yandan İslam’ın halk katında şekillenen
temsilleriyle, İslam karşıtlığının yine halk katında karşılık bulan
temsillerinin son tahlilde aynı metodik çerçevede buluşan simetrik ortaklığı
üzerinde de yeterince durulmamaktadır. Taşra dindarlığından beslenen dinsel
muhayyelatta olduğu gibi, din karşıtlığını birkaç tekrar üzerinden sürdüren
zayıf bir eleştiri-politik de entelektüel bir zemin yerine amiyane bilginin
sınırlarında dolaşmayı tercih ediyor. Farklı olana tahammülü olmayanların,
inanan ya da inanmayanlar karşısındaki tutumları pek fazla değişmiyor; kendisi
gibi olmayanı risk kaynağı olarak gören bir düzeneğin açığa çıkardığı gerilim,
dinin sosyolojik görüntüler üzerinden siyasete dâhil olma çabalarına çok daha
fazla imkân veriyor. Geçmişte İslam’ın dış dünyayla karşılaşmalarında ortaya
çıkan kayıpları en az zararla gidermeyi üstlenen Müslüman kelamcı ve
filozofların gerçekleştirdiği atılım, bugün fantastik bir ilgiye dönüşmüş
durumdadır. İlahiyatçılar, selefleri Gazali’nin kendi çağdaşlarından gelen
entelektüel saldırılar karşısında, felsefeciler de İbn Rüşd’ün, içerde giderek
sönükleşen felsefesiz bir dinsellik karşısındaki teyakkuz hâlini ve onları
motive eden saikleri pek az hatırlayıp harekete geçmekteler. İslam’ın bu
topraklarda her zaman göz dolduran dikkat çekici varlığından nasıl olup da yeni
bir medeniyete gidişe yol bulunamadığı sorusu hâlâ ortada durmaktadır. Kendi
referans zinciri içinde Din Sosyolojisi de yeni argümanlarla zenginleşmektedir.
Gerçi Comte’un, Durkheim ya da Weber’in analitik yaklaşımları çok yerde terk
edilmiştir ancak onlara yön veren kurucu ruhun ortadan kalktığı söylenemez,
hatta bunu beklemek de söz konusu olamaz. 19. yüzyılın sonlarında birçok kimse
artık dine yol göründüğünü ve yakında dinin yerini tamamıyla bilimin alacağını
düşünüyordu. Nitekim pozitivist geleneğin öncüleri, dini, bilimsel düşüncenin
toplumda yayılmasıyla birlikte er geç ortadan kalkacak, yanlış bireysel
inançları yansıtan bir olgu olarak görmekte ısrar etmişlerdi.[16]


Bir Uygulama Alanı: Dini Grup Araştırmaları


Türkiye’de
toplumun farklı kategorilerde varlık imkânı bulan dinsel hissiyatı günümüzdeki
Din Sosyolojisi araştırmalarının en temel konuları arasında yer almaktadır.
Herhangi bir din bağlamından hareketle gerçekleştirilebilecek yapısal özellik
analizi İslam söz konusu olduğunda daha derinlikli bir araştırma ve gözleme
ihtiyaç duyurmaktadır. Bu bağlamda anlama hedefinin ana çabası, toplumsal
anlamda geniş bir yelpazede çeşitlenen dinsel farklılıkların gündelik hayata
yansıma biçimlerine odaklanmak olacaktır. Bu bağlamda son yıllarda dindarlık,
üzerinde en çok durulan-konuşulan konular arasında yer almaya başlamıştır.
Bunun pek çok sebebinden söz etmek mümkündür. Küresel ölçekte çalışmalar yapan
pek çok seküler kuruluş, dindarlık algısı üzerinde olası tüm zorlukları göze
almaktan kaçınmamakta, birçok çalışmaya destek olmakta ve fon sağlamaktadır.
Ülke ülke, şehir şehir dinselliğin limitleri ölçülmeye çalışılırken,
dindarlığın belli başlı veçheleri üzerinde yeni birtakım standartlar
belirlenmekte, gelecek üzerinde yeni projeksiyonlar üretilirken dinî hayatın
modern göstergeleri de bu takipten payını almaktadır. Aslında dinsellik de
dindarlık da son iki yüzyılın temel problematikleri arasında tutulan bir
çatışma alanıdır. Böylece kişi özelinde her zaman olağan bir duruş kabilinden
değerlendirilmesi gereken dinî ilgi ve yönelimler (dindarlık) ya da toplumsalın
sıradan gerçekliği içinde somutlaşan dinî hayatlar (dinsellik), zaman zaman
tehdit, zaman zaman da ürkütücü bir gelişme potansiyeli olarak deşifre
edilmektedir. Bugün saplantılı söylemleri besleyen bir korku, özellikle din
karşıtı olarak kendilerini konumlandıran çevrelerde karşılık bulmakta
zorlanmamaktadır. Dinin ve ona bağlı olarak işleyen göstergelerin, temsil ve
söylemlerin, behemehâl hayattan çekileceğine dair beklentiler bugün hepten
anlamını yitirmiş ve sonuçta hayalî birer beklentiye dönüşmüş olsa da dinî
hayatın nabzını tutma ve onu türlü gerekçelerle sorguya almak adına bilgi
sahibi olma arzusu hiç de ortadan kalkmış değildir Öte yandan bu yöndeki
mülahazalar da çoklukla din alanında vuzuha ermemiş analizlerden ve kestirme
yorumlamalardan kaynaklanmaktadır. Dinin sosyo-psikolojik gerçekliğini bile
gerekli özen içinde ele alıp değerlendirmekten uzak düşen bir heyecan, onu her
zaman ilkel bir geçmişin tahliye edilmesi an meselesi bir bakiyesi olarak
tasvir etmekten yılmıyor. Bugün sosyal gerçekliği kuşatan ve insan doğasının en
iç(ten) seslerini yakalamayı başaran dinin, bunca badireden sonra nasıl olup da
yeniden neşvünema bulmayı başarabildiği konusunda modern zihin dünyasına
yerleşen pek çok soru artık geçiştirilemiyor. Ne var ki insanın, akıp giden
zamanın türlü hengâmeleri içinde sürdürebildiği bireysel yolculuğunda fıtrata
dönüş ve varoluşsal teminatların sağlanmasında dinin üstlendiği rol, klasik
sosyal bilimcilerin analizlerinde olduğu gibi bugün de yeterli bir açıklıkta
ele alınamamakta; bu bağlamda yapılan pek çok yorumda da ağırlık spekülatif
bağlamlarla sınırlı olmakta, polemikçi yaklaşımları zorlayan bir adım
atılamamaktadır. Öte yandan dinsellikte artış ya da dindarlığın yeni
göstergeleri gibi konular dine ilgi duyan çevrelerin motivasyonunu artırması
açısından hissedilir bir heyecan yaratmıştır. Bu çerçevede dinî hayattaki
gelişmelerin mevcut tahminlerin neredeyse bütününü yalanlarcasına güç
kazanması, bütün yorumlarını ve toplumbilimsel tezlerini bu öngörüler üzerine
inşa eden sosyal bilimcilerin argümanlarını zayıflatmaya başlamıştır. Dindarlık
her şeyden önce kişinin kendi inanç ve amel dünyasında tecrübe ettiği mesafe
bilincine tekabül etmektedir. Birinin dindarlığı söz konusu edildiğinde evvel
emirde onun din konusundaki duruşunun genel geçer kabullerin üzerine çıktığına
hatta onun belli ölçülerde bu limitleri aştığına işaret edilmiş olunmaktadır.


Kişinin
örneğin bir Müslüman olarak dindarlığı, onun İslam’ın emir ve yasakları
konusundaki bağlılığını, sadakat ve uyum arayışını yansıtmakta; böylece temel
sabiteler etrafındaki muhasebesine imkân vermekte; inanç, ibadet ve ahlak
alanındaki tercihleriyle de bütün bu ilgi ve sorumluluklarının ortaya koyduğu
manevi bakiye ortaya çıkmaktadır. Gelenekte dindarlık, gündelik hayatın olmazsa
olmaz bir ögesi olarak derin bir bilinçle ele alınmakta ve
değerlendirilmekteydi. Birinin dindar olması her şeyden önce onun yüksek ahlaki
seciyelerle mücehhez olduğu anlamına geliyordu. Hiç kuşkusuz bu teçhizatın
kaynağı da kişinin Allah’la olan bütünlüklü ve teslimiyetçi irtibatıyla
ilgiliydi. Bugün ise dindarlık konusu sıklıkla gündelik/politik bir repertuarın
iddialarına haklılık payı kazandırmak hatta bu iddiaları doğrula(t)mak üzere
ele alınmaktadır. Dindarlıktaki artışı bir korku semptomu endişesiyle
gözleyenler açısından mevcut durum her şeyden önce üzerinde durulması gereken
birer kaygı zeminidir. Sonuçta bütün bu kehanetleri boşa çıkaran bir gelişme
olarak fiilî durum şaşırtıcıdır; dindarlık hızla artmaktadır. Pek çok gözlemci
için bu durum âdeta vahim bir durumdur. Açıklanmasına kuvvetle ihtiyaç duyulan
bu fenomen, hayatın akışını öteden beri dinden bağımsız bir şekilde ele almakta
ısrar eden ve bunda da kısmen iddialı olan pek çok bilimsel yaklaşım için
esaslı bir burukluk yaratmıştır. İddia gereği gerçekliğin hilafına arkaik bir
dünyadan beslendiği varsayılan dinin bugün modern kazanımlara rağmen hâlâ
rağbet görüyor olması her şeyden önce hesap dışı bir gelişmedir ve bu da uygun
bir metodolojiyle ele alınıp değerlendirilmeyi hak etmektedir. Din karşıtı
bilimsel yaklaşımların teorik mühimmatını âdeta çökerten bu sosyolojik
gerçeklik karşısında asıl önemli olan kendi anlam dünyasını bütün bu referans
bolluğu içinde dinden yana kullanan tipik dindarın mütevazı varlık beyanı
olmalıdır. Yer yer siyasallaşan laik ve seküler söylemlerin gündelik hayatın
gelenekli /geleneksiz tüm rutinlerini muhasara altına aldığının açıkça
gözlendiği bir düzlemde söz konusu gelişmeyi nasıl açıklamak gerekir? Çoklukla
bir nevzuhurluk alâmeti olarak değerlendirilen bu keşif, aslında toplumsalın
köklü dip akıntılarını sıklıkla ihmal eden özensiz bir gidişatın isabetsiz
değerlendirmelerinden başka bir şey değildir. Oysa din hep vardı ve o, hiç
kuşkusuz zamanı ve mekânı kuşatma iddiasından da hiçbir zaman vazgeçmemişti.
Beklenmedik çıkışlarıyla sosyal hayatın belirleyici ana teması olduğu
zamanlarda olduğu kadar toplumsalın kadim sermayesi olarak yer yer vicdanlara
terk edilip hapsedildiği zamanlarda da hayatın hemen her etabında baskın olan
çoklukla dindi. Türkiye bağlamında dindarlığın biçimleri, formları, nirengi
noktaları ve yönelimleri konusu sıklıkla ilahiyat perspektifleri içinde birer alan
çalışması olarak ele alınmaktadır. Dinselliğin toplumsal gerçekliği içinde
bireyin dindarlığı bir yansıma alanı olarak değerlendirilmektedir. Akademi
geleneği içinde dindarlığı bir inceleme nesnesi olarak ele alıp bunun sonuçları
üzerinde hiçbir değerlendirmeye ihtiyaç duymayan yaklaşımlar son tahlilde bir
durum tasviri yapmaktan ileri gitmeyen çözümlemeleriyle bir ürküntü
psikolojisini beslemek üzere maniple ederek kullananlarla aynı hizaya
düşmektedir. Bugün gelinen noktada dindarlığın sosyo-kültürel gerçeklik
dünyasındaki karşılıklarını soğukkanlı bir şekilde değerlendirmek yerinde
olacaktır. Her şeyden önce dindarlık algısının belli şartlarla kayıtlı
yerleşik/kültürel ya da küresel bir algı düzeneğine tabi olduğunu unutmamak
gerekir. Bugün dindarane sadakatin çok sayıdaki yolunun varlığı, nispiliğe
imkân veren bir yorum çeşitliliği içinde ele alınabilir. Sorumluluk ve hizmet
stratejilerinde toplumun dinî hayatının ihya edilmesini görev edinenler
nezdinde dindarlık ölçülebilir ya da izlenebilir bir alan olmaktan çok
eksikliklerinin telafi edilmesi, abartılarının giderilmesi açısından önem
kazanmaktadır.[17]


Kavramsal Olarak Cemaat Olgusu


Kur’
an’ da, olumlu ya da olumsuz anlamda cemaat kavramını ifade edebilecek 
hizb, ferk, fevc, taife, şia gibi kavramlar geçmekte ve bunların ifade
ettikleri anlamlar kullanıldıkları döneme göre değişiklik arz etmektedir.[18]
Cemaat kavramı sosyolojide özellikle Ferdinand Tönnies’in “Gemeinschaft –
Gesellschaft” ayrımıyla birlikte yer etmiş ve bir ideal tip olarak kullanılmıştır.Kavrama
verdiği özellikleri bizzat kendi tanımında bulabiliriz:[19] “Küçük veya büyük
herhangi bir grubun azaları her nerede, şu veya bu münferit menfaati değil,
fakat müşterek hayatın ana şartlarını paylaşacak şekilde bir arada yaşarlarsa,
bu gruba cemaat diyoruz.[20] Tönnies terimi, büyük ölçüde “kişisel, yakın ve
sürekli” insan ilişkilerini anlatmak için kullanmıştır.[21]  Daha önce bir
cemaat olmadıkları halde birtakım etkenler sayesinde insanların cemaati meydana
getirmesi mümkündür. Bir ülkede veya bir cemiyette, zümre içerisindeki sık
görüşmeler, kader birliği, gelecekle ilgili arzuların aynılığı nedeniyle ortak
inanç duygusu gelişir ve cemaatleşme sağlanmış olabilir. Geçmiş cemiyetler
içerisinde bile küçük cemaat örneklerini görmek mümkündür. Bunun en iyi
örneklerini dini cemaatlerde görebiliriz.[22] Temel saik olarak dinin her türlü
değeri, cemaatleşmenin birer unsuru olarak işlev üstlenecektir. Özellikle
cemaat üyelerinin hürriyeti gündeme gelecek ve bu hürriyetlerin kullanımıyla
varılan bir uzlaşma, bir anlamda cemaatin önemli unsuru olacaktır.[23] Bu
noktada cemaatin kavramsal boyutunun fenomenik yapısını yukarıdaki
açıklamalarla daha da anlam kazandığını görüyoruz.Böylelikle cemaat mefhumunun
geçmişten günümüze metodolojik anlamda geçirdiği evrelerin ülkemizde mevcut
bulunan cemaatler açısından nasıl bir mana ifade edeceğini yapacağımız
değerlendirmeler ortaya koyacaktır.Bu aşama da çalışmamızın ileriki
safhalarında  daha ayrıntılı şekilde irdelenecektir.


Dinin Birleştirici Fonksiyonu ve Cemaatin Meydana Gelmesi


Dinin
taşıdığı unsurlar, toplumsal bir yapının meydana gelmesine doğrudan etki
yaparlar. Hatta bizzat bu unsurlar böyle bir oluşumu meydana getirirler.[24]
Her din, bireylerin ruhuna sirayet ettikten sonra, kendisine daha rahat bir yaşama
alanı oluşturacak bir topluluk meydana getirmek ister. Din bunu sağlayacak
yapıyı da beraberinde getirir.[25] Böylece din, bireyle elde edemediği gücü
inananlar cemaati aracılığı ile kazanmış olur. Cemaatten bahsettiğimiz zaman,
aslında aynı zamanda dinsel bir boyuttan da bahsetmiş oluyoruz. Zira, cemaat
ruhunun Allah’a kadar ulaşan bir yönü vardır.[26] İnsanlara, bir araya
geldikleri zaman kendi çıkarlarını terk ettirip cemaatin menfaatine yönelmesini
sağlayan güçlü bir etkenin olması gerekir. Bunu da bizzat din sağlamaktadır.
M.Weber’e göre hemen hemen bütün büyük dinlerde görülebilen bir değişim süreci
vardır: Öncelikle birey olarak dini getiren Peygamber etrafına toplanılarak
tamamıyla içsel bir katılım sağlanır. Ancak, dine girme ve onu algılama zamanla
bu şekliyle kalmaz, dine girmek, aynı zamanda belirli bir müesseseye dahil
olmak anlamına gelir. Böylece bir kilise ya da bir cami merkezli dini cemaat
ortaya çıkmış olur. Bu yolla nüfuz kazanmış olan din, diğer kurumlarla da bir
takım ilişkiler geliştirmeye başlar. Dolayısıyla, bir din e mensup olmak,
sadece inanç bazında bir mensubiyet olmaktan öte, bir takım hukuki ve ahlaki
bağlarla örülmüş bir organizasyona dahil olmak anlamına gelir.[27] Hatta
toplumsal düzeni bizzat din kurmuştur da denilebilir. Din her türlü kaos ve
karmaşanın prensip olarak karşısındadır.[28] Bu muhafazakar tutum, cemaat
içindeki birlikteliğin din tarafından güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.


Cemaat-Toplum-Din İlişkisi


Din
sosyolojisi kitaplarında dini gruplar konusunun genellikle Wach ve Mensching
gibi din bilimcilerinin tasnifine göre ele alındığı görülmektedir. Bu ayrıma
göre dini gruplar “doğal dini gruplar” ve “sırf dini gruplar” şeklinde ikiye
ayrılmaktadır. Doğal dinî gruplar, dinin ilkel dönemde aile ve kabile gibi kan
birliğine dayalı doğal grup içinde ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Sırf dini
gruplar ise sonraki dönemlerde dinin kendisinden kaynaklanan veya dine dayalı
olarak ortaya çıkan gruplardır. Tarikatlar, cemaatler, mezhepler ve kiliseler
bu gruplara örnek olarak verilmektedir. Doğal grupla dini grubun özdeş olduğu
doğal dini gruplara insanlar doğumla kendiliğinden ait olurlarken, sırf dini
gruplara bir karar ve seçim yoluyla katılım söz konusudur. Yapılan bu ayrımın
dinin gelişiminde evrimsel bir anlayışa yaslandığı söylenebilir.[29] Dini
grupların yapısı ile toplumsal karmaşıklık düzeyi arasında doğrudan bir ilişki
olduğu varsayılmıştır. Buna göre doğal dini gruplara daha ziyade az karmaşık
toplumlarda, dinden doğan veya sırf dini gruplara ise toplumsal karmaşıklığın
arttığı toplumlarda rastlanmaktadır.  Bu gelişim sürecinde sırf dini
grupların da özellikle toplumsal karmaşıklığın artmaya başladığı tek tanrılı
dinlerde ortaya çıktığı görülür. Sırf dini gruplarda gruplaşma prensibinin
aile, kan, soy, komşuluk, millet gibi doğal bağların dışında manevi kardeşlik,
din, ümmet kardeşliği gibi bir bağa dayandığı söylenebilir. Sırf dini gruplara
üye olanlar, doğal akrabalık bağlarının ve eski sosyal yapıların dışına
çıkarak, bazen onlarla çatışmaya bile girebilirler. Burada dini, manevi bağlar,
doğal bağların üstüne çıkarak onların etkisini aşmış olmaktadır.


Bir
topluluk içinde doğal-dini bağların dışına çıkarak yeni dini gruplara katılımın
çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bunların başında sosyal karmaşıklığın artması
gelir. Eski inanç ve geleneklerin zayıflaması, sosyal yapıda artan
farklılaşmayla birlikte eski inançların devre dışı kalması yeni arayışlara yol
açmaktadır.


Yeni
dini gruba mensubiyet, kişilerin kendi aile, kabile ve milletlerine
aidiyetlerini ortadan kaldırmaz. Ancak öncekilerden farklı bir grup bilinciyle
hareket etmeye imkân verir.


Yeni
dini grubu bir cemaat halinde birleştiren ve ona süreklilik kazandıran özellik,
güçlü bir dayanışma ruhuna sahip olmasıdır. Böylelikle sırf dini grup,
üyelerini hem önceki bağlardan koparmakta, hem de kendi içinde bir inanç ve
dayanışma ruhu etrafında birleştirmektedir. Sırf dini gruplar, doğal dini
grupların aksine misyoner eğilimine sahiptirler. Ancak bu yayılma tarzı dini
gruplara ve dinlere göre değişmektedir. Örneğin Hıristiyanlık misyonerlikle,
Budizm yayılmayla İslamiyet ise irşat ve davet faaliyetleriyle yayılmıştır.


Sırf
dini grupların bir kısmı İslamiyet’te olduğu gibi içinden çıktıkları toplumdaki
geleneksel dini yıkarak onun yerine geçmişlerdir. Bazı dinler ise Hıristiyanlıkta
olduğu gibi kapalı bir dini topluluk iken başka yerlere göç ederek, yeni
ortamlarda varlıklarını sürdürmüşler; ya da Yahudilikte olduğu gibi başlangıçta
millî bir karaktere sahipken zamanla yeni yorumlar sayesinde evrensel bir
özellik kazanmışlardır.[30]


Sonuç


Türkiye’de
birçok açıdan tartışılan din olgusu son zamanlarda bazı çevrelerce ön plana
çıkarılmış olup dini grup, cemaat ve tarikatlar noktasında, özellikle de
mütedeyyin, muhafazakar iktidarın etkisiyle çok farklı bir yapıya bürünmüştür.
Böylelikle değişik angajman ve fragmanlarla cepheleşmiş neticede Türkiye’nin
gündemine oturmuş görünmektedir. Bu vesile ile bu çalışma gerek bu entitenin
içeriğini değişik açılardan ele alarak günlük kullanımı dışında metodolojik bir
perspektifle incelenmesini, gerekse Türkiye sathına yansımasını, değişimini ve
gelişimini değişik envanterlerle açıklamaktadır. Böylelikle dini grup ve
cemaatlerin daha çok akademik boyutunu tartışmaya açmıştır. Bugün ülkemizde gün
geçmiyor ki değişik ad ve unvanda grup, cemaat ve tarikat ortaya çıksın.
İnsanların özellikle Post-modern çağın havasından etkilenerek bu tür
faaliyetlerde bulunması elbette önemli hususlardandır ama daha da önemlisi
insanları bu tür çalışmalara iten sebep ve amaçları bilmektir.Bu çalışma daha çok
bu tür sebep ve amaçlar üzerinde durmaktadır. Sonuç olarak, kanuni sınırlamalar
getirilmesine rağmen din tarikat ve cemaatlerin Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde
popüler din bakımından etkin bir role sahip olduklarını söylemeliyiz. Devlet
bir taraftan toplumun hayatında vazgeçilemez bir unsur olarak gördüğü din için,
bilahare yeni hukuk ve sosyal düzenlemelere giderken, öte yandan otoritesini
pekiştirmek için dini tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine göz yummuş ve hatta
gerektiğinde onlarla işbirliği yapmıştır. Özellikle 1980 sonrası, din tarikat
ve cemaatlerin oy potansiyelini göz önüne alan politikacılar ise, onları
muhatap almaktan ve onlarla işbirliği yapmaktan çekinmemişlerdir. Din tarikat
ve cemaatlerin tek başlarına bir mezhep ya da akımı temsil ettiklerini söylemek
imkansızdır. Bu bağlamda onların -istisnaları bulunmakla beraber- dini düşünce
ve zihniyet dünyasına müspet katkılarından söz etmek de oldukça güç
görünmektedir. Onun için grup, tarikat veya cemaatler bu çerçevede daha farklı
angajmanlarla ele alınıp hem bireyle olan bağlarında hem toplumla olan
bağlarında hem de devletle olan bağlarında dikkat edilip ona göre hareket
etmelidirler. Sonuç olarak bu çalışma sosyal, toplumsal ve teolojik açıdan
konunun önemini objektif bir bakış açısıyla ortaya koymuş ve bu alandaki
sorunları irdelemiştir.


Aziz  ERSOY, Kahramanmaraş
Sütçü İmam Üniversitesi/İ.İ.B.F./Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Bölümü


Dipnotlar


[1] Şerif Mardin, Bediüzzaman Said Nursi
Olayı, Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim, İletişim yay., 2. baskı,
İstanbul 1992.


[2] Amiran Kurtkan Bilgiseven, Genel
Sosyoloji, Filiz Kitabevi, 5. baskı, İstanbul 1995, s.6.


[3] R. M. Maciver-Charles H. Page, Cemiyet I,
(çev.: Doç.Dr. Arniran Kurtkan), Milli Eğitim Bakanlığı yay. No:2021, İstanbul
1994 s.16


[4] Amiran Kurtkan Bilgiseven, Genel
Sosyoloji, Filiz Kitabevi, 5. baskı, İstanbul 1995 s.26.


[5]  Johaim Wach, Din Sosyolojisi, (çev.:
ProfDr. Ünver Günay), Erciyes Üniversitesi yay., Kayseri 1990, s.28.


[6]  Ünver Günay, Din Sosyolojisi, İnsan
yay., İstanbul 1998, s.214.


[7] Willaime, Jean-Paul (2004), Sociologie des
religions, 3.b., Paris: Puf.


[8] Berger, Peter L.; Luckmann, Thomas (1988),
“Din Sosyolojisi ve Bilgi Sosyolojisi”, Çev. Hüsamettin Arslan, İlim ve Sanat,
Sayı 22 (Kasım-Aralık), ss. 54-59.


[9] Slattery, Martin (2007), Sosyolojide Temel
Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Gülhan Demiriz, Bursa: Sentez Yay..


[10] Mardin, Şerif (1991), Türkiye’de Din ve
Siyaset, Der. Mümtaz’er Türköne, Tuncay Önder, İstanbul: İletişim Yay.


[11] Mert, Nuray (1993), “Laik Cumhuriyetin
Resmî Bilimi: Sosyoloji”, Dergâh, C. III, S. 35 (Ocak), ss. 17–18.


[12] Mert, Nuray (1994), Laiklik Tartışmasına
Kavramsal Bir Bakış, İstanbul: Bağlam Yay.


[13] Subaşı, Necdet (2004), Gündelik Hayat ve
Dinsellik, İstanbul, İz Yay.


[14] Marshall, Gordon (1999), Sosyoloji
Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Ankara, Bilim ve Sanat Yay.


[15] Wagner, Peter (1996), Modernliğin
Sosyolojisi, Çev. Mehmet Küçük, İstanbul: Sarmal


[16] Marshall, Gordon (1999), Sosyoloji
Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Ankara, Bilim ve Sanat Yay.


[17] TDHA (2014), Türkiye’de Dinî Hayat
Araştırması, Ankara: DİB.


[18] Rıdvan Seyyid, İslamda Cemaatler Kavramı,
Endülüs yay., (çev.: Mehmet Can), İstanbul 1991, s.7.


[19] Erusam Analizi/Türkiyede Dini gruplar
Sosyolojisi/Prof.Dr.Celaleddin ÇELİK/s.23.


[20] R. M. Maciver-Charles H. Page, Cemiyet I,
(çev.: Doç.Dr. Arniran Kurtkan), Milli Eğitim Bakanlığı yay. No:2021, İstanbul
1994, s.22.


[21] Erusam Analizi/Türkiyede Dini gruplar Sosyolojisi/Prof.Dr.Celaleddin
ÇELİK/s.23.


[22] Yümni Sezen, Sosyolojide ve Din
Sosyolojisinde Temel Bilgiler ve Tartişmalar, M.Ü. ilahiyat Fakültesi Vakfı
yay., İstanbul 1990, s.l9.


[23] Sezen A.g.e.


[24] Raymond Aron, Sosyolojik Düşüncenin
Evreleri, (ç: Korkmaz Alemdar), Bilgi yay., 2. baskı, İstanbul 1989, s. 81.


[25] Ün ver Günay, Din Sosyolojisi Dersleri,
Erciyes Üniversitesi Matbaası, Kayseri 1993, s. 181.


[26] Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye, Dergah
yay., 4. baskı, İstanbul 1997, s.303.


[27] Hans Freyer, İçtimai N azariyeler Tarihi,
(çev.: Prof.Dr. Tahir Çağatay), A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fak.yay., No:ı05, 2.
baskı, Ankara ı968, s.193.


[28] L. Berger, a.g.e., s.73


[29] Erusam Analizi/Türkiyede Dini gruplar
Sosyolojisi/Prof.Dr.Celaleddin ÇELİK/s.7.


[30] A.g.e s.10.


Kaynakça


-Amiran
Kurtkan Bilgiseven, Genel Sosyoloji, Filiz Kitabevi, 5. baskı, İstanbul 1995,
s.6


-Berger,
Peter L.; Luckmann, Thomas (1988), “Din Sosyolojisi ve Bilgi Sosyolojisi”, Çev.
Hüsamettin Arslan, -İlim ve Sanat, S. 22 (Kasım-Aralık), ss. 54-59.


-Erusam
Analizi/Türkiyede Dini Gruplar Sosyolojisi/Prof.Dr.Celaleddin ÇELİK/Sf-7


-Hans
Freyer, İçtimai Nazariyeler Tarihi, (çev.: Prof.Dr. Tahir Çağatay), A.Ü. Dil ve
Tarih Coğrafya Fak.yay., No: 105, 2. baskı, Ankara 1968, s.193


-Johaim
Wach, Din Sosyolojisi, (çev.: ProfDr. Ünver Günay), Erciyes Üniversitesi yay.,
Kayseri 1990, s.28.


-Nurettin
Topçu, Yarınki Türkiye, Dergah yay., 4. baskı, İstanbul 1997, s.303.


-Mardin,
Şerif (1991), Türkiye’de Din ve Siyaset, Der. Mümtaz’er Türköne, Tuncay Önder,
İstanbul: İletişim Yay.


-Marshall,
Gordon (1999), Sosyoloji Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Ankara,
Bilim ve Sanat Yay.


-Mert,
Nuray (1993), “Laik Cumhuriyetin Resmî Bilimi: Sosyoloji”, Dergâh, C. III, S.
35 (Ocak), ss. 17–18.


-Mert,
Nuray (1994), Laiklik Tartışmasına Kavramsal Bir Bakış, İstanbul: Bağlam Yay.


-Rıdvan
Seyyid, İslamda Cemaatler Kavramı, Endülüs yay., (çev.: Mehmet Can), İstanbul
1991, s.7


-R.
M. Maciver-Charles H. Page, Cemiyet I, (çev.: Arniran Kurtkan), Milli Eğitim
Bakanlığı yay. No:2021, İstanbul 1994, s.22.


-Raymond
Aron, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, (ç: Korkmaz Alemdar), Bilgi yay., 2.
baskı, İstanbul 1989, s. 81.


-Subaşı,
Necdet (2004), Gündelik Hayat ve Dinsellik, İstanbul, İz Yay.


-Slattery,
Martin (2007), Sosyolojide Temel Fikirler, Çev. Ümit Tatlıcan, Gülhan Demiriz,
Bursa: Sentez Yay


-Şerif
Mardin, Bediüzzaman Said Nursi Olayı, Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal
Değişim, İletişim yay., 2. baskı, İstanbul 1992.


-TDHA
(2014), Türkiye’de Dinî Hayat Araştırması, Ankara: DİB.


-Ünver
Günay, Din Sosyolojisi Dersleri, Erciyes Üniversitesi Matbaası, Kayseri 1993,
s. I 81


-Ünver
Günay, Din Sosyolojisi, İnsan yay., İstanbul 1998, s.214


-Wagner,
Peter (1996), Modernliğin Sosyolojisi, Çev. Mehmet Küçük, İstanbul: Sarmal


-Willaime,
Jean-Paul (2004), Sociologie des religions, 3.b., Paris: Puf


-Yümni
Sezen, Sosyolojide ve Din Sosyolojisinde Temel Bilgiler ve Tartışmalar, M.Ü.
İlahiyat Fakültesi Vakfı yay., İstanbul 1990, s.l9.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış