• MOSSAD DOSYASI : Ajanlar tarafından işletilen tatil köyü
  • Yayın Tarihi : 25 Nisan 2018 Çarşamba
  • Kategori : DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA


Ajanlar tarafından işletilen tatil köyü

Arous, Sudan çölünde Kızıl Deniz kıyılarında tablo gibi bir tatil yeriydi. Bu göz alıcı tatil yeri, aynı zamanda gizli bir görev peşindeki İsrailli ajanların üssüydü.

Gösterişli broşürde, "Kızıl Deniz'deki Arous, cennetten bir köşe" deniyor ve burası "Sudan'ın dalış ve çöldeki eğlenme ve dinlenme merkezi" olarak tanımlanıyor.

Bu tatil yeri, güneşin vurduğu kumsaldaki yazlık evlerin, dalış kıyafeti içinde gülümseyen bir çiftin, çeşit çeşit egzotik balıkların fotoğraflarıyla tanıtılıyor ve reklam broşüründe buranın "dünyadaki en iyi, en temiz sulardan birine sahip olduğu" kaydediliyor.

Gece yaklaşırken, "manzaranın renkleri solarken milyonlarca yıldızla aydınlanan cennetin nefes kesici görüntüler oluşturduğu" kaydediliyor.

Mercan kayalıklarının ve gemi batığının kıyısındaki Arous Köyü, dalış meraklılarının rüyası gibi gözüküyor.

Binlerce baskısı yapılan broşürler, Avrupa'daki seyahat acentaları tarafından dağıtılmıştı. Rezervasyonlar, Cenevre'deki bir ofis aracılığıyla yapılıyordu. Zaman içinde yüzlerce misafir oraya tatile gitti.

Uzun bir yoldu. Ama çöl vahasına vardıklarında, birinci sınıf tesislerin, su sporlarının, dalışın ve taze balık ile şarap bolluğunun keyfine varıyorlardı. Ziyaretçi defteri, övgü dolu yorumların bir kataloğu gibiydi.

Sudan'da uluslararası turizmden sorumlu yetkililer de bu turist akınından mutluydu. Kendilerini Avrupalı girişimciler olarak tanıtan bir grup insana bu yeri kiralamışlardı ve böylece ülkeye gelen ilk yabancı turistlerden bazılarını çekmişlerdi.

Misafirlerin ve yetkililerin bilmediği tek şey, bu Kızıl Deniz'deki tatil yeri sahteydi.

Burası İsrail istihbarat servisi Mossad tarafından 1980'lerin başında kurulmuş ve 4 yıldan uzun bir süre açık kalmış bir paravandı.

Burayı, Sudan'daki mülteci kamplarında sıkışmış binlerce Etiyopyalı Yahudi'yi kurtarmak ve İsrail'e götürmek için kılıf olarak kullanıyorlardı. Sudan düşman olan bir Arap ülkesiydi ve bu görev ne evde ne de Sudan'da kimse fark etmeden yerine getirilmeliydi.

Tatil köyünde çalışan ajanlardan Gad Shimron "Bu bir devlet sırrıydı ve kimse bunun hakkında konuşmadı" diyor. "Ailem bile bilmiyordu."

Etiyopyalı Yahudiler 'Beta İsrail' (İsrail Evi) olarak bilinen bir topluluktu. Kökenleri hâlâ gizemini koruyor.

Bazıları, İsrail'in antik krallıklarındaki kayıp 10 kabileden birinin soyundan geldiklerine ya da M.Ö. 950 yılında Hz. Süleyman ve Kraliçe Saba'nın oğlunu takip eden Yahudilerden olduklarına inanıyor.

Kimileriyse ilk Yahudi Tapınağı'nın M.Ö. 586 yılında yıkılmasından sonra oraya kaçtıklarını düşünüyor.

Tevrat'a inanıyorlar ve sinagoglarda dua ediyorlar. Ancak, bin yıl boyunca geri kalan Yahudilerden izole yaşadıklarından, dünyada kalan son Yahudi topluluk olduklarına inanıyorlardı. Beta İsraillilerin varlığı, 1970'lerin başında İsrail'in hahambaşları tarafından da tanındı.

Grubun üyelerinden biri olan Ferede Aklum, iç savaş ve gıda krizinden kaçan Yahudi olmayan Etiyopyalı mültecilere karışarak 1977 yılında Sudan'a geçti.

Yardım kuruluşlarına yardım çağrısı yapan mektuplar gönderdi ve bu mektuplardan biri Mossad'ın eline geçti. Kendisi de Avrupa'daki Nazilerden kaçan bir göçmen olan, zamanın İsrail Başbakanı Menachem Begin'e göre, İsrail, tehlikedeki Yahudiler için sığınacak bir limandı. Beta İsrailliler için de bu geçerliydi ve istihbarat birimine harekete geçme emri verdi.

Bir Mossad ajanı tarafından yeri belirlenen Ferede, göçü sıkı bir şekilde kontrol altına alan Etiyopya yerine Sudan'dan Kudüs'e gitme şansının daha yüksek olduğu mesajını topluluğuna iletti.

İlerleyen süreçte, 14 bin Beta İsrailli, Sudan'a sığınmak isteyen diğer bir milyon Etiyopyalı ile birlikte 800 kilometrelik yolculuğu gerçekleştirerek sınırın öte tarafına geçti.

Yaklaşık 1.500 Yahudi mülteci yolda öldü, Gedaref ve Kassala yakınlarındaki kamplarda can verdi ya da kaçırıldı.

Çoğunluğu Müslüman olan Sudan'da Yahudilerin var olup olmadığı bilinmediğinden, dinlerini gizlemeleri, göze batmamaları ve Sudan gizli polisi tarafından yakalanmamaları söylendi.

Kurtarma görevi

Neredeyse hemen, küçük çaplı kurtarma faaliyetleri başladı, Etiyopyalı Yahudiler sahte belgelerle önce Sudan'dan Avrupa'ya, sonra da İsrail'e gönderildi.

Sudan'ın Kızıl Deniz kıyısı ise operasyonları farklı bir boyuta taşıma imkânı sunuyordu.

Görevde yer alan ve isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ajan, "İsrail deniz kuvvetlerinden yardım istedik" diyor.

"'Tamam' dediler" ve böylece birkaç Mossad ajanı Sudan'a giderek, görevde yer alabilecek sahil aramaya başladılar. Sahildeki bu terk edilmiş, kuş uçmaz kervan geçmez bu köye rastladılar.

"Bizim için Tanrı tarafından gönderilmiş gibiydi. Eğer bu yeri elde edebilirsek ve restore edebilirsek, bir dalış merkezi işlettiğimizi söyleyebilirdik, bu da bize Sudan'da olmak ve kumsal kenarında dolaşmak için bir neden verirdi."

Bundan sonra olacaklar, yakında Hollywood'da gösterime girecek Kızıl Deniz Dalış Yeri filminin konusu. Namibya ve Güney Afrika'da çekilen bu film, operasyonu ve tatil köyünü anlatıyor. Gerçek olaylara dayanmasına rağmen, bazı sahneler kurgu.

1972 yılında İtalyan girişimciler tarafından tamamlanan tatil köyünde kırmızı çatılı 15 bungalov, bir mutfak ve kumsala açılan büyük bir yemek salonu bulunuyordu.

Ancak elektrik, su ya da yol olmadığından, İtalyanlar projeyi hayata geçirmenin imkansız olduğunu düşündüler ve tatil köyü hiçbir zaman açılmadı.

"Arkanızda Mossad yoksa, işletmesi çok zor bir yerdi" diyor ismini vermek istemeyen ajan.

Sahte pasaportlar kullanarak, İsviçreli tur operatörleri pozunda Sudan'a giden bir grup ajan, yetkilileri ikna ederek, tatil köyünü 320 bin dolara (yaklaşık 1,3 milyon TL) üç yıllığına kiraladılar.

Sahte tatil köyü

İlk yılı tatil köyünü yenileyerek ve bölgenin yerlileriyle su ve yakıt anlaşmaları yaparak geçirdiler.

Tatil köyü İsrail yapımı ekipmanlarla da donatıldı. Klimalar, teknelere takılan motorlar, sınıfının en iyisi su sporları aletleri ülkeye sokuldu.

Gad "Sudan'a rüzgar sörfünü getirdik" diyor gülümseyerek:

"İlk sörf getirildi. Rüzgar sörfü nasıl yapılır biliyordum, böylece misafirlere de öğrettim. Diğer ajanlar da profesyonel dalış hocalarıymış gibi davrandılar."

15 yerliyi de işe aldılar, oda temizlikçileri, garsonlar, bir şoför ve bir başka bir otelde çalışan bir şef.

Çalışanların hiçbiri tatil köyünün asıl amacını bilmiyordu ya da Kafkasyalı sandıkları müdürlerinin aslında Mossad ajanı olduğunu...

Kadın ajanlar tatil köyünün günlük işletiminden sorumluydu, bunun şüpheleri aşağı çekeceği düşünülüyordu.

Dalış ekipmanları deposu girilmesi yasak alandı. Burada ajanların Tel Aviv'deki merkezleriyle düzenli olarak iletişim kurduğu radyolar vardı.

Gündüzleri misafirlerine görünen ekipler, arada bir gecenin karanlığında ayrılarak, Gedaref'in 10 kilometre güneyindeki buluşma noktasına giderdi.

"Çalışanlara birkaç günlüğüne Hartum'a gideceğimizi ya da Kassala'daki hastanede İsveçli hemşirelerle buluşacağımızı söylerdik."

Ama aslında Beta İsrailliler aracılığıyla kamplardan dışarı çıkardıkları Etiyopyalı Yahudi grupları almaya giderlerdi.

"Etiyopyalı Yahudilere önceden bilgi verilmezdi, bilginin dışarı sızmasını göze alamazdık" diyor Gad, "İsrailli olduğumuzu bile bilmiyorlardı. Onlara paralı askerler olduğumuzu söyledik."

Buradan onlarca mülteciyi taşıyan bir kamyon konvoyu, hile ya da rüşvet yoluyla ve zaman zamansa aralarından geçip giderek yoldaki bir dizi kontrol noktasından iki günlük yolculuk yaptı.

Molalarda, korkmuş haldeki yolcuları sakinleştirmeye çalıştılar.

Gad kitabında "Sürücünün yanında oturmalarına ve tekerleğe dokunmalarına izin verdiğimizde cennette gibiydiler" diyor. "Bir sakız 20 çocuk arasında paylaştırıldığında mutluluklarını görmek inanılmazdı. Bize başka bir dünyadan gelen yaratıklarmışız gibi bakıyorlardı."

Tatil köyünün kuzeyindeki kumsala vardıklarında, İsrail donanması özel kuvvetleri Zodyaklarla kıyıya gelerek mültecileri alıp, 1,5 saat ötede bekleyen 'Bat Galim' gemisine bindirirlerdi.

Daha sonra gemi onları İsrail'e götürürdü.

"Sürekli tehlikeliydi" diyor ismini vermek istemeyen ajan, "Eğer birimizin kimliği açığa çıkarsa, Hartum'un göbeğinde darağıcına asılacağımızı biliyorduk."

1982 Mart'ında üçüncü operasyonu yürütürken kumsalın ortasında Sudanlı askerler tarafından fark edilince buna yaklaştılar.

Muhtemelen kaçakçılardan şüphelenen askerler uyarı ateşleri açtılar. Ama Etiyopyalıları taşıyan Zodyaklar kaçmayı başardılar.

Donanma aracılığıyla yapılan tahliyelerin fazla ifşa olduğu düşünülünce, yeni bir plan yapıldı. Çölün ortasında C130 Herkül helikopterlerinin inebileceği uygun bir nokta bulunacaktı. Mülteciler de gizlice bu araçlarla ülkeden ayrılacaktır.

Aynı anda, İsrailliler tatil köyünü işletmeye ve misafirlerini eğlendirmeye devam ettiler. Arous Köyü iyice ünlenmişti ve ağızdan ağza yayıldı.

"Sudan'ın geri kalanına kıyasla, Hilton standartlarında bir yer sunuyorduk" diyor Gad, "Ve çok güzel bir yerdi, Binbir Gece Masalları'ndan çıkmış gibiydi. İnanılmazdı."

Tatil köyünün misafirleri arasında Mısır ordu birlikleri, İngiliz SAS komandoları, Hartum'da yaşayan yabancı diplomatlar ve Sudanlı yetkililer vardı - hepsi ev sahiplerinin gerçek kimliklerinden habersizdi.

Bir Alman askeri diplomat, Gad'a pek çok yerde iyi vakit geçirdiğini, ama hayatı boyunca bu kadar iyi vakit geçirmediğini söyledi.

Arous Köyü o kadar başarılı oldu ki, finansal olarak kendi kendini idame ettirebilir hale geldi. Kazanılan paranın bir kısmıyla mültecileri taşıyan kamyonlar alındı.

Yeni bir hayata uçuş

Gab ve ekibi, 2. Dünya Savaşı'ndan kalma terk edilmiş bir İngiliz hava üssünün olduğu mesajını İsrailli yetkililere iletti.

İsrailli müfrezeyi taşıyan ilk Herkül helikopteri 1982 yılının Mayıs ayında gecenin ortasında buraya indi.

Bu yöntem iki kez tekrarlandıktan sonra, Mossad Sudanlı yetkililerin şüpheli olabilecek faaliyetlerden haberlerinin olduğunu öğrendi. Bir ajan bir Bedevinin kendilerini ispiyonladığını düşünüyordu. Ekipten helikopterlerin inebilmesi için başka alan bulmaları istendi.

Gedaref yakınlarında uygun yerler buldular. Burası, mültecilerin karadan gideceği yolu birkaç saat azalttığı için avantajlıydı. Ancak iniş pisti yoktu, helikopterler çölün ortasına inmek zorundaydı. Ayrıca burada çok az aydınlatma vardı ve pilotlar onları navigasyon yardımı olmadan bulmak zorundaydı.

Zorluklara ve felaketle sonuçlanabilecek başarısızlık ihtimaline karşın, 600 kilometre uzaklıktaki Kızıl Deniz tatil köyündeki ajanların da yardımıyla 17 uçuş gerçekleşti

1984'ün sonuna doğru Sudan'da kıtlık ilan edildi ve tahliyelere hız verme kararı alındı.

ABD'nin müdahalesi ve yüklü bir ödemeyle General Cafer Nimeiri, Yahudi mültecilerin Hartum'dan uçakla doğrudan Avrupa'ya götürülmelerine izin verdi. Arap dünyasının tepkisinden kaçındığı için bunun gizli kalmasını istedi.

Belçikalı Yahudi bir havayolu sahibinden ödünç alınan Boeing707'lerle gerçekleştirilen 28 gizli uçuşla, 6 bin 380 Etiyopyalı Yahudi önce Brüksel'e ardından İsrail'e götürüldü. Kurtarma operasyonuna Musa Operasyonu ismi verildi.

İsrail'de operasyonla ilgili yayın yasağı vardı, ama isminin yazılmasını istemeyen ajan "Yahudi Ajansı'ndaki (İsrailli kâr amacı gütmeyen bir kuruluş) bir aptal tarafından basına sızdırıldı" diyor.

Hikaye yayılıyor

Dünya çapında gazeteler haberi 5 Ocak 1985 yılında yayımladı ve Sudan anında uçuş izinlerini iptal etti.

Herhangi bir işbirliği olmadığını açıkladılar ve 'Siyonist-Etiyopya komplosu' olarak tanımladıkları operasyonda İsrail'le işbirliği yaptıkları iddialarını reddettiler.

Mossad tatil köyünü bir seçenek olabileceği ihtimaliyle işletmeye devam etti.

Kurtarma operasyonundaki duraklamalara rağmen, ajanlar hâlâ misafir akınını idare etmek zorundaydı. Hatta Gad, Noel ve Yeni Yıl'daki eğlenceleri organize etmesi için İsrail'deki yıllık izninden çağrıldı.

Dışarıda, hava değişiyordu. "1985 yılının Ocak ayından itibaren, bir darbenin yaklaştığının kokusunu alabiliyordum" diyor Gad.

Uzun sürmedi. 6 Nisan 1985'te General Nimeiri askeri yetkililer tarafından devrildi. Bu, tatil köyündeki ajanları tehlikeye atan bir gelişmeydi.

Yeni askeri cunta, Arap dünyasındaki saygınlıklarını artırabilmek için, Mossad ajanlarını, gerçek ya da hayal ürünü olsun, saklandıkları yerden çıkarmaya odaklandı.

Mossad'ın başındaki isim, tatil köyünün boşaltılması emrini verdi. Ertesi gün bu gizlilik içinde gerçekleşti.

Adının gizli tutulmasını isteyen bir ajan, "Altımız şafaktan önce tatil köyünü iki araç içinde terk ettik" diyor. "Bir C130, kuzeye doğru, daha önce hiç kullanmadığımız bir noktaya indi. Ona bindik ve eve geldik."

"Köyde turistler vardı" diyor. "Uyanmış ve kendilerini çölün ortasında tek başlarına bulmuş olmalılar. Yerli çalışanlar hâlâ oradaydı, ancak başka kimse yoktu."

Ajanların ani gidişinden sonra tatil köyü kapatıldı.

Musa Operasyonu'nun askıya alınması nedeniyle ülkede sıkışıp kalan 492 Eiyopyalı Yahudi için zamanın ABD Başkanı George Bush için iki ay sonra başka bir uçak kaldırıldı ve Amerikan Herkül helikopterleriyle İsrail'e götürüldüler.

Bunu izleyen 5 yılda, başka operasyonlar da oldu, yeni bir hayata başlamaları için toplamda yaklaşık 18 bin Beta İsrailli, İsrail'e götürüldü.

Ferede Aklum da onlar arasındaydı.

"Etiyopyalı Yahudiler hikayenin asıl kahramanları" diyor Gad Tel Aviv'deki bir kafede çayını içerken, "Pilotlar, deniz komandoları ya da Mossad ajanları değil."

"Neler yaşadıklarını düşündüğümde, sıradan bir insanın bir gün bile dayanamayacağı korkunçlukta şeyler yaşadılar."

"Biz sadece işimizi yaptık."

KAYNAK: BBC