DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Hasan Mesut Önder yazdı :
Türkiye’nin Milli Derin Devlete İhtiyacı Var

İster, yanlış politik tercihlerden, ister
bağımsız politikalar izlendiğinden dolayı olsun; Türkiye’nin orta vadede hem
ciddi beka sorunu ile hem de ekonomik belirsizlikle yüzleşeceğini
söyleyebiliriz. Bu filli durumun sebebi, ideolojik ve siyasi duruşa göre
farklılık gösterse de ortaya çıkan sonuçtan Türkiye’nin daha az etkilenmesi
için ülkenin savunma mekanizmasının güçlendirilmesi gerekmektedir.

Politika, bir tercihtir ve yapılan tercihlerin
olumlu ve olmusuz etkileri olur.  Bu tercihlerin doğruluğu veya yanlışlığı
siyasi bir tartışma konusu.. Bu siyasi tartışma konularına girmeden,
tercihlerinden ötürü karşılaşacak sorunlara karşı bağışıklığımızın artırılması
için neler yapılması gerektiği üzerinde durulması gerekir.

Politik kararlar, dar bir çevrede alınmasına rağmen
sonuçları toplumun geniş kesimlerini etkilemektedir. Dar çevrede alınan
kararların olumsuz sonuçları, bu durumdan etkilenenlerin, yöneticilere ve
siyasete olan güvenini azaltmaktadır. Bundan dolayı, karar alma ve
uygulama süreçlerinde, bütün kesimlerin bir şekilde katkısının olduğu bir
yönetişim anlayışının sergilenmesini zorunlu kılmaktadır.

Milli seferberlik halinde, toplumun bütün
katmanlarını temsil eden sivil toplum kuruluşları, dini gruplar, ekonomik örgütler,
üniversiteler, medya, düşünce kuruluşları ülkenin ulusal çıkar, tehdit, fırsat
tanımlamaları yaparken katkı sağlamalı, siyaset kurumu da görüşlerin özgürce
açıklanmasını sağlayacak zeminler yaratarak, bu görüşlerden istifade
etmelidir.  Toplumun bütün farklılıklarının bir zenginlik olarak görülüp,
bu zenginliklerin ulusal hedeflere ulaşma bağlamında kullanılması, içerdeki
enerjinin başka güçler tarafından istismar edilmesinin de önüne geçecektir.

Bu yönetim anlayışının sağlanması için toplumun
bütün kılcal damarlarına ulaşabilecek, halkın, politik, ekonomik, kültürel vb.
gibi ihtiyaçlarını tespit ederek, bu ihtiyaçlar doğrultusunda siyaset
üretilmesini sağlayacak bir mekanizma kurulması elzemdir. Bunun zaten siyasi
partiler aracılığı ile yapıldığı, parti örgütlerinin, toplumun içinde olduğu ve
bu ihtiyacı tespit ettiği iddia edilebilir. Ama Türkiye’deki oy dağılımına
baktığında parti örgütleri maksimum toplumun yüzde 52’sine ulaşabilmektedir.
Geriye kalan kitlenin hassasiyetleri, ihtiyaçları muhalefet partileri
tarafından dillendirilse bile kuşatıcı bir siyaset üretemeyen iktidarlar bu
kitlelerin memnuniyetsizliğini giderememektedir. Böyle ortamlarda toplumun bazı
kesimlerinde derinleşmiş memnuniyetsizlik, duygusal kopuş başka ülkeler
tarafından kullanılmaktadır.

İç siyasi yapımızın durumu bu iken, küresel ölçekte
yeni bir küresel dengenin oluşamaması uluslararası ortamın öngörülemez olmasına
yol açmaktadır. Bölgemizde ise devletler çökmekte, haritalar değişmekte ve
terör örgütleri güç kazanmaktadır. Bu yoğun tehditler ve saldırılarla
 mücadele edebilmek için  iyi organize olmuş, risk, tehdit ve
fırsatları doğru bir biçimde okuyan, buna karşı doğru politika geliştirecek
stratejik akla, yani derin devlete ihtiyaç vardır.

Derin devletin fonksiyonu, yaygın olarak anlaşıldığı
şekli ile hukuk dışı faaliyetlerle, kestirme sonuçlar almaya çalışmak veya
hegemon küresel ve bölgesel güçlerin başkentleri ile çıkar birliği içinde
ülkenin politikalarını bu başkentlere göre yönlendirmek değil,
  devletin kısa, orta ve uzun vadeli politikalarının yapımında siyasi
karar alıcılara projeksiyon sunmak ve liderlerin verdiği kararları eksiksiz bir
biçimde uygulamaktır.

Tam bu bağlamda Türkiye’de derin devlet algısının
neden sorunlu olduğunun, siyasi karar alıcılarla arasındaki doku uyuşmazlığının
sebepleri üzerinde durmak gerekir.

AK Parti iktidara gelmeden önce askeri ve sivil
bürokrasi, siyasetçileri yolcu, kendilerini hancı olarak görmüş ve siyaset
kurumunu yönlendirmek, ideolojik ajandalarına uymayan siyasi kadroları tasfiye
etmek için her yolu denemeyi mubah görmüşlerdir. Bu durum, 2016 yılından sonra
AK partinin iktidarı döneminde yavaş yavaş değişmeye başlamış ama bu sözde
derin devlet unsurları bu sefer direkt olarak siyaset kurumu ile kavga etmek
yerine, dolaylı araçlar kullanarak liderlerin politik tercihlerini etkilemeye
çalışmıştır.

15 Temmuz darbesi sonrasında FETÖ terör örgütünün
hangi kurumlarda nasıl yapılandığı, siyasi karar vericileri etki altına almak
için hangi yöntemleri kullandığı, muhalif siyasi ve sivil toplum kuruluşlarında
ve  terör örgütlerinde nasıl yuvalanarak atılan siyasi adımları
etkisizleştirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Amerika’nın beşinci kol
faaliyetini yapan ve örtülü ve saklı operasyonlarda aktif rol alan FETÖ terör
örgütünün, Türkiye’de milli bir derin devlet yapılanması olsaydı, bu gücü elde
edebilmesi mümkün değildi.

Derin devletin nasıl çalıştığı, ideolojisinin,
organizasyon yapısının ve karar vericilerle ilişkisinin nasıl işlediği hususu
üzerinde durmadan vücuda zararlı bakteri gibi nüfuz etmeye çalışan örgütlere ve
fikirlere karşı nasıl savaştığı/ savaşması gerektiğini anlamak güçtür.

Yukarıda açıklandığı üzere, derin devlet, halkın
oyları ile iktidara gelmiş liderlere vizyon sunan ve bu vizyonun siyasi karar
vericinin kendi gündemi ile harmanlaması sonucunda alınan kararı, uygulamaya
koyan bir aygıttır.  Bu tanım, istihbarat servislerinin icra ettiği
fonksiyona benzemektedir. Ancak derin devleti, istihbarat servisi olarak görmek
eksik bir algılamadır. Çünkü istihbarat servisleri siyaset kurumunun emrinde
çalışan bir organizasyondur ve istihbarat üretimi,  siyaset kurumunun
ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğinden dolayı, servisler, tek başına derin
devlet değildir, ancak bu yapının en önemli parçasıdır.

Organizasyon anlamında derin devlet, belli ideolojik
veya siyasi kalıplarla dünyayı okumayan, ülkenin stratejik, ekonomik ve ulusal
güvenlik çıkarlarını korumak paydasında birleşen, farklı siyasi eğilimlere,
inançlara veya ideolojilere sahip, mesleki formasyon açısından çeşitli
uzmanlıklara sahip kadroların oluşturduğu bir yapıdır.

Ancak milli derin devlet için milli burjuvaziye
ihtiyaç vardır. Örneğin, kendi çıkarlarını, bu ülkenin güçlenmesi ve gelişmesi
ile artacağına inanmayan bir iş adamının bu yapının içinde olması mümkün
değildir. Bundan dolayı kendi bireysel kaderini ülkenin kaderi ile özdeşleşen
kadrolara ihtiyaç vardır. Birinci dünya savaşından sonra Ortadoğu’yu
Osmanlı’nın elinden alıp kolonileştiren, İngiliz kadrolarının sayısı iki elin
parmaklarını geçmemekteydi. Bu kadroları oluşturan çoğu Oxford mezunu
politikacılar, tüccarlar ve casuslar, iyi bir koordinasyon ve doğru siyasal
strateji ile hedeflerine ulaşmışlardır.

Bu noktada vurgulanması gereken en önemli husus,
politikacısından, sahadaki istihbarat görevlisine kadar hepsinin temel gayesi
sonucun nasıl alınacağına yönelik bitmek tükenmek bilmeyen gayretler ve
ideolojik bagajlar olmadan sahip oldukları taktik esneklik ve görev sınırlarını
aşmadan işlerini yapmasıdır. Sınırı aşmadan vazifenin icra edilmesi hususu ile
ilgili Kuşçubaşı Eşref’in şu sözü önemlidir: “Hiçbir zaman
filozof ya da siyasetçi olmadım ve bu işten iyi dostlar, yara izleri, kalça
kırığı, birkaç madalya ve memleketim için çok iyi dövüştüğümü bilmenin verdiği
tatmin dışında hiçbir şey elde etmedim
.” Bu cümlenin doğru bir
biçimde vurguladığı gibi uygulayıcının, belirlenen siyasi kararı
uygularken, bunu eleştirmesi yerine görevinin gerekliliklerini yerine getirmesi
şarttır.

Milli derin devletin, içteki işlevinin, toplum
içindeki yapılanması ile toplumun ekonomik, siyasi, dini ve kültürel
ihtiyaçlarının devlet yöneticileri nezdinde yankı bulmasını sağlayıp, istismar
edilebilecek sorunların oluşmasını engellemek olduğu söylenebilir.

Bu mekanizmanın otoriter bir polis devleti aparatına
dönebileceği iddia edilebilir. Ancak tabandan tavana, tavandan tabana, iki
yönlü etkileşim olacağından dolayı, bu durum anti demokratik yönetimleri bile
toplumsal talepler doğrultusunda dönüştürecektir. Tek yönlü bir etki ve denetim
mekanizması ise BAAS tipi rejimin doğmasına neden olacaktır ki, bu durum uzun
vadede toplumsal dip dalgaya yol açıp, istikrarsızlığa neden olur.

Milli derin devlerin dıştaki fonksiyonu, ülkede
yaşayan çoğu kesimin mutabakat sağlayacağı, ulusal çıkar ve ulusal güvenlik
anlayışı doğrultusunda, devletin bütün imkânlarını kullanarak bu hedeflere
varmaktır. Bu amaca varmak için istihbarat servisleri, siyaset kurumu,
diğer milli oyuncular arasında etkin koordinasyonun sağlanması zaruridir.
Örneğin, bir ülkede Türkiye’nin ekonomik çıkarlarının maksimize edilmesi için
iş adamlarının, hedef ülkede nasıl hareket etmesi gerektiği, ülkenin ekonomisi,
siyaseti, kültürel yapısı ile ilgili ayrıntılı bilgileri sunarak, bölgeyi
anlamasına doğru kararlar alarak, güçlenmesine ve orta vadede o ekonomik
etkinliğin, hedef ülkenin siyasetini yönlendirmek için araç olarak
kullanılabileceği unutulmamalıdır.

Özetle, iş dünyasından, kültürel kuruluşlara kadar
ülke dışında faaliyet yürütülen bütün örgütlerin belirlenmiş stratejik
hedeflerin uygulanmasında rol almaları sağlanmalıdır. Hedef bölgelerde,
ekonomik, kültürel, siyasi olarak iyi yapılanmış organizasyonların kurulması,
 hedef ülkenin politikalarının etki altına alınmasında ve ülkenin kılcal
damarlarına nüfuz  edilmesinde etkili sonuçlar üretebilir.










































Sonuç olarak, içeride yaşadığımız sorunlara karşı
etkili mücadele etmek, dışarıda ise komşu ülkelerde ve uluslararası ortamda
etkili olmak için ortak amaçları olan, farklı uzmanlıklara sahip milli derin
devlet organizasyonuna ihtiyaç var…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir