Ruhların Köprüsü İnancı (Sırat
Köprüsü vb.)

Bu sefer sizlere birçok inanışta yer edinmiş
olan, Müslümanların bildiği adıyla “Sırat Köprüsü”nden bahsedeceğim. Bu kavram,
ruhun öldükten sonra gideceği yeri belirleyecek olan bu köprü, Çin’de,
Babil’de, Babil’den öncesinde ve yakın tarihte de Zerdüştçü inançta yer
bulmuştur. Size, bu inanışın sadece İslam’da olmadığını gösterebilmek adına,
diğer dinlerde de ne şekilde aktarıldığını göstermek istedim.

“Ruhların Köprüsü” (Bridge of Souls), çok sayıda
efsaneye konu olan yaygın bir temadır. Bu köprü, ahiret yolculuğuna çıkmış
ölülere ait ruhların izleyeceği yoldur. Gökkuşağı, buna bir örnektir. Birçok
inanışta, insanların ruhlarının, beden öldükten sonra bu dünya ile öte dünya
arasında bir köprü/yol’dan geçeceği düşünülür. Yani bazı inançlarda bu sadece
ruhumuzun boyut değiştirirken izleyeceği yol iken, bazı inançlarda isa Ruh öte
aleme vardıktan sonra gideceği bölgenin belirleneceği bir sınavdır. Buna örnek
olarak Sırat Köprüsü’nü gösterebiliriz.

Samanyolu’nun çok eski çağlardan bu yana ruhların bir
ırmağı olduğu varsayılır. Bazı kabile sistemlerinde de ahirete giriş yolu
üzerinde yer alan birtakım dağ patikalarının mevcudiyetine inanılmaktadır. [1]

Köprü sembolü, kimi tradisyonlarda dar kapı, zor geçit,
duvarda bulunması gereken bir kapı, sadece bir anlık açık olan bir geçit,
“çarpışan iki kayanın arası” veya “iki ateşin arası” sembolüne dönüşür. Örneğin
Sathapata Brahmana’ya göre ölen her kimse, günahkarları yakan, fakat iyilerin
geçmesine izin veren iki ateş arasından geçmek durumunda kalır.[2]

Şüphesiz antikiteden beri en kesin olan köprü, insanlar
ve tanrı arasındaki bağlantıyı, yeryüzü ve öteki alem arasındaki iletişimi
temsil eden gökkuşağıdır. Gökkuşağı, tanrıların mesajcısı İris’in eşarbıdır.
Buda’nın kendisi, yeryüzüne inerek bir gökkuşağı üzerinde yürür.

Yine İslamiyet’te cennete gitmek isteyen inananlar,
öncelikle cehennemin üzerine yerleştirilmiş köprüden geçmek zorundadırlar. Bir
saç teli inceliğindeki sırat köprüsünden düşenlerin layık olduğu yer
cehennemdir. Bu köprüyü geçeceklerin hızı, geçmişte yaptıkları hayırlı işlere
bağlıdır.[3]

Ruhsal Köprü kavramı, Hıristiyanlık tradisyonunda da
bulunur. Aziz Pavlus’un vizyonunda bu köprü “saç teli kadar incedir”. Ortaçağın
Breton destanlarında tırpandan daha keskin bir “kılıç köprü”den söz edilir ki
bundan geçiş ancak büyük acılar çekilerek mümkün olur.

İnce köprü sembolü Kafkas Tradisyonlarında “kıldan ince,
kılıçtan keskin” deyimiyle dile getirilir. İskitlerinkine çok benzeyen Oset
tradisyonunda ölü bir ırmağa gelir ki, üzerinde köprü olarak çok ince bir kalas
vardır. Kişi doğru yaşamış bir kişiyse ayakları altında bu ince kalas genişler,
sağlamlaşır, görkemli bir köprü olur. Bu köprü Gürcü tradisyonunda da “kıl
kadar ince” olarak tasvir edilir.

Samanyolu’nun Büyük Yarığı ve Kuğu Takımyıldızına
eskiden beri duyulan ilgi unutulmamıştır; İranlı ateşperest Zerdüştlerinin ölüm
sonrası inançlarına Chinvat Köprüsü olarak yerleşmiştir. Chinvat Köprüsü, Tanrı
Mehr ya da Mitra (Eş Anlamı: Anne) tarafından korunan bu kılıç benzeri köprüden
ölmüşlerin ruhu öteki âleme varmak için geçmek zorundaydı. Şayet ruh erdemli ve
dürüst ise, köprü kılıç kenarı gibi olup geçişi kolaylaştıracak; ancak ruh
günahkâr ise köprü kılıcın keskin ucu gibi, jilet keskinliğinde olup, ruhun
kayarak cehennemin ağzına düşmesine sebep olacaktır.

Köprünün, cennete erişmeyi sağlayan kılıç kenarı
benzerliği muhtemelen Samanyolu’nun kuzey ve güney kısımlarını birbirine
bağlayan Büyük Yarık’ın kolundan kaynaklanmaktadır; öte yandan kılıcın keskin
kenarı benzerliği ise Büyük Yarık’ın zamanla yok olan diğer kolundan
kaynaklanmaktadır. Bu noktanın hemen aşağısında ise Akrep (Scorpius)
Yıldıztakımı olup, büyük ihtimalle günahkâr ruhları cehennemde karşılayan açık
ağızlı bir canavarı simgelemektedir.

Öteki âleme ulaşabilmek için geçmesi zorunlu
olan köprü inancı, Samanyolu’nun güney ve kuzey kesimlerini birbirine bağlayan
Büyük Yarık’ın ikili kollarına yönelik inançtan türemiştir. Bunun da ötesinde,
kılıç görüntüsü Kuğu (Cygnus) Yıldıztakımı’nı oluşturan yıldızların haça benzer
sıralanışı olup, Büyük Yarık’ın köprüye benzeyen koluna işaret edip, kuzey gece
semalarında onun pozisyonunu vurgulamaktadır. Avrasya kıtası boyunca Kuğu
Takımyıldızı (Cygnus) gök kuğusu ya da kazı olarak görülmekte ki, birçok Avrupa
ülkesinde kuşlar, ruhun öteki âleme geçişiyle ilişkilendirilirdi. Ne var ki;
Mezopotamya, Fırat toplumlarında ise Kuğu takımyıldızı (Cygnus), efsanevi
kartal (Arap geleneğindeki Anka Kuşu) olarak görülmüş; Güneydoğu Anadolu’nun Cilalı
Taş Dönemi insanların arasında ruh, kanatlı hayvanlardan akbaba biçiminde
algılanmıştır.

Göbekli Tepe, Nevalı Çori ve Çatalhöyük gibi alanların
mimarlarının ruhun son yolculuğuyla alakalı kozmolojik bilgileri, binlerce
yıllık eski inançlardan miras kalmıştır. Bu ve benzeri dinî inançlar büyük
ihtimalle Harran gibi yerlerdeki Neolitik yerleşimcilere aktarılmış; Harran’dan
sonra, Sabalılar ve çok sonraları Mandeanlar, Yezidiler, Saf Kardeşler ve
Zerdüştlere ulaşmıştır.

Göbekli Tepe gibi erken Cilalı Taş Dönemi kompleksleri,
her iki dünya arasında temas mekânlarıydı, diğer bir deyişle cesedin yabani
kuşlara sunularak etten arındırılması işlemi sonrası kişinin ruhu ya da bilinç
durumu değişen ayini icra eden şaman tarafından bu kapılara erişilebilir. Birçok
yönden bu tarz yerleşim alanları, sonraları Sümerler ve Babiller’in muhteşem
tapınakları, Batı Avrupa’nın Stonehenge megalitik anıtları ve hatta günümüz
dünyasını dolduran mabetlerin habercisi olmuştur. Bu yapıların hepsinin kaynağı
Güneydoğu Anadolu’daki Göbekli Tepe gibi alanlarda bulunmaktadır.[4]

Çinvat Köprüsü

Zerdüştlükte ölüm ötesi inançlar arasında yer alan ve
bireyin ebedi hayatı hakkında önemli rol oynayan bu köprüye “Rasma” da [5]
denilmektedir. Ölüm anında insanların, bireysel bir hesap görme olayının olduğu
yer olarak ruhların iyi ve kötü amellerinin karşılığını veren Çinvat köprüsü
üstünde, hesaba çekildiklerine inanılmaktadır. Her insan ölümünden sonra Çinvat
köprüsünden geçmek suretiyle özel bir imtihana tabi tutulacaktır. İyiler,
hayatta iken daima Ahura Mazda’nın tarafında mücadele edenler, zahmet çekmeden
öbür dünyaya ulaşacaklardır. Kötüler ise, “durugların evlerinde”, yalan
cinlerinin oturdukları yerde hasret çekip yaşayacaklardır.

Kişilerin amellerine göre köprü, genişleme ya da daralma
özelliğine sahip bulunmaktadır. Bu köprü sonrasında insanların ruhlarının
Vahisth ve Hemistegan’a gitmesi belirlenmektedir. Zerdüştiler iyi kişilerin
gidecekleri “Vahisth”ı yükseklerin en yükseğinde olan Hara-berazait dağının en
tepesinde ve bunun yanında da “Çinvat” köprüsünün bulunduğuna inanmaktadırlar.
Çinvat köprüsü iyilere düz yol seklinde açılarak onların Vahisth’e ulaşmasını
sağlarken, kötü kalpli kişilere daralarak onların Hemistegan’a düşmesine vesile
olur. Zerdüştilikte ölüm ötesi ile ilgili bu inanışlar günümüzde devam
etmektedir. Avesta’da bu konuyla ilgili şöyle denilmektedir: [6]

“O kimse ki Ahura Mazda’yı ve Zerdüştiliğin üç temel
öğretisini kabul ederse Çinvat köprüsü genişler, iyi ruh Vahisth’e gider ve
mutlu hayata devam eder.” [7]

“Kötü kalpli ve Ahura Mazda’nın dinine karsı gelen
kişiler, insanları kötülük ve yanlış yola yönlendirenler, Çinvat köprüsünün
darlığından geçemeyip Hemistegan’a düşerler. Böylece onların ebedi hayatları
ızdırap içinde olur.” [8]

Istırap Köprüsü

Çin tradisyonuna göre, cehennem ırmağının üzerinde, ölüm
olayı ile yeryüzündeki bedenlerini terk eden tüm ruhların ve reenkarne olacak
olan tüm ruhların geçmek zorunda olduğu bir “Istırap Köprüsü” vardır. Nasıl her
ölen bu köprüyle karşılaşıyor ve onu acı veya tatlı bir şekilde geçiyorsa
yeryüzünde tekrar bedenlenecek her varlık da bu köprü ile karşılaşır ve oradan
geçer. Fakat bedenlenecek olanlar bu köprüden bedenlerini terk edenler gibi
ağır ağır geçmezler, çok hızlı geçerler. [2]

Sırat Köprüsü

Sırat, İslami gelenekte Cehennem üzerine kurulacak köprü
anlamında bir terimdir. Sözlükte “yutmak” mânasındaki sert (seretân)
masdarından türeyen sırât, “yol, cadde” demektir. Bu anlam, yolda yürüyen
kimsenin ağızda lokmanın kaybolması gibi gözden uzaklaşması ilişkisiyle
oluşmuştur. Kelimenin aslı sîn ile “sirât” olup kalın ses özelliği taşıyan
sondaki ŧâ harfi “sîn”i “sâd”a çevirmiştir.[9]

Kelimenin Latince “strata” (İtalyanca’da halen Strâda
denilmektedir.) kökünden geldiği ve Arapçaya Ârâmîceden geçtiği düşünülür.
Akaid ve kelâm kitaplarında sırat “Cehennem üzerine kurulmuş olup müminlerin
rahatlıkla geçebileceği, kâfirlerin ise üzerinden Cehennem’e düşeceği köprü”
diye açıklanır.

Sırat kelimesi sözlük ve terim anlamıyla hadis
rivayetlerinde de yer almıştır. Hadis metinlerinde “cehennemin üzerine kurulmuş
köprü” mânasında sıratın yanı sıra “cisr” ve “kantara” kelimeleri de
geçmektedir. İlgili hadislerden anlaşıldığı üzere herkes sözü edilen köprüden
geçecektir. Ebû Saîd el-Hudrî yoluyla Hz. Muhammed’den rivayet edilen bir
hadiste iman ve sâlih amel derecesine göre sırattan göz açıp kapayacak kadar
bir zaman içinde veya şimşek, rüzgâr, kuş uçuşu yahut yürük at hızıyla
geçilebileceği gibi, köprünün kancalarına takılıp cehenneme düşecekler de
vardır.[10]

Köprünün “kıldan ince, kılıçtan keskin” olduğu
şeklindeki rivayetlerden biri Ebû Saîd el-Hudrî’nin Resûlullah’a nispet
etmediği bir haber mahiyetindedir.[11] Hz. Âişe yoluyla Resûl-i Ekrem’den
nakledilen diğer rivayet ise isnat açısından zayıf bulunmuştur.[12] Böyle bir
anlatımın kâfirlerin karşılaşacağı azabın tasvirine veya inkâr ve isyanın korkunç
âkıbetinin temsiline yönelik olması mümkündür.[13]

Kaynaklar

[1] Cenk Tekin, “Ruh ve Doğa Ötesi Bilimleri Sözlüğü”,
Paragraf Yayınevi, Ankara 2005, s.204.

[2] Alparslan Salt, “Ansiklopedi Semboller”, RM yay.

[3] “Köprü” maddesi, Larousse Semboller Sözlüğü,
s.368–369.

[4] Andrew Collins, “Göbeklitepe: Dünyanın İlk
Mabetleri”, Sabah Ülkesi Dergisi, sayı: 43, Nisan 2015, s.79.

[5] Dinler Tarihi Ansiklopedisi, İstanbul 1999, C.1,
s.151.

[6] Najiba Ziyayi Azizi, “Zerdüştüliğin Kutsal Kitabı
Avesta Üzerine Bir Araştırma” (doktora tezi), Ankara Üniversitesi, Felsefe ve
Din Bilimleri Anabilim Dalı, Ankara 2009, s.77–78.

[7] Avesta,Yatais- ita-gat. Yasna 33/1.

[8] Avesta,Ustavad –gat. Yasna 46/2.

[9] Lisânü’l-Arab, “srt” md.; Kāmus Tercümesi, II,
478–479

[10] Buhârî, “Eźân”, 129; “Tevĥîd”, 24; “Riķāķ”, 51;
Müslim, “Îmân”, 302, 326, 329.

[11] Müslim, “Îmân”, 302

[12] Müsned, VI, 110. nşr. Şuayb el-Arnaût, XL, 302–304.




















































































[13] Mustafa Akçay, “Sırat” maddesi, Diyanet İslam
Ansiklopedisi, cilt: 37, s. 118–119.