KAYNAK : http://odatv.com/tuu-senin-2305171200.html


“Tuu senin…”




İnsanlık için külliyen zararlı olduğuna inandığım Diyanet
kurumunun…


İnsanlık için
külliyen zararlı olduğuna inandığım için 30 yıldan bu yana Diyanet kurumunun,
zorunlu din derslerinin, cehaleti teşvik eden diğer kurum ve anlayışların
tasfiye edilerek toplusal yaşamımızdan çıkartılması adına mücadele ediyorum.


Alevi kimliğimiz
bilindiğinden bu mücadelemiz, bırakın devlet katında karşılık bulmasını (ki,
gericiliği besleyen günümüz devlet anlayışıdır), aydın ve akademisyenler
nezdinde dahi değer bulmadı. Değer bulmadığı için de memleket işte böyle hacı yağına
bulandı
, koktu!


Bu mücadeleye
dair yüzlerce yazım, arşivlerdedir.


Gerekçelerim
içinde: “Türkiye bütçesinin en büyük dilimini gasp eden Diyanet’in, aslında bu
bütçeyi din, ahlak, barış, insani değerler adına ve lehine kullanmadığı, Fetö,
IŞİD ve benzeri oluşumlara olanak sağladığı, maddi-manevi altyapı sunduğu ve bu
oluşumları koruduğu” tezim yer alıyordu.


Diyanet, zorunlu
din dersleri ve Kuran kurslarının, pratik ve müfredatları itibarıyla çağdışı kurumlar
olduğu, dinin; din simsarı-kötü adamların insafına emanet edildiği, çok sayıda
cinsi sapık ürettiği, ahlaki manada hiçbir pozitif sonucunun olmadığı tezi de
tarafımdan yüzlerce defa yazıldı, dile getirildi.


Keza Diyanet
batakhanesinin ürünlerinden biri olan “Fetö’nün ABD ajanı” olduğu yönündeki iddiam ise on
yıl önce yazıldı. Bu gerçeği deşifre ettiğim, yazıya döktüğüm için hakkımda
davalar açıldı, kovuşturmalar yapıldı, gözdağı verildi.


Ne oldu, anlayan
dinleyen, önlem alan oldu mu; hayır, cevap bile verilmedi… Çünkü biz dinsiz
Kızılbaş, onlar büyük din ulemalarıydı. Bizim gibi “pis Kızılbaş,
pir Türk-Türkmen’in
” yazıp çizdiklerine itibar edilmediği için
yazdıklarımızdan ders çıkarılması söz konusu olmadı.  


Ancak Diyanet’ten
akan kepazelik ortalığa dökülünce, hayat bizi yine doğruladı. İşte İslam ve
laikliğin tarihini bilen herkes gibi onlarca yıldan buyana söyleye geldiğimiz
rezaletin resmi!


http://odatv.com/images/resimler/murtaza-demir.jpg


Bir vatan haini
ve bir ahlaksız olan Fetö sümüklüsünü peygamber makamına çıkaran ve O’na; “Peygamberin
hadislerine dair bir ‘tenkidatı’nın (itirazının-önerisinin) olup-olmadığını

soran Prof. unvanlı DİB Başkanının Fetö’ye yazdığı mektup!


Yazan adamın
cehaleti ve ihaneti bir yana, mektup; Türk dilinin köküne kıran gelmiş gibi
Osmanlıca, Arapça, Farsça kırmasıyla yazılmış.


Büyük âlim ve
üstatlara üstün ve değerli kültürlerin diliyle yazılır ya;


Bunlar da Osmanlı
hayaliyle yaşar ya;


Türk, Osmanlı
zihniyetinde “eşek
anlamına gelir ya…


O yüzden Fetö
gibi “yüce” bir şahsa yazılan mektup, “eşek Türkün” diliyle değil, muhatap zatın
büyüklüğüne uygun bir dille yazılmalı ve zatı âlilerine mütenasip olmalıdır! Mantık
bu… 


Tuu senin yüzüne!


Tuu senin
ahlakına!


Tuu senin
insanlığına…


Tuu sana Prof.
unvanını veren üniversiteye, tuu senin hocalarına…


Bundan daha büyük
rezalet, daha büyük skandal ne ola ki?


Utanmazın yazdığı
mektuba bak, arlanmazın sorduğu soruya bak! Sanki hâşâ Allah’tan dilekte
bulunuyor. Tutup Peygamberin Hadisini, din taciri bir pisliğe soruyor. Ama
sistem bu… Öyle kokmuş, öyle pisliğe bulanmış ki, içlerinde temiz adama,
temizliğe ve ahlaka yer yok!


Balık baştan
koktuğundan memleket; hainden, rüşvetten, kokudan, pislikten geçilmiyor…  


Ne diyorduk; bu
kurum, Fetö gibi vatan hainleri yetiştiriyor. Bu kurum; din-iman illüzyonuyla,
camisi, imamıyla memleketi sağ iktidarlara peşkeş çekiyor. İstisnaları olabilir
ama bu kurumun camileri ve mekânları siyasi parti merkezleri gibi çalışıyor. Bu
kurum ahlak değil ahlaksızlık üretiyor. Bu kurum, uhrevi dünyamıza dair
beklentilerimizi pis bir biçimde kullanarak çıkar sağlıyor.   


Bu kurum;
milletin parasıyla millete düşman besliyor!


Bu kurum;
Alevi-Sünni fitnesi için elinden geleni ardına koymuyor.


Ancak tam burada
bir itirafta bulunalım: dini ve din adına çalıştığını iddia eden kurumlar
dünyanın her yanında genellikle böyledir yahu… İstisnaları, temiz olanları da
vardır kuşkusuz ama sayıları o kadar azdır ki, dostlar…


Osmanlıyı
kokutan, batıran, emperyalizme diz çöktüren, İngiliz, Amerikan, Fransa mandası
olmamız adına casusluk yapanlar da yine işte bu Görmez gibi saltanat düşkünü
güya din adamlarıdır.


Hangisini
kaldırsanız altından bir kamyon dolusu pislik çıkar, inanın! Dün de
böyleydiler, bugün de böyleler…


Osmanlı dönemi 16. yy
medreselerinin, Ensar Vakfına taş çıkartan kepazeliğini Prof. Dr. Mustafa
Akdağ’ın
kaleminden okuyalım:  


İmaretlerde orta
ve yüksek
medrese
öğrencileri barınıyordu. (…) İmaretlerde binaların
hacminden çok sayıda, yığılmış gibi sözde öğrenim gören suhteler bu koşullar
altında ders çalışacak iradeyi kendilerinde bulamadığından, cinsel hayallerini
kamçılar tarzda kurulmuş olduğunu söylediğimiz hücrelerinde, kendilerini
toplumsal ahlaka aykırı alışkanlıklardan kurtaramadılar.


Örneğin, cinsel
sapıklık en çok bu öğrenciler arasında genişledi ve alışkanlık halini aldı. (…)
Burada sözümüze şunu ekleyeceğiz ki, öğrencilerin mahkeme tutanaklarını
dolduran türlü ahlaksızlıkları yapmalarına, büyük çoğunluğu günah-sevap konusu
üzerinde toplanmış bulunan yani daha ziyade dinsel ahlak verme amacı güden
medrese derslerinin hiçbir olumlu etki yapmamış olması ilgi çekici bir konudur.


Genel olarak
“suhte” deyimi ile söz edilen medrese öğrencilerinin genç çocuklarla
düşüp-kalkmaları sürüp gidiyordu. (…) işsiz güçsüz dolaşan ve ‘bekâr
odaları’nda her türlü ahlaksızlığı yapmaktan çekinmeyen ergen kitleler de bu
doğa dışı cinsel sapıklığı huy edinmişti. (…) birer meyhane gibi kullanılan
bozahanelerin işleticileri, bu gibi yerlerde ergen müşterileri için “taze
oğlanlar” bulundurmakta, yasaklamaları da hiçe saymaktaydılar.


(…) Bu tür ahlak
dışı olaylar açıktan alıp yürüdüğü halde, imam, müezzin, müderris ve benzerleri
hacı-hoca takımı nasıl olup da önleyici tepki gösterecek bir insani duygusallık
göstermediklerini anlamak güçtür. Hâlbuki aynı çevreler, kadın-erkek cinsel
buluşmaları açığa dökülecek kerteyi bulduğunda, hemen toplu halde mahkemeyi
boylayıp, kıyameti koparıyorlardı.”[1]


Bu alıntı, “neden Kuran
Kursu, okul ve Ensar gibi kurumlarda cinsel sapıklığa ve çocuk tecavüzlerine
sık rastlanıyor? Neden Diyanet’in kadroları, bütçesi teşkilatı genişledikçe
ülkede yolsuzluk ve ahlaksızlık artıyor? Neden Fetö ve benzeri din simsarları
hep bu kurumlardan çıkıyor? Cumhuriyet değerleri, Atatürk ilkeleri, laiklik,
demokrasi, insan hakları neden bu kadar önemli
” sorularının da
yanıtı olsun.


Ve nerede din
taciri varsa, kim dini – mezhebi, insanların güzel duygularını kullanarak
saltanat sürüyorsa, sarayların lağımlarından besleniyor, çöplüğünde kemik
yalamak adına halkına ihanet ediyorsa;


Hepsine lanet olsun!


Murtaza Demir


[1] Akdağ, Mustafa, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası. s.
154-159 (1975)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet