AYDIN TONGA : DİNDARLIK
ARAŞTIRMASINDAN NE ÇIKTI

Odatv okurları hatırlayacaktır. Türkiye’nin “Ülkelerin İslamilik
Endeksi” nde ancak 65. sırada yer aldığını daha önce bu sayfada sizlerle
paylaşmıştık. Yine bu endekse göre dünyada Müslümanlığın en iyi yaşandığı ülke
ne Suudi Arabistan ne de başka bir ülkeydi. Bir kez daha anımsayalım ki bu
araştırma sonuçlarına göre, Müslümanlığın ahlaki, etik değerlerle yaşandığı en
iyi ülke Hollanda’ydı.

Bu yazıda ise inceleme sahamızı ülkemiz üzerinden gerçekleştirip,
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu “dindarlık” algısını ve bunun
sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu noktada yine elimizde olan
araştırma raporlarından faydalanacağız. Başlayalım isterseniz. TÜİK tarafından,
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talebi üzerine 2013 yılında 37. 624 hanede
“Türkiye’de Dini Hayat Araştırma Raporu” başlıklı bir araştırma
gerçekleştiriliyor. Dini Aidiyet, İnanç, İbadet, Dini Bilgi, Hayat ve Din ile
Dindarlık konusunda halkın görüşlerini yansıtmayı amaçlayan bu araştırmanın
sonucunda ortaya çıkan veriler ise bir hayli çarpıcı elbet. Zira bu sonuçlara
göre halkın %68,1’i kendisini dindar olarak tanımlıyor. Dahası %19,1 ise kendi
konumunu “oldukça dindarım” olarak ifade ediyor. Nihai olarak
ülkenin%87,2’si “dindar ve çok dindar” dan oluşan bir kitle olarak
karşımıza çıkıyor!Tabi dindarlık konusuna da açmak gerek. Araştırmaya katılan
kişilerden %50’si dindarlığın ölçütünü, “iman edip ibadetleri eksiksiz
yerine getirmek ve İslam ahlakına uygun yaşamak” olarak tanımlarken
%37,2’si en önemli kritere “Allah’a inanıp kalbi temiz tutmak”
biçiminde cevap vermiş.

Diğer taraftan “Kur’an’da anlatılanların hepsi doğru ve gerçek olup
bütün zamanlarda geçerlidir” önermesine araştırmaya katılanlardan %96,5’i
“katılıyorum” biçiminde cevap vermiş. Yine %96,2’lik bir kesim
ölümden sonra dirilmeye ve yapılanların hesabının sorulacağına inandıklarını
belirtmişler. Araştırma sonuçları açısından dikkat çekici bir veri ise, dinin
gündelik yaşam üzerindeki etkisi bağlamında ortaya çıkmış. Buna göre %64,9’luk
bir kesim “hayatını hemen her zaman dinin emirlerine göre
şekillendirdiğini” ifade etmiş. Bu duruma “ara sıra” diyenlerin
oranı da azımsanacak bir düzeyde değil; %28,9. Yine “Günlük hayatımda
karar verirken, bu tercihimden Allah’ın hoşnut olup olmayacağını
düşünürüm” diyenlerin oranı %77,3 olarak belirtilmiş. Ve nihai olarak
%87,1’lik bir kesim “çocuklarımı İslami hassasiyetlere uygun olarak
yetiştiririm” fikrine katıldığını beyan ederek o pek yüksek “dini
duyarlılığını” ortaya koymuş! Şimdi geçelim fotoğrafın diğer yüzüne;
Türkiye’nin ahlakla, etikle, rüşvetle, yolsuzlukla olan sınavına.

Uluslararası Şeffalık Örgütü’nün açıkladığı “2016 Yolsuzluk Algı
Endeksi” ne göre Türkiye 176 ülke içinde ancak 75’inci sıradan bu listeye
dâhil olabilmiş. Yani bir önceki yıla göre Türkiye bu listede 9 basamak daha
gerilemiş. En vahimi ise ülkede yolsuzluğun yıllar geçtikçe değişmediğini hatta
arttığını gösteren şu rakamlar: 2013 yolsuzluk notu 53, 2014; 64 2015; 66 ve
2016; 75. Anlayacağınız yolsuzluk konusunda gün geçtikçe daha kötü bir yere
doğru gidiyoruz. “Küresel Yolsuzluk Barometresi 2016” verileri ise
bize bu noktada daha çarpıcı bilgiler sunuyor. Şöyle ki, anılan araştırmaya
katılanlara göre yolsuzluğun en çok yapıldığı yerler sırası ile Hükümet
görevlileri, Meclis ve Vergi Memurlarıolarak belirlenmiş. 2013 yılında ise bu
sonuçlar; Siyasi Partiler, Medya ve Meclisolarak ifade edilmiş. Yine 2016
Küresel Yolsuzluk Barometresi sonuçlarına göre, katılımcıların %62’sinin
görüşüne göre (%23’ü tüm, %24’ü kısmen ve %15’i çoğunlukla olmak üzere) yürütme
erkini oluşturan Bakanlar, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı kurumu temsilcileri
yolsuzluğa bulaşmıştır. Bu arada Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2016
raporuna göre yolsuzluğun en az olduğu ülke 91 puanla Danimarka olarak
belirlenmiş. Söz konusu ülke ile ilgili belki bu noktada aktarabileceğimiz
çarpıcı bir ayrıntı ise şu: “2005 yılında Zuckerman tarafından yapılan bir
araştırmaya göre ise, Danimarka dünyanın en büyük dördüncü ateist veya agnostik
grubun yoğunluğuna sahip ülkesidir ki, söz konusu araştırmaya göre ülke deki
ateist veya agnostik (tanrının varlığını kabul etmeyen veya bilinemezcilerin)
grubun oranı %43 ile %80 arasındadır” (1) Danimarka’yı sırayla Yeni
Zelanda, Finlandiya, İsveç ve Norveç takip ediyor. Bir ara not olarak
belirtelim ki, bu ülkelerin inanç yapısı da Danimarka’dan çok farklı değil.
Yolsuzluğun en çok olduğu ülke mi, maalesef halkın tamamının Müslüman olduğu
ifade edilen Somali. Son bir veri daha: Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2011
yılında yayınladığı bilgilere göre Rüşvetin araştırıldığı bir sıralamada
Türkiye 28 ülke arasında ancak 19. olabilmiş. Yani ülkemizde had safhada bir
rüşvet sorunu da bulunmaktadır.

Peki, rüşvet, yolsuzluklar ve benzeri suçlarla ilgili İslam dini ne
söylemektedir, gelin şimdi bir de meselenin bu tarafına bakalım. Bakar suresi
188: “Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların
mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere
rüşvet olarak vermeyin. ” Kamu malını yemek, yolsuzluk vb suçlar Kur’an’da
“gulûl” olarak ifade edilir ve bu suçlar en ağır biçimde eleştirilir.
Ali İmran suresi 161. ayetten okuyalım: “Bir Peygamber için, emanete
hıyanet olur şey değildir, her kim hıyanet eder: ganimet ve hasılattan bir şey
aşırırsa boynuna aldığını kıyamet günü yüklenir getirir, sonra da herkese
kazandığı ödenir, hiç birine zulmedilmez. Ve nihai olarak Nisa suresi 29. ayet:
“Ey iman edenler, mallarınızı aranızda haksız bahanelerle yemeyin. Ancak
kendiliğinizden rıza ile yaptığınız bir alışveriş bunun dışındadır. Kendi
kendinizi de öldürmeyin! Allah size karşı gerçekten merhametlidir. “Bunun
dışında yine daha pek çok surede işlenen iktisadi suçlara ve benzeri ahlaki
ahlaksızlıklara yer verilmiştir. Egemen İslam dünyası işine geldiğinde sürekli
hadis olduğu öne sürülen Peygamber sözlerine başvurur ya, şimdi birkaç örnekte
hadislerden aktarmak istiyoruz. Başlayalım.

” Biz, birisini
devlet işlerine gönderir de devlet malından bir şey çalarsa, kıyamet günü onu
omzunda taşıyarak gelir. ” (2)

“Ey insanlar! Şu
sizin ganimetlerinizdendir. Bir iğneyi de ipliği de, değer bakımından onun
altında ve üstünde olan dahi olsa, geri verin. Ganimetten çalmak sahibine
kıyamette ardır, ayıptır, ateştir. ” (3)

“Herhani bir
yönetici idaresi altındakileri aldatıp hıyanet ederse, o Cehenennemdedir. (4)

‘Allah’ın laneti rüşvet
alan ve rüşvet verene olsun!’ (5)

Nihai olarak şu örneği de aktaralım: İslam Peygamberi zekat gönderdiği
memurlardan birisinin “şu zekat malı şu da bana verilen hediyedir”
sözleri üzerine şöyle der: “Sen annenin evinde otursaydın bu sana verilir
miydi? Ve Peygamber akabinde sözlerini şöyle sürdürür: “Hayatım kudret
elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız yere bir şey alırsa,
sığır veya koyun, omzuna yükseltilmiş olarak Allah’ın huzuruna çıkacaktır. (6)

Sorulduğunda kendisini büyük oranda dindar olarak tanımlayan, inandığı
dinin emir ve yasaklarına uyduğunu ifade eden bir ülkede rüşvetin, yolsuzluğun
bu kadar büyük olması, kamu kurumlarına güvenirliğin bu derecede düşük çıkması
İslam inancının Türkiye’de tabiri caizse “Alta din-iman, üste
han-hamam” deyişini akla getirmektedir. Öyle ki bu “dindar”
kişilik inancının çerçevesini daha çok sembol ve simgeler üzerinden
tanımlarken, dine de içkin olan adalet, tarafsızlık, dürüstlük, saydamlık,
hesap verilebilirlik, kamu yararını gözetmek gibi kimi ahlaki/etik ilkeleri
adeta yok saymaktadır. Hal böyle olunca kişinin namaz kılması, oruç tutması,
örneğin hacca gitmesi gibi daha suya sabuna dokunmayan temel ritüeller onu
“dindar” sınıfına sokmakta, böylelikle “Müslüman” kişi de
söz konusu dini kimliği ile rahatlamaktadır. Hiç şüphe yok ki bu durum başta
dindarlar olmak üzere toplumun din anlayışını da çürümeye itecektir. Zira
ahlaki ve etik ilkelerin hayat bulmadığı bir toplumda din yoğun biçimde sömürü
aracı olarak kullanılacak ve ciddi anlamda istismara maruz kalacaktır. Nitekim
Amin Maalouf’un dediği gibi insanlar böylesi bir toplumda “dinleri olduğu
için ahlaka ihtiyaç duymadığı” yanılgısına kapılacaktır. Fakat yine
Maalouf’un çok yerinde vurguladığı üzere “dindar olunmadan da ahlaklı
olunabilir” . Ancak ahlaklı olunmadan dindar olunabilir mi. . . ? Bunun
olmayacağını anlamak için çok uzaklara gitmemize gerek yok, olan bitene şöyle
bir göz ucuyla bakmak yeterli olacaktır.
























Aydın Tonga

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet