Derin devleti en iyi mafya bilir





“İtfaiye Yanıyor” isimli uzun
hikaye ile derin devlet konusunu biraz daha ‘derinleştiren’ Ömer Lütfi Mete,
hiç istihbaratçı dostu olmadığını; ‘derin’le ilgili en sağlam hikayeleri
mafya ile düşüp kalkmalarında öğrendiğini dile getiriyor. “TV dizilerine
saygı duymuyorum.” diyen Ömer Lütfi Mete’ye göre TV’de iyi bir şey yapılamaz.
Bu yüzden TV’de yapılan bir şeyi ciddiye almak da abes. Zaten kendisi de
senaryosunu yazdığı Deli Yürek’le anılmaktan hoşnut değil.

 


Ağzı
olanın konuştuğu artık neredeyse ‘sıkmaya’ başlayan bir mevzu derin devlet.
Gözümle görmediğime inanmam deyip materyalist olma pahasına işin içinden
sıyrılası geliyor insanın. Ama Türkiye’nin ‘özel şartları’, zaman zaman
siyasilerin orta karar tutumları, askerin yükselen sesi işlerin yine derine
kaydığı hissini vermiyor değil. Her ne kadar Deli Yürek’le hatırlanmaktan
hoşnut olmasa da bu dizinin senaristi olması hasebiyle her zaman derin devlet
konusunda bilgisi olduğu düşünülen Ömer Lütfi Mete, yeni bir ‘uzun hikayesi’
ile konuyu biraz daha ‘derin’leştiriyor. “İtfaiye Yanıyor” her şeyden önce, işi
yangın söndürmek olan bir kurumun yanmasını anlatıyor. Mete’nin itfaiyesi
bildiğimiz itfaiye değil; İstihbarat-tahkikat-fişleme-adalet-yuvarlaklaştırma-eritme’nin
baş harflerinden oluşuyor.



Bir köşe yazarı bir gün kendisine gelen davet üzerine devam ettiği gizli bir
seminerde birbirlerine muhalif hatta devlet hakkında atıp tutan köşe
yazarlarının İtfaiye’nin çatısı altında tek vücut haline gelişlerine tanık
olur. Bu köşe yazarı Ömer Lütfi Mete’nin fikri çizgisine pek yakındır; devleti
sever ama şeffaf olmamasını eleştirir, ‘ebed müddet devlet’ fikrini benimser
ama “devlet bu; sever de döver de” demez. Biraz da gayesi etrafı gözlemlemek,
seminer işinin nereye gideceğini öğrenmektir. Seminere katılan güzel bir
kadının ortadan kaybolması, binayı saran alevler ve ülkenin Yeni Dünya
Cumhuriyeti’nin bir parçası olması kitabın az sayıda aksiyonlarından olup,
sessiz sedasız, Metal Fırtına benzeri bir Türkiye işgali söz konusudur. Kitap,
popüler bir uyarlamayla “derin devletsiz kalma, sivil siyasetten de şaşma”
demektedir.




-Hiç
‘derin’ bir seminere katıldınız mı?





Çağırmadılar. Çağırsalar da katılmazdım. Tabii ben de yoklandım. Herkes
yoklanır. Her zaman birileri gelir size birtakım, çarpıcı bilgiler vermeye
çalışır. Dolayısıyla bu tür deneylere biraz kulağım kesikti ama… Ayrıca başka
bir şey var. Benden bu olamaz.



-Niye?



Ben ülkücü camia içerisinde yetişmiş bir insanım. Onları da aklımın estiği gibi
eleştirebiliyorum. Böyle biri bir projenin adamı olamaz. Bunu bilirler.
Gevezeyimdir ayrıca. Bildiğimi saklamam. Buralarda biraz ketum olmak gerekiyor.
İnandığım, düşündüğüm gibi konuşuyorum. Ben bununla çok şey kaybettim, birilerinin
adamı olarak çok da iyi imkanlar içerisinde yaşayabilirdim. Ama hiçbir
projenin, grubun adamı olmadım. Ve bu ömrümün yarısını işsiz geçirmeme yol
açtı. Kimseye yar olmayan bir adam onların işine yaramaz. Bu bana Allah’ın
lütfudur. Her insan düşebilir; bir şekilde satın alınabilir herkes için bu
mümkündür. Büyük konuşulmaz bu konuda. Beni kimse satın alamaz diyen adam
Allah’a isyan ediyordur. Öyle bir açmaz düşersin ki sağlık olur, can tehdidiyle
seni satın alabilirler, alınan çok kıymetli insanlar olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla bir şekilde insanlar kullanılabilir, bunun bir yolu bulunabilir.



-Biraz önce yokladılar dediniz…



Filancalar hakkında bir dosya. İstihbaratçıdır, askerdir, şudur, budur. Derin
devleti iyi bilmiyorum belki ama derin devlet hakkında iyi düşüncelerim
olmadığı için insanlara ilginç geliyor belki. Her şeyi göğüslemeye hazırım.
Deli Yürek’le ilgili bir bavul dolusu belge indirildiğini söylediler. Bizim
dizide yazdığımız bir çürük birebir bir gazete haberiyle örtüştü. Tamamen
tesadüftü. Deli Yürek’te kullandığım bilgiler içerisinde ben kullanmadan önce
gazeteler ve televizyonlara haber olmamış bir tane veri yoktur. Bir kısmı da
mafya ile düşüp kalktığımda öğrendiğim hikayelerdir. Ne kadar doğrudur
bilmiyorum ama çok ilginç ve doğru geliyor bana. Mafyacılar karanlık derin
devlet ilişkilerinde bir şekilde içli dışlı oldukları için bu alemi iyi
bilirler.



-Mafyacılarla düşüp kalkmak…



Ben gazeteciyim. Herkesle görüşürüm. O âlemdeki insanları tanırım. İçki içmem.
Gece hayatım yok. Dolayısıyla bunlarla düşüp kalkacağım yer oralar değildir.
Onlar benim bulunduğum yere gelir. Onlarla buluşabilirim. Onlarla bir şey
konuşmak için istediğim zaman giderim. Çünkü korkum yok, herkesle
görüşebilirim. Her türlü suçluyla da düşüp kalkabilirim. Ben gazetecilik yapan,
senaryo ve roman yazarlığı yapan bir kişiyim. Bu toplumun her insanının A’dan
Z’ye tanımak hakkımdır.



-Mafyanın diziye müdahale etmesi söz
konusu mu?




Sanmıyorum, Deli Yürek’te olmadı. Televizyon dizilerini çok ciddiye alan bir toplum
var, acıklı olan bu. Çünkü, hiçbir şekilde televizyonda yayınlanan bir şey çok
önemli olamaz. Çünkü insanlar bunun karşılığında yeteri kadar saygılı değildir.
Siz emek verirsiniz, sanat yapıyorum dersiniz insanlar arkadaşıyla muhabbet
ederken, çay içerken, çocuğunu pışpışlarken öylece bakacak ona. Siz bunu
bildiğiniz için bir şeyi iki üç defa tekrarlayacaksınız, yoksa kaçar çünkü. Çok
basit anlatacaksınız ki herkes anlasın. Böyle ölçüleri olan bir mecra
televizyon. O yüzden, TV ürünlerine büyük önem atfetmeyi çok garip buluyorum.
Televizyonda iyi bir ürün, iyi bir kültür ürünü olmaz, eğer olursa seyredilmez.
O yüzden televizyona insanlara zarar vermeyen, birebir canına, ruh sağlığına
olumsuz etki yapmayacak bir iş yapmışsan, çok mübarek bir iş yapmışsındır.



-Fazla mütevazı değil misiniz?



Bir toplumun yüzde 80’nine yönelik eleştirim var. Kınıyorum pek çok
davranışlarını ve sonra o toplumun yüzde 80’inin oluşturduğu büyük bir
beğeniyle bir televizyon dizisinin bana getireceği şöhreti önemsemem çok komik
olur.



-Deli Yürek bağlamında mı?



Her şey için söylüyorum. Yani o dizide kuşçu karakteriyle mümkün mertebe ilham
verici bir tipleme oluşturmaya çalıştım. Deli Yürek karakterini de
olabildiğince düzgün yapmaya çalıştım. Pekçok insan beni Deli Yürek’in yazarı
diye tanıtmaya çalışıyor. Hiç de hoşnut değilim bundan. Benim en iyi yaptığım
iş Deli Yürek’i yazmak değildir. Deli Yürek’teki birtakım karakterlerim,
diyaloglarım iyidir, buna bir itirazım yok. Ben televizyon dizilerine saygı
duymuyorum açıkçası. Yapmak istediğim televizyon dizileri de olmuyor.
Kafamdakileri de televizyonlar istemiyor.



Derin mevzular…



-Ülkeyi derin devlet yönetiyor söyleminden kim kazançlı çıkıyor?




Bu konuda tutarlı bir fikr-i takip yok. Söylenenlerin herbirini birer teori
zinciri olarak ele alırsanız, birçok yerden kopuyor. Atıyorum, diyelim ki derin
devlete milliyetçiler bağlamında bakıp milliyetçi ya da ulusalcı derin devlet
diyorsanız, bu bir yerde kopuyor. Ulusalcıyla, enternasyonalci ya da bölücü
örgütçü, kuyrukları birbirine değmiş insanlar farklı kulvarda bir başka zaman
milliyetçi denebilecek bir oluşum içinde karşınıza çıkabiliyor. Sanıyorum bu
kafa karışıklığını ve bu resmi birimlerin dağınıklığını, birbirleriyle kavga
eder hale gelmişliğini, resmi kurumların kendi içlerinde birbirleriyle
cebelleşir durumda olmasını kullanan aklı başında gizli yabancı servisler var.
Dolayısıyla Türkiye’de düzenli stratejik bir tasarım doğrultusunda Türkiye ya
da bölgeye yönelik bir şeyler yapılıyorsa bunların mimarları Türkiye’nin derin
devleti değil Türkiye derin çetelerini kullanan başka gizli servislerdir. Bu
benim tamamen genel okumalardan vardığım bir kanaat. Çok şükür hiçbir gün
hiçbir şekilde bir istihbaratçı dostu, bir güvenlikçi dostu olmayan -en yakın
güvenlikçi dostum Sadettin Tantan’dır- bir kişiyim. Bu yüzden bugüne kadar
resmi ya da gayr-i resmi, kendinden vazife çıkartanlar ya da diğerleri
tarafından görevlendirilen kişilerden veya kurumlardan herhangi bir bilgi almış
değilim. Bilgilerim tamamen sivildir, bireyseldir ve test edilmemiştir. Yani
bilimsel iddialar değildir. Derin devlet olamaz diyorum çünkü derin devlet
olsaydı devlet olurdu.



-Derin devlet, devletin mütemmim cüz’ü mü ki?




Derin devlet nedir? En yakınından, komşularından başlayarak bütün dünyada gözü
kulağı olmayan devlet, devlet değildir. Olayların yönlendirilmesine böyle bir
devletin hiçbir dahli olamaz. Ben çok devletçi bir adam değilim, dolayısıyla
derin devletçi bir adam değilim ama güneşlenecekseniz güneş yağı süreceksiniz.
Devletiniz olacaksa bunun derin bir ayağı olacak. Uzak yerleri tarassut
edebilen gizli bir gözü olacak. Derin devlet şu değil; birtakım fırtınalar
çıktığında, Ali’yi Veli’ye vurdurarak ya da birtakım nifaklar sokarak, birtakım
toplum mühendisliği deneyleri yaparak yükselen ya da yükseltilen akımları,
değerleri dizayn etmek değildir derin devletin işi. Ayrıca bu derin devlet
işini de meşru sivil siyaset yapmalı. Eğer bir mühendislik işi varsa onu
siyaset yapmalıdır. Bu, mahrem meşru sistem içerisinde sağlıklı bir hiyerarşi
ile müteselsil sorumluluğun oluştuğu, takip edilebilir bir sistem olmalıdır.
Meşru irade devletin bir yerlerde ucunu kaybediyorsa, ya da meşru siyasi erk
bir yere gelip de derin devletin işleri hakkında nihai kararları başka bir
teknokrata sözgelimi genelkurmay başkanına bırakıyorsa o da devlet değildir. En
büyüğünden en küçüğüne her türlü gelişmeden tarih önünde hesap vermek durumunda
bulunan kişi her kim ise kesinlikle derin alanlarda faaliyet gösteren kadrolar
ve birimler ona açık olmalıdır. Ondan mahrem olmamalıdır. Türkiye’yi devlet
olmaktan çıkaran sorun budur. Atatürk’ün zamanını alın, bir gizli birim bir iş
yapacak Atatürk murad edecek ve bunu öğrenemeyecek. O yüzden Atatürk’ten sonra
Türkiye’de devlet yoktur diyorum ben.



İsmet Paşa bir Mustafa Kemal kazasıdır



-Ona bakarsanız demokrasiye geçişle birlikte Türkiye’de durum böyle?




1938’den beri böyle. Devlet adamlığı çapı itibariyle İsmet paşa ile Tansu
Çiller arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. İsmet paşa Atatürk’ün yanında
ikinci adam olarak bir şeyler öğrenebilmiştir. Harika bir ikinci adamdır.
İtaatkardır, sadıktır. Bu yüzden ömrü olduğu sürece bunu değerlendirmeye
çalışmıştır. Atatürk’ün bana göre en uzun ömürlü yanlışlarından biri de onu bir
anlamda tarihen vârisi kılacak şartları hazırlamasıdır. Bir anlamda, İsmet Paşa
bir Mustafa Kemal kazasıdır. Atatürk gitti, ertesi gün biz ayakta tek başımıza
duramayız diyerek ABD’nin, NATO’nun oyuncağı haline getirdi Türkiye’yi.



-Biraz önce devletçi olmadığınızı
söylediniz. Bunu biraz açabilir miyiz?





Devlet bugünlerde aşılmış bir ihtiyaç değil. Devlet halen yerine başka bir
kurum geliştiremediğimiz bir ihtiyaçtır. Böyle olması bunu kutsamayı
gerektirmiyor. Kutsadığınız zaman her halûkarda insanı küçültüyorsunuz.
Amerika’da 11 Eylül’e rağmen kendi vatandaşlarının çok büyük hakları vardır.
Özellikle suç işlememe konusunda duyarlı olan insanlara olağanüstü önem
veriliyor. Devlet onlara hizmetkârlık yapar. Alman devleti hiç ortalarda
gözükmez, Almanlar devlet edebiyatı yapmazlar. Biz çok devlet vurgusu yapıyoruz
da çok mu kuvvetli oluyoruz. Devletin çok üniformalı, çok toplu tüfekli olması
güçlü olduğunu göstermiyor. Devlet halkı tarafından benimseniyorsa güçlüdür.
Türkiye’de ise devlet sanki vatandaşın hizmetinde değilmiş gibi. Türkler devlet
çete, vatandaş da suçlu olarak algılanır hep. Türkler ‘ihlal’lerde birbirini
kollar. Bir Alman vatandaşı gibi kuralları denetlemek yerine, yoldan geçen hiç
tanımadığı bir kişiye ileride ‘çevirme’nin olduğunu hatırlatır. Türkler her an
‘ihlal’ üzerindedir. Türkler ihlal üzerine doğar, ihlal üzere büyür, ihlal
üzere gelişir, ihlal üzere ölür. Yani sürekli ihlalde bulunan insanlardan
oluşan bir toplumun devlet hak etmesi de mümkün değil. Kendisi adil olmayan bir
toplumun adil bir devlet beklemesi de hak değildir.




ÖZEL BÜRO


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet