Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


“İnovatif stratejik
Ar-Ge Merkezi” (İNOSAM) tarafından düzenlenen “
Yeni
Küreselleşmenin Türk Eğitim Sistemi Üzerindeki Etkileri ve Protestanlaşan
Gençlik Üzerine Bir İnceleme
” başlıklı 1. Yuvarlak
Masa Toplantısı DESAM (Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi)
Ankara – Kızılay ofisinde gerçekleştirildi.


İNOSAM Başkanı Gürkan
Avcı tarafından yönetilen oturum yurtdışı ve şehir dışından katılan uzman ve
akademisyenlerin iştirakiyle gerçekleşti. Toplantı nihayetinde DESAM Genel
Sekreteri Dr. Hasan Türkeli tarafından sunulan özet rapor bilgilerinize
saygıyla takdim olunur.


TÜRKİYE
İSLAMLAŞMA KILIFI ALTINDA PROTESTANLAŞTIRILIYOR !


Küreselleşme, bilişim çağı, yapay zekâ
ve dijital devrimin etrafını sardığı insanlık ailesinin yaşadığı
büyük değişim ve dönüşümden giderek daha hızlı bir şekilde etkilenen Türk
toplumunun bu yenidünya karşısındaki çaresiz kafa karışıklığı artan bir ivmeyle
devam ediyor. Bu kafa karışıklığı yenidünyanın içinde doğmuş / yaşayan
kesimlerin bile alışkanlık kazanabileceği/çözümleyebileceği bir durum değil
çünkü henüz kimse çözemeden/alışamadan bu dünya yine değişmiş olacak ve
değişmeye devam edecek.


Bu değişim bilgi ve eğitime ulaşmada
da kökten farklılıklara ve evrimlere neden oluyor. Yenidünyada bilgi ve eğitime
ulaşma neredeyse tamamen zahmetsiz/parasız hale geliyor. Eğitim ve bilgi akışı
mekân –sınır tanımadan saniyeler içinde gerçekleşiyor. Herhangi bir bilgi –
eğitim datası – görüntü – video – haber sanallaştığı anda sınırsız sayıda bire
bir kopya edilebiliyor. Bu yüzden çok rahat bir şekilde dijital devrimin eğitim
sistemlerini de allak bullak ettiğinden bahsedebiliriz. İnternetin eğitim
sistemlerindeki kaldıraç etkisi bütün eğitim disiplin, felsefe ve ilkelerinde
alışılmışın çök ötesinde bir hareketlenme ve yenilik başlatmıştır. Bu büyük
değişim eğitimi de arz-talep dengesi üzerine oturttuğu gibi eğitimdeki
yaklaşım, davranış ve söylemleri de yeni baştan oluşturmaya devam etmektedir.


Bu kadar hızla değişen dünyada hemen
her konuda ‘sorun bu, çözüm de şudur’ demek mümkün değildir. Amacımız
dünyadaki değişimi anlamak ve belki de bizim için en önemlisi bu değişimi Türk
toplumu lehine olumlu mecralara çekip kaçınılmaz olan olumsuz yanlarından
korumaya çalışmak olacaktır.


Bunun için özel bir bakış açısıyla
(Teknopedagog, teknososyolog, teknopsikolog edasıyla) bir birinin içine geçmiş
siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, pedagojik alanları iyi etüt edip
Türkiye’nin derin yapılarının ve insanımızın doğasının bütün karmaşasının
içerdiği değerli bilgileri, bizi geleceğe götüren dinamikleri analiz
ederek,  öngörülerimizi güncellemeye, analizlerimizi birleştirmeye
dönük bir çalışma yaptık. Yoksa bu yenidünyayı öngörmek hiç kolay bir iş
olmadığı gibi öngörüler üzerinden net konumlanmak kimsenin harcı da
değildir. Çabamız Türkiye’nin atması gereken adımları anlamaya ve analitik
silo oluşturmaya çalışmaktan ibarettir…


MİLLİ EĞİTİM TANIMINDAKİ ZİHİNSEL
PARÇALANMIŞLIK KIRILMALIDIR!


Türk toplumu arasında Milli Eğitim
Sistemi; kimileri için otoriter, vesayetçi, kimileri için laik-dinsiz, kopyacı
kimileri için ilkel, hantal ve kırtasiyeci, kimileri için piyasacı, kapitalist,
kimileri için baskıcı, İslamcı, mezhepçi, kimileri için faşist, ırkçı, kimileri
için şövenist, militarist, partizan, kimileri için derin, pragmatist yahut, sığ
ve sahipsiz…


Türkiye bu zihinsel parçalanmışlığın
çözümü için eğitimde duyulan yeniden yapılandırma ihtiyaçlarının gereklerini
yerine getirmelidir. Demokratik bir Türkiye için en başta eğitim sisteminin
demokratikleştirilmesine ihtiyaç vardır. Bilgi ve kültür toplumunu hedefleyen
bir Türkiye’nin en başta eğitim sistemini tüm basamaklarıyla tamamen parasız,
adil ve eşitllikçi fırsatlar sunan aydınlanmacı, halkçı, bağımsızlıkçı,
bilimsel, nitelikli ve kati surette özgün/milli bir forma kavuşturması
gerekmektedir.


Aksi yöntemler sorunu kronikleştiren
politikaları, ayrışmaları ve uygulamaları art arda devreye sokacaktır. Çünkü
eğitim sistemi yahut Türkiye’deki haliyle sistem anarşisi siyasi bakışı,
felsefeyi, ekonomiyi ve toplumsal davranışları hazırlayan, yaygınlaştıran ve derinleştiren
başlıca amildir.


TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEY EĞİTİM KADAR
İDEOLOJİK OLMADI!


Bu itibarla eğitim sistemi Türkiye’nin
en çok tartışılan alanlarından birisi olma vasfını hiçbir zaman kaybetmedi.
Türkiye’de hiçbir konuya da eğitim kadar ideolojik yaklaşılmadı. Cumhuriyeti
kuran kadro, son Osmanlı’dan devir aldıkları anlayışla, eğitim sistemini yeni
insan tipi yetiştirmenin en önemli aracı olarak görmüştü. Bu alışkanlığın
devamı olarak tüm iktidarlar ve dahi ideolojik merkezler toplumsal hayat
içerisinde ikbal / siyasi gelecek kazanmak amacıyla eğitim
devrim/reformlarına/yatırımlarına özel ve yoğun bir gayretle sarılmaya devam
etmektedirler.


Bugün dahi eğitimi konuşmaya
başladığımız da önümüze çıkan en büyük engel, siyaset/ideolojiler üzerinden
konuşma mecburiyetidir. Bu nedenle tartışılması gereken konuları yeterince
bilimsel/akılcıl ve pedagojik temelde dünyanın/ülkenin reel ihtiyaçları
bağlamında konuşamıyor ve düşünsel / siyasi çeşitlilik içerisinde çıkış
yollarını objektif /nesnel bir akılla pek üretemiyoruz.


Böylece her iktidar değişikliğinde
üzerinde oynanan bir eğitim politikası Türkiye’nin makûs talihi olmuş; hatta
aynı partinin iktidarlarında dahi farklı hükümet ve milli eğitim bakanları bile
eğitim politikalarını sürekli olarak değiştirmiştir.


Batı merkezli bir çözümsel vizyonunda
ciddi bir problem olduğu tecrübesiyle evrensel değerler ile demokratik,
bilimsel, eleştirel, nitelikli eğitimin amaçlanması durumunda özgün bir eğitim
sistemi başarılabilecektir. Türkiye’de temel sorunlardan birisi de otoriter,
etnosantrik, normatif, insan haklarına dayanmayan eğitim
politikalarıdır.  


DÜNYANIN VE TÜRKİYE’NİN GEREKLERİNE
UYGUN EĞİTİM SİSTEMİ İNŞA ETMELİYİZ!


Dijital teknoloji ve buna bağlı olarak
sürekli gelişen, değişen araçlar, yaşam kültür ve değerleri artık yaşamımızın
geri dönülmez bir gerçeği haline gelmiştir. Günümüzde çocuk ve gençlerin
online varlıklarında görülen kitlesel artışa karşın (dünyadaki her 3 internet
kullanıcısından biri çocuk), onlara dijital dünyanın gereklerine uygun bir
eğitim sistemi sağlamada Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve Üniversiteler yetersiz
hatta biçare kalmaktadır. Eğitim sistemine yön veren politikacılar ve eğitim
bürokrasisi günümüz gençliğinin evrilme hızına ayak uyduramadığı gibi onları
anlama ve kavramakta hatalı davranmakta ve dahi hatalarını anlamada çok ciddi
öğrenme güçlüğü de çekmektedirler.


Dijitalleşen dünyanın değerleri olan
özgürlük, kendini ifade etme ve bağımsızlık gibi evrensel değerlere entegre
olmaya çalışan Türk gençliği, yöneticiler tarafından zararlı düşüncelere ve
tehlikeli fikirlere sahip olmak gibi bir suçlamayla karşı karşıyadır. Türk
Eğitim Sisteminin genetiğindeki; otoriteye bağımlı, bürokrasiye itaat eden,
kendini ifade hakkını büyüklerine bırakan, sorgulamayan gençlik anlayışı
beklentisi kırılmalıdır. Eğitim sistemindeki bitmeyecek sorunlar yumağı,
çatışma ve kan uyuşmazlığının temel nedenlerinden birisi de bu genetik koddur.


GENÇLİK FARKLILIKLARI ZENGİNLİK OLARAK
GÖRÜYOR!


Günümüz gençliği farklı
kültürlerin/inançların ve yaşam tarzlarının bir arada bulunduğu sosyal
çevrelerde doğup büyümektedir. Gençlik farklı siyasi görüşlerle karşı karşıya
geliyor olsa da aralarındaki farklılıkları hoşgörü ile karşılayarak, onların
beğenilen yönlerini örnek alarak kendi yaşam pratiği haline getirerek,
öğrenmektedir. Bu nedenle siyasi otoritelerin militarist, tek tip, türdeş ve
itaatkâr bir gençlik yetiştirme yönündeki çok yönlü çabaları büyük bir ters
tepkiye neden olmaktadır.


Nitelikli okullardan, proaktif şehir
kültüründen mahrum yetişen gençlerin bir bölümü gelenekçiliğe sarılmaya ya da
geleneksel ve modern değerler arasında gidip gelmeye devam etse de, gençlerin
büyük bir bölümü evrensellikle örtüşmeyen idelojilere, fasit gelenekçiliğe, her
tür baskıya ve otoriterleşmeye karşı çıkıyor. Özellikle Y kuşağı ve yine
özellikle genç kadınlar özel yaşam alanları başta olmak daha özgür bir çevre,
daha özgür bir toplum ve daha özgür bir Türkiye’de/dünyada yaşamak istiyor.


POLİTİKACILAR İLE GENÇLİK ARASINDAKİ
AYRIŞMA GİDERİLMELİDİR!


Dogmatik/ötekileştirici slogan ve
söylemleri kullanan politikacılar genç kuşakları kendine bağlamaya ne kadar
çabalasa da istediği sonucu elde etmesi mümkün değildir. Dünyanın teknoloji ve
bilişimde büyük sıçramalar yaşadığı günümüzde gençlik ve siyaset, toplumsal ve
kültürel açıdan giderek derinleşen bir kuşaklar arası ayrışma sürecinin içine
girmiştir.


Kimi politikacılar gençliği kendi
doğru bildikleri yoldan yürümeye zorlamayı, gözetim, denetim ve baskı altında
tutmayı bırakmadıkları takdirde gençlerden uzaklaşmaya hatta gençlerle karşı
karşıya gelmeye devam edeceklerdir.


GENÇLİK TRENDLERİ DE KÜRESELLEŞİYOR!


Hatta bu dip tepkiselliklerinin
yansıması olarak gençler: kahveler yerine kafeleri; yeni düşünce akımlarını ve
değerleri yansıtan sembollerle donatılmış mekânları; değişik kültürleri
çağrıştıran eşyalar ve süslemeleri, hayvan ve doğa dostu firmaları; iyi tarım
ürünleri kullanan, ev yemekleri ya da vejetaryen yemekler sunan küçük
lokantaları; giyimde aynılaştıran pazar anlayışına karşı çıkarak özgünlük ve
farklılık vurgusu veren dükkânları; devletin ve otoritelerin müdahale edemediği
melez müzik ve düşünce akımlarını tercih ediyorlar. Özellikle üniversitelerde
okuyan gençler tepkilerini daha çok sembolik olarak ve dolaylı yollardan,
teknolojik bir protesto kültürü çerçevesinde ortaya koymaya başlamışlardır.


GENÇLER YABANCI DÜŞMANLIĞI VE
ÖTEKİLEŞTİRMEYE TEPKİLİ!


Gençler yabancı düşmanlığına karşı
derinden tepki gösterdiği gibi hatta yabancı birey ve kültürlerle tanışmak,
paylaşımda bulunmak istiyor.


Özgürlük, kendini sakıntısız ifade
etme ve kendini gerçekleştirme gibi evrensel ve çağdaş idealler gençler için
daha pozitif ve gerçekçi geliyor.  Nitelikli
okullarda/üniversitelerde okuyan gençlerin bir bölümü siyasi ve geleneksel
otoritelerin görüş ve değerlerini beğenmedikleri gibi küçümseme yoluna da
gitmeye başlamıştır.


Siyasilerin özel yaşam alanlarına
yönelik müdahaleleri, tek tip kültür yaratma çabaları, evrensel ve çağdaş
değerlerden kopuk idelojileri, internet kısıtlamaları gençleri tedirgin
etmektedir. Kimi siyasetçilerin içerisinin ve dışarısının hain/düşmanlarla
çevrili olduğu yönündeki söylemleri ve hatta rakiplerine karşı
hakaret/aşağılama/kavgacı tavırları gençlerin büyük bölümü tarafından olumsuz
karşılanmaktadır.


Gençler eskimiş, erkek egemen,
ideolojik siyasete ve siyaseti meslek edinmiş parti temsilcilerine karşı
kuşkucu ve daha eleştirel bir duruş sergilemektedir. Siyasi liderlerin
tartışmalarının sıradanlığından rahatsızlık duyuyor, sorunlarını ve
eleştirilerini alışılagelmiş siyasi dilin ve tarzın dışına çıkarak ifade etmeye
çalışmaktadırlar.


EVRENSEL BİR İDEOLOJİK ÜSTÜNLÜĞÜ OLAN
YENİ BİR SİYASETİ İNŞA ETMELİYİZ!


Politikacılar arasındaki kutuplaştırma
ve çatışmaya dayalı siyasetin yarattığı düşmanlık ve belirsizlik ortamı
gençlerin gelecek kaygılarını artırmaktadır. Gençler arasında yaygınlaşan;
devlette hatta özel şirketlerde bile ancak torpil ve iltimas kanalıyla iş/terfi
bulunabildiği inancı, gençlerin gözünde mevcut düzeni kayırmacılıkla
özdeşleştirmiştir. Bu nedenle kimi siyasilerin slogan ve eskimiş ideolojik
kavramlar etrafında biçimlenen hamasi hitaplarındaki gençlik anlayışı gençler
arasında yeterince karşılık bulmamaya artarak devam etmektedir.


Eğitimli gençler bağımsız düşünme,
geleneksel değerleri ve otoriteleri sorgulama, yeni fikirlere açık olma
yetilerini daha çabuk geliştirmektedir.  Geleneksel toplumun temel
dayanağı olan ataerkilliği, üniversite eğitimi hızla aşındırmaktadır.


Bu itibarla mevcut partiler ve
politikacılar gençleri heyecanlandıran yeni bir gelecek vizyonuna ve toplumu
bir arada tutan evrensel bir ideolojik üstünlüğe sahip bir siyaset inşa etmek
zorundadır.


Y KUŞAĞI OTORİTEYE MEYDAN OKUMAYA DAHA
HIZLI ve GÜÇLÜ DEVAM EDECEK!


Kadrolaşma, müfredat değişikliği,
eğitim sistemine yapılan günübirlik müdahaleler Y kuşağına mensup gençler
arasındaki küreselleşmenin yol açtığı benzeşmeden, çoğullaşmadan ötürü
otoriteye meydan okuma şeklinde ortaya çıkmaktadır.  Dahası
özgürlüğüne düşkün olan Y kuşağı gençleri, bir lider ya da topluluğun onlara
büyük misyonlar, emir ve telkinler dayatmasından rahatsızlık duymaktadır.


Tespittir ki gençler mevcut
siyasilerin çoğuna göre daha eğitimlidirler. Eğitimin öneminin toplumsal
ve ekonomik yaşamda bu denli arttığı bir dönemde, gençlerin eğitim sistemine
güvenini sağlamlaştıran proje ve parti programlarına çokça ilgisi vardır. Temelsiz
eğitim reformları ve partilerin ideolojik tutumu gençler için hayati bir
kritere sahip olan eğitimde adil rekabet ilkesinin ortadan kalktığı inancını
güçlendirmeye devam edecektir.


Gençlerin, okul bitirmenin, çok
çalışmanın, uzmanlığın değerini ve karşılığını gerçek hayatta yaşatan bir
sistem manifestosunu duymaya acilen ihtiyacı vardır. Aksi halde mevcut
eğitim sistemi gençlerin zihniyetini, olaylara bakış açısını ve değerlerini
olumsuz anlamda değiştirmeye devam edecektir.


GENÇ MİLLETVEKİLİ ADAYLARI GÖSTERMEK
YETERLİ ÇÖZÜM DEĞİL!


Dünyadaki ve Türkiye’deki reel köklü
toplumsal değişimlerin yarattığı yeni gençliği ve yeni toplumsal dinamikleri;
genç milletvekili adayları gösterme gibi yüzeysel önlemlerle, IQ’sü düşük
manipülasyonlarla, ayrıştırıcı propaganda ve torpil vaadleriyle durdurmak pek
mümkün olamayacaktır.


İlkokuldan başlayarak sürekli olarak
onursuz bir yarış/eleme sistemiyle terbiye edilmeye çalışılan çocuk ve
gençlerimiz her yıl değiştirilen sınav sistemlerinin yanında, okul/yazı
sisteminin değiştirilmesine kadar oradan da ders kitapları/müfredata kadar vb.
uzanan yüzlerce oynamalarla gerçeklikten uzaklaşmışlardır.


Eğitimin niteliğinden/efektivitesinden
ziyade şekilsel reformlarla ve yoğun bilgi kirliliği/kafa karışıklığı/hatalı
sınav soruları ve başarısız sonuçlarıyla boğuşan öğrenciler/ebeveynler nezdinde
kim ne kadar soru çözecek ve hangi okula girecekten öteye gitmeyen bir eğitim
sistemi enkazıyla karşı karşıya kalınmıştır.


ÖĞRETMENLER MOTİVE EDİLMEDEN YAPILAN
EĞİTİM REFORMLARI BAŞARILI OLAMAZ!


Ak Parti iktidarı döneminde
Türkiye’nin geçmişte olduğundan daha büyük eğitim bütçesine, daha fazla okula,
dersliğe, öğretmene, öğrenciye, araç gerece sahip olduğu bir vakıadır. Ancak bu
paralelde daha bilimsel, demokratik, kaliteli, daha başarılı, dünya ile daha
fazla bütünleşmiş bir eğitim sistemi inşasında yeterince mesafe
kazanılamamıştır. Akıllı tahtalarla, tabletlerle, projeksiyon cihazlarıyla,
yeni okul binalarıyla ve her il ve ilçeye üniversiteler/yüksek okullar açarak
altyapı güçlendirilmiş fakat aynı bazda sonuç/çıktı elde edilememiştir. Öğretmenler/eğitimciler
ikna ve motive edilmeden ve kazanılmadan yapılan en iyi reformlar dahi
başarısız olmaya mahkûmdur.


Eğitim sisteminde yaratılan sürekli
değişim/gerilim ortamı eğitim bileşenlerinin birbirlerine, eğitim kurumlarına
ve devlete duydukları güveni hızla sarsmaya başlamıştır. Araştırmalar eğitim
bileşenlerinin eskisine göre daha mutsuz/umutsuz hale geldiğini göstermektedir.


Okullar tek tip/ideolojik insan
yetiştiren toplumsal mühendisliğin aracı/evirim hapishanesi yerine evrensel
ölçütler içerisinde bilginin, kültür ve etiğin kuşaklar boyunca aktarılmasını
sağlayacak yol ve yöntemlerin öğretildiği yaşam/insanlık neşesi saçan mekânlar
haline getirilmesi bugün Türk toplumunun genelinin en güçlü arzusu haline
gelmiştir.


DERİN BİR EĞİTİM TARİHİNE SAHİP
TÜRKİYE’NİN KOPYA EĞİTİM REFORMLARI OLMAMALI!


Eğitim politikaları ve okulların
sürekli olarak deneme yanılma talimhanesine dönüştüğü; derin ve güçlü bir
eğitim tarihi olan Türkiye’nin kopya ve özentili eğitim reformları yerine özgün
bir felsefe ile klasik eğitim anlayışını modern eğitim anlayışıyla gelenek
temeli üzerinde yükselmesi gerektiği toplumun her kesiminin söylemlerinde ortak
temenni haline gelmiştir.


Özelde siyasallaşan ideolojilerin
egemenliğinde, genelde ise konjonktürel/sıkışık bir Araf’ta bulunan Türk Eğitim
sistemi aslında kendi gibi olamama ve buna karşın olmayı hedeflediği gibi
yapamama depresif ruh hali içerisinde kıstırılıp kalan politik mahkûmiyetten
demokratik/bilimsel bir insicamla derhal kurtarılmayı beklemektedir.


Toplumun kimi kesimleri
“Evrim/Atatürk/Cihat/Din Dersi” gibi tabular üzerinden tartışılan eğitimin
sorunlarını bilimsel ve akılcıl bir zemine taşıma çabalarını artırmıştır. İyi
insan, iyi vatandaş, iyi birey olma yolunda çocukları hayata hazırlayan bir
eğitim sistemi özlemi büyümüştür. Eğitimi konuşurken tabular, yasaklar,
fakat’lar ve ama’larla masaya oturarak Türkiye’nin zaman ve enerji kaybetmesine
neden olan katı ideolojik kesimlerin mevzi kazanmasına müsaade edilmemelidir.


Türkiye sınavcı, ezberci, dershaneci
(özel ders ve merdiven altı dershaneler astronomik oranda artmaya devam
etmektedir), dizginsiz, kuralsız ve piyasacılığa dayalı eğitim politikalarını
terk etme konusunda daha kararlı ve güçlü politikalar irade edilmelidir. Aksi
takdirde: eğitimin niteliğini ve bilimselliğini neoliberal rekabet ilişkilerine
kurban etmeye, gençliği deist bir yaşam kültürüne savurmaya müsaade edilmiş
olunacaktır.


Örnekle; eğitim sisteminin dogmatik
siyasi/kültürel genetik kodları kadınları ataerkil ev ve aile ile
özdeşleştirmiş, 12 yıllık zorunlu eğitim yasasına rağmen kız çocuklarının
eğitime katmada yüksek başarıyı sağlayamamış / kadınlara yönelik şiddetin
eğitim ve istihdamda fırsat eşitsizliğinin artmasının en etkin kaynağı olmaya
devam etmiştir.


Politikacıların eğitim sisteminin
sorunlarını çözme yöntemi, kendine özgü bir gelenek ve ideolojik anlayış
doğrultusunda öğrencileri denetleme ve eğitimcileri baskı altına alma yönünde
olmuştur. Hâlbuki çözüm, özgürleşen eğitim bileşenlerinin öz denetimlerini
geliştirmelerine destek veren düzenlemelerle revize edilmesidir.


İSLAMLAŞMA ADINA YAPILAN HAMLELER
DEİST/PROTESTAN TOPLUM YARATIYOR!


Gelenekselleşmiş iddialara göre; içki,
kumar, fuhuş, uyuşturucu, eşcinsellik ile boğuşan Batı gençliği/dünyası
çürümüş, çöküşün ve yok oluşun eşiğine gelmiştir. Yok oluşun eşiğindeki Batı
dünyası çağdaşlaşma, demokrasi, insan hakları, eşitlik ve bilim kılıfını Türk
ve İslam toplumlarına dayatarak Müslümanların ahlaki ve manevi çöküşünü
hazırlamaktadır.


Bu kötü gidişata DUR! deme ve büyük
bir manevi kalkınmayı başlatma iddiasındaki politikacılarımız memleketi batı
değerleri ve kültürünün etkisinden kurtararak hızla kalkındıracak ve geçmişte
olduğu gibi büyük bir dünya gücü haline getirecektir.


Ancak milli/manevi, geleneksel/kültürel
değerleri çağcıl bir pozitiflikle güçlendirilmediği gibi aynı paralelde
bilimin, aklın, evrensel normların da başat edilmesi sürekli olarak ihmal
edilmiştir.


Lakin başta resmi kurumların verileri
olmak üzere mevcut bulgulara göre Türkiye’nin ve genelde İslam dünyasının
manevi kalkınma gerçekleştirmek bir yana İslamlaşma adına yapılan reform ve
devrimler yüzünden büyük bir toplumsal çöküntü/çürüme ve protestanlaşma içine
sürüklenmiştir. Batı ülkelerinde yaşayan Türk ve İslam soylu gençliğin de/nüfusun
da uyuşturucu, fuhuş, kumar, kriminal suçlar v.b.’lere katılım oranı nüfus
yüzdesi baz alınarak incelendiğinde diğer kesimlere göre daha fazla olmuştur.


Mevcut /ilkel din eğitimi ve manevi
kalkınma hamleleri gençliğin din anlayışını dejenere/dezenforme ve asimile
etmiştir. Özellikle son yıllarda ülkemizde ve Türk diasporası arasında
boşananların, intihar edenlerin, depresyon sorunu yaşayanların, uyuşturucu
kullananların, suç işleyenlerin, içki ve sigara kullananların ve saldırıya
uğrayanların sayıları tedirgin edici düzeylerde katlanarak artmaya devam ettiği
rakamlarla ortadadır. Toplumun genelinde dayanışma zayıflamıştır. Bireylerin
yasa dışı eylemlerde bulunma eğilimi artmıştır. Türkiye manevi diriliş bir yana
deist/Protestan yaşam formuyla büyük bir sosyal çöküntü içine sürüklenmiştir.


Araştırmalar Türkiye’de her dört
kişiden birinin depresyonda olduğunu, antidepresan ilaç kullanımının 5 kat
arttığını, ruh sağlığı hastanelerinin tam kapasite ile dolduğunu, son on beş
yılda 45 bin kişinin intihar sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koymaktadır.


Doğrudan ve dolaylı madde
bağımlılığına dayalı ölüm oranları sürekli yükselmektedir. Uyuşturucu kullanımı
rutin olarak bir önceki yıllara göre sürekli artmaktadır. Uyuşturucu kullanma
yaşı 11’e kadar düşmüştür. Uyuşturucu bağlantılı suçlardan cezaevlerinde
bulunanların sayısı son 15 yılda 6 kat artmıştır. Uyuşturucu bağımlılarının
yarıya yakını işsizdir.


Türkiye’nin zaaflarını kaşımak ve
ülkeyi bölmek, güçsüzleştirmek dış güçler diye tabir edilen aktörlerin temel
görevidir ve uluslararası rekabetin kuralıdır. Eğitimli millet ve hafızası
güçlü bir eğitim sistemi ise bunun en güçlü panzehiridir. Türkiye’nin başta
bölgesine olmak üzere tüm çağdaş dünyaya rol model olarak sunacağı en değerli
varlığı batının çoktan tedavülden kaldırdığı kopya ve taklit bir eğitim sistemi
değil, özgün, bilimsel, demokratik ve çağcıl bir eğitim sistemi olacaktır.


TÜRKİYE TEKRARI OLMAYAN
BİR SAVAŞTA!


Başat küresel güçler bütün
dünyada toplumları ve özellikle gençliği
protestanlaştırma/sekülerleştirme/dünyevileştirme gayesiyle yani yeni dünya
düzenine uygun bir dünya mühendisliği için dinleri kullanarak/dindarlaştırma
kılıfı altında başta eğitim ve kültür politikaları olmak üzere sosyal, siyasal,
ekonomik tüm siyasaları dönüştürme çabası içine girmişlerdir. Bu toplum
mühendisliği projesinde önceden hiç bu kadar tansiyon çıkmamıştı. Çok boyutlu
baskı/destek ve gölgeleme diplomasisi her yerde, her ülkede, her kanalda.
Türkiye’de, Yunanistan’da, İran’da, Suudi Arabistan’da,
Afrika’da… Yeni Dünya Düzenini kurmak/kurdurmamak adına herkes herkesle savaş
içinde. Yenidünyanın yönetişimi için atılan adımlar çok zorlu ve sancılı.


Kavga ortada. Etrafımız
ateş çemberi. Ve biz de bu kavganın içindeyiz. Tekrarı olmayan maçtayız.
Liyakat ve basiretle yaklaşmak, akılla davranmak zorundayız. Sen-ben
yok, BİZ varız, demeliyiz. İktidarı ve muhalefetiyle bakmalı,
yekvücut haykırmalıyız.


EĞİTİMDE EVRENSEL ve MİLLİ BİR VİZYONEL
BAKIŞ AÇISI YAKALAMALIYIZ!


Son yıllarda kadınlara yönelik şiddet
yüzde 1.400 oranında artmıştır. Kadınlar hemen her gün namus, töre gibi
sebeplerle yakınları tarafından öldürülmektedir. Bu tür şiddete en çok maruz
kalanlar eğitim ve gelir düzeyi düşük olan kadınlardır.


Türkiye’deki çatışmacı ortam siyasi
şiddeti, aile içi
şiddeti, kadın ve çocuklara yönelik şiddeti, holigan şiddetini, hastane, okul
ve trafikteki şiddeti her geçen gün tırmandırmaktadır. Evde, iş yerinde,
trafikte, sokakta, saldırı, dövme, öldürme vakaları gün geçtikçe çoğalmaktadır.


Son dönemde Türkiye’de en çok işlenen
suçların kapkaç, hırsızlık, dolandırıcılık ve yaralama olduğu görülmektedir.
Şantaj, yaralama, cinsel taciz ve gasp gibi suçları işleyenlerin oranı kat kat
artmıştır. Çocuk ceza infaz kurumu ve eğitim evine girenlerin sayısı üç kat
artmış, en yüksek oranda suç işleyen iki kesimin ilkokul mezunu gençler olduğu
görülmüştür.


Resmi verilere göre cezaevinde hükümlü
ve tutuklu bulunanların sayısı 2002 yılında 59.429 iken, 2015’te (15 Temmuz
darbe teşebbüsü öncesinde) 177.262’ye ulaşmış, yüzde 200 oranında artmıştır.
Adalet kurumuna ve kolluk kuvvetlerine güvenleri sarsılan bireyler kendi
intikamlarını kendileri alma yoluna gitmektedir.


Özetle Türkiye önümüzdeki süreçte
ivedilikle bu sorunlarına dikkatle yaklaşarak eğitim alanında evrensel değerler
sistemine ve kendi özgünlüğüne dayanan vizyonel bir bakışı geliştirmek
zorundadır. Aksi halde asimile olmuş bir toplum ve dönüştürülmüş İslami
değerleri yaşayan bir üst bağımlılışma süreci ortaya çıkacaktır.


Türkiye’nin özündeki kültür ve
medeniyeti, batısındaki rasyonel geleneği ve ekonomik üretkenliği ve proaktif
barış ve adalet arayışını birlikte içselleştirerek tarih sahnesine taşıma
kabiliyetini eğitimle başarabilir. Demokrasi, insan hakları, kadın ve çocuk
hakları, çevre gibi jenerik tüm başlıklarda gelişmiş standartları yukarıya
taşıyan bir Türkiye eğitimle ortaya çıkacaktır. Türkiye’de eşitlikçi, adaletli
ve demokratik bir hayat alanı inşasında temel referans güçlü ve çağdaş bir eğitim
sistemi olacaktır.


EĞİTİM YÖNETİMİNDE UZMANLIK, EHLİYET
VE LİYAKAT TEMEL İLKEMİZ OLMALIDIR!


Eğitim rejimimizin temeli uzmanlık,
ehliyet ve liyakat olmalıdır. Halkçı, nitelikli, bilimsel, tarafsız, ehil,
dürüst, etkin ve eşitlikçi, adil, çağdaş, inovatif ve verimli bir eğitim
sistemi oluşturamamamızın en önemli ayaklarından birisi de işte uzmanlık ve
liyakatin değil sadakate ve yandaşlığa dayalı patronaj sisteminin eğitimdeki
gücünü kıramamamızdır.


Eğitimde patronaj sisteminin sonucudur
ki önü alınması imkânsız bir şekilde ülkenin her tarafında ve her eğitim birim
ve kurumunda kadro ve terfi konularında yetenek ve liyakatin göz ardı
edilmesinin önü kesilememiştir. Eğitim bürokrasisini sarmalayıp kuşatan
patronajcı kayırmacılık ve kollamacılık eğitimi içten içe kemirmekte ve
çürütmektedir.


Eğitim yönetiminin partizanlaşmasına
asla müsaade verilmemelidir. Yetenekli, uzmanlık sahibi ve göreve layık
kimselerin partili olmasına bakılmaksızın değerlendirildiği bir Türk Eğitim
sistemi inşasına mecburiyet ve mahkûmiyetimiz bulunmaktadır.


Eğitim sisteminin partileşmesi,
siyasallaşması eğitimde var olan uzmanlık, birikim ve deneyimden öğrencilerin
yararlanmasını engellemek demektir.


EĞİTİM YÖNETİMİNDE AŞIRI
MERKEZİLEŞMEYİ KIRMALIYIZ!


Aksi takdirde eğitimin verimliliği,
hizmet kalitesi ve sorun çözme kapasitesi her geçen gün zayıflayarak, eğitim
bileşenleri arasındaki karşılıklı güveni, iş birliğini ve risk alma
kapasitesini azaltır. Eğitim camiasında örgüt kültürü, bir kurumsal kültür
oluşturularak sağlanabilir. Örgüt kültürünün gelişmemesi eğitim yönetiminin
aşırı merkezileşmesine de yol açar. Bu da eğitim camiasının özgüven kaybına
neden olur.


Bu durumda eğitim yöneticileri, okul
idarecileri dâhil, rutin işlerini yürütürken dahi merkezin vereceği olası
tepkileri hesaplamak zorunda kalır. Eğitimde merkeziyetçi sistem, eğitim
yöneticilerini sadakat gösterisine, göze girme ve başkalarını gözden düşürme
yarışına sürüklenir.


Eğitimcilerin çalışma arzusu
zayıflarken, sorumluluk almaktan kaçınma eğilimi öne çıkar. Her konunun
yukarıdan belirlenmesi ve merkezi denetimin yarattığı korku atmosferi
inisiyatifi, girişimi ve yaratıcılığı boğarak zamanla öldürür.


Sürekli yukarıyı kollama, yanlış yapma
veya cezalandırılma korkusu eğitimcilerin risk taşıyan işlerden geri
durmalarına neden olur. Yapılacak işleri ertelemelerine ve sorumluluğu
başkalarına yıkacak yöntemler aramalarına yol açar. Sonuçta merkezileşme
sorunlara yönelik çözümcü iş yapma ve önemli sorunlara çözüm üretme
kapasitesini sürekli düşürür.


EĞİTİMİ YÖNETEN ÜLKEYİ DE YÖNETİR!


Demokrasi ile yönetilen ülkelerde
yönetimin kalitesi büyük ölçüde eğitim bürokrasisinin kalitesi ile
ölçülmektedir. Eğitim yöneticilerinin kalitesi ise kadrolarda yetenek ve
uzmanlığa, yani liyakate göre değerlendirilir. Oysa Türk eğitim sisteminde
kişiselleşme, merkezileşme, partizanlık, liyakatin kaybolması ve örgüt
kültürünün tahribatı yüzünden eğitim kurumlarının çalışma ve hizmet kalitesi
sürekli düşmekte ve hizmetlerin maliyeti yükselmektedir.


Genetiğiyle ve kökleriyle oynanmış
Türk eğitim sistemi sayesinde vatandaşlar çağdaş ve etkin devletin ne olduğunu
ve neler yapması gerektiğini anlamaktan dahi uzak, sığ bir anlayış ve arayış
içinde bocalamaktadır. Toplumdaki bölünmeleri ve ayrışmaları yumuşatan bir
devlet tarafgirliğinin (ki buna çokça ihtiyacımız vardır) inşası için de eğitim
ilk başvurulacak sistemdir. Bu itibarla eğitim sistemi siyasi ve toplumsal
bütünleşmeyi ve meşruiyeti sağlayan unsurların başında gelmektedir. Eğitim
sistemi eşitlikçi, adil ve nitelikli değilse toplumsal istikrar, kalkınma ve
refah artışı da sağlanamaz. Hukuk devleti ve demokrasiyi yaşatmak mümkün
olmaz.


TÜRKİYE EĞİTİM PARASINI NİCELİKTEN ÇOK
NİTELİĞE HARCAMALIDIR!


Küresel neoliberalizm ile birlikte
yalnızca Türk eğitim sistemi değil aslında dünya eğitim sistemleri de, bilimsel,
parasız, nitelikli, eşitlikçi, kamusal eğitim anlayışından uzaklaşarak paralı
ve piyasacı eğitim sistemlerine doğru dönüştürüldü. Neoliberal ekonomik sistem
içerisinde küreselleşen dünyanın tüketim toplumu yaratma çabasının kurbanı oldu
gençlik.  Türkiye çok daha abarttı bunu. 


TÜRKİYE EĞİTİM PARASINI NİTELİKLİ
ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEYE HARCAMALIDIR!


Türkiye eğitim parasını nitelikten
daha çok niceliğe harcadı. Türkiye UNICEF raporuna göre refah koşullarına
yönelik ‘eğitim kalitesi’ kategorisinde sonuncu sırada. Türkiye eğitim
bütçesinin çoğunu öğretmen yetiştirme ve inovasyon politikalarına ayırmalıdır.
Tüm reformlara rağmen Türk eğitim sistemi halen ezberci ve sınavcı bir formda
ilerliyor. Uygulamalı eğitim ve deney yok denecek kadar az. Bilgiyi
içselleştiren bir eğitim sistemi kuramadık, kuramıyoruz. 
Çünkü
müfredat ve kitaplar bilgi odaklı. Kavram ve keşfetme odaklı değil. Çocuklar
dersleri ve konuları karşılaştırma, analiz ve değerlendirme yaparak
anlamlandıramıyor.


ÖĞRENME ÖZGÜR EĞİTİM SİSTEMLERİNDE OLUR!


Okullarımızda gerçek öğrenmeyi
yapamıyoruz. Bunu üniversitelerde de yapamıyoruz. Üniversitelerimizin çoğu lise
ayarında. Nasıl okullarda öğretmen anlatıyor, öğrenciler dinliyorsa,
üniversitelerde mantık ve tüm insicam aynı. Eğitim sistemimizin, eğitim
bürokrasisi ve bunların sirayeti nedeniyle öğretmenlerimizde otoriter. Bu
özgüvensizlikten kaynaklanan bir durum. Özgüvensizlik nedeniyle sorgulamaya
izin verilmiyor. Otorite varsa sorgulama ve öğrenme olmaz.


Baskı ve otoritenin olduğu yerde
sevgisizlik ve örselenmişlik vardır. Bizim müfredatımız ve kitaplarımızda
doğruculuk ve kesinlikcilik hâkimdir. Doğruculuk ve kesinlikcilik varsa
sorgulamaya, fikir üretmeye, hayal kurmaya ve hatta düşünceni söylemeye gerek
kalmaz. Bu nedenle çocuklarımız okulu pek sevmiyor. OECD ülkeleri arasında okul
devamsızlığında Türkiye birinci. Okullarımız vatandaşın gözünde bir kamu
binasından başka bir şey değildir. Okullarımız sivilleştirilmelidir.


TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI SORUNLARIN
SORUMLUSU DA SUÇLUSU DA EĞİTİM SİSTEMİDİR!


Türkiye’nin ciddi sorunlarla boğuştuğu
ve ciddi değişim yaşadığı bir süreçte en fazla sesini duyurması ve çözümüne
katkıda bulunması gereken üniversitelerin, rahatsızlık verecek derecede sessiz
kalmasının nedeninin YÖK’ün yapısında aranması gerekiyor. Üniversitelerimizin
psikoloji, siyaset bilimi, mühendislik, teknoloji, uluslararası ilişkiler, kamu
yönetimi, sosyoloji ve benzeri kürsülerinden Türkiye’nin sorunlarının çözümüne
dair çıt çıkmıyor.


Türkiye’de herkes konuşuyor ancak en
fazla konuşması gereken, muasır Türkiye’ye katkıda bulunması gereken,
Türkiye’nin önündeki engelleri aşması için rehberlik yapması gereken
üniversiteler ve bilim insanları hiç konuşmuyor. En etkin taşıyıcı olması
gereken üniversitelerimizin özgürlüğü, adaleti sağlamada öncü rol üstlenmesi
gerekir. Türkiye’de, üniversitelere olağanüstü yatırım yapıldığı bir
süreçte bilgi noksanlığını ideolojiyle dolduran, mesuliyetsiz bir özgürlük
talep eden üniversitelere değil gerçeği arayan ve etkin sosyal rol üstlenen
üniversitelere ihtiyaç var.


Öğrenci, öğretmen ve velilerin tüm eğitim
bileşenlerinin okulla ilgili ciddi sorun ve kaygıları bulunuyor. Okullar
etrafına yaşam zenginliği/sevinci veremiyor. Okullarımız kitap okuma
alışkanlığı ve etiği de veremiyor, aşılayamıyor. Öğrenci, veli, öğretmen herkes
hem sistem anarşisi, eşitsizlik ve adaletsizliklerle hem de sınav derdiyle
uğraşıyor. Okullarımız ve üniversitelerimizde gençler keşif yapma, araştırma,
sorgulama, özgürce seçme, bilim yapma yerine var olma, ayakta kalma
mücadelesiyle meşgul. Bu nedenle gelişmeyi yeterince yakalayamıyoruz. Eğitimi
meslek kazanma ve işe girme aracı olarak görüyoruz. Bu yüzden tersine beyin
göçü evresini ancak temenniden öteye geçmeyen laflarla başlatabiliyoruz.


Terör, yoksulluk, adaletsizlik,
ayrımcılık, küresel ısınma, fırsat eşitsizliği, çevre kirliliği, nüfus artışı,
kültür, siyasi yozlaşma, trafik terörü, deprem gibi sorunların çözümünde
üniversitelerin sessiz kalmasına tahammül edilmemelidir. Üniversiteler
kendilerini bu sorunların dışında tutamaz. Üniversitelerimiz sokaktaki insan
içinde çözüm üretmelidir. Üniversitelerimiz bulundukları il ve ilçe için
dünyaya açılan birer pencere olmalıdır. Üniversiteler gerektiğinde toplumla,
yöneticilerle ve iktidarlarla ters düşen fikirler ortaya koyar, onları
eleştirir. Aksi halde toplumsal ilerleme olmaz. Aksi halde özgür üniversite de
olmaz. Türkiye’nin yaşadığı beyin göçü sorununun sorumlusu ve suçlusu da,
tersine bir beyin göçü politikası vizyon ve becerisi olmayan da YÖK’tür.


EN BAŞTA EĞİTİM HEDEFLERİMİZİ
BELİRLEMELİYİZ!


Eğitim bilgilendirmeden daha çok özgürleştirmedir.
Türkiye’nin eğitimin anlamını tekrar tanımlamaya, güçlü ve özgün bir eğitim
felsefesi oturtmaya ve her şeyden çok çok daha önce 2023 – 2053 – 2071 eğitim
hedeflerini belirlemeye ihtiyacı vardır. Bilimin, aklın ve kadim
medeniyetimizin ışığında ve ortak akılla, konsensusla hazırlanacak bir yol
haritasına ihtiyaç vardır…


Yaşamakta olduğumuz küresel ve
bölgesel sorun/sarsıntılara rağmen Türkiye heyecan verici bir potansiyele
sahiptir. Milli özgüvenimizi yineleyerek en başta eğitim alanında daha uzun
vadeli ve derinlikli hedefler ortaya koyarak başarabiliriz.


Cumhuriyetimizin 100. yılına yönelik
hedefleri en başta eğitim alanında ortaya koymalıyız. Buna göre 2023
yılına tüm dünyada marka olmuş bir eğitim sistemi hedefimiz olmalıdır. Değişimin
çok boyutlu ve hızlı bir şekilde yaşandığı, rekabetin yoğunlaştığı ve
belirsizliklerin arttığı günümüz Türkiye’sinde, kaliteli ve çağdaş bir eğitim
sistemi, geçmişte olduğundan çok daha gerekli hale gelmiştir. Böylesine riskli
bir süreçte, eğitim sistemimiz her alanı detaylı ve stratejik bir perspektifle
belirlemeye odaklı olmalıdır. Eğitim sistemindeki bütün göstergeler, vahim
durumumuzun, ancak bütün partilerin birlikte adım atmaları halinde düzelme
yoluna girebileceğini göstermektedir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış