ORTAÇAĞ
AVRUPA’SINDA DİNSEL TERÖR : ENGİZİSYON MAHKEMELERİ


Latince “baskıcı soruşturma ve
sorgulama

anlamına gelenInquisition”
sözcüğünden gelen Engizisyon kuşkusuz tüm Ortaçağ Avrupasının ve belki de tüm
insanlık tarihinin en acımasız yargılama sistemidir. Engizisyon Mahkemeleri XIII.
yüzyılda tarih sahnesine çıkan ve Hristiyanlıktan dönenleri Kilise tarafından
kabul edilen öğretilere aykırı hareket edenleri yargılamak için kurulmuş
Katolik inanç temelli mahkemelerinin genel adıdır. Görev yaptıkları süre
boyunca Engizisyon Mahkemelerinin kurbanlarının sayısı Antik Çağ’da Romalılar
tarafından katledilen Hristiyanların sayısından kat kat fazladır. Üstelik
Engizisyon’un yaratıcı işkenceleri yanında Romalıların yaptıkları işkenceler
oldukça sıradan hatta çok daha insancıl sayılabilirdi. .


Engizisyon Mahkemelerinin kurulmasıyla sonuçlanan bu sürecin ana
nedeni Ortaçağ Avrupa’sında din adamlarının İncil’den vaaz ettikleriyle tam
tersi olan yaşantılarının sefahate ve lükse olan düşkünlüklerinin yoksullukla
boğuşan halkı Katolik Kilisesi’nden soğutarak yeni arayışlara yöneltmesidir.
11. yüzyılın başlarında özellikle de Güney Fransa Kuzey İtalya ve kısmen Batı
Almanya’daki kafir olarak nitelendirilen Cathar Albigeois Patarin vb.
tarikatlar böylece giderek güç kazanmış Katolik Kilisesi’ni ve devleti yalnızca
dinsel alanda değil aynı zamanda ekonomik ve siyasal anlamda da tehdit etmeye
başlamıştır. Bu akımlardan ciddi rahatsızlık duyan hem Katolik Kilisesi hem de
Kilise ile çerçevesi tam çizilmemiş eşgüdüm içinde davranan siyasi iktidar
kendini birtakım önlemler alma zorunda hissetmiştir.


Kilisenin sapkın olarak nitelendirdiği bu kişilere karşı
elindeki en güçlü cezalandırma yöntemi kovuşturulan kişileri afaroz etmektir
yani dinden kovulma. Bu kovuşturma işi ilk olarak piskoposların sorumluluğuna
ve yetkisine verildiğinden “Piskoposluk
Engizisyonu – Episcopal Inquisition”
olarak adlandırılmıştır. Fakat
anılan dönemde kilisenin sapkın grupların üyelerine verebileceği cezaların
sınırlı olması gruplara katılımların tahminlerin ötesinde bir hızla artması
yürütülen mücadelenin başarısının oldukça sınırlı kalmasına sebep olur.


12. yüzyıldan başlayarak sapkın inançlar kilisenin çabalarına
karşın daha da güçlenerek tüm Avrupa’yı sarmaya başlar. Katolik Avrupa’nın bazı
bölgelerinde (İspanya Güney Fransa Yukarı İtalya) sapkın inanç gruplarının ve
sapkın tarikatların varlığına ve faaliyetlerine ilişkin olarak kiliseye ulaşan
bilgilerin artması üzerine gelişmeleri izlemek gerektiğinde müdahale etmek
heretik (sapkın) olarak nitelendirilen kafir tarikatların üyelerini yargılamak
ve işbirlikçilerini ortaya çıkarmak üzere bir komisyon kurulur. Komisyona
ulaşan bilgilerin yoğunluğu görülmesi gereken dava sayısındaki artış
gereksinimlere yanıt verebilecek bir örgütlenmenin kurulmasını zorunlu hale
getirmiştir. Yine Katolik Kilisesi tarafından uygulanan cezaların yetersiz
kaldığına olan inancın Papalık tarafında giderek daha fazla taraftar bulması
Papalığı kilise hukukunun normlarına uyan ancak daha etkin faaliyet gösterecek
bir örgütlenmeye zorlamıştır.


Engizisyon Mahkemelerinin Kurulması


1183 yılında Papa III. Lucius Kral Friedrich’in de (Barbarossa)
katılımıyla piskoposlar teologlar(ilahiyatçı katolikler) ve kilise mensuplarıyla
birlikte Verona Sinodu’nu toplar. Toplantının en önemli gündem maddesi Güney
Fransa’nın kırsal kesimlerinde hızla örgütlenen ve yayılma eğilimi gösteren
kafir tarikatlarıyla mücadele yöntemlerinin saptanmasıdır.


1183 yılında Verona Sinodu’nda alınan kararlar Katolik Kilisesi
tarihi açısından bir dönüm noktasına işaret eder. Çünkü artık kafirlik kavramı
ve kafirlere uygulanacak cezalandırma yöntemleri daha kapsamlı bir biçimde
yeniden yorumlanmaya başlamıştır. Bu döneme kadar gerçek inançtan dönme ile
kâfirlik arasında ayrım yapılmamış yalnızca kâfirler acımasızca
cezalandırılmıştır. Ancak artık kilisenin otoritesini sarsan papalığın
saygınlığına dil uzatan her türlü dogma kilisenin öğretisinden bir
kopuşu/ayrılışı beraberinde getirdiği ve papalığın otoritesini yok saymak
anlamına geldiği için kafirlik olarak tanımlanacak hangi biçimde ortaya çıkarsa
çıksın lanetlenecek ve cezalandırılacaktır.


Engizisyon mahkemelerinin tam olarak hangi tarihte kurulduğu
günümüzde dahi tartışma konusu olmakla birlikte temellerinin atıldığı tarih
olarak 1184 yılı kabul edilir. Papa III. Lucius’un (1181-1185) Verona
Sinodu’nda alınan kararlara istinaden 1184 yılında çıkardığı “Ad abolendam diversarum haeresum praviiatem”
adlı ferman sapkınlarla mücadelenin nasıl yapılacağını belirtir:


  1. Kontlar
    baronlar ve diğer senyörler aforoz sırasında Kilise’ye silah yardımı
    yapılacağına söz verecekler
  2. Tüm
    yurttaşlar sapkın olduklarından kuşkulandıkları herkesi piskoposlara ihbar
    edeceklerine dair yemin edecekler.
  3. Piskoposlar
    şahsen heretik kişileri (hristiyanlık ta dinden saptığı gerekçesi ile
    kilise otoritelerince reddedilmiş dini öğretilere verilen ad)yakalamak
    için yılda iki kez piskoposluğa ait köylere ve kentlere ziyaret
    düzenleyeceklerdir.
  4. Heretik
    mezhep taraftarları rezil bir şekilde halka teşhir edilecek ve
    görevlerinden uzaklaştırılacak.


1233 yılına gelindiğinde Papa IX. Gregorius Fransa’daki kafir
tarikatlarının takibi amacıyla iki ferman yayınlar. 1233 tarihli iki fermandan
ilki engizitörlerin kafir avında görevlendirilmesine diğeri ise piskoposların
kafir grupların takibinde sorumluluklarının belirlenmesine ilişkin
fermanlardır.


Böylece 1233 yılında Piskoposluk Engizisyonu’nun yerine kurulan
Papalık Engizisyonu yeni örgütlenen Dominiken ve Fransisken tarikatlarının tam
yetkilendirilmiş üyeleriyle Papanın sınırsız gücünü de arkalarına alarak resmen
kurulmuş olur. Görev alanı başlangıçta yalnızca vaftiz edilmiş Hristiyanların
kilise öğretisine başkaldıranları yargılamakla sınırlı kalsa da ilerleyen
dönemde şeytana tapma zina cadılık bilim adamları Yahudiler veya
Hristiyanlaşmış Yahudiler (Konvertolar) ve kısmen de Müslümanlar veya
Hristiyanlaşmış Müslümanlar (Moriskolar) Engizisyon Mahkemelerinin görev
alanına dahil edilmiştir.


İspanyol Engizisyonu da 1479 yılında Papalıktan bağımsız olarak
İspanya Krallığınca kurulur. Amaç aslında dinlerini değiştirmeyip aldatmak
amacıyla Hristiyanlığa geçmiş görünen Yahudileri ve İslamları cezalandırmaktı.
Bu mahkeme Papalık Engizisyonu’ndan çok daha sert çok daha acımasız olmasıyla
tarihe adını yazdıracaktı. İspanyol Engizisyon mahkemesi yürürlükten
kaldırılana dek saçmalık derecesine varılan nedenlerle binlerce insana işkence
yapıp onları ölüme gönderdi. Öyle ki bir kilisenin duvarı (yirminci yüzyıl
sonlarında) yıkılınca üzerlerine duvarın örülmesiyle iki duvar arasında kalmış
çok sayıda kimsenin iskeletleriyle karşılaşılacaktı.


Kilise giderek kuvvetlenen kafir akımlar içinde büyücülüğün ya
da cadılığın kök salmasına da seyirci kalmayacaktır. Kafirlik kilisenin ve
Tanrı’nın inkar edilmesi ise büyücülük ve cadılık da şeytanın gücünün
yeryüzünde icra edilmesiydi. Tanrı’nın varlığını yok saymak veya hafife almak
şeytanın yeryüzünde krallığının kabulü demektir; bu nedenle Engizisyon
büyücülüğü kafirliğin eyleme geçmiş biçimi olarak gördüğü için sıkı takip
altına almıştır. Bu inancın doğal sonuçları erken sayılabilecek bir dönemde
görülmüştür. Papa IV. Alexander (1254-1261) 1258 ve 1260 yıllarında engizitörlere
doğaüstü güçlerin yardımıyla kilise hukukunca yasaklanmış falcılık büyücülük
cadılık vb. eylemlerin sahiplerine hadlerini bildirmelerini emreder.
Engizisyon’un başlattığı bu cadı avı döneminde binlerce kadın cadı
olduklarından kuşku duyulduğu için öldürülür.


Mahkeme
Süreci


Engizisyon davaları kamu adına açılır çünkü suç kamusaldır ve
iki temel kurala göre yürütülür. Birincisi mahkeme bizzat davanın seyrine
müdahil olarak(karışarak) suçun işlendiğini kanıtlamakla yetkilidir. İkincisi
engizisyon kavramından kafirlerin tespiti ve yargılanması amacıyla Papa
tarafından kurulmuş ağır ceza mahkemeleri anlaşılır. Engizisyon Mahkemelerinin
gerçek amacı cezalandırmak değil sanığı girdiği yanlış yoldan döndürmek ve
ıslah etmektir; sanığı sahip olduğu aykırı düşüncelerden arındırmak ortağı
olduğu eylemlerin yanlışlığına ikna etmek her zaman mümkündür. (!)


Engizisyonun mücadelesinde inquisitio sürecini başlatan en
önemli unsur şüphe unsurudur. Kilisenin anlayışına göre putperestlik şeytana ve
kafir tanrılarına hizmet amacına yönelik gizlice yürütülen bir faaliyet olması
nedeniyle ancak şüphe ile ortaya çıkarılabilir. Engizisyon Mahkemelerinde dava
kişi hakkında “kötü duyumlar
alınması nedeniyle açılmış olabilir. Kötü
duyumların anlamı sorguya çağrılan kişi hakkında kanıtların olmaması ancak din
dışı düşünceler içinde bulunduğundan duyulan kuşkudur. Şayet sorguya çağrılan
kişini aile bireylerinden herhangi birinin daha önceden heretik gruplara
üyeliği biliniyorsa kötü duyumlar”
söz konusu olmuştur. Bunun kafir tarikatlarının yoğun olarak faaliyette
bulunduğu bölgelerde uygulanan olağan bir yöntem olduğu bilinmektedir.


Zanlıların engizisyon mahkemelerine çıkarılmasına katkıda
bulunan bir diğer önemli unsur muhbirlik ve ihbar faaliyetleridir. Bu yöntem
engizitörlerin kafirler işbirlikçileri ve destekçileri hakkında bilgi
edinmesini sağlayabildiği için tercih edilirdi. Muhbirler noter ve tanıklar
önünde verdiği yeminli ifadeyle ihbarda bulunurlardı.


Başkalarının sapkın eylemleri hakkında bir şeyler bildiği halde
bunları engizisyon yargıçlarına ve mahkemenin diğer üyelerine anlatmayanlar bu
sapkın grupların eylemlerine ortak olmuş sayılır ve yine kafirlik suçundan
yargılanırdı. Bu durum muhbirliğin kurumlaşmasının en temel nedenidir. Heretik
takibe maruz kalan ailelerin mal varlıkların soruşturma sonucuna göre
kolaylıkla el değiştirmesi de muhbirliğin artmasının bir diğer nedendir. Bu
süreci fırsat bilen komşular hatta aile bireyleri dahi ihbar kervanına
katılmışlardır.


Şüphe ya da ihbar yoluyla sapkınlıkla suçlanan kişilere yaklaşık
15-30 gün arasında bir süre tanınır bu sürenin sonunda suçlarını itiraf edip
tövbe etmeleri beklenirdi. Bu süre içinde suçlarını itiraf etmeyenler mahkemeye
çağrılır gelmezlerse zor kullanılarak mahkemelere getirilir ve mahkeme süreci
başlardı.


Zanlı sorgulanmaya başlamadan önce hangi suçları işlediği
muhbire atfen (ancak muhbirin kimliği verilmeden) kendisine bildirilir işlediği
suç veya suçlara ilişkin ayrıntılar muhbir tarafından mahkemeye verilememiş ise
zanlı genel olarak heretik tarikatlara üye olmak suçundan yargılanmaya başlar.
Suçlanan kişinin avukat tutma hakkı vardır. Ancak zaman içinde sapkınları
savunan avukatların da sapkınlıkla suçlanmaya başlamasıyla doğal olarak bir
daha sapkınları savunacak avukat çıkmamıştır.


Engizisyon Mahkemelerinde davalar belli bir amaçla açıldığı ve
mutlaka sonuçlandırılması gerektiği için sanıklara ilişkin her türlü kişisel
bilgi ve belgenin toplanması ve değerlendirilmesi büyük bir titizlikle
yapılırdı. Yargılama sürecinin esas amacı herhangi bir karara varılmaksızın
zanlının veya suçlunun suçunu itiraf etmesidir ve bununda temel aracı çoğu
zaman Engizisyon işkenceleri olmuştur.


Soruşturma ilerledikçe işkencenin de katkısıyla diğer suç
isnatları kendisine kabul ettirilir. Fakat çoğu zaman suçlanan kişinin itham
edilen suçları kabul etmesi de yeterli gelmez; işkenceden kurtulmak isteyenler
zorunlu olarak karısını çocuklarını anne babasını ya da yakın dostlarını da
suçlamak zorunda kalırlardı.


Engizisyon Mahkemesi’nde bir kez yargılanan birinin beraat
etmesi kesinlikle mümkün değildi. En iyi olasılıkla tüm haklarından mahrum
edilirdi. Kuramsal olarak bir tek Papa’nın karar tebliğ edilmeden önce davanın
yeniden görülmesini isteme yetkisi vardır. Bu gibi durumlarda yeniden görülmeye
başlanan davanın tüm giderleri de sanığa ait olurdu. Heretiklik suçlamasıyla
yargılanan bir sanık firar ettiğinde gıyaben kafirlikten hüküm giyer ve suçu
kesinleşirdi. Sorgulamanın sonucunda ya sanığın suçu kanıtlanır ya masum
olduğunu iddia etmesine rağmen kafirlikten suçlu bulunur ya da hal ve
davranışlarından kafirlik suçu işlediğine karar verilirdi. Kısacası her
halükârda sanık heretiklikten yargılanarak cezalandırılırdı. Bundan kaçış
yoktu. Sanık mahkemenin son kararı açıklanana kadar nasıl bir cezayla hüküm
giydiğini öğrenemezdi.


Engizisyon
Mahkemeleri tarafından verilen cezalar kısaca şöyle özetlenebilir:


  • Ölüm cezası
  • Hapis cezası
  • Mallara el
    koyma ve evlerin yıkılması
  • Kamçılama
    cezası
  • Resmi
    kurumlardan men cezası
  • Hacca
    gönderme cezası
  • Kafirlik işareti
    taşıma cezası
  • Tövbe etme
    sürgün oruç tutma dua ezberleme aforoz ve para cezaları gibi uygulamalar.


Engizisyon Mahkemesi’nin nihai kararı sanığa kalabalığın önünde
düzenlenen bir törenle açıklanır. Aynen sorgulama sürecinin başlangıcında
olduğu gibi halk ve ruhban kesiminin üyeleri kararın sanığa tebliğ edilişini
izlemek üzere toplanırlar. Yargılama sonucu alınan kararın sanıklara
Hristiyanların kutsal günü olan Pazar günleri tebliğ edilmesi kuraldandır.
Karar açıklama törenine katılan eyalet yetkilileri veya yöresel memurların
yemin vermesinin ardından öncelikle cezaları hafifletilen sanıklara ilişkin
kararlar açıklanır. Kimi zaman ağır ceza mahkumiyetleri kilisenin hizmetinde
çalışma cezasına çevrilirken kimi zaman da kiliseden dışlama cezasıyla kurtulabilmek
olanaklıdır. Pişman olma ve tövbe etme hiçbir zaman tam anlamıyla ağır ceza
mahkumiyetinden kurtuluşla sonuçlanmasa da verilecek cezanın hafifletilmesine
katkı yapabilirdi. Hafifletilmiş cezalara verilebilecek çarpıcı bir örnek
sanığın giysisinin üzerine çizilen sarı bir haç işaretiyle dolaşması halka açık
teşhir edilmesidir. Mahkum sarı haç işaretini cezası bitene kadar herkesin
görebileceği bir biçimde sürekli taşımak zorundadır. Elbisenin üzerinde
taşınacak sarı haçın büyüklüğü kullanılacak boya ve benzeri ayrıntılar
engizisyon mahkemesi tarafından belirlenir.


Kararın açıklanması aşamasında cezaevi mahkumiyetlerinin
kilisenin hizmetinde çalışma cezasına dönüştürülmesi olanağı her zaman bulunur.
Üç farklı ağır ceza mahkumiyeti söz konusudur. En hafif cezaevi mahkumiyeti
olan “murus largus
da mahkum cezasını diğer mahkumlarla bir koğuşu
paylaşarak geçirir. Mahkumiyetin biraz daha ağır bir biçimi olanmurus strictusta mahkum tek kişilik
hücreye kapatılırken murus strictissimus”ta
tek kişilik hücre cezasına ek olarak prangaya vurulma söz konusudur. İflah
olmayacağı düşünülen inatçı kafirler ise tek kişilik hücrede yaşam boyu
prangaya vurulmaya mahkûm edilirler. Son anda yakılmaktan kurtulan kafirlerin
affedilmesi ise yaşam boyu tek kişilik hücrede prangaya vurulmaları anlamına
gelir.


Engizisyon
Mahkemelerinin verdiği ölüm cezası ise üç farklı biçimde uygulanırdı:


Diri diri toprağa gömme


Suda boğma


Ateşte yakma.


Engizisyon
Mahkemelerinin Hiyerarşik Yapısı ve Engizitörler


Galile Engiziyon Mahkemesi’nde yargılanırken Tanrının
yeryüzündeki temsilcisi kabul edilen Papa engizisyonun da tartışmasız
lideriydi. Engizisyon Mahkemesi sıradışı bir yargı mekanizması olarak Papalık
hiyerarşisinde yer alan diğer üyeler ve hatta üst düzey tarikat mensuplarından
bağımsız herhangi bir sansür ve denetime bağlı olmadan faaliyet gösterirdi.
Engizisyon Mahkemelerinin böyle bağımsız ve olağanüstü yetkilerle donatılmış
olarak çalışmasına izin verilmesinin nedeni şeytanın emrine girerek “‘Katolik Dünya” ülküsüne savaş açmış sapkın
tarikatlarla hızlı ve kararlı bir savaş yürütebilmektir.


Engizitörler Papa tarafından atanır ve sadece ona karşı
sorumludurlar. Ancak kafir tarikatlarının takibiyle görevlendirilmiş bu ordunun
13. yüzyılın ortasından itibaren Papalığa ulaştırdığı bilgilerin sayısı o denli
artmıştır ki Roma bu bilgileri değerlendiremez hale gelmiştir. Papa IV. Urbanus
(1261-1264) bu konuya “yetki devri”
yoluyla bir çözüm bulmuştur. Mahiyetinden kardinal Gaetano Orsini’ye farklı
bölgelerden gelecek bilgileri değerlendirme ve ülkeler arasında engizisyon
faaliyetlerini sağlama görevi vererek onu başengizitör olarak atamıştır.
Zamanla rekabet içine giren kardinallerin de baskısıyla Papalık sahip olduğu
büyük gücü paylaştırmak zorunda kalmıştır. Böylece Papalık sarayında birçok
yetki engizitörlerin eline geçmiştir.


Engizitörler başlangıçta Dominiken Tarikatının üyelerinden
seçilmekle birlikte zamanla Fransiskenler de Engizisyon Mahkemelerinde görev
almaya başlamışlardır. Engizisyon Mahkemelerinin görev alanının genişlemesi ve
iş yükünün artmasıyla farklı tarikatlardan hatta ruhban sınıfından olmayan
kesimlerden seçilmiş engizitörlere sıkça rastlanır olmuştur. Farklı geçmişlere sahip
olan engizitörlerin seçilme yaşı Papa V. Clemens (1305-1314) döneminde 40
olarak belirlendi. Zalim ve merhametsiz enerjik kariyer düşkünü hırslı ve
fanatik bir yapıda olmak engizitörlüğe seçilecek kişide aranan niteliklerin
başında gelmektedir. Temiz bir geçmişe sahip olmak engizitörlüğe seçilmede
önemli bir avantaj sağlamakla birlikte bazı istisnalar da mevcuttur. Örneğin
Dominiken Robert le Bourge tövbe etmiş eski bir Katharosçu olarak 1233 yılında Loire
bölgesi engizitörlüğüne aranmıştır. Engizisyon tarihinde işlediği suçlardan
dolayı kilise tarafından yargılanarak cezalandırılan ilk ve son engizitör ise
Le Bourge’dur.


Tutkulu bir Aziz Tommaso hayranı olan Eymeric hazırladığı “Directorium Incfuisitorum” adlı eseriyle
sapkınlara ilişkin kapsamlı bir incelemenin yanı sıra meslektaşlarına
sapkınlara uygulanacak sorgulamalar işkence ve infaz yöntemleri konusunda yeni
bilgiler aktarmıştır. Yukarıda sayılan tüm engizitörler içinde acımasızlığıyla
ünlenmiş İspanya’nın ilk başengizitörü Thomas de Torquemada’ın ayrı bir yere
sahiptir. Görevde bulunduğu 9 yıl içinde (1480-1489) sorguladığı yaklaşık
100.000 kişinin 9000’ini işkenceyle sorguladığı tahmin edilmektedir.


Engizitör sınırsız yetkilere sahiptir; herhangi bir kenti
ziyaretinden birkaç gün önce kilise yetkililerinden halka “olabildiğince kısa bir süre içinde toplanarak
günah çıkarmaları

talimatını vermelerini isteyebilir. Yine toplu günah çıkarma eylemine
katılmayanlarınipso facto
kiliseden dışlanacağı engizisyonun talimatı olarak halka duyurulmak zorundadır.
Tek başına bu örnek dahi engizitörlerin ne denli büyük bir güce sahip
olduklarını ve bu gücü ne denli kötüye kullandıklarına ispat etmektedir. Papa
dışında hiçbir güç onların kiliseyle ilişkisine son veremez. Papanın maiyeti
dahi özel izin almaksızın engizitörleri uyaramaz görevden el çektiremez.
Engizitörün faaliyetlerini kısıtlayan ve engelleyen herkes aforoz edilir.
Engizitörler hiyerarşik yapılanmada en az kendileri kadar acımasız kafir
avcıları olan piskoposlardan önde gelirler. Papanın piskoposlarakardeşim diye hitap ederken
engizitörlereoğlum” diye
hitap etmesi aralarındaki ilişki hakkında buna kanıttır.


Kutsal
Engizisyon Mahkemesi Heyeti


Kutsal Engizisyon Mahkemesi Heyeti” bir
ya da iki engizisyon yargıcı bir noter konuşmaların tutanağını tutan bir kâtip
doktor ve cellattan oluşur. 14. yüzyıldan itibaren davalarda engizitörlere
yardımcı olmak üzere ruhban sınıfından gelme hukukçular görevlendirilmeye
başlamıştır Temel görevleri davalı hakkında düzenlenen iddianame ve karar
hakkında sivil hukuk hükümleriyle çelişmesini engelleyecek düzenlemeler
yapmaktır. Ancak uygulamada kendilerine sanık hakkında verilen kısıtlı
bilgilerle (tanıkların ismi genellikle gizli tutulur) hazırlanan dosya hakkında
tarafsız güvenilir görüş bildirebilme olanağına sahip değillerdir zira
muhbirlerin ismi engizitörler tarafından sanığa uygulanan işkencede gizli
tutulur. Pratikte engizisyon mahkemelerinin bir memuru olarak görev yapan
hukukçular yalnızca sanık tarafından verilen ifadede yer alan bilgilerin
kurallara uygun tutanaklara geçirilip geçirilmediğini kontrol ederler.


Davayı başından sonuna kadar izleyen sorgulamaya ve işkenceye
tanıklık eden noterin esas görevi sanığı ve tanıkların İfadelerinin kilise
hukukunun normlarına uygun olarak alındığını onaylamaktır. Ataması papa
tarafından yapılan noter ücretini engizitörden alır. Mahkeme heyerinde yer alan
kâtipler genellikle Dominiken Tarikatı üyesi rahipler arasından atanırdı.
Kâtipler diğer engizisyon mahkemesi üyeleri gibi ketum olmak zorundadır. “Kutsal Mahkeme”nin faaliyetleri hakkında
konuşmak ve verilen kararlar üzerine yorum yapmak ağır ceza gerektiren bir
suçtu. Her adımlarında engizitörlere karşı sorumlu olan noterler ve kâtipler
davaya ilişkin tüm belgelerin altına attıkları imzalarla yargılama sürecini meşrulaştırmış
olurlar.


Mahkeme komisyonunda yer alan doktorun iki görevinden biri
sanığın sorguda işkence nedeniyle “suçlunun
erken ölmesini engellemek diğeri ise cellatlara işkence sanatlarını icra
ederken yardımcı olmak onlara yeni “teknikler”
göstermektir.


Yukarıda anılanlara ek olarak heyete yardım eden ikinci
dereceden destek hizmet sunan bir yardımcı personel grubu vardır. Bu grupta
engizisyon mekanizmasının işleyişini kimlikleri mahkemede “gizli
tutularak kolaylaştıran muhbirler hapishane
gardiyanları kuryeler ve diğer hizmetli personel yer alır. Gizli muhbirler
toplumun farklı kesimlerinden kişilerdir; krallık sülalesinden basit köylülere
din adamlarından aristokratlara uzanan toplum kesimlerinden geniş bir katılım
olmuştur.
‘Engizisyon Ailesi’ne
katılmış bazı saygın vatandaş ve aristokratlar sanığa yargılandığı davada
başından sonuna kadar eşlik ederek bir tür gönüllü yardım ile vicdanlarını
rahatlatma yoluna gitmişlerdir. Görevleri hüküm giymiş kâfirle konuşmak moral
vermek tövbe etmesini sağlayarak kiliseyle tekrar barıştırmaktır. İnfaza
hazırlık sürecinde de devam eden görev kurbana engizisyondan yakılmaya gidene
kadar eşlik edilmesi ateşin yakılmasına yardım etmek ve ateşi güçlendirmek için
çalı çırpı atmak gibi ritüellerle sona erer. Tahmin edileceği üzere buonur sadece toplum tarafından
takdir edilen liyakat sahibi kişilere verilir. Engizisyonun tam randımanla
çalıştığı dönemlerdeonur”
peşinde koşan gönüllü yardımcıların sayısı yüzlerle ifade edilir olmuştur.


Avrupa Engizisyon denilen lanetten ne zaman kurtuldu? Engizisyon
Mahkemeleri ne zaman kaldırıldı?


Avrupa’nın Engizisyon Mahkemelerinin kaldırılması için yüzyıllar
boyunca beklemesi gerekmiştir. Avrupa’da kapitalizmin gelişmesi ve pragmatik
bilimleri de beraberinde geliştirmesi kilisenin ve engizisyonun etkisinin
giderek azalmasına ve zayıflamasına neden oluyordu. Bu gelişmelere paralel
olarak Papalık Engizisyonu’ndan ayrı olarak kurulan Portekiz Engizisyonu
1820’de İspanyol Engizisyonu ise 1834’de kaldırılarak çalışmalarına son
verildi. Papalık Engizisyonu ise Vatikan Konsülü’nde alınan kararlar
doğrultusunda 1908 yılında “Kutsal Büro
ya (Saint Office) dönüştürüldü. 1965 yılında ise adıThe Congregation for the Doctrine of the Faith-
CDF”
olarak değiştirildi.


LİNK
: https://keyfimineseri.blogspot.com/2017/05/ortacag-avrupasnda-dinsel.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet