“Dini çok öven kitaplar okuya okuya dine karşı bakışım
değişti”

Muhafazakâr gençler
arasında deizmin yaygınlaştığı tartışması sürüyor.

 

Muhafazakâr gençler arasında
deizmin yaygınlaştığı tartışması sürüyor. Geçen hafta pek çok yazarın köşesine
taşıdığı bu iddia, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından çıkarılan aylık
‘Diyanet’ dergisinin ağustos sayısında “Deizm,
Ateizm, Nihi­lizm Kıskacında İnsanlık
” konusunun işlenmesinin
ardından alevlenmişti.

 

Konuya ilişkin ODTÜ Fel­sefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Yasin
Ceylan, Habertürk’ten Kübra Par’ın sorularını yanıtladı.

İşte o röportajtan bir bölüm:

– Dindar muhafazakâr gençler arasında deizmin yükseldiği öne
sürülüyor. İmam hatip ve İlahiyat mezunu bir felsefeci olarak bu tartışmalara
nasıl bakıyorsunuz?

 

Deizm, tüm evrenin gerisinde hareket veren bir güç olduğuna inanan
bir Tanrı inancıdır. Ancak bu Tanrı insanların ilişkilerine karışmaz. Sadece
ilk hareketi verir, dolayısıyla bir elçi göndermez, kutsal kitap göndermez.
Yasaklar koymaz. Bir Tanrı vardır ama sadece evrene başlangıç hareketi veren
bir kudrettir. Gençlerin neden deizme yönlendiğiyle ilgili ben bir araştırma
yapmadım ama Batı basınında da bu tür makaleler çıkıyor. Kutsal kitap­lardaki
metinlerin bilimlerle çeliştiğine inananların sayısı arttı. Batı’da, modern
çağda artık geleneksel Hıristiyanlık inancındaki Tanrı’yı kabul eden,
kiliselere giden çok az kişi kaldı.

– Gençlerin arasında deizmin yaygınlaşmasını neye bağlıyorsunuz?

 

Bunu Sami dinlerinin kısıtlayıcılığına, insan zihnini belli
kalıplara sokmasına bağlıyorum. İnanç devri kapandı, insanlar artık bilgiyle
hareket etmek istiyorlar. İnancın yerini bilgi ve sorgulama aldı. “Hayır ve şer
hepsini Tanrı yaratmış” diyorlar. Birçok rasyonel insan “Peki, şer’i niye
yaratmış olsun, bu kötülüklerin gerisinde niye Tanrı olsun” diye soruşturuyor
ve sonunda Semavi dinlerdeki Tanrı’ya karşı sempatisini yitiriyor.
Hıristiyanlıkta da, İslam’da da böyle oldu. İnsanlar rasyonelliğin daha güçlü
olması sebebiyle Sami dinlerindeki Tanrı’dan uzaklaşıyorlar.

‘İSLAM’IN BATI TİPİ MEDENİYET KURMA İHTİMALİ YOKTUR’

 

– Türkiye’deki gençlerin deizme meyletmesinde İslam dünyasının
içinde bulunduğu durumun da etkisi olabilir mi?

 

İslam medeniyeti diye bir iddia söz konusuysa, o medeniyet Batı
dünyasının tanımladığı bir medeniyet olamaz, çünkü o medeniyetin unsurları daha
çok öbür dünyaya yöneliktir. Şimdiki İslam dünyasının 100 yıl öncesinden daha
iyi olduğunu mu sanıyorsunuz, hiç iyi değil. Yüzyıl önce İslam dünyası başta
Osmanlı olmak üzere, galip güçler tarafından paramparça edildi. Aradan yüzyıl
geçti, 50’ye yakın İslam ülkesi var, hangisi ne yapıyor? Özellikle bu son
zamanlarda tekrar dini kimliğe, eğitimde dini kavramlara, başarılı gençlik
yerine dindar gençliğe dönüş ideali var ve bu çok yanlış. Böyle bir gençliğin
Amerika, Avrupa gençliği ile yarışabilmesi size makul geliyor mu?

– Ne ilgisi var?

 

Çünkü Müslüman dünya mut­luluğu peşinde değildir, öbür dünya
mutluluğu peşindedir. Ben 14 yaşımdayken Kuranı Kerim’i Arapça tefsirlerinden
okuyan bir insanım. İslam metinlerinin nasıl bir dünya görü­şünü sunduğunu iyi
bilirim. İmam hatipte okudum, medreseden geliyorum, İslam’ın ön gördüğü dünya,
öbür dünyaya yatırımdır, buraya geçici bakar. Dünya mutluğu ikinci plandadır,
asıl mutluluk ertelenmiş mutluluktur. Bununla ilgili, “Burası öbür tarafın
tarlasıdır, ne ekersen onu biçersin” gibi birçok hadis var. Bir insanın
zihninde bu varken neden bu dünyada bu kadar başarılı olsun? Yatırımı öbür
tarafadır. İslam’ın Batı tipi bir medeniyet kurma ideali yoktur, ihtimali de
yoktur. Batı medeniye­tinde, bilim, sanat, edebiyat, refah, neşe, şiir falan
var. İslam böyle bir toplum öngörmüyor. Ben de iddia ediyorum ki dünya
mutluluğu olmadan başarı olmaz, dünya mutluluğu olmadan ahlak da olmaz. Mutsuz
insan ahlaklı olamaz, sevemez. Mutsuzlar arasında dayanışma da olamaz.

– Ya o insanlar ahrete çalıştıkları için mutlularsa?

 

İnsan tabiatına aykırıdır, insan tabiatı bu dünyaya yönelik
mutluluk ister. Dünyasını mükemmelleştirmeyen insan kim olursa olsun mutsuzdur.
Dünyevi mutluluk, başarı ve ahlakın temelidir. Dünya mutluluğunu bypass eden
herhangi bir düşünce, din, rejim, insanlığa zarar verir.

Ama İslam âlimleri, “Hem dünya hem ahiret için çalışın” der.

Bu bir safsatadır. Her ikisini bir arada yapmak mümkün değildir. O
yüzden Müslümanların çoğu ikirciklidir. İçten içe refahı, dünyayı, hazları
ister ama zihindeki değerler onları günah sayar, öbür tarafı ister. İçi dışı
bir olmayan insan olurlar.

‘DİNİ ÇOK ÖVEN KİTAPLAR OKUYA OKUYA DİNE KARŞI BAKIŞIM DEĞİŞTİ’

 

– “Her deist aynı zamanda bir ölçüde de agnostiktir” tezine
katılır mısınız?

 

Bir bakıma öyledir. Agnostik, “Bilmiyorum” deyip aradan çıkmaktır.
“Benim yeteneklerim, aklı havsalam bunu anlamaya, idrak etmeye muktedir
değildir” deyip, biraz haddini bilmektedir. Agnostizmin de yine bu asrın
cereyanlarından olduğunu söyleyebiliriz.

– Siz de kendinizi ‘deist’ olarak adlandırıyor musunuz?

 

Tanrı hakkında bazı fikirlerim var. Tanrı tarif edilemez. Kutsal
kitaplar da, “Ne düşünürsen o değildir” diye yazar. Tanrı’yı reddeden kimseler
Tanrı’nın bizzat varlığını reddeden değil Tanrı tariflerini reddeden
kimselerdir. Çünkü her türlü Tanrı tarifi ve tasviri yanlış ve eksiktir. Benim
Tanrı anlayışım, büyük filozof Spinoza’nın Tanrı anlayışına yakındır. Biraz da
tabiiyyuna yakın olduğumu söyleyebilirim. Evrenin varlığının sonsuzluğuna,
ebediyetine inanıyorum. Evren bir nesne değildir ki kimin yarattığını
konuşalım. Evrenin gerisine insan aklı yetmez.

– İlahiyat okumuştunuz, İmam hatip mezunuydunuz, İslam’a çok
hâkimdiniz. Dine dair düşünceniz ne zaman değişti?

 

Edinburgh’da teoloji-felsefe ilişkisi üzerine doktora yaparken din
karşıtı bir şey okumadan dini tavrım değişti. Daha ziyade, dini çok öven
kitaplar okuya okuya dine karşı bakışım değişti diyebilirim. Bu da 30’lu
yaşlarda başladı, gittikçe derinleşti ve felsefi tavır haline geldi.

PROF. YASİN CEYLAN: FELSEFEYE GİREN İMANDAN KOPAR, DİNLE ALAKASI
KALMAZ

 

– İlahiyat okuduktan sonra kariyerini felsefeye adamış bir
akademisyensiniz. İslam’la felsefe arasında öteden beri gelen bir gerginlik
olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Evet, ikisi arasındaki ilişki sorunludur. İslam tarihinin ikinci
asrından itibaren felsefe Müslüman düşünürlerin zihnine girmişti. Birçok eser
Yunanca’dan veya daha çok Süryanice’den Arapça’ya çevrilip okunmuştu. Bu
seküler bir cereyandı ve yüksek seviyede kabul gördü; Farabi, İbn-i Sina,
Ebubekir Zekeriya Razi gibi birçok filozofun yetişmesine sebep oldu. İbni Sina
ve Farabi kendilerini tamamen felsefeye verdiler. Birçok dini kavramı da
felsefi açıdan ele aldılar. Tabii bunlar problem yarattı. 11. asırda Gazzâli
geldi, bu kişilerin dinden saptıklarını ve bu sapkınlıkla küfre girdiklerini
söyledi. Tahafüt al-Falasifa adlı eserinde filozofları eleştirdi ve felsefeyi
dine zarar veren bir disiplin olarak ortaya koydu. Buna karşılık İbn Rüşd,
yakla­şık bir asır sonra, “Tehafütü’t-tehafüt” (Tutarsızlığın Tutarsızlığı)
adlı kitabı yazdı ve “Aslında Kuran-ı Kerim’de felsefi düşünceyi savunan birçok
ayet vardır” deyip Gazzâlî’yi eleştirdi. Zaman içinde Gazzâlî’nin kitabı çok
etkin oldu, İbn Rüşd’ünki ise olmadı. İbn Rüşd’ün, “Bir hakikat birliği var; ya
inançla ya da felsefi tefekkürle yaklaşırsın ama hakikat değişmez” gibi bir
iddiası var. Ama bana göre felsefe ile inancı birbirinden ayıran Gazzâlî daha
doğru şeyler söylüyor; felsefe ayrıdır, inanç sistemi ayrıdır. Aynı şeyleri
söylemezler. Felsefe hakikatin peşindedir, inanç sisteminde ise hakikat
aranmaz.

– Öyleyse felsefeyle ilgilenen­ler İslami açıdan küfre girmiş olur
mu?

 

Felsefeye giren zaten geleneksel imandan kopmuştur; rasyonellik
ağır basmıştır, inançlarında şüphe ortaya çıkmıştır. Şüphe ile iman da yan yana
kalamaz. Felsefi düşünceyi dinin hizmetine sokmaya çalışanlar da var ama onlar
felsefeci değildir. Onlar felsefi araçları din için kullanıyorlardır.
Felsefenin içinde olan kimselerin dinle, inançla fazla bir alakaları kalmaz,
şüpheci olurlar. Konformist olamazlar.

– Sizin yaşadığınız da bu muydu?

 

Ben teologdan ziyade, bir felsefeciyim. Felsefe dersi veren ve
felsefe yapan biriyim, dolayısıyla benim teolog vasfım kalmamıştır. Ama teoloji
eğitimi gördüğüm için o alana profesyonelce bakabiliyorum. Batı düşüncesini
merak ettim. Yıllarca ortaçağ felsefesi dersi verdim. Batı filozoflarının
kitaplarını okudum ve o isimlerden etkilendim. felsefecilerin cenahına kaydım
ve teologları da karşımda buldum. Onlarla konuşmayı seviyorum ama onlar beni
pek sevmezler. (Gülüyor)
































































































Odatv.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet