DİN & DİYANET & ATEİZM & İSLAM DÜNYASI

MUHAFAZAKAR GENÇLER DEİZM ATEİZM VE AGNOSTİZME NASIL
KAYDIKLARINI ANLATTI

Geçmişlerinde
muhafazakar olan gençler deizme ateizme ve agnostizme nasıl kaydıklarını
anlattı.

Konya Milli Eğitim
Müdürlüğü’nün “Gençlik ve İnanç” konulu çalıştayında imam hatip öğrencilerinin
dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kaydığı sonucuna ulaşılması
siyaset gündeminin üst sıralarına taşındı.

‘İmam hatipliler
deizme kayıyor’

İmam hatiplileri
deist yapan 100 soru… “Ya Hıristiyan veya ateistler haklıysa?”

AKP’li Metin Külünk:
Bu milletin evlatlarını bekleyen tehlike deizm

Hükümet cephesinde
sıkıntıya neden olan tespit gençlerin anlattıklarına bakılırsa gerçeklikle
uyuşuyor.

‘Cumhur ittifakı’nda
deizm sıkıntısı

BBC Türkçe’den Selin
Girit’e konuşan geçmişi muhafazakar gençler nasıl deist ateist ve agnostik
olduklarını anlattı.

IŞİD
sempatizanlığından ateizme giden yol

Anadolu’da bir
kentte bulunan Bekir muhafazakar yapıdaki bir üniversitede bir ilahiyat
fakültesi öğrencisi.

20’li yaşlarının
başındaki Bekir imam-hatip lisesi mezunu ve aynı zamanda medrese eğitimi diye
tabir edilen dini eğitimi de almış. Yakın bir tarihe kadar radikal İslamcı
akımları IŞİD ve El Kaide benzeri örgütleri sempatiyle izliyormuş.

Bekir bugün
kendisini ateist olarak tanımlıyor.

“Lise 3’te
medrese eğitimi de alıyorduk ve medresede olan bir arkadaşım vasıtasıyla girdim
ben deizm ve ateizm muhabbetine. O da aynı şekilde radikal İslam’dan yana olan
bir insandı kendi çabalarıyla yabancı kitapları okumaya başladı.

“Deizmi ilk o
anlattı bize. İslam Peygamberinin insanlara davranışlarını kendisine salavat
getirtmesini çok sayıda kadınla evliliklerini Yahudileri öldürmesini bir sürü
konuyu daha eleştirmeye başladı arkadaş. Yavaş yavaş benim de kafama takılmaya
başladı.

“Önce
İslamiyet’i mantığa dayandırmak istiyorduk. İttire kaktıra baktık olmuyor.
Sonra mantık olarak yorumlamaktan çıkarttık Tanrı’ya inanmaya başladık sadece
deist olduk yani. “

Bekir ilahiyat
fakültesine geldiğinde hala deist olduğunu namazı orucu bıraktığını ancak daha
sonra Tanrı’nın varlığını da sorgulamaya başladığını ve ateizme yöneldiğini
söylüyor. Bekir’in ailesi halen bu düşüncelerini bilmiyor:

“Aileme ben
ateist olduğumu söyleyemem. Babam başında takkeyle gezen bir adam. Annem günde
yedi vakit namaz kılar. Beş vakit üzerine kuşluk namazı bir de gece namazı.
Gerçekten muhafazakar bir aile yapımız var. Söyleyemem.

Söylesem soğuma
olur.

“Dinden
uzaklaşmaya başlayınca depresyona sürüklendim. Çünkü çevreye karşı yabancılaşma
duygusu oluşuyor. Ben medrese ortamındaydım. Namaz kılarken ya da her
Muhammed’in ismi anıldığında salavat getirilirken kendi kendime şüphe duymaya
başladım. Ne oluyor bana diyordum ben bazen nereye gidiyoruz?”

Bekir dine yüz
çevirmesinde mevcut hükümetin ve icraatlarının da etkisi olduğunu söylüyor.

“Ben bu
hükümete destek veren bir insandım. Hükümete desteğimin nedeni biraz daha
hümanist davranmasıydı o zaman. Ama her baskı kendi isyancısını doğurur. Bizim
üzerimizde baskı kurmaya çalıştıkları zaman biz de ister istemez tepki
veriyoruz.

“Bugünkü dünya
sisteminde çoğunlukla sağ partiler iktidarda. Daha çok dini savunan din kisvesi
altında insanları yolan sistemler var. Türkiye için değil başka ülkeler için de
geçerli. Hükümetler dini sömürüyor. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı geçen
sene en çok bütçe ayrılan ikinci kurumdu sanırım. “

“Tanrı var mı
yok mu bilmiyorum beni çok ilgilendirmiyor”

Merve bir Din
Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni. 20’li yaşlarının sonlarında. Kendisini
agnostik olarak tanımlıyor. “Tanrı var mı yok mu bilmiyorum beni çok da
ilgilendirmiyor artık” diyor.

Merve’yle ilk olarak
Beyoğlu’nda bir kafede buluşuyoruz. Kırmızı bir başörtüsü takıyor. “Beni
Müslüman olarak tanımlayan tek şey bu başörtüsü artık ” diyor. Gerek
ailevi nedenlerle gerekse yaptığı işten ötürü başörtüsünü çıkarmadığını
söylüyor. “Belki 1-2 yıla başörtümle de vedalaşabilirim ama şimdi buna
gerek duymuyorum” diyor.

Merve’nin babası
imam. Muhafazakar bir aileden geliyor. İmam-Hatip lisesi mezunu. İlahiyat
Fakültesi’nde okumak istemediği için bari öğretmen olayım diyerek Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği üzerine eğitim almaya karar vermiş. Dinle ilgili
araştırmalarının ve kendi tabiriyle “bilinçlenmesinin” de o döneme
denk geldiğini söylüyor:

“Benim radikale
kaçan bir Müslümanlığım vardı. Daha birkaç yıl öncesine kadar erkeklerle
tokalaşmazdım bile. Kendimi Müslüman olarak tanımlıyor hayatımı o şekilde
yaşamaya çalışıyordum.

“Beş vakit
namazımı kılıyordum. Nafileleri yerine getirmeye çalışıyordum. Orucumu tutuyor
Kuran okuyor ilmihal bilgileri olsun hadis olsun o tarz şeyleri tamamlamaya
çalışıyordum. Tefsir hadis derslerine gidiyordum. “

‘Benim için
sığınacak en büyük şeydi Tanrı’

Merve dinle
ilişkisinin yıllar süren bir sorgulama sonucunda değiştiğini belli başlı
kırılma noktaları yaşadığını -zaman zaman gözyaşları içinde- anlatıyor:

“Ben öğretmen
olmak hiç istemedim. Ama bir şekilde öğretmen oldum atandım. O beni çok yıktı.
Millet sevinçten ağlar ben üzüntüden ağlamıştım. Tercihleri yaparken ağlıyordum
ve dua ediyordum öğretmen olarak atanmayayım diye.

Tamamen Allah’a
bırakmıştım.

“Atanmayacağıma
o kadar yürekten inanmıştım ki olduğunda beni tepetaklak etti. Hayatım altüst
oldu. Güvendiğim inandığım o ilahi konumdaki şey sarsıldı. İlk şüphelerim öyle
başladı açıkçası.

“Benim için
sığınacak en büyük şeydi Tanrı ama artık sığınamayacağımı dualarımın ne kadar
istesem de kabul olmayacağını net bir şekilde görmek düşüncelerimi çok sarstı.

Bütün bu süreç Merve
için hiç de kolay geçmemiş. Çevresinden arkadaşlarından uzaklaşmış. Dertlerini
kafasını kurcalayan soruları ailesiyle konuşamamış. Giderek yalnızlaşmış. Bir
sabah büyük bir depresyonun kucağında uyanmış. Saatlerce ağlamış. Bari dua
edeyim demiş. Sonrasını şöyle anlatıyor:

“İçimden
Tanrı’yla konuşmaya başladım. ‘Bak ben bu haldeyim bana bir çıkış yolu ver. ‘
Ama onu söylerken fark ettim. Dua ettiğimde bir muhatabım var mı yok mu
şüphedeyim diye düşündüm. Dedim ben bugün ya delireceğim ya intihar edeceğim.

“Sabah uyandım.
Sanki o gün o gece hiç yaşanmamış gibi. Sonra oturdum düşündüm. Dedim ben artık
inanmıyorum resmen. İmanın şartlarını düşündüm. Dedim ben inanmıyorum ya
cennete cehenneme. “

Merve ilk önce dua
etmeyi bırakmış. Ardından namaz kılmayı. Oruç tutmaya ise daha bu yıl son
vermiş. Ailesi hala bu yaşadıklarını bilmiyor.

‘Bir erkeğin
karşısına ilk kez başörtüsüz çıktığımda hem çok rahat hem çok tuhaf hissettim’

Merve’yle evinde
yeniden buluştuğumuzda bizi başı açık bir şekilde karşılıyor. Aramızda
“namahrem” tabir edilebilecek bir erkek de var. Artık evde başörtüsü
takmamaya karar vermiş. O süreci de şöyle anlatıyor:

“Dedim ki ben
Tanrı’yı dini inkar edeceksem bu örtüyü de çıkarmam lazım. Ama bunu
yapamayacağımı fark ettim. Din kültürü öğretmeniyim. Bu yapılabilir belki ama
ben yapamam. Ya öğretmenliği bırak ya da bu konuyu hallet. Şu an başımı
açamayacağım dedim.

“Sonra dedim
benim evime sucu geliyor tamirci geliyor yemek siparişini getiren adam geliyor
ve ben onların karşısına çıkarken de başıma ufacık da olsa bir şey alıyorum.
Niye bunu yapıyorum? Artık bunu yapmamaya karar verdim.

“Bir erkeğin
karşısına bilinçli bir şekilde ilk kez başörtüsüz çıktığımda hem çok rahat
hissettim hem de çok tuhaf. Ama şimdi çok rahatım. Çünkü ben kendimi artık
böyle tanımlıyorum.

“Ders verirken
bazen çocuklar sorular soruyorlar. Öğretmenim başörtüsü takmak gerçekten
gerekir mi ben büyüdüğümde saçım görünürse günah olur mu? Şu an ona karar
vereceğiniz bir durum yok 18 yaşına gelin ne isterseniz yaparsınız diyorum.
Böyle cevap vermek beni rahatlatıyor. “

‘Başımı kapatınca
herkes beni kadın zannediyordu’

Leyla 20’li
yaşlarının sonunda. Muhafazakar ailesini geride bırakmak ve 11 yaşındaki kızına
kendi yaşadıklarını yaşatmamak için Avrupa’da bir ülkeye yerleşmiş. Leyla
hiçbir dine inanmadığını kendisini deist olarak ifade ettiğini söylüyor.

Leyla’nın ailesi o
beş yaşındayken keskin bir dönüşüm geçirmiş. Liberal bir aileyken radikal bir
dönüşle İslamcı bir aileye evrilmişler. Ailesi 11 yaşındayken başını kapamasını
istemiş. Bu Leyla’da yıllar sürecek bir travmaya yol açmış.

“Başımı
kapatınca herkes beni kadın zannediyordu. Sokakta öyle davranıyorlar
hanımefendi diyorlardı. Ama ben daha bir çocuğum ve bana çocuk diye
seslenmelerini istiyorum.

“Bir gün dışarı
çıkmak istemiyorum çünkü paten kayacağız. Paten kaymaktan utanıyorum tuhaf
görünüyorum çünkü. Küçük bir çocuğa büyük bir elbise giydirilmiş gibi cüce gibi
hissediyorum kendimi.

“Sadece
başörtüsü takmamı da istemiyorlar. Uzun ceket giydiriyorlar. Ben karşı
çıkmıştım. Babam da ‘Sen örtünden utanıyor musun kimliğinden utanıyor musun?’
diye feci bir kavga etmişti benimle. “

Leyla 17-18 yaşına
geldiğinde dini yumuşatarak yaşamaya başlamış. Özellikle kadınlara yüklenen
sorumluluk ile erkeklere yüklenen sorumluluğun farklı olması kafasını çok
kurcalamış. “Bir yaratıcı varsa nasıl olur da yarattığı her canlıya eşit
hak tanımaz?” diye sorgulamaya başlamış.

Önce pardesüyü
çıkarmış sonra kot pantolon giyip başını örtmüş sona örtü biraz biraz arkaya
kaymaya başlamış ve nihayetinde de üniversite okumak için gittiği Avrupa’da bir
gün bakkala giderken başını açıvermiş. Ondan sonra da bir daha başörtüsü
takmamış.

Leyla’nın babası
halen kendisinin deizme kaydığını bilmiyor. Babası öğrenirse “Ablan
üniversiteye gitti de açıldı sen de açılırsın” diyerek kız kardeşini
üniversiteye yollamamasından endişe ediyor. “Ben kendi yoluma gittim diye
kardeşime baskı yapmasını istemem” diyor.

Leyla bugünkü
düşüncelerini şöyle açıklıyor:

“Bence dünya
deizme kayıyor. Semavi dinler yürürlüğünü benim neslimde kaybettiler. Ne
Hristiyanlık ne Yahudilik ne Müslümanlık götüremiyor kendini artık. İnsanlar
bir dine bağlı olmak istemiyorlar.

“Ama Tanrı’yla
da bir kavgaları yok. Tanrının varlığı ya da yokluğu onları rahatsız etmiyor.
Bir yaratanın olması beni rahatsız etmiyor. Birçok arkadaşım için de durum
böyle. Ama dinin varlığı sana bir sorumluluk yüklüyor. İbadet etmeni istiyor.

Bazı şeyleri
yapmamanı istiyor. Senin doğru insan anlayışının dışında bir kimlik sunuyor
sana. Ama Tanrı’nın varlığı sana bunu sunmuyor.

“Bence deizme
kaymanın asıl sebebi bu: İnsanlar artık bireysel. Toplum adına şekillenmiyor
kendi bireyselliğiyle şekilleniyorlar. Deizm sana bireyselliğini veriyor ama
din bireyselliğini alıyor.

“Ben Tanrı’dan
beni yaratmasını talep etmedim. Tanrı da benden varlığımın karşılığında hiçbir
şey talep edemez. Kuşlar ağaçlar gibi yaşama hakkım var. Tek sorumluluğum diğer
hiçbir canlıyı taciz etmemek. “

‘Sartre’nın Bulantı
romanı gibi’

Ömer 30’lu
yaşlarının başında. 15 Temmuz’dan birkaç ay sonra KHK’yle görevinden ihraç
edilen bir kamu çalışanı. Evli ve çocuklu. Halen çalışmıyor.

Ömer Sünni dindar
muhafazakar ve siyasi olarak da önceleri Milli Görüş sonra AKP çizgisinde
konumlanan bir ailede büyümüş.

Kendisini birkaç yıl
öncesine kadar dindar olarak tanımladığını dini cemaatlerle bir ilişkisi
olmamasına karşın onlara sempatiyle baktığını şu an ise hepsinden nefret
ettiğini söylüyor.

Kendisini deist
olarak tanımlamıyor ama inancını kademeli olarak yitirmeye başladığını
anlatıyor.

Kendisinden
dinleyelim:

“Okumayı seven
bir çocuktum; evde bulunan ve kimsenin okumadığı ‘Peygamberler Tarihi’ ‘İslam
Tarihi’ ‘Peygamberimizin Şemaili’ gibi pek çok koca koca ciltli kitapları
ortaokul döneminde okuduğumu hatırlıyorum.

“Bu atmosferde
namaz oruç gibi ibadetlerini aksatmayan günahlardan uzak durmaya çalışan eğitim
hayatında da başarılı olan bir genç olarak büyüdüm.

“Birkaç yıl
önce dindar siyasi iktidarın bazı uygulamalarının doğru olmadığını düşünmeye
olaylara eleştirel yaklaşmaya başladım. Bu eleştirel tutumumun dozajı sürekli
arttı. Zamanla kendiliğimden İslamcı yaklaşımla arama mesafe koymuş oldum.

“Yanlış
hatırlamıyorsam namaz kılmayı 2014 ya da 2015’te pek de üzerinde düşünmeden
bıraktım. Oruç ya da Cuma namazı gibi ibadetlerimi bir süre daha devam
ettirdim.

“15 Temmuz’un
ardından görevimden ihraç edilmem ve çevremdeki dindar bildiğim insanların
umursamazlığı ise benim için tam bir kırılma noktası oldu.

“Tanrı’yla
ilgili hareket tarzıyla ilgili düşünmeye başladım. Ciddi bir yabancılaşma
yaşadım. Aslında Jean Paul Sartre’nın Bulantı romanında yaşananlara
benzetiyorum yaşadığım süreci.

“Son bir yıldır
eskiden ezberlerime uygun olarak peşinen reddettiğim evrim teorisi gibi
hususlar üzerine okumalar yapıyorum ve büyük bir pişmanlıkla bu içi boş
dindarlığımı terk ediyorum.

“Kendimi deist
olarak tanımlamıyorum. Böyle demek istemiyorum. Bir Müslümanım. Gelecekte Allah
ile olan ilişkimi İslam’ın özü temelinde doğru bir şekilde inşa etmeyi
planlıyorum; tabii mümkün olursa.

“Arkadaş çevrem
benimle çok benzer süreçler yaşıyor. Kayınpederim ateist olmadan hayatını
tamamlamak istemediğini ifade ediyor ki kendisi halen beş vakit namazlarını
kılan bir hacıdır. “










































































































































































































































































































LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/961529/Muhafazakar_gencler_deizm__ateizm_ve_agnostizme_nasil_kaydiklarini_anlatti.html# 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir