Prof. Dr. Ümit Özdağ : Süleyman Soylu’ya Sorular


21
Kasım 2019


Türk milletinin
Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü
tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen
kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.


Bakan Süleyman
Soylu, bütçe komisyonu konuşmasında “gerçek rakamları konuşalım” dedi. “5
milyon 74 bin yabancı uyruklu var” dedi. Bunun 3.6 milyonu Suriyeli imiş. 1
milyonu öğrenciler, yabancı şirket veya konsolosluk çalışanları; 324 bini ise
uluslararası koruma başvuru ve statü sahipleri varmış. Uluslararası koruma
başvuru ve statü sahipleri ile kastedilen mülteci, şartlı mülteci ve ikincil
koruma altında olanlar.


Türkiye’de 148
bin yabancı öğrenci var. Türkiye’de çalışma izni almış yabancı sayısı Türk ve
yabancı firmalarda çalışan 2011’den itibaren 360 bin kişi.  Bu hesaba göre
500 bin konsolosluk çalışanı var.


Madem
gerçekleri konuşuyoruz. Erdoğan’ın açıkladığı 3.6 milyon Suriyeli dışında var
olan 350 bin Suriyeli Kürt son 2 haftada buharlaştı mı? Onlar geçici sığınmacı
değil mi? Türkiye’de Suriyelilerden sonra ikinci büyük grup olan ve ayda 10 bin
tanesinin sınır dışı edildiği Afganlardan neden bahsedilmedi?  Afgan
sayısını Birleşmiş Milletler (BM) 196.919 olarak veriyordu. Şimdi durum nedir?
3. Büyük grup olan İranlılar, 4. Büyük grup olan Iraklılardan neden bahsedilmedi
sayıları verilmedi?


3.6 milyon
kayıtlı Suriyeli ve 350 bin Suriyeli Kürt dışında Türkiye’de ne kadar kayıtsız
Suriyeli olduğu hakkında İç İşleri Bakanlığı’nın hesaplanmış tahmini nedir?
Örneğin, Ali Yerlikaya Gaziantep valisi iken Gaziantep’te 12 Kasım 2017’de 
“Gaziantep’te resmi kayıtlara göre 343 bin Suriyeli var. Ancak rakamlarda kayıt
eksikliği var. Bize göre bu sayı 110 bin daha fazla” diyerek, kayıtsızlığın
büyüklüğünü ifade etti. Mersin’de 207 bin kayıtlı, 200 bin kayıtsız Suriyeli
var.    


Ayrıca Asya ve
Ortadoğu’nun değişik bölgelerinden gelen ve gelmeye devam eden 1.4 milyon
sığınmacı da Anadolu’ya yönelik başka bir göç dalgasını temsil etmektedir.


Özetle, 2019
yılı itibarı ile Türkiye’de 6.7 milyon sığınmacı bulunmaktadır. Bu rakam
Türkiye nüfusunun %8.6’sına eşittir. Dünya da en fazla sığınmacı Türkiye’de
yaşamaktadır.


Ortadoğu ve
Batı Asya’nın kavimleri Türkiye’nin milli kimliğini tehdit eder şekilde
stratejik göç mühendisliği ile harekete geçirilmiştir. Stratejik göç
mühendisliği konusunda çalışmalar yapan Kelly M. Greenhill, stratejik göç
mühendisliğini şöyle tanımlamaktadır: “Stratejik
göç mühendisliği tabiri, devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından, belli
bir bölgede yaşayan nüfusun güçlendirilmesi, zayıflatılması ya da muhtevasının
değiştirilmesini sağlayan yollarla, askeri ve siyasi amaçlar dahilinde kasti
şekilde yaratılmış iç ve dış göçleri ifade ediyor
Mühendislik eseri göçleri yaratan
araçlar, tehditten askeri güç kullanımına, kazanç vaadinden finansal
teşviklere, hatta normalde kapalı olan sınırların açılıp basitçe geçişin
kolaylaştırılmasına uzanan geniş bir skalayı kapsıyor
.” [1]


Bugün Türkiye
böyle bir süreci yaşamaktadır. ABD, AB, İsrail, PKK, İŞİD Suriyeli
sığınmacıların Türkiye’de kalmasını istemektedir.


AKP’nin
Suriyeli sığınmacılar politikası Türk halkını belirsizlik içinde bırakarak,
uyutarak, Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını sağlamaya yöneliktir. Şeref Malkoç
2017’de “Ne kadar teşvik edersek edelim Suriyelilerin yüzde 80’i kalacak”
diyordu. 2018’de ise “Büyük devlet olmak için büyük nüfusa ihtiyaç var.
Suriyeliler Türkiye için büyük fırsata dönüşebilir.” Eski Tarım Bakanı Fakıbaba
ise “Biz Suriyelilere biraz destek verirsek Türkiye’nin sulanabilir arazileri
ile her şeyi yapabiliriz. Ben bunu yüzde yüz ile de çalıştırabilsem benim
işsizlik oranım bitecek. Biz dışarıdan şu an 3,5 milyon bizim Suriye’den gelen
misafirlerimiz var, kendileri gitse biz onları göndermeyeceğiz, bizim
ihtiyacımız var.”


Hürriyet
gazetesinden Hacer Boyacıoğlu, 4 Temmuz 2016’da Suriyelilere vatandaşlık
verilmesi programının detaylarını haberleştirdi. O tarihte biyometrik kimlik
verilen 2 milyon 746 bin Suriyeliye, topluma entegrasyonları sağladıktan
sonra vatandaşlık hakkı tanınmasının planlandığını belgeleri ile
açıkladı. Türk vatandaşlığı koşullarının, Suriyeliler için esnetilmesi için
Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’nce bir çalışma yürütülüyor. Entegrasyonda
Türkiye’deki
Suriyelilere yönelik Politikalar ve Stratejiler İçin Çerçeve Belgesi
’ne
göre, 7 bakanlık ana sorumlu kurum, 14 destek kurumu, STK’lar ve özel sektörün
katkısıyla yürütülen çalışmayla Suriyelilerin entegrasyonu, ‘sığınma, eğitim,
sağlık, ekonomik ve çalışma hayatı, sosyal uyum, yerel yönetimler, güvenlik,
sivil toplum’ gibi 8 ana dalda eğitim çalışmasıyla sağlanacakmış.


Suriyeli
sığınmacılar için sadece vatandaşlık kriterleri tespit edilmekle kalmamış,
Suriyeliler için kapsamlı yerleşim planlarının yapılmasına başlanmıştır.


Örneğin Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından 2017’de
hazırlanan ve Bakanlık internet sitesine konulan “Kilis İli 1/100.000 Ölçekli Çevre
Düzeni Planı-Açıklama Raporu
”nda Kilis’e gelen Suriyelilerin en
az yarısının Kilis’e yerleşecekleri öngörülmüştür. Kilis’in gelecek planlaması
buna göre yapılmıştır. Artık devlet kurumları açık bir şekilde Suriyelilerin
Türkiye’de yerleşeceğini söylemenin ötesinde bunun mekânsal planlamasını da
yapmaktadırlar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı plana göre, 2040
yılında Kilis Türk kenti Kilis değil, Arap kenti “Yeni Ayn El Arap” olacaktır.


Keza İç İşleri
Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından Yabancılar ve Uluslararası
Koruma Kanunu’nun 96. Maddesi 1 fıkrası gereği hazırlanan ve kamuoyundan gizli
tutulan “Uyum Strateji
Belgesi ve Ulusal Eylem Planı-2018-2023
”  Türk halkını
Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını kabullenmesi için yapılması gereken
psikolojik operasyonu planlayan belgedir. Belgenin Stratejik Amacı daha birinci
maddesinde “Göçmenlere yönelik toplumsal kabul düzeyinin güçlendirilmesi ve
göçmenlere yönelik olarak toplumsal kabulü artırmak için gerekli tedbirlerin
alınması.” Bu tür belgelerin hazırlanması, Türkiye’ye yönelik göçleri daha da
artıracaktır. Küresel ısınma, kuraklık ve politik istikrarsızlıkların göçleri
teşvik ettiği bir dönemde Türkiye kendisine yönelik göçleri teşvik edici değil,
caydırıcı bir tavır almalıdır.  


Peki,
Suriyelilere ve diğerlerine vatandaşlık verilirse gelecekte nasıl bir nüfus
dengesi ortaya çıkar? 


2019 – 3.8 milyon Suriyeli
Sığınmacı


Kayıtlı
3.8 milyon Suriyeli, Türkiye nüfusunun %4,63’ünü teşkil ediyor. Bugün
Türkiye’deki yaklaşık 21.5 kişiden 1’i kayıtlı Suriyeli sığınmacıdır.


2040 – 3.8 milyon Suriyeli
Sığınmacı, 7.460.000’e Ulaşacaktır


Kayıtlı
3.8 milyon Suriyeliden yola çıkarsak, 2040 yılında bu sayı yaklaşık 7.460.000
seviyesine ulaşacaktır. Bu sayı, 2040 yılında Türkiye nüfusunun yaklaşık %8’ini
teşkil edecektir. 2040 yılında Türkiye’deki her 13 kişiden 1’i Suriyeli
sığınmacı olacaktır.


2019 – 5.3 milyon
Kayıtlı/Kayıtsız Suriyeli Sığınmacı


Kayıtlı
ve kayıtsız toplam 5.3 milyon Suriyeli, Türkiye nüfusunun %6,46’sını teşkil
ediyor. Bugün Türkiye’deki her 15.5 kişiden 1’i kayıtlı veya kayıtsız Suriyeli
sığınmacıdır.


2040 – 5.3 Milyon Suriyeli
Sığınmacı 10.405.000’e Yükselecek


Kayıtlı
veya kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacı Türkiye’de kalırsa 2040 yılında
Türkiye’deki Suriyeli Arap kökenli insan sayısı (ve muhtemelen ne yazık ki Türk
vatandaşı) yaklaşık 10.405.000 seviyesine ulaşacak. Bu sayı, 2040 yılında
Türkiye nüfusunun yaklaşık %11,2’sini teşkil edecek. 2040 yılında Türkiye’deki
her 10 kişiden 1’i Suriyeli sığınmacı kökenli Türk vatandaşı olacak.


2019 – 6.7 milyon Türkiye’deki
Sığınmacıların Toplam Nüfusu


Diğer
Ortadoğu ülkelerinden de gelen kayıtlı veya kayıtsız toplam 6.7 milyon
sığınmacı, Türkiye nüfusunun %8,2’sini teşkil ediyor. Bugün Türkiye’deki her 13
kişiden 1’i sığınmacı.


2040 – 6.7 Milyon Sığınmacı
Sayısı 12.368.000’e Yükselecek


Diğer
Ortadoğu ülkelerinden de gelen kayıtlı veya kayıtsız toplam 6.7 milyon
sığınmacıdan yola çıkarsak, 2040 yılında bu sayı yaklaşık 12.368.000 seviyesine
ulaşacak. Bu sayı, 2040 yılındaki Türkiye nüfusunun yaklaşık %13,3’ünü teşkil
edecek. 2040 yılında Türkiye’deki her 8,5 kişiden 1’i sığınmacı olacak.


Türkiye’nin
nüfus yapısının bozulması milli güvenlik tehdididir. Ancak ben bu tehdide
dikkat çektiğim için İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu en ağır ifadeler ile bana
hakaret ediyor. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü de benimle polemiğe girmesi için
teşvik ediyor. Acaba ben gereksiz yere mi çok endişeleniyorum?


Süleyman Soylu,
FETÖ’nün hayır örgütü olduğunu düşünmüş,  faaliyetlerinden dolayı hiç
endişelenmemiş hatta destek olmuştu. Ben endişelenmiştim ve FETÖ ile mücadele
etmiştim.


Süleyman Soylu,
PKK ile müzakerenin doğru olduğunu düşünmüş ve desteklemişti. Hatta kısa bir
süre önce CNN Türk’te “FETÖ bizi bu nesil PKK’yla müzakere yapabileceğiniz son
nesil diye ikna etti. Zokayı yuttuk” diye itirafta bulundu. Ben terörle
müzakerenin yanlış olduğunu düşündüm, karşı çıktım ve dönemin Cumhurbaşkanından
randevu alarak ziyaret ettim ve 7 sayfalık devlet arşivine giren bir rapor
verdim.


Bugün Soylu,
Suriyeli sığınmacılar tehdit oluşturmaz diyor.


Ben oluşturur
diyorum.    


[1] Kelly M Greenhill, Weapons of Mass Migration: Forced Displacement, Coercion,
and Foreign Policy, Cornell Studies in Security Affairs, March 2010.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet