DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

KAYNAK : https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2017/04/30/basbugun-kozmik-buro-sirri

Şu sıralarda
siyaset kulislerinde en çok konuşulan isimlerden biri de eski Genelkurmay
Başkanı 
İlker Başbuğ

Kimi CHP’nin başına geçeceğini konuşuyor kimi de yüzde 48’lik “hayır” kitlesinin ortak
cumhurbaşkanı adayı olmasını.

Siyasi bir gelecek düşünüyor mu bilmiyorum ama eski bir asker
olarak son dönem yaşadığımız kritik olaylara tanıklık eden biri olarak çok
önemli şeyler bildiği muhakkak.

Zaman zaman kitap yazarak, anılarını anlatarak tarihe
tanıklık ediyor ama daha fazlası bekleniyor. Çünkü hala Başbuğ‘un cevabını bildiği ama söylemediği çok şey olduğu tahmin
ediliyor. Onların başında da Kozmik Oda operasyonu geliyor.

Yakın tarihe dönüp bakınca, 19 Aralık 2009’da Bülent Arınç‘a suikast
iddiasıyla başlayan o operasyon, bugün karşımıza 15 Temmuz’da darbeci kılığıyla
çıkan FETÖ’nün en kritik hamlesiydi.

O günlerde darbecilere, devlet içindeki rutin dışı
yapılanmalara karşıymış gibi kendini gösteren FETÖ, bu hamlesiyle hem AK Parti içinde bugün netleşen siyasi kırılmaları başlattı, hem de AK Parti’yle asker-laik sosyoloji arasındaki gerginliği derinleştirdi.

Bunu bir yana koyup, sözü siyaset kulislerinde şu sıralarda
konuşulan Başbuğ‘a getirelim.
Başbuğ o dönem genelkurmay başkanı olarak o operasyona izin vermesiyle çok
eleştirilen bir isimdi. İşin belki de püf noktası o izindi.

Operasyondan iki yıl sonra FETÖ tarafından tutuklanan Başbuğ, hem içeride hem de
çıktıktan sonra ısrarla aynı şeyin altını çizdi:

“Geriye dönüp baktığımda her zaman
söylediğim şudur, Genelkurmay Başkanlığı’nda verdiğim en doğru kararlardan
birdir o. Eğer o gün o kararı vermeseydik bugün Türkiye’de işlenen faili
meçhul bütün cinayetler silahlı kuvvetlerin üzerine kalacaktı. Bugün silahlı
kuvvetleri bu töhmetten kurtardık. İyi ki diyorum öyle bir karar almışız.”


Peki, Başbuğ, bu kararı verirken, o günün siyasi aktörleri ne yaptı?

İlk sırada kuşkusuz “suikast
iddiasıyla” 
o operasyonun odağına oturtulan Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç 
var. Başbuğ‘un, o sırada Arınç‘la konuştuğu biliniyor. Peki ne konuştu? Şu sıralarda
siyaset kulislerinde Başbuğ’un tam da bu sorulara cevap verecek bir kitap
hazırlığı içinde olduğu söyleniyor. Hatta Başbuğ, Arınç’ın o gün kendisine söylediği
şu sözleri sık sık anlatıyor:

“Paşa paşa faili meçhul cinayetlerin sırrı
o odada saklı. Buna kimse engel olamaz”


Aslında cevabı aranan daha çok soru var. O görüşmeden sonra Başbuğ’un Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül
‘e ve Başbakan
Erdoğan
‘a gittiği biliniyor. Peki, onlarla ne konuştu
ve onlar ne cevap verdi?

Kozmik Büro’daki milyonlarca belgenin aslını değil,
fotokopisini verin diyen kimdi? O belgelerin verilmesinden sonra devlet adına
yasadışı örgütlere sızan görevlilere ne oldu?

Daha önce medyada yer alan şu sorunun cevabı da çok önemli:
2010 YAŞ’ı öncesinde haklarında yakalama emri çıkan 70 muvazzaf askerin
terfiinden söz edildi. Bu rakam doğru mu ve bu konuda Başbuğ’a kim destek
verdi, kimler karşı çıktı?

Ve terfi ettirilenler arasında 15 Temmuz darbe girişiminde
karşımıza çıkan kaç FETÖ’cü general vardı?

Başbuğ bu bilgileri içeren
kitabı ne zaman yazar bilemem ama şu soruların cevabını aramayı sürdüreceğiz.
Her açıdan ezber bozan yeni bir dönemin kapısı aralanıyor, umutlu olmakta yarar
var.




Türkiye’nin
önemli bir talihsizliği de geçmişiyle yüzleşmeyi bir türlü becerememesi. Ne tam
anlamıyla darbelerle yüzleşebildi, ne o darbelere giden süreçlerde olup
bitenlerle… Onlarca katliam ve cinayet işleyenler belki de aramızda elini
kolunu sallayarak hâlâ dolaşıyor. 
Ecevit‘e suikasttan Doğan Öz‘e, milliyetçi Gün Sazak‘tan sol Kemalist Uğur Mumcu‘ya, Madımak’tan Hrant Dink‘e uzanan onlarca katliam ve cinayetin dosyası ya
sulandırıldı ya da kapatıldı.

Şu günlerde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar‘ın hangi amaca
hizmet ettiği bilinmeyen 40 yıl önceki fotoğrafları sergilenirken, ne yazık ki
onun 90’ların sonunda yakından ilgilendiği, Öcalan‘ın Suriye’den ayrılması ve silahların bırakılması için
yürütülen girişimlerin akamete uğratılması üzerinde hiç durulmadı.

Dahası var, dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu‘na Kıbrıs’ta
düzenlenen suikastın üzerine de kimseler gitmedi, gidemedi. Özellikle bu konuya
yeniden döneceğim ama şu temel sorunun cevabını hep merak ettim.

Peki, bütün bunlar olup biterken devleti yönetenler ne
yapıyordu? Birileri ülkeye tuzak kurup, iç kaos yaratırken, sağla solu
birbiriyle çatıştırırken, aydınlara ve topluma suikastlar düzenleyerek
birbirine düşürürken devlet neredeydi? Siyaset neden uzlaşmıyordu?

Bu konuları hiç mi konuşmayacağız veya bu süreçlerle ilgili
hiç mi belge bilgi yok? Ne yazık ki bugüne kadar hiç kimse konuşmadı. En çok
darbelere maruz kalan rahmetli Süleyman
Demirel 
bile geriye bir şey bırakmadan göçüp gitti. Rahmetli Turgut Özal, kendisine 1988’de
ANAP Kongresi’nde Kartal
Demirağ 
tarafından yapılan suikastla ilgili biraz ipucu verdi ama
sonra o da sustu.

Önceki gün eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ‘un “Kozmik Büro” ile ilgili
operasyona ilişkin sırrını tam da bu nedenle gündeme taşıdım. FETÖ’nün o
operasyonuyla ilgili kafalarda oluşan çok soru var. Devletin en mahrem kurumuna
yönelen bir operasyondan söz ediyoruz. Bu yüzden önemli bir kırılma noktası.

Başbuğ, bu konuda dönemin devlet yetkilileriyle ilgili yakın
çevresine önemli şeyler anlatıyor ve bunları yazacağını söylüyor. Bu çok önemli
ve bir ilk sanıyorum. Önceki gün ilk ipuçlarını yazdım. Şu tespitlerinin de
önemli olduğunu düşünüyorum.

Başbuğ, çevresine o operasyon sırasında operasyonu durdurmak için
hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hem de Başbakan Erdoğan’a gittiğini söylüyor.
Cumhurbaşkanı Gül‘den aldığı; “Paşam devletin savcılarına
güvenmiyor musun?
” cevabının yarattığı hayal kırıklığıylaBaşbakan Erdoğan‘a gider ve
kendisini şaşırtan şu cevabı alır: “Keşke daha önce bana gelseydiniz. En
güvendiğiniz asker arkadaşlarınızı fotokopinin başına koyun ve asla
belgelerin asıllarını vermeyin
.”

Başbuğ, çevresine, gece sabahlara kadar 21 fotokopi makinesiyle çalıştıklarını, 8.5 milyonbelgenin 25 gün
boyunca kamyonlarla taşındığını
anlatıyor ve asıl içini acıtanın ise devlet adına
yasadışı örgütlerde çalışan 813 elemanın o bilgiler
alındıktan sonra tasfiye edilmesi olduğunu
söylüyor.

Bunlar, siyaset kulislerinde konuşulan şeyler. Artık toplumun
da bunları bilmesinde yarar var. Kimin nerede durduğu bilinmeli. Kulislerde
terfiler konusunda da Başbuğ’un kendi çevresini şaşırtan şeyler söylediği
biliniyor. Hele 15 Temmuz’da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda şehit edilen Ömer Halisdemir‘in gözünü
kırpmadan alnından vurduğu FETÖ’cü Tuğgeneral SemihTerzi‘nin terfisiyle ilgili söyledikleri.

Başbuğ‘un bu konuda bildiklerini açıkça anlatmasında yarar var.
Bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir