Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Sergen ÇİRKİN (Arkeolog) : Türkçe Kuran’ın 1000 yıllık öyküsü 

“Biz,
her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık
anlatsın.” (İbrahim Suresi 4. Ayet)




İslamiyet’i
sonradan kabul eden toplumlar, ilgili ayete dayanarak, Kuran’ı anlamak ve dinin
gereklerini yerine getirebilmek için çeviri işlerine giriştiler. Hatta en eski
çevirileri Peygamber dönemine kadar götürebiliriz. İran kökenli ilk
Müslümanlardan Selman-ı Farisi, Fatiha suresini Farsçaya çevirmiş, ardından
Peygamber’in görüşüne başvurulmuş, o da Farsça Fatiha için olur vermişti. Kuran-ı
Kerim’in bütün bir kitap olarak ilk çevirisi Orta Asyalı din bilginlerince
Farsça yapıldı. 10. yüzyıldaki Farsça bu çeviriyi takiben de ilk Türkçe çeviri
kaleme alındı. Orta Çağ’da kitleler halinde İslam’a geçen Türklerin yaptıkları
ilk iş, yeni benimsedikleri dinin kutsal kitabını kendi dillerine çevirmek
olmuştu. Bilinen en eski Türkçe Kuran çevirisi yaklaşık bin yaşındadır ve
İngiltere’deki John Rylands kütüphanesinde korunmaktadır. Kitap üç dilli olup
Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça metinleri de içeriyor. Türkçe ayetlerin
dili, Göktürklerin kullandığı eski Türkçeye çok yakın olan Karahanlı
Türkçesidir. Prof. Dr. Aysu Ata, söz konusu Karahanlıca Kuran’ı Latin
harflerine aktararak yeniden yayımlamıştır. Karahanlıca en eski Türkçe Kuran’ı
Türk Dil Kurumu yayınları arasında bulabilirsiniz. Devletşah’ın 1333 yılında
İran Şiraz’da kopyaladığı Kuran, Türkçenin Oğuz-Kıpçak lehçelerinde
yazılmıştır, yazma bugün İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde korunmaktadır.
1363 yılında Orta Asya Harezm Türkçesiyle yapılmış bir başka Türkçe Kuran ise,
İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi koleksiyonundadır. Özbek Çağatay Türkçesiyle
yazılmış 1540’lı yıllara ait Türkçe Kuran yazmaları, hem Topkapı Sarayı’nda hem
de Konya Mevlana Müzesi’nde bulunmaktadır. Rus ve Özbek müzelerinde, Orta Çağ’a
tarihlenen Doğu Türkçesi ile yazılmış başka çeviriler de vardır.




Osmanlı
devletinin ilk medreselerini kuran Orhan Gazi, Türkçe Kuran işleriyle de
ilgilenmiş ve bazı surelerin açıklamalarını hazırlatmıştı. Anadolu Beylikleri
döneminde yapılan Türkçe Kuran çalışmaları, genellikle namazlarda okunan
surelerin çevirileriydi. Buradan şu anlam çıkmaktadır: Gerek Osmanlılar gerekse
Anadolu’nun diğer beylikleri, inandıkları dini “anlayarak” yaşıyorlardı.
Kuran’ın ve İslam’ın ne dediğini biliyorlardı. Kuran bir kitap olarak Osmanlı
Türkçesine ilk kez Yıldırım Bayezid döneminde çevrilmişti. Bursa Yazma Eserler
Kütüphanesi’nde bulunan 1401 tarihli el yazması, Osmanlı Türkçesi ile yapılmış
bilinen en eski Kuran çevirisidir. Türkler, Fatih ve Kanuni dönemleri de dahil
olmak üzere, Türkçe çevirilerden tarihi boyunca geri durmadılar.




Erken
Osmanlı döneminde Türkçe besmele “Başladum adıyla Tanrı ta’alanun ki rızk
vericidür ve rahmet edicidür” biçiminde söyleniyordu. Yıldırım Bayezid
döneminde Fatiha suresinin çevirisi ise şöyle yapılmıştı: “Şükr cemi âlemleri
yaratan Tanrı’ya ki rızk vericidür rahmet edicidür. Din gününün padişahı sanga
taparuz ve dahi sanga sığınıruz. Göster bize hidayet tevfikiyle doğru yolı…”
Besmele ve Fatiha suresinin çevirisinden anlaşıldığı gibi Osmanlı döneminde
“Tanrı” sözcüğü ile Müslüman Türklerin hiçbir sıkıntısı yoktu. Tanrı sözcüğü,
bilindiği gibi Hun ve Göktürk dönemlerinden kalma çok eski Türkçe bir addır.
Türkler İslam’a geçtiklerinde bu adı terk etmemiş; gerek Orta Asyalı Ahmet
Yesevi, gerekse Anadolulu Yunus Emre, “Tanrı” sözcüğünü içtenlikle
kullanmışlardı.




Endülüs
gerçeği, Avrupa’nın özellikle de İspanya çevresinin İslam ve Kuran üzerine
yoğunlaşmasına neden olmuştu. İngiliz rahip ve diplomat Robert Ketton, 1140’lı yıllarda
Kuran’ı ilk kez Latinceye çevirdi. Matbaanın icadından kısa bir süre sonra, ilk
matbu Kuran 1537’de Avrupa’da çıktı. İtalyan matbaacı Paganini, Kuran’ı ilk kez
Venedik matbaasında Arapça bastı, ardından Latince baskılar da geldi. İslam
dünyasındaki ilk matbu Kuran ise Osmanlı coğrafyasında verildi. Kavalalı Mehmet
Ali Paşa’nın Mısır’da kurduğu Bulak Matbaası, 1841 yılında bir Türkçe Kuran
basarak halkın istifadesine sundu. 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla hız kazanan
Türkçe Kuran çalışmaları, erken Cumhuriyet döneminde en parlak günlerini
yaşadı.




Ülkenin
çökmekte olduğunu gören Türk aydını, 1912 yılında Türk Ocakları adıyla bir
dernek kurmuştu. Türk Ocakları, erken Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün
himayesine girmiş ve Cumhuriyetin getirdiği yenilikleri Anadolu’da halka
duyuran bir merkez olmuştu. Ocak başkanı Hamdullah Suphi’nin, Ankara Erkek
Muallim Mektebi’nde 1923 yılında verdiği “Milliyet Düsturları” adlı konferans,
genç Cumhuriyetin ve Ocakların Türkçe İslam konusuna bakışını özetler:
“Efendiler! Milliyetlerin doğmasında son derece yardımı dokunmuş bir hareket
vardır ki, buna dini ıslahat namını verirler. Bazı Alman müellifleri çok haklı
olarak ‘Dinî ıslahat hareketleri milliyet devrinin başlangıcıdır’ diye iddia
ederler. Avrupa milletlerinin uyanmasına büyük nisbette yardım eden bu din
hareketi, Protestan milletlerin Roma ile alâkalarını kesmeye sebep oldu; mabede
anadilleri girdi. Çünkü Cenab-ı Hakkın Latinceyi, Almancadan, İngilizceden daha
iyi anladığına veya daha fazla sevdiğine dair bir iddianın gülünç olduğunu
anladılar…”




Yine bir
Türk Ocaklı olan Ziya Gökalp, ünlü eseri Türkçülüğün Esasları’nda şunları
söyler: “Dinî Türkçülük, din kitaplarının ve hutbelerle vaazların Türkçe olması
demektir. Bir millet, dini kitaplarını okuyup anlayamazsa, tabiidir ki dininin
hakiki mahiyetini öğrenemez. Hatiblerin, vaizlerin ne söylediklerini
anlayamadığı surette de ibadetlerden hiçbir zevk alamaz. İmam-ı Azam
hazretleri, hatta ‘namazdaki surelerin bile millî lisanda okunmasının câiz
olduğunu’ beyan buyurmuşlardır.




Çünkü
ibadetten alınacak vecd, ancak okunan duaların tamamıyla anlaşılmasına
bağlıdır…”




Cumhuriyet’in
ilanını takiben ilk Kuran mealini, 1924’te Cemil Said Bey yapmıştı. Latin
harfli ilk Türkçe Kuran ise 1934’te Ömer Rıza Doğrul’un yayımladığı “Tanrı
Buyruğu” adlı eseri oldu. Ne var ki bu çalışmaların tamamı özel kişilere aitti.




Meclis,
devlet eliyle Türkçe bir meal yapılması kararını aldı. İşte bu karar sonucunda,
Elmalılı Hamdi’nin 9 ciltlik ünlü “Hak Dini Kuran Dili” adlı eseri ortaya
çıktı. Cumhuriyet, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” istiyordu. Bu
yüzden bilimi, sanatı, felsefeyi ve inancı… İnsanı oluşturan her ne varsa,
hepsini Türkçeleştirdi. Ana dilinde okuyan ve anlayan; aracılara, ruhbanlara
gerek duymayan uygar bir toplumun temelini attı. Ancak “fikri köle, vicdanı
köle, irfanı köle nesiller” yaratmak isteyenler dün olduğu gibi bugün de;
Türkçeyi yaşamın her alanından dışlamak derdindeler…   


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış