ARSLAN BULUT : Türkiye’yi yönetecek kadroları kim seçer ???
15 Haziran 2021 Salı
Erdoğan-Biden görüşmesi dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkileri gözden geçiriliyor. Bu ilişkiler, aynı zamanda NATO süreci demektir. Fakat pek fazla gündeme gelmeyen bir ilişki ağı daha vardır. O da Amerikan burslarıdır. Öyle ki bu burslar gündeme geldiği tarihlerde, bir Amerikalı uzman, “Hedefimiz, 1975 yılına kadar Türkiye’nin yönetiminde Amerikan eğitimi almamış tek bir kişi bırakmamaktır” demişti.
Bu hedefe büyük ölçüde ulaştıkları gibi Süleyman Demirel, Turgut Özal, sonradan Abdullah Gül gibi cumhurbaşkanları ve Bülent Ecevit gibi başbakanlar dahi Amerikan bursları ile eğitim almışlardır. Tabii Amerikan eğitimi almış olmak, kendi ülkesinin çıkarlarına aykırı hareket etmek anlamına gelmez. Fakat Amerika da herhalde bir çıkarı olmasa bu bursları vermezdi.
***
Yanlış bilinen bir konu vardır. Hep denilir ki “Türkiye-Amerika arasına bir eğitim komisyonu kurulmuştur. İki üyesi Türk, iki üyesi Amerikalıdır. Eşitlik durumunda üye olan Amerikan Büyükelçisi’nin oyu esas alınır.” Halbuki bu komisyon eğitimin tamamını değil, sadece Fulbright bursunu kapsar. Yani Fulbright bursu alacak olanlara ABD Büyükelçisi karar verir. Parayı onlar veriyor çünkü.
İşte bu komisyonun kuruluşunun üzerinden 70 yıl geçti. ABD Büyükelçisi David Satterfield’ın, geçtiğimiz Ocak ayında Fulbright Komisyonu’nun 70. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen sanal programda yaptığı konuşma, elçiliğin İnternet sayfasında yayınlandı.
Büyükelçi Satterfield konuşmasında şöyle dedi: “2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Eylül 1945’te Amerikalı Senatör William Fulbright, Fulbright Değişim Programını kurmak için gerekli yasal düzenlemeyi başlatmıştır. Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin en uzun süre başkanlığını yapan Senatör olma niteliğini elinde bulunduran Senatör Fulbright, daha barışçıl bir dünyanın kurulması konusunda eğitimin taşıdığı güce inanıyordu. Fulbright’ı burs programı yaratmaya iten sebep, Rhodes Bursu’yla okumuş ve İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı tahribatı bizzat görmüş olmasıdır.
Kültürler arasında liderliğin, eğitimin ve empatinin teşvik edilip geliştirilmesi, Fulbright programının temel hedefi olmayı sürdürmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi: ‘En büyük savaş, cehalete karşı yapılan savaştır.’
Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında 70 yıldır kesintisiz olarak sürdürülen Fulbright değişim programları, iki ülkenin eğitime, barışa ve demokrasiye nasıl derin bir değer atfettiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Kültürler arası eğitimin özü, dünyayı başkalarının gözüyle görme isteğine, yani empati sahibi olmaya dayanmaktadır. Bu programın temel amacı, ülkelerin birbirlerine karşı yarattıkları güvensizliği azaltmaktır. Fulbright Türkiye Komisyonu’nu geride kalan 70 yıl içinde 5000’den fazla bursiyere burs sağlama konusunda gösterdiği çabalardan dolayı kutluyor ve Komisyon’a şükranlarımı sunuyorum. Kovid-19 pandemisi koşulları altında dahi Fulbright programı, Türkiye’den 8 Yüksek Lisans/Doktora bursiyeri ve 3 Yabancı Dil Eğitimi Asistanı bursiyeriyle faaliyetlerine devam etmektedir. Bu bursiyerler, kabul edildikleri eğitim kurumları yüz yüze eğitime açık olmadığından sanal ortamda programlarına katılım sağlamaktadır. Hali hazırda ABD’de Türkiye’den 80 bursiyer bulunmaktadır. Bursiyerlerin 35’i Yüksek Lisans/Doktora çalışmalarına devam etmekte, 14’ü misafir araştırma öğrencisi, 10’u Yabancı Dil Eğitimi Asistanı, 2’si Community College Program katılımcısı 2’si Hubert H. Humphrey Bursiyeri ve 7’si de doktora sonrası program katılımcısı olarak ABD’de bulunmaktadır.”
***
70 yıllık sürecin sonunda ne olmuştur? Türkiye, ABD’nin Büyük Orta Doğu projesi gibi kendi aleyhine olan projelerini uygulayan bir ülke haline gelmiştir. Türkiye’yi yönetenler, dünyayı hep Amerikan projeleri açısından görür duruma gelmiştir.