Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Samimi bir
Müslüman… Gerçek bir Türk aydını… Atatürk’ün fikirlerini çok net şekilde
özümsemiş gerçek bir Kemalist… Kitapları birçok dile çevrilmiş bir fikir adamı…
Time Dergisi’nin gerçekleştirdiği “20. Yüzyılın En Önemli Kişileri” anketinin
“En Önemli Bilim Adamları ve Islahatçılar” listesinde ilk 10′ da yer alan tek
Türk…


Yaşar Nuri
Öztürk’ü tanımlamak için yukarıda saydığım nitelikler onu tam olarak
tanımlamaya yetmez. Bunu bir övgü olarak söylemiyorum. Okumayan, araştırmayan,
bilime fersah fersah uzak duran bir milletin içinden yetişmiş gerçek bir bilim
ve fikir adamıdır. Gerek kitaplarıyla, gerekse konuşmalarıyla Türk milletinin
cehaletini aydınlatmayı kendisine misyon edinen gerçek bir aydındır. Toplumdan
soyutlanıp milleti aşağılamanın aydın olmak sayıldığı bir dönemde o Türk
milletinin cahilliğinin üzerine korkusuzca gitmiş, Toplumsal ve ahlaki yozlaşmaları
açık yüreklilikle söylemekten çekinmemiştir. Bu yüzden her aydının yaşadığı
kaderi yaşayarak yobazlar tarafından taşlanmış, linç edilmek istenmiştir.


Yaşar Nuri
Öztürk’ün 71 yıllık hayat hikâyesine baktığımızda ilk göze çarpan özelliği azim
ve çalışkanlığıdır. Bayburtlu bir annenin ve Sürmeneli bir babanın çocuğu
olarak 22 Haziran 1945 tarihinde Sürmene’de dünyaya geldi. Son nefesine kadar
elinden ve dilinden düşürmeyeceği Kur’an ile çocuk yaşta tanıştı ve ilk dini
eğitimini babasından aldı. Henüz 9 yaşındayken hafız oldu. Ayrıca 10 yıl
geleneksel medrese eğitimi gördü. Kısaca ifade etmek gerekirse hayata gözlerini
Kur’an ile açan bir müslümandı. 20 yaşına geldiğinde gerçek bir din âlimiydi.


10 yıllık
medrese eğitiminden sonra Hukuk ve İlahiyat fakültesini başarıyla bitirdi.
Mezun olduktan sonra 12 yıl imamlık ve vaizlik yaptı. 1980 yılında ise ömrünün
sonuna kadar devam edecek olan akademik hayatına başladı.  İslam felsefesi
alanında doktora yapan Yaşar Nuri hoca 1986 yılında doçentlik unvanını kazandı.


Klasik
medrese eğitimini modern Üniversite eğitimi ile tamamlayan Yaşar Nuri hocanın
akademik başarıları 1990 lı yıllarda zirveye ulaştı. . Ortadoğu,
Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri ve ABD, Güney Kore Japonya’da din
alanında çalışmalar yaptı. Ayrıca ABD-New York’ta (The Theological
Seminary of Barrytown) bir yıl misafir profesör olarak “İslâm Düşüncesi”
derslerini okuttu ve  Fransa’da Grenoble Üniversitesinde akademisyen
olarak görev yaptı.


Yurt
dışındaki bilimsel çalışmaları dışında Türkiye’de de birçok başarılı işlere
imzasını attı. 1992 yılında İstanbul Üniversite’sinde İlahiyat fakültesini
kurarak kurucu dekan oldu ve Türk Üniversitelerinde 26 yıl görev yaparak Türk
Bilim tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Hayatı boyunca yazdığı kitaplarla
İslamın doğru şekilde anlaşılması için mücadele etti.


Yaşar Nuri
hocanın akademik başarılarının özeti kısaca bu şekilde… Hayatı başarılarla dolu
bir akademisyen… Ancak onu diğer başarılı akademisyenlerden ayıran özelliği
Türk milletinin sorunlarını kendine dert edinerek mücadele etmesidir. İsteseydi
profesörlük maaşı  ve kitaplarından kazandığı parayla suya sabuna
dokunmadan çok rahat yaşayabilirdi. Ya da iktidara yakın olarak herhangi bir
yandaş kanalda dini hikâyeler anlatarak servetine servet katabilirdi. Bunları
yapan sayısız sözde akademisyen var. Ancak o kolayı değil zoru seçti. Madem bu
kadar yıl eğitim aldı, Kur’anı öğrendi. O halde ilmini Türk milletiyle
paylaşmaydı. Bunu kendisine görev bilerek dur durak bilmeden mücadele etti.
 Mücadelesinde birçok hakarete maruz kaldı. Dinsiz ilan edildi. Ancak
bugün Elmalılı tercümesinden sonra yorum katılmadan çevrilen ve 126 baskı yapan
tek Kur’an tercümesi ”dinsiz” ilan edilen Yaşar Nuri Öztürk’e aittir.


Derin İslami
bilgisinin yanında Atatürk’ün düşüncelerini ve hayallerini bu ülkede en net
şekilde anlayan kişilerden biriydi. Atatürk’ün devrimlerini ”aklın prangalarını
kırmak” olarak özetleyen Yaşar Nuri hoca birçok konuşmasında Atatürk
devrimlerini savunmuştur. Örneğin bir konuşmasında Atatürk hakkında şu yorumu
yapmıştır:


”Atatürk’le
ilgili köşemde yazıyorum… Mustafa Kemal, aynı zamanda teolojik bir fenomendir.
İlahiyat bahisleri içinde tartışılmalı bunlar. Bütün hayatı boyunca her
konuşmasında din geçiyor. Atatürk din meselesinde asla kaçak güreşmedi, asla kıvırmadı…
Fırsat bu fırsat Türkiye Atatürk’e sövmenin anavatanı oldu. ” (Hulki Cevizoğlu
– Ceviz Kabuğu Programı 28 Temmuz 2012)


Atatürk’ün
İslamla değil İslamcılıkla mücadele ettiğini, dindarlara hürmet gösterip
yobazlığa tahammül göstermediğini her konuşmasında dile getiren Yaşar Nuri
hoca, Atatürk’ün din düşmanı gösterilmesinin gerçek amacını da çok net şekilde
şöyle anlatmıştır:


”Tarihin
bu en şaşırtıcı ve en kahpe tuzağı, saltanat dincileri (Yezit ve Dürrîzade
torunları), dinsizler (inkârcı, Marksist, liberal kitapsızlar) ile Ehlisalîp
hizmetkârı (Batıcı-kiliseci hainler) ve Damat Ferit torunlarının birlikte
kotardıkları bir tuzaktır. Tuzağın ortak amacı, Gazi Mustafa Kemal’i dinsiz
gösterip onun, insanlığın önüne koyduğu akılcı, antiemperyalist, zulüm düşmanı,
mazlum milletlerin tam bağımsızlığını isteyen reçetesini etkisiz kılmaktır.


Batı
kodamanlarının bu reçeteden korkusu, azrailden korkularından daha büyüktür.
Bunun içindir ki, haçlı emperyalizm, bu ortak hıyanet ve namussuzluğa bütün
imkânlarıyla destek vermektedir. Açıktan veya örtülü biçimde… Çünkü emperyalist
kodamanların Müslüman Doğu’nun zengin kaynaklarını rahatça sömürmelerinin
önündeki en büyük engel Gazi Kemal dehasının üretip hayata geçirdiği muhteşem
reçetedir. Gazi reçetesinin en hayatî unsurları, tam bağımsızlık ve tam
akılcılıktır” (Yaşar Nuri Öztürk – Atatürk’e Kurulan Ortak Tuzak  Aydınlık
gazetesi 21 Eylül 2015)


Atatürk’ü
din düşmanı göstermenin emperyalist bir proje olduğuna dikkat çeken Yaşar Nuri
hoca, Atatürk’ün dindarlarla değil yobazlıkla mücadele ettiğini şöyle
açıklamıştır:


”İki
tane din var Mustafa Kemal bunların hangisine karşı. Gelenekçi hurafe dinine
karşı. Taliban’ın temsil ettiği dine taraftar mıyız biz. Süleymaniye Camine haç
takmak için gelmiş gemiler için buradan gidecekler diyene değil de, İngilizlere
ve ABD’lilere teslim olalım, bunlar bu işi halleder diyerek bunu dinle
bağdaştırmaya kalkan, Müslüman halk üzerine Şeyhülislam fetvasıyla, Yunan
uçaklarıyla Kuvay-ı Milliyeciler aleyhine bildiri atanların din dediğine biz
din diyor muyuz? Atatürk, İslam dünyasının Engizisyon dönemini kapatan adamdır.
Atatürk’ün karşı olduğu hurafe ve gelenek dini. Batı bunu biliyor, bizdekiler
bunu bilmiyor.”
 (Atatürk ve İslam’ı bütünleştirirsek
BOP Projesi biter – Yaşar Nuri Öztürk Yeni Çağ Gazetesi 09/09/2006)


Atatürkçülüğün
İslama aykırı olmadığını sürekli dile getiren Yaşar Nuri Öztürk, bu düşünceleri
yüzünden hem yobazlar hem de sahte Atatürkçüler tarafından çok şiddetli bir
şekilde eleştirilmiştir. Bir yazısında Atatürk devrimlerinin İslamla
çelişmediğini, Atatürkçülüğü dinsizlik olarak görenlerin büyük yanılgı içinde
olduklarını şöyle yazmıştır:


”Bugünün
sözde Atatürkçülerinin aksine, Gazi Atatürk, din konusunda asla kaçak
güreşmemiş, günü idare edip kenara çekilmemiştir.


Atatürk’ün
gerçek İslam diye bir hasreti ve Cumhuriyet devrimleriyle İslam’ın tam uyuşum
içinde oldukları yolunda bir iddiası vardır ve onun özeti şudur:


 Cumhuriyet
devrimleri, İslam’a aykırılık şöyle dursun, İslam’ın bizzat talepleridir. Yani
Mustafa Kemal, yaptığı devrimlerle, özgün İslam’ın ve çehresi Arabizm
tarafından değiştirilmemiş gerçek Hz. Muhammed’in hasretine cevap getirdiği
inancındadır.



Dinden
nefret virüsüne yakalanmış ‘aydınların en büyük hatası, aydınlanma denen
olgunun dine karşılıkla eşanlamlı olduğunu sanmalarıdır.


 Aydınlanma,
ateizmle veya dinsizlikle eşanlamlı değildir.


 Din
adına asırlar boyu yapılan kötülüğün, üretilen karanlığın etkisiyle elbette ki
aydınlanmada önemli roller üstlenmiş insanların bir kısmı dinsiz veya ateist
olmuşlardır. Ama tümü böyle değildir. Daha doğrusu, aydınlanmanın öncü
düşünürleri dinsiz ve ateist değillerdir.


 Kısacası,
bizim aydınlarımızın inadı korkunç bir inattı ve bu inadın intikamı da korkunç
oldu” (Yaşar Nuri Öztürk – Atatürk-din ilişkisi, gereğince incelenmemiştir
Hürriyet 30 Ekim 2008)


Atatürk
hakkındaki düşünceleri nedeniyle  hem yobaz hem de sözde Atatürkçü
çevrelerden tepki gören Yaşar Nuri hocanın en çok mücadele ettiği konuların
başında din tüccarlığı gelmiştir. Kendisi de bir din adamı olduğu halde Islama
en büyük zararı din adamlarının verdiğini açık yüreklilikle söylemiştir. Bu
yüzden her zaman din tüccarlarının hedefinde olmuştur. Çünkü düzenlerine çomak
sokmuş, din tüccarlarının maskesini düşürmüştür. Bir konuşmasında İslamın nasıl
yozlaştırıldığını şu şekilde anlatmıştır:


”Tevrat’ta
tahrifatı kim yaptı? Kuran söylüyor bize. Hahamlar yaptı. Maun suresi üç
satırda bize bu mesajları veriyor. Bütün dinler tarihine yöneltilmiş en büyük
eleştiriyi yapıyor bu sure. Kuran kadar dinler tarihine eleştiri yapan başka
kitap yoktur. Kuran-ı Kerim eleştirilerini malın sahibi olarak bizzat yapıyor.
Dini Cenabı Hak göndermiş. Dini ve din adamlarını eleştiriyor. Yarıya yakını
din eleştirisidir. Üçüncüsü, Kuran, iki sureyi özellikli kılmıştır. Biri Fatiha
biri de maun suresidir. Burayı çok iyi dinleyin. İkisi de 7 ayet. Kuran da 7
ayet olan üçüncü bir sure yok.  Kuran bunların altını çiziyor, bunlara
dikkat çekiyor. Fatiha insanın Allah’la dikey münasebetlerini ortaya koyar.
Yatay münasebetleri ortaya koyansa Maun’dur. Fatiha ruhani hayatı düzenler. İlk
saltanat taraftarları bundan yararlandılar. İslam’ı namazdan ibaret bir din
haline getirdiler. Camiye hapsettiler insanları. Hz. Peygamber’in en uzun
kıldığı namaz 15 dakikayı geçmez. Hz. Peygamber farzlar dışında camide namaz
kılmamıştır.” (Yaşar Nuri Öztürk: Mustafa Kemal’den bu yüzden nefret
ediyorlar Yeniçağ gazetesi 30 Ekim 2008)


Yaşar Nuri
Hoca’nın İslamla ilgili eleştirileri birçok kez kasten çarpıtılmıştır. Örneğin
Halk TV de Uğur Dündar’ın sunduğu Halk Arenası programında İslamın namazdan
ibaret bir din haline getirildiğini ifade etmek için söylediği ”namaz bu
milletin başına bela edilmiştir” cümlesi din tüccarları tarafından ”Yaşar Nuri
namaz düşmanı” diye anlatılmıştır. Oysa onun düşman olduğu namaz değil İslamı
şahsi menfaatleri ve emperyalizmin amaçları için kullananlardır. Emperyalizme
uşaklık edenleri kısaca ”Allah ile aldatanlar” olarak tanımlamış, aynı ismi
taşıyan bir kitap yazmıştır. Büyük fikir adamı Allah ile aldatanları şöyle
anlatmaktadır:


”Allah
ile aldatanların zulüm ve kahırları yıllar ve yıllar milyonları aldatmış soyup
soğana çevirmiş sadece kentleri köyleri değil umut ve beklentileri de yakıp
yıkmış kitleleri inim inim inletmiştir Bu böyle olduğu içindir ki Kur’an
insanlığı ‘Allah ile aldatma’ zulmüne karşı ısrarla uyarmaktadır Daha doğrusu
böyle bir uyarıyı ilk yapan kitap Kur an dır


Allah
ile aldatılmayı önlemenin tek çaresi Allah ile aldatmaya giden yolları
tıkamaktır Bu ana çareyi biraz ayrıntılarsak karşımıza şu üç alt başlık çıkar:


-Dinin
gerçeğini öğrenmek sahte dini dinsizliklerin en kötüsü bilmek bildirmek Sahte
dini yaşamaktansa dinsiz kalmanın yeğlenmesi gerektiğini önemle ve ısrarla
anlatıp belletmek


-Dinin
saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak yani laikliği esas almak


-Allah-insan
arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer
ölçüsü olmaktan çıkarmak” (Yaşar Nuri Öztürk – Allah ile Aldatmak İstanbul
2008. 46.baskı s.13)


Atatürk
devrimlerini ve laikliği İslam dünyasının kurtuluşu olarak gören Yaşar Nuri
Öztürk için İslamın önündeki en büyük engel Arapçılıktır. Arap dilinin
kutsallaştırılmasının Allah ile aldatanların en büyük silahı olduğunu birçok
kez vurgulamıştır. Din tüccarlarının elindeki bu silahı almanın tek çözümü ana
dilde ibadettir. Türkçe ibadet günahtır diyenlere bir kitabında şu soruyu
sorarak tüm din tüccarlarını zor durumda bırakmıştır:


”Müslümanların
birkaç yüz bin kişi oldukları ve Arapça dışında sadece tek dil (Farsça)
konuştukları bir dönemde Peygamberimizden en büyük fıkıh imamlarına kadar
birçok “çözüm getirici”nin el atmak zorunda kal­dığı bu konu, Müslümanların iki
milyara yakın bir kitle ve yüzü aşkın dil konuşan bir camia oldukları günümüzde
na­sıl oluyor da “mesele” olmuyor?” (Yaşar Nuri Öztürk – Anadilde İbadet
Meselesi Yeni Boyut Yayınları İstanbul 2002 s. 20)


Evet…
İslamın ilk yıllarında bile ibadet dili sorunu varken bugün iki milyara yakın
müslümanın olduğu İslam âlemi neden Arapçaya mecbur kalsın? Bu soruyu soran
kişinin 9 yaşında hafız olan bir din âlimi olduğunu bir kez daha hatırlatmak
istiyorum…


Din düşmanı
ilan edilmesine aldırış etmeyen Yaşar Nuri Öztürk, dincilere bu soruyu
sorduktan sonra ana dilde ibadetin neden şart olduğunu tartışmaya yer
bırakmayacak şekilde şöyle açıklamıştır:


”Bu
soruya “Evet, olmuyor!” diye cevap vermek için ya kö­tü niyetli, ya
vurdumduymaz olmak yahut da “Müslümanlar” derken kendi klik veya ekibini
anlamak gibi bir egoist tekelciliği dinleştirmiş bulunmak gerekir. Hayata ve
insana saygısı olan, hayatı ve insanı tanıyan herkes bilir ki günümüz
toplumlarının (o arada Türk toplumunun) ana­dilde ibadet diye bir meselesi
vardır ve bu, bir fantezi veya bid’at ( dine sonradan hüküm sokmak ) meselesi
değildir. Bu, Allah’a secde etmek isteyen ama bunu Arapça yapama­yan veya
yapmak istemeyen yüz binlerce insanın mesele­sidir. Kaldı ki:


Sıkıntıda
olan, değil yüz binler, birkaç kişi bile olsa, mesele yine de meseledir. Fıkıh
terbiyesine ve fıkıhçıya yakışır vicdanı olan bir kişi bunun aksini söyleyemez.
Evet, anadilde ibadet meselesi, Allah’a ibadet etmek is­teyip de bunu Arapça
yapamayan veya yapmak istemeyen insanların meselesidir. Ve bu insanlar öyle
birkaç yüz kişi falan değildir; yüz binler, hatta milyonlardır… Sesini çı­karanları
vardır, çıkarmayanları vardır, çıkarama­yanları vardır… Bu ihtiyacı duyanlar
birkaç kişi olsalar bile, dinden nasibi olanlar kabul ve itiraf ederler ki
onları da dinlemek ve problemlerine çözüm getirmek gerekir.’
(Yaşar Nuri Öztürk – Anadilde İbadet
Meselesi Yeni Boyut Yayınları İstanbul 2002 s. 21)


Yaşar Nuri
hoca işte bu düşünceleri yüzünden dinciler tarafından her zaman yok edilmek
istenmiştir. 1000 yıldır İslam âlemini karanlığa gömen Emevi zihniyetiyle tüm
unvanlarını bir kenara atarak mücadele etmesi onun inandığı davaya ne kadar
sadık olduğunun ispatıdır. Bu davanın adı aydınlanmadır. Bu davanın adı
antiemperyalizmdir. Bu davanın adı Atatürk’e sahip çıkmaktır. Bu davanın adı
İslamı din tüccarlarının elinden kurtarma davasıdır.


İşte bu yüzden
yüzyıllar geçse de Yaşar Nuri Öztürk, tıpkı Ebu Hanife, Hallac-ı Mansur, Hacı
Bektaşi Veli gibi hatırlanacak bir İslami olarak hatırlanacaktır. Ona din
düşmanı diyenler ise tarihin tozlu sayfaları arasında yok olup gidecekler, Hz.
Hüseyin’in kafasını kesen Yezid bin Muaviye gibi lanetle anılacaklardır.



TIBBIYELİ HİKMET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış