Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Adelina Sfishta : “Derin Devlet”, “Deep State” gerçekte kim
???


KAYNAK : https://www.ocakmedya.com/derin-devlet-deep-state-gercekte-kim/


“Derin Devlet”
sözü bir çok ülkede, üzerinde en çok spekülasyon yapılan kavram,
sanırım. 


5-6 yıl öncesine
kadar, birisinin şüpheli hareketleri, ulaşabildiği yerlerin-çözebildiği
işlerin profilinin yüksekliği, “hayrola derin devlet mi?”
sorusu ile karşılaşmasına neden olurdu.


Şimdilerde
filmleri bile yapılır oldu.


Kosova’da bu
meseleye işaret eden enteresan bir olayla karşılaşmıştım. Bu olay,
gazeteci olarak bana, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı konusunda ciddi
bir ders oldu. Standart parametrelerle ve standart dışı
parametrelerle bakmak, “double check” adet oldu bende.


Kosova’nın bağımsızlığını
kazanması ve bağımsız devlet olarak inşası sürecinde; “Arnavut
milliyetçiliği” tek parametre olarak belirlenmiş, Arnavut tarihi, kültürü,
gelenekleri, İslam’a bakışı, Osmanlı tarihine bakışı, Türkiye’ye bakışı, bu
süreçte yeniden tanımlanmıştı. Arnavut’un dini “Arnavut olmaktır” denecek
ölçüde, tek parametre “nasyonalite” idi. Bağımsızlığa giden yol ve yeni
devletin inşasındaki bütün kurumsal yapılar, bu temel ölçüye göre yetiştirilmiş
insana ve bu çerçevede oluşturulmuş ideolojilere-fikirlere
dayandırılıyordu.


Yugoslavya
devletinden, uluslararası bir “uzlaşı projesi” olarak kurulduğundan
beri, “Vatikan” rahatsızdı aslında. İki nedeni vardı bunun: Birincisi
“dinsiz devlet” kavramına karşıydı Vatikan; ikincisi
ise, “Katolikler” Balkanlardaki “hinterlandını” kaybetmekten
rahatsızdı.


Vatikan bu
durumu ters yüz etmek için, yıllarca, sabırla
çalıştı. Yugoslavya devleti varlığını sürdürürken, Arnavutlar için;
alternatif eğitim kurumları kurulması, yeni kitapların hazırlanması, dağ-mağara
ve bodrum okullarında illegal eğitim
kurumlarının oluşturulması ve bu fikre uygun yeni
nesillerin yetiştirilmesi, işte bu çalışmalar sonucu
gerçekleştirildi. 


Dini saf dışı
bırakan Arnavut milliyetçiliği, Arnavutların yeni tarihi, Arnavutların
İslam’a yeni bakışı, Arnavutların bütün kültür normları bu plan
çerçevesinde değiştirildi. Geleceğin Kosova güç merkezleri bu
çerçevede şekillendirildi. “Arnavut’un derisini kazısan altından haç çıkar” güzellemesi
de, bir yandan bütün dimağlara nakşediliyordu.


Reklam


Bu sürecin
yıldızı, şüphesiz Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) idi. Kosova
Katolik icmasının iddiasına göre, Vatikan UÇK’yı
da savaşa hazırlamıştı.


Siyasetin ve
sivil toplumun güçlü aktörleri de “Arnavut milliyetçiliği” etrafında
şekillendiriliyordu. Bu konuda en ileri siyasi hareket “Kendin Karar
Ver-Vetevendosje Hareketi” ve onun genç lideri Albin Kurti idi. Albin
Kurti, Kosova ölçeğinde bir “Arnavut milliyetçiliği” ile yetinmiyor; aynı
zamanda Arnavutluk’la birleşmeyi, Makedonya Arnavutları ile güçlü
beraberliği düşünen bir fikri de öngörüyordu. Geleceğin başbakanı
gözüyle bakılan Albin Kurti, Vatikan’ın bütün kurgularına uyuyor
gözüküyordu. Arnavut milliyetçiliğinin “kalesi” oydu. Senaryo belli, “esas
oğlan” belliydi. Görüntü buydu.


Son seçimde
beklenen oldu ve Albin Kuti’nin Vetevendosje hareketi birinci
oldu. Başbakan olması bekleniyor, en azından koalisyonun büyük ortağı
olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Seçim sürecinde Albin Kurti kendisinden
pek umulmayan birkaç cümle sarf etmişti, “İslam bir tehdit değildir,
ekstremistlerle ve İslamofobi ile mücadele edeceğim, başörtülüler
devlette çalışabilir.” Bu cümleler, sıradan bir cümle gibi geldi bir
çoğuna, ancak bu cümlelere çok dikkatle bakanlar da vardı. Vatikan’ın
senaryosunu bozan bu cümleler, bir yere not edilmiş olmalıydı. Parti
karıştı. Albin Kurti’nin partisindeki 31 vekilden 11’i istifa
ettirildi, başkent Priştine’nin belediye başkanı Albin Kurti’den ayrıldı. Albin’in halktan
aldığı oylar, masabaşı oyunuyla “hiç” mertebesine indirilmişti. Sonra
Kosova savaşının bütün “UÇK” komutanlarının partileri bir araya
getirilerek yeni hükümet komutanlara kurduruldu.


Bu olay beni çok
düşündürdü. Albin kimin ayağına basmış, hangi yanlışı yapmıştı? Kosova’da
esas güç kimdi, Kosova’nın rolü ne olarak belirlenmişti?
Albin bilmeden hangi oyunu bozmaya kalkmıştı? Kosova derin
devleti mi devredeydi? Albin’in partisini parça parça
eden, “UÇK” komutanlarının partilerini bir araya
getirip hükümeti kurdurtan ve asla yıktırtmayan kimdi? Kosova derin
devletini Vatikan mı kurgulamıştı? Kosova’nın kırmızı
çizgisi “İslamiyet” olarak mı belirlenmişti? Kosova’nın yüzü
Vatikan’a mı dönük olmalıydı?


Kafam karma
karışık olmuş, cevabını bulamadığım sorular beynimde fırtınalar
yaratmıştı.


Gelelim
Türkiye’ye. Türkiye’de mesele daha da kompleks gözüküyor.


Derin devlet
kavramı Türkiye’de de çok etkili biliyorum.
Kavramın oradaki izlerine de bakmaya çalıştım. Yalnız 3-4
yıldır, derin devlet kavramını pek kimsenin kullanmadığının da farkındayım. Bu
derin devletin etkisizleştirildiği, ya da Türkiye’de
defteri kapattığı anlamı mı taşır? Sanmam.


Önce, Türkiye’de
bu konuyla ilgili önemli figürlerin “derin devlet” tanımlarına
bakalım.


Reklam


Süleyman
Demirel’in derin devlet tanımı, yıl 2005: “Derin devlet devletin
kendisidir. Askerdir derin devlet. Cumhuriyet’i kuran
askerler, kurulu nizamın yıkılmasından daima korku
duyar”. “Devleti yıkılma sınırına getirmediğiniz sürece, derin
devlet hareket halinde değildir”. 


Demirel’in
tanımına bakarsak; cumhuriyeti kuranların, ki onlar
askerler, belirlediği bir devlet yapısı var ve ordu bunun koruyucusu
ve kollayıcısı. “Görünene” itibar etseniz, Demirel’in “derin
devlet askerdir” tanımı doğru. TC Devletini, CHP’yi kuran
onlar. 1960-1971-1980-1997 darbelerini yapan, siyasete çeki düzen veren
onlar. Askerler “dediğini yaptırabilecek” en önemli silahlı güç, bu doğru
ve bundan ötesi bir anlam yüklemek, aşırı zorlama.


Demirel’in
tanımlamasını güçlendiren, 2000-2003 yıllarında (AKP’ye darbe
yapma çalışmalarının yapıldığı yıllar), Türkiye’de görev
yapan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’un 2003
tarihli kriptosu. “Şahin generaller, Genelkurmay Başkanı Hilmi
Özkök’e her an muhtıra verebilir ve istifasını isteyebilirler”. “Şahin
generaller: Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi
Türkeri, Tuncer Kılınç” diyordu. Tanıdınız mı bu isimleri?


Kimdi bu ekip?
“Muhafazakar-dindar bir partiyi iktidarda görmekten tüyleri diken diken
olanlar”, Erbakan’ı iktidardan uçurdukları gibi, AK P’yi de “uçurmayı”
planlayanlar. Sonra?


Bülent
Ecevit ise, 2005’de; “Türkiye’de bir derin devlet olayı
var. Derin devlet kontrgerilladır. Ama herkesin derin devleti
farklıdır”, “1974 yılında Genelkurmay Başkanı örtülüden para istedi, yüklü bir
miktar. Ne için diye sordum. Özel Harp Dairesi için dedi. Daha önce
bu dairenin parası Amerikalılar tarafından verilirmiş” diyor ve derin
devleti “kontrgerilla” olarak açıklıyordu.


Tayyip Erdoğan
2007’de: “Derin devletin varlığına katılmıyorum diye bir şey yok. Katılmıyorum
olur mu, neden (derin devlet) olmasın. Türkiye Cumhuriyeti döneminde
başlamış bir şey de değil. Ta Osmanlı’dan. Bu gelenekten gelen bir şey zaten.
Ama bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak
gerek” diyerek, derin devleti “İttihat Terakki’ye ve Teşkilât-ı
Mahsusa’ya”, yani Osmanlı’nın yıkılması şartlarını hazırladığına inandığı,
siyasal oluşuma ve onun devlet inşasına kadar götürüyordu. Bu
“dindarların” genel kanısıydı.


Necmettin
Erbakan; “Ergenekon davası, TSK’da ABD karşıtlarının
tasfiyesidir” diyerek, derin devlet kavramına, Erdoğan’dan çok
farklı bir anlam yüklüyordu. Neden?


Eski Deniz
Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan; “Bizden yukarıda öyle bir örgüt var ki, her
şeyi o tezgâhlıyor, biz uyguluyoruz” diyordu.  Kayacan bir üst akıla
işaret ediyordu.


CHP genel başkan
yardımcısı Özgür Özel; “Türkiye’de bir başka mekanizma, bir başka dinamik var,
hepsini birden yönetiyor. Bir başka mekanizma devreye giriyor ve birbirine en
ağır hakaret edenleri birbirine dost, ahbap yapabiliyor, birden çok
partiyi kontrol eder bir şekilde Türkiye siyaseti üzerinde (derin
devletin) bir vesayet kurduğuna ben şahsen inanıyorum” diyordu.


Solcuların
yorumu; “Türkiye’de bir derin devlet var ama bu Amerikan derin devletinin
uzantısı”. “Dindarlar ve milliyetçiler de bu Amerikancı derin devletinin yerli
işbirlikçileri”. “Komünizm ile mücadele için NATO Gladio’yu kurmuş,
Türkiye’de ise 1952 yılında Kontrgerilla teşkilatlandırılmış”. Doğu
Perinçek’in yol arkadaşı, emekli Tümamiral Soner Polat, “dünyada NATO
Gladyosu’nu yenen, tasfiye eden ilk ve tek ülke Türkiye’dir
ve bunu Erdoğan başarmıştır” diyor.


Eski istihbaratçı
Mahir Kaynak da, derin devleti “ülkenin geleceğini planlayan ve bunu
gerçekleştirmek için politikalar üreten bir akıl” olarak nitelemiş.


Arşivleri
karıştırsak daha çok tanımlama bulabiliriz, öyle gözüküyor. Derin devlet
konusunda yapılan tanımlar, herkesin görebildiği parçalar ve karşılaştıkları
olaylar ile sınırlı. Solun tanımı farklı, sağın tanımı farklı, dindarınki daha
farklı. Tanım farklılığı derin devletin çok
çeşitli enstrümanlara sahip olması ve çok cephede hareket
edebilmesi ile ilgili. Ordu, siyaset, istihbarat, finans,
sivil toplum, fikir hareketleri, din, terör örgütleri vb.
içerisinde, derin devlet var. Derin devletin içerisinde olmadığı hiçbir
yapı yok.


Zamanın ruhu,
solu hareket ettirmeyi gerektiriyorsa, sol enstrümanlar hareket eder,
sağın içindekiler, karşıt konumda dahi olsa, esas aktörün işini
kolaylaştırıcı şekilde tavır alır. Dindar cephe hareket ettirilmek
istenirse, dindar enstrümanlar hareket eder, diğerleri onun
işini kolaylaştırır. Dışarıdan bakanlar sadece harekete geçen
parçaları görür. Zaman gelir, terör örgütleri azdırılır, zaman gelir,
milliyetçi kuvvetler harekete geçirilir. Ülkeyi istikametinde tutmak tek
bir unsurun boyunu aşarsa, sol unsurlar dindarlarla, milliyetçiler
dindarlarla bir araya da getirilir. Daha da yetmezse, farklı unsurların
içindeki derin devletle çalışan
yapılar, kendi kurumunu parçalar ve esas mücadeleyi yapan
unsuru destekler.


Derin devlet,
yerli de değil, milli de değildir. Kendisini kurgulayan “üst aklın
mensubiyetini taşır”. Derin devlet, kendi
üzerindeki “yabancı” olan “yönetici bir güç-üst
akıl” tarafından yapılandırılır. Bu güç, global sistem içinde
bir rol verilen ülke için kurgular derin devleti. İşte
kurgulanmış derin devlet, ülkeyi “belirlenen istikamette tutmakla
görevlendirilir”. Biz bu istikamette tutma oyunlarını, gerçekmiş gibi
algılar ve tavırlarımızı belirleriz.


Parçalar
inandırılmış fikirlerle hareket ederler. Farklı inançlar, dolaylı tutumla
da olsa, aynı hedefe hizmet edebilirler. Fikirlerin etrafında
kümelenenlerin, derin devletten asla haberleri olmaz. Ancak
fikirlerin arasına öyle bir nüans ilave eder ki üst
akıl, farklı fikir grubu fikirlerinin tam zıttı bir hedefe
yönelebilecek kıvamda tutulabilir.
Bu yöntemle, grup istenilen hedefe yöneltilemezse, parçalanır,
etkisizleştirilir, muhalefeti sınırlandırılır.


Parçaların içinde
hareket edenler, her zaman kendilerinin en doğruyu yaptığını, en vatansever
olduğunu, diğerlerinin de “hainimsi” olduğunu düşünür.


Bu şablonu
Türkiye için uygularsak, son yüz yılda meydana gelen olayları nasıl
okuyabiliriz?


Osmanlı yıkıldı,
petrol ve kritik alanlar paylaşıldı. Tablo buydu. “Etrafıyla
ilgilenmeyecek, oyunu bozmayacak ve Kürt meselesini çözemeyecek” bir
Türkiye, bu tabloyu tamamlayıcı olarak belirlendi. Türkiye hep bu
istikamette tutuldu. Sınırı aşmak isteyenler etkisizleştirildi.


Bakmayın siz
binlerce “detay” olaya. Son resim ne? Dışarıda bir milim kımıldayamamış, aksine
sıkışmış bir Türkiye, içeride de Kürt meselesini çözememiş bir
Türkiye. Diğer yorumlar palavra. Demek üst akıl işini görmüş, kurduğu
derin devlet de güzel çalışmış. Solcu, sağcı, dindar, milliyetçi, ocu-bucu,
ufak lokmalarla tatmin edilmiş. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş.


Halk,
aydınlar, siyasi kadrolar ve bürokrasi; geminin gittiği yön
konusunda yönlendirici olamadan, sadece geminin gidip-gitmediği,
geminin dökülen boyaları, bozulan makinaların tamiri, içindekilerin kılık ve
kıyafetleri, gemi içinde kurulacak nizam, gemi bölmeleri arasındaki
mücadeleler, gemi içindekilerle ilgili istihbarat, gemi içindekiler için ordu
kurulması, gemi içinin dizaynı gibi, neticesiz bir kargaşa içinde
enerji tüketmiş. Çabaların hiç biri geminin yönünü
belirleyememiş. Hiçbir siyasi hareket ve siyasi lider de kuşatılmışlığı
parçalayabilecek, oyunu bozacak bir hikaye yazamamış bu
millete. Yazmak isteyene de derin devlet gereğini yapmış. Herkes içerisinde
olduğu parçanın hikayesini yazmış, oynamış ve bununla mutlu olmuş.
Elbette başarılar da bu parçanın içiyle sınırlı kalmış.


Türkiye’de gerçek
derin devletin ve üst aklın varlığını belirleyebilmiş olan var mı?
Şüpheliyim. Önemli insanların tanımlarını yukarıda okudunuz.


Bugün için bir
işaret-şablon var mı derseniz? Size sadece “demokrasi şablonunu kullanın”
diyebilirim. Demokrasi şablonu, kimin nerede durduğuna dair önemli ipuçları
verir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış