• UZAY FAALİYETLERİ DOSYASI /// Onur DİKMECİ : TÜRKİYE’NİN UZAY ÇALIŞMALARI VE UZAY GÜVENLİĞİ
  • Yayın Tarihi : 31 Temmuz 2019 Çarşamba
  • Kategori : DEEP WEB & TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY BİLİMİ & FAALİYETLERİ & ASTRONOMİ

Onur DİKMECİ : TÜRKİYE’NİN UZAY ÇALIŞMALARI VE UZAY GÜVENLİĞİ

28 Temmuz, 2019

Son yıllarda gittikçe artan bir şekilde dış uzayın insan güvenliği ve ekonomik gelişme üzerine etkilerine tanık olmaktayız. Uydular vasıtası ile sağlanan haberleşme ve internet kullanımı, küresel düzeyde sadece ekonomilerin değil, sosyal alanda sivil toplumun da gelişmesine önemli katkılar sağlamaktadır.

Uydular vasıtası ile alınan görüntüler, doğal afetlerin ikazı ya da yardım izlenmesi gibi kolaylıklar yanında, iklim değişikliği gibi uzun süreli takibi gereken tehlikelerin de izlenmesinde kolaylıklar sağlamaktadır.

Bugün için uzay ile ilgili akademik çalışmalar, daha çok uzay güvenliği, uzayın barışçıl amaçlarla kullanılması ve uzayda silahlanma yarışının önlenmesi gibi konulara odaklanmaktadır. Uzay, bugün sadece bilimsel araştırmalar için değil haberleşme, doğal afetlerin izlenmesi, çevresel konuların takibi, tele-tıp, tele-eğitim gibi pek çok alanda çalışılmaktadır. Uzayın ticari kullanımı en çok televizyon ve görüntü alma hizmetleri kapsamında olmakla birlikte, ekonomik kriz nedeni ile uydu işleticileri aralarında koalisyonlar yapmak zorunda kalmaktadır.[1]

Uzay güvenliği için üç aynı hedef altında dokuz göstergenin iyileştirilmesi amaçlanmaktadır:

  • Uzayda çalışma ortamının sürdürülmesi;
    • Uzay ortamının işletime açık olması,
    • Uzayda durum farkındalığı,
    • Uzay yasaları, politikaları ve doktrinlerinin uygulanması,
  • Uzaydaki aktörlerin çeşitleri ve uzayı nasıl kullanacakları;
    • Sivil uzay programları ve küresel kullanımlar,
    • Ticari uzay,
    • Kara askeri operasyonları için uzay desteği,
  • Uzay ile ilgili teknolojilerin durumu;
    • Uzay sistemlerinin korunması,
    • Uzay sistemlerinin kullanılmaz hale getirilmesi,
    • Uzaya dayalı saldırı kabiliyetleri.[2]

Tam anlamıyla bir uzay güvenliğinin uydulardan ibaret olmadığını böylelikle ortaya koymak zor olmayacaktır. Günümüzde özellikle uydu çalışmaları uzay güvenliğinin önemli ve en çok yoğunlaşılan başlığını oluşturmaları geçerli olabilir. Ancak bütüncül bir uzay güvenliği için sıralanan dokuz maddede belirtilen faktörlerin de kapsanması gerekir. Uzayın özelleştirilmesi kapsamında bu alanda özel şirketlerinde faaliyet göstererek rekabet ortamının doğmasını ve yeni bakışların oluşturulabilmesini sağlamak önemli bir girişim olacaktır. Bunun için uzay kültürü farkındalığının en azından bu alanla ilgili kurumlar nezdinde oluşturulması gerekmektedir. Her önemli teknolojik gelişme askeri sahanın bir ürünü olarak kullanılmış ve sonrasında sivil sahaya adapte edilerek ilgili kulvarın daha da ilerlemesi kaydedilmiştir.[3]

Uzay stratejileri de askeri maksadın dışında sivil yaşantı ve destek programlarının konusunu oluşturmalıdır. Askeri kulvarda ise uzay çalışmaları ve uzay komutanlıkları ile ilgili birimler henüz kara operasyonlarının yardımcısı olarak faaliyet göstermektedir ve ana kuvvet olarak uzay komutanlığı birimlerinin orta ve uzun vade de oluşturulmaları kaçınılmaz olacaktır. Yine uzay temelli saldırının yanında, kara, deniz ve hava operasyonlarında olduğu gibi rakip güçlerin uzay çalışmalarının engellenmeleri ya da uzay çalışmalarının sabote edilmeleri gibi teknolojik-istihbari harekâtlar, harp teknolojisi ve sahalarının icra koşul ve ortamlarını da değiştirecektir. Bütüncül bir uzay güvenliği için en önemli konulardan birisi de, uzay yasaları ve hukukudur. Bir alanla ilgili yasal düzenlemeler yapılmaya başlandıysa, o alanda sömürü yarışıyla beraber illegal eğilimlerin de görülmesi kaçınılmazdır. Uzay anlaşmaları ve uzay hukuku konularında ülkelerin profesyonelleşme derecelerinin yüksekliği, bugün dünya siyasetinin koşullarında ki yasal düzenlemelerin ülkelerin menfaatleri doğrultularında eğilip-bükülmelerine benzer biçimde uzay politikalarında da geleneksel eğilimleri sergilemelerini kolaylaştıracaktır.

Uzay ile ilgili anlaşmalar, yönergeler ve kolaylaştırıcı düzenlemelerin neredeyse yarım yüzyıllık bir geçmişi bulunmaktadır:

1950: RAND raporu- Amerikan uzay politikalarının doğum belgesi olarak değerlendirilmektedir.

1958: Dış uzay hakkında başlangıç niteliğindeki politika belgeler; 5814/NSSP, NSC dokümanları

1962: Amerika’nın uzay faaliyetlerinin yasal prensiplerini açıklayan beyanname; UNGA Karar Tasarısı

1963: Sınırlı Test Yasağı Antlaşması (LTBT)- Dış uzay, atmosfer ve denizaltında Nükleer deneylerin yasaklanması

1967: Amerika’nın Dış Uzay Keşfi ve Kullanımı ile ilgili faaliyetlerini düzenleyen ilkeler antlaşması

1968: Astronotların Kurtarılması Anlaşması, Astronotların ve Dış Uzaya Gönderilen Cisimlerin Geri Dönüşü Antlaşması

1972 Anti Balistik Füze Antlaşması

1972 Uzay Cisimlerinin Sebep Olduğu Zararların Uluslararası Sorumluluğu Sözleşmesi

1975 Dış Uzaya Gönderilen Cisimlerin Kayıt Altına Alınma Sözleşmesi

1977 Çevre Değişikliği Sözleşmesi- uzayda dahil belirli askeri faaliyetlerin yasaklandığı yerlerin listesi

1979 Amerika’nın Ay ve Diğer Gök Cisimleri Faaliyetlerini Düzenleyen Anlaşma

1982 Reagan’ın Ulusal Uzay Politikası’nın  kabulü

1982: ITU, askeri olmayan haberleşmeyi engellemeyi yasaklayan Uluslararası Haberleşme Anlaşması’nı güncelledi.

1986 BM Genel Kurulu, Uzaktan Algılama ile ilgili prensipleri kabul etti.

1996 Kapsamlı Nükleer Deney Yasaklama Anlaşması

2002 Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Kuralları

2002 Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ve onun Telsiz Yönetmeliği ile ilgili tüzük ve sözleşme

2007 Avrupa Uzay Politikası

2007 BM COPUOS Hafifletme Rehberi

2008 Silahsızlandırma Konferansında, Rusya ve Çin resmi olarak Silahların dış uzayda konumlandırılmasını, uzay nesnelerine karşı güç kullanımı ya da tehditte bulunulmasının önlenmesine ilişkin bir anlaşma taslağı sundu. Amerikan yönetimi ise hemen uzaya erişim ya da kullanımı sınırlayacak yasal düzenlemelere karşı itirazını tekrarladı. Amerika’nın itirazının muhtemel nedenleri Uzay’da yer almak isteyen diğer ülkelerin dış uzaydaki oluşturacakları kaos ortamı ve silahlanmayı yasaklayıcı yapının denetlenememesi, diğer yandan açıkça belirtmese de Çin tarafından 2007’de ASAT silahlarının test edilmesidir.

2008 Taslak AB Dış Uzay Aktivite Kuralları

2009 Lizbon Anlaşması; Avrupa Birliği ve üyeleri için uzayın paylaşılmış bir yetki alanı haline getirilmesi.[4]

Yarım yüzyıllık sözleşme ya da anlaşma belgeleri Amerika’nın attığı adımlarla başlamıştır. Uzay yarışında şu an için ABD’nin öncül olması şaşırtıcı değildir çünkü daha  Soğuk Savaş döneminde, Ay’a adım atmak ve sonrasında Yıldız Savaşları projesini başlatmak gibi başarılı girişimleri meydana getirmiş ve uzay profesyonelleşmesi ile birlikte uzay kültürünün en yakın takipçisi olmuştu.

1980’li yıllarda ABD, sistemin teknolojik boyutunu geliştirmeye ağırlık vermiş, nükleer veya konvansiyonel başlıklar yerine, önleyici füzenin saldıran füzeye çarparak imha (hit-to-kill) teknolojisi ve kesin isabet için sensör ve güdüm (guidance) teknolojileri geliştirmiştir. ABD’de Başkan Regan döneminde, 1984 tarihli ve ”Yıldız Savaşları” olarak da bilinen Stratejik Savunma İnsiyatifi (SDI, Strategic Defense Initiative) programı önemli yenilikler içeriyordu. Bunlardan en önemlisi sistemin sensör ve durdurucu füzelerin önemli bir kısmının uzaya yerleştirilmesi planı açısındandır. 1989’da SSCB’nin ASAT (Anti-Satellite Attack Technologies) yani anti-uydu silahlarının fırlatıcı-uyduları kolayca vurabileceği düşüncesiyle, ”Brilliant Pebbles” adı verilen, minyatür sensör ve haberleşme teknolojisi sayesinde uzaya binlerce bağımsız durdurucu füze yerleştirilmesi projesi de füze savunma sistemi mimarisine eklenmiştir. SSCB’nin çöküşü birçok nedenin yanı sıra ”Yıldız Savaşları” projesinin yol açtığı silahlanma yarışı ile de açıklanmıştır.[5]

Uzay ile ilgili sıralanan anlaşma belgelerinde dikkat çeken bir husus da, uzayın barışçıl amaçlarla kullanımı konusunun işlenmesidir. Buna göre uzay kesinlikle adil paylaşılan başta nükleer olmak üzere insanlık için yıkım projelerinin temelini oluşturacak çalışmaların konusu arasında yer almayacaktı. Fakat devletlerin ve şirketlerin ideallerindeki yayılma arzuları, dünya da tehlikeli denemeleri ortaya çıkarmışken, istikrar uzayda nasıl ve ne derecede etkinlikle sürdürülebilirdi?

Örneğin; 1979  tarihli Ay Anlaşması, Ay ve diğer gök cisimlerindeki madenlerin tüm insanlığın ortak malı olduğunu belirtmiştir.

Uzaydaki doğal kaynakların işletilmesinde, uzay teknolojisi olan devletlerin kendi başlarına istedikleri bölgede maden işletmesi kuramayacakları ve bu madenleri dünyaya getiremeyecekleri hükmü getirilmiştir. Sosyalist düşüncenin etkisiyle merkezi bir idare sistemi getiren anlaşma, ancak kurulacak otorite izin verdiği takdirde belirlenen sahalarda isteyen devletlerin maden istasyonları kurabilecekleri şartını getirmiş; elde edilecek gelirin bir kısmının ise oluşturulacak bir fon vasıtasıyla az gelişmiş ülkelere transfer edilme mükellefiyetini yüklemişti. Sonuçta, ağır hükümlerinden dolayı Ay Anlaşması şimdiye kadar sadece dokuz devlet[6] tarafından onaylanmış olup[7], bunların içinde uzay teknolojisine sahip bir devlet yoktur.[8]

Güvenliğin, geniş boyutlu yapısındaki yeni bir alanı ifade eden uzay ve uzay çalışmalarına devletlerin ilgileri ve yatırımları artıkça, terörizmin uzay tabanlı tanımı ve eylemleri de sık olarak görülecektir. Bu alanda ki küçük çaplı hasarlar bile geniş kitleleri etkileyebilecek sonuçlara sebep olacaktır.

Libya’da ki mobil uydu haberleşme sinyallerinin karıştırılması, Sri Lanka’da Intelsat-12 uydusunun kaçırılması, Çin’de ise Falun Gong Hareketi tarafından Çin Merkez Tv ve eyalet istasyonlarının sinyallerinin engellenmesi[9], uzay terörizmi alanında gerçekleşen ilk terör faaliyetleridir.

Uzay Çalışmaları ve Yeni Dünyaların Keşfi

Uzay çalışmalarıyla ilgili diğer bir çaba alanı ise uzayda yaşayabileceğimiz yeni dünyalar ve canlılar bulmaktır. Peki, hayatın kaynağı nedir? Hayat gerçekten dünyada mı başlamıştır? Bugün bu konular bilim insanları tarafından tartışılıyor ve teknolojinin sağladığı imkânlar ile bu soruların cevaplarını aramak için en doğru zaman olduğu düşünülüyor. İlk bulgular, hayatın dünyada değil uzayda başladığı ve uzaydan bir şekilde dünyaya gelmiş olabileceği yönündedir.[10]

Hayatın yapı blokları olan kimyasal maddelerin kuyruklu yıldızlarda olduğu ve onlarla diğer gezegenlere taşınabileceği kabul gören bir teoridir. Hayat, kuyruklu yıldız yolu ile dünyada başlamış olabilir ama hâlâ bilinmeyen soru nasıl başlamış olduğudur. İddialardan biri yoktan var olmuş olabileceğidir. Bunun için zamanda daha geriye yolculuk yapmak, en eski mikroorganizmaları tespit etmemiz gerekiyor. Dünya’da ilk mikroorganizma 4 milyar yıl önce ortaya çıktı ama ne idi, nasıl bir hayat başlamıştı? Darwin’in evrim teorisi türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaktadır ama yaşamın nasıl başladığını bilmiyoruz. Bütün canlıların son ortak atası muhtemelen yüksek radyasyon ile mücadele etmek için okyanusun derinliklerinde bir yerde yaşıyordu. 4 milyar yıl önce dünyada bir canlının yaşamasına imkân vermeyen çok aşırı koşullar vardı ve dünyamız, sürekli olarak meteorit, asteroid ve diğer gök cisimlerinin çarpmalarına maruzdu. 1969 Eylül ayında Avustralya’da düşen göktaşlarının incelenmesinde üzerlerinde bakteriler tespit edildi. Bu organizmaların yaşaması için temiz ve sıcak bir suya düşmesi gerekirdi. Ancak yaşamın bir kaba, üremeye ve enerjiye ihtiyacı vardı. Bu kap hücre zarı oldu, üreme için DNA oluştu ve enerji için metabolizma ortaya çıktı.

DNA, yaşam yaratmak için gerekli dört parçadan oluşmaktadır. İnsan soyuna gelene kadar üç milyar yıldan fazla evrim gerekmiştir. Son on bin yılda insan DNA’sında hiçbir önemli biyolojik evrim veya değişiklik olmamıştır. Bugün bilim adamları bu parçalarla oynayarak yeni yaşam biçimleri tasarlamaktadırlar. Kimyasal bileşimlerden biyolojik yaşama geçişi sağlayacak evrim için çalışılmaktadır. Bu alanda sağlanacak başarı ile büyük bilmeceyi yani gezegenimizde hayatın nasıl başladığı sorusunu cevaplayabileceğiz.[11] Neticede evren ve yaşamın oluşumu ve sürecinin hesaplanmasında uzay çalışmaları önemli veri kaynağını oluştururken başta Mars’ta  ve diğer gezegenlerde yaşam bulguları üzerinde durulmaktadır.[12]

Türkiye ve Uzay Çalışmaları

Türkiye’de uzay çalışmaları, oldukça yeni bir güvenlik dalıdır. Bu durumun ciddi bir dezavantaj olmasının yanında bu alanda hızlı ve istekli adımlar, uzay yarışlarında Türkiye’yi üst sıralara taşıyabilecektir.

Uzay faaliyetleri kapsamında haberleşme uyduları sahasında 1994 yılında 1B uydusunun fırlatılmasından itibaren, Türksat 1C, Türksat 2A, Türksat 3A uyduları fırlatılmış bunlar dışında ise genellikle kamusal şirketlerin faaliyetleri görülmüştür.

GÖKTÜRK 1

GÖKTÜRK-1 Programının amacı; coğrafi kısıtlama olmaksızın Dünya üzerinde herhangi bir bölgeden askeri istihbarat amaçlı yüksek çözünürlüklü görüntü elde edilmesine imkân tanıyacak; aynı zamanda orman alanlarının kontrolü, kaçak yapılaşmanın takibi, doğal afet sonrası en kısa sürede hasar tespiti, ürün rekolte tespiti, coğrafi harita verilerinin üretilmesi gibi pek çok sivil faaliyet alanında da görüntü ihtiyacını karşılayacak bir uydu sisteminin tedarik edilmesi şeklinde belirlenmiştir.[13]

GÖKTÜRK 2

GÖKTÜRK-2 Projesi kapsamında; uzay ve uydu sistemlerine yönelik teknoloji, uzman insan gücü ve alt yapı geliştirilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının gözlem ve araştırma ihtiyaçlarının milli imkân ve kabiliyetlerle karşılanması hedeflenmiştir.[14]

GÖKTÜRK 3

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görüntü ihtiyacını karşılayabilmek maksadıyla coğrafi sınırlama olmaksızın dünyanın herhangi bölgesinden askeri istihbarat elde edilebilecektir.

GÖKTÜRK-3, diğer uydulara göre çok daha gelişmiş donanımdadır uzaydan bile insan yüzünü çekebilecek gelişmişlikte tasarlanmıştır. Ayrıca, GÖKTÜRK-2 uydusu Çin’den fırlatılmış, GÖKTÜRK-1 uydusu da İtalyan firma ana yükleniciliğinde, Fransız firmanın katkılarıyla yapılmıştı. GÖKTÜRK-3 kapsamında ise yerlilik oranın üst seviyeye çıkartılması amaçlanmıştır.[15]

TÜRKSAT 5A, TÜRKSAT 5B’nin[16] ise, 2015 ve 2017’de fırlatılacağı duyurulmuştu. Daha sonradan bu tarihler 2020 ve 2021 olarak bildirilmiştir. Ayrıca tamamen yerli ve milli imkânlarla yapılacak olan TÜRKSAT 6A’nın ise 2020’den sonra fırlatılacağı beklenmektedir.

Türkiye’nin uzay çalışmaları ile ilgili uydu konsepti genel olarak bu seviyededir ve bu alanda yerli oranın yükseltilmesiyle beraber uydu verimliliğinin de artırılması amaçlanmıştır.

Tablo: Türkiye’nin Uzay Güvenliği Alanındaki Temel Uydu Çalışmaları

TURKSAT/AD

YIL

TEMEL ÖZELLİK

1B

1994

Fırlatılan ilk uydu

1C

1996

Avrupa ile Orta Asya arasında doğrudan bağlantı

2A

2001

Rusya’yı da kapsamaktadır/Tv amaçlı

3A

2008

Yüksek kullanım kapasiteli/Haberleşme ve Tv yayınları için kullanılır

RASAT

2011

Yüksek çözünürlük/ Türkiye’de tasarlanan ilk yer gözlem uydusu

4A

2014

Çin-İngiltere-Afrika kapsama alanında/Tv yayını amaçlı

4B

2015

Hızlı İnternet

GÖKTÜRK 2

2012

İlk milli yer gözlem uydusu

GÖKTÜRK 1

2016

Sınırsız yüksek çözünürlük temini

GÖKTÜRK 3

2019

Yüksek çözünürlük

5A

2020

3 kıtada yayın ve veri iletimi

5B

2021

Yerli imkânlarla üretim ve kapsamlı yayın için kullanılır

6A

2020

İlk milli haberleşme uydusu

Uzay uydu çalışmaları dışında kamusal nitelikli ya da destekli şirketler ile havacılık ve uzay alanında faaliyet gösteren enstitü ile üniversitelere değinebiliriz.

Türk Hava Kuvvetleri, havacılık alanında en temel organizasyonken, Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlı, Hezarfen Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü, havacılık ve uzay dallarında askeri ve sivil öğrencilere yüksek lisans ve doktora olanakları sunmaktadır.

Türk Uçak Sanayii Anonim Ortaklığı (TUSAŞ) ise, 28 Haziran 1973 tarihinde Türkiye’nin savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde kurulmuştur.

Türk Hava Kuvvetleri’nin savaş uçağı ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak F-16 uçaklarının kullanılması kararı ile birlikte; F-16 uçağının üretimi, uçak üzerindeki sistemlerin entegrasyonu ve uçuş testlerini yaparak Hava Kuvvetlerimize teslim etmek üzere TUSAŞ tarafından 1984 yılında TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TAI), Türk-ABD ortak yatırım şirketi olarak 25 yıllığına kurulmuştur.

25 yıllık süreç tamamlanmadan, 2005 yılında TAI’nin yabancı hisseleri Türk hissedarlar tarafından satın alınarak şirket yeniden yapılandırılmıştır. Bu kapsamda TAI ve TUSAŞ birleşerek, TUSAŞ – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. çatısı altında faaliyetlerini genişletmiş, havacılık ve uzay sanayi sistemlerinin geliştirilmesi, modernizasyonu, üretimi, sistem entegrasyonu ve yaşam döngüsü destek süreçlerinde Türkiye’nin teknoloji merkezi konumuna gelmiştir.

Havacılık ve uzay sanayisinde küresel ilk yüz oyuncu arasında yer alan TUSAŞ, proje konularına bağlı olarak;

  • Yapısal Grubu,
  • Uçak Grubu,
  • Helikopter Grubu,
  • İnsansız Hava Aracı (İHA) Sistemleri Grubu,
  • Uzay Sistemleri Grubu,
  • Milli Muharip Uçak (MMU) Grubu

olmak üzere altı stratejik iş merkezi bünyesinde örgütlenmiştir. Ayrıca, TUSAŞ tarafından tasarlanan/üretilen tüm ürünlerle ilgili olarak entegre lojistik destek hizmeti sağlanmaktadır.[17]

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından olan TÜBİTAK bünyesinde oluşturulan Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ise ağırlıklı olarak milli imkânlara dayalı uydu çalışmalarının yanında, Radyo Frekansı tasarım, pasif ve aktif mikrodalga devreleri, özgün tabanbant haberleşmesi konularını da geliştirmektedir. Ayrıca havacılık teknolojileri hususunda büyük alanları gözetleme ve haritalama için yüksek irtifada uzun süreli uçan insansız sistemler gibi konulara da yönelmiştir. Enstitü’nün çalışmalarında ki uzay konusunun, ağırlıklı olarak uydu çalışmalarını kapsadığı açıkça görülmektedir.

İstanbul Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi ve Ege Üniversitesi bünyelerinde ise Astronomi ve Uzay Bilimleri lisans programı bulunmaktadır. Mezunlar ağırlıklı olarak gözlemevlerinde istihdam edilebileceği için, uzay çalışmalarında kendilerinden istifadeleri asgari düzeyde olmuştur ve çoğunlukla formasyon eğitimlerini tamamlayarak fizik ve matematik alanlarında istihdam imkânları bulmaktadırlar.

Türk Hava Kurumu Havacılık Vakfı tarafından 2011 yılında kurulan Türk Hava Kurumu Üniversitesi ise ”Havacılık ve Uzay” alanında bilimselliğe dayalı, nitelikli eğitim ve araştırma programlarına sahip olabilme vizyonuyla 2011 yılında hayata geçirilmiştir.[18] Türk Hava Kurumu Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi bünyelerinde Uzay Mühendisliği lisans programları da mevcuttur.

Türkiye’de uzay çalışmalarında sorumluluk sahibi olan üniversiteler ve enstitüler dışında en önemli gelişmelerden birisi de, 13 Aralık 2018 yılında, 23 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle hayata geçirilen Türkiye Uzay Ajansı’dır. Ajansın görevleri genel olarak belirlenmiştir ve maddeler halinde sıralanmıştır:

a) Cumhurbaşkanınca belirlenen politikalar doğrultusunda Millî Uzay Programını hazırlamak ve hayata geçirilmesi için düzenlemeler yapmak.

b) Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerine yönelik orta ve uzun vadeli amaçları, temel ilke ve yaklaşımları, hedef ve öncelikleri, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını da içeren stratejik planlar hazırlamak.

c) Rekabetçi bir uzay ve havacılık sanayinin geliştirilmesi, toplumun refahı ve millî menfaatler doğrultusunda uzay ve havacılık teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, uzay ve havacılık teknolojileri alanında bilimsel ve teknolojik altyapıların ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, kapasite ve yeteneklerin artırılması, uzaya bağımsız erişim imkânı sağlayacak tesis ve teknolojilerin kazanılması, uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri alanındaki uzmanlık ve bilgi birikiminden millî sanayinin diğer sektörlerinin de yararlanabilmesi için gerekli çalışmaları yapmak veya yaptırmak.

ç) Ulusal kapsamda ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) nezdinde yürütülen spektrum ve yörünge tahsis ve koordinasyon faaliyetleri ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yürütülen görevler hariç olmak üzere uzay araçları ve uzay yer sistemlerine ilişkin ulusal egemenlik kapsamındaki hakların kullanımına karar vermek, bu hakların yönetimi ve kullandırılmasına yönelik usul ve esasları belirlemek ve bu haklarla ilgili ulusal yükümlülüklerin gereklerini yerine getirmek, uzay yer istasyonlarının işletilmesine yönelik sözleşme imzalamak, uzay yer istasyonları arasında koordinasyonu sağlamak, ülkemizin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunması ve güvence altına alınması için ulusal ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyonu yürütmek.

d) Milletlerarası antlaşmalar uyarınca uzaya fırlatılan nesnelerin kayıtlarını Devlet adına tutmak, Birleşmiş Milletler nezdinde tescil işlemlerini gerçekleştirmek veya tescil işlemlerini gerçekleştirmek üzere yetkilendirmek.

e) Ticari, bilimsel ve araştırma-geliştirme amaçlı uzay operasyonları ile insanlı veya insansız uzaya erişim ve uzayın keşfine yönelik operasyonları yaptırmak veya yapılmasını koordine etmek.

f) Uydu, fırlatma araç ve sistemleri, hava araçları, simülatörler, uzay platformları dâhil uzay ve havacılıkla ilgili her türlü ürün, teknoloji, sistem, tesis, araç ve gereçlerin tasarımı, üretimi, entegrasyonu ve gerekli testlerinin yapılmasını sağlamak amacıyla plan, proje ve çalışmalar yapmak veya yaptırmak.

g) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör kuruluşları tarafından uzaya gönderilecek uydu ve uzay araçlarının yurtiçinden fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin gerekli izinleri vermek ve koordinasyonu sağlamak; yurtdışından fırlatılmasına, yörüngeye yerleştirilmesine ve geri döndürülmesine ilişkin bildirimleri kayıt altına almak.

ğ) Uzay ve hava araçları ile uzay yer sistemleri alanında her türlü tasarım, analiz, üretim, test, operasyon ve entegrasyon faaliyetlerini düzenlemek, izlemek ve gerektiğinde bu hususlarda yetkilendirme yapmak ve süreçleri yürütmek.

h) Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinin; ülke kalkınması, millî güvenliğin sağlanması, kamu sağlığının ve çevrenin korunması, doğal kaynakların ve tarımsal verimliliğin tespit edilmesi, doğal afetlerin erken tespitinin yapılması ve doğal afetlerden kaynaklanan hasarların azaltılması, milletlerarası antlaşmalar ve yükümlülüklerin takibine yönelik kullanılması amacıyla yapılacak çalışmalarda ilgili kurumlar ile koordinasyonu sağlamak.

ı) Ülke genelinde uzay ve havacılık bilim ve teknolojilerine yönelik ilgi ve merakın geliştirilmesinde öncülük yapmak; bu amaçla Ajansın ilgi ve faaliyet alanlarında kamuoyuna ulaşmak için gerekli yayınları yapmak ve her türlü iletişim ortamında içerik hazırlamak ve sunmak, etkinlikler gerçekleştirmek ve bu amaca yönelik faaliyetleri desteklemek.

i) Millî güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla, Ajansın görevi kapsamında yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen verinin standartlarını oluşturmak, gerektiğinde işlenmesini, saklanmasını ve kullanılmasını sağlamak ve paylaşım şartlarını düzenlemek.

j) Ülkenin sahip olduğu kritik uzay ve havacılık teknolojilerinin ihracına ilişkin usul ve esasları, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak belirlemek.

k) Deneysel amaçlı uzay ve hava araçları, uzay ve yer sistemleri, alt sistemler, ekipman ve bileşenlerin geliştirilmesine, uzayın keşfine yönelik araştırmalar yaptırmak; gerekli sistem ve araçların tasarlanması, geliştirilmesi ve sair suretle temin edilmesi için üniversitelerle, diğer bilimsel faaliyette bulunan kurum ve kuruluşlarla veya yurtdışındaki kuruluşlarla işbirliği yapmak ve gerekli çalışmaların yürütülmesini koordine etmek.

l) İlgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere, uzay ve havacılık bilim ve teknolojilerine ilişkin uluslararası standartları da dikkate alarak, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyon içinde ülke standartlarını belirlemeye yönelik çalışmalar yapmak.

m) Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltmak, uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak, bilimsel ve teknolojik altyapıyı oluşturmak ve her türlü yeni teknolojinin geliştirilmesi amacıyla Ar-Ge ve yüksek teknoloji girişimciliği destek programları hazırlamak.

n) Astronomi ve uzay bilimleri ile ilgili çalışmaları desteklemek ve ulusal düzeyde yürütülen çalışmaları koordine etmek, gözlem ve ölçüm sistemleri teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmaları desteklemek ve uluslararası işbirliklerini geliştirmek.

o) Uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri ile ilgili olarak uygulamaların gelişimini ve yaygınlaştırılmasını destekleyici mahiyette finans, hukuk, yönetim, işletme, pazarlama ve benzeri konularda çalışmalar yapmak.

ö) Uluslararası uzay hukukundaki gelişmeleri izlemek ve muadil yabancı kuruluşlar ile işbirliği yapmak, uzay hukukuna ilişkin mevzuat dâhil her türlü çalışmaları yürütmek.

p) Uzay ve havacılık teknolojileri ile ilgili bölgesel veya uluslararası oluşum ve kuruluşlara üye olmak, görev alanı ile ilgili konularda uluslararası kuruluşlar ve ülkelerle bağlantı sağlamak, uluslararası oluşum, kuruluş ve anlaşmalar nezdinde ülkemizi temsil edecek personeli görevlendirmek.

r) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.[19]

Türkiye Uzay Ajansı’nın görev ve yetkilerinin uzay-uydu çalışmalarından ibaret olmayacağı ve ”Uzay Stratejileri” belirlemeye yönelik çalışmalarda bulunacağı açıklanmış olunmuştur. Uzay konusunda rekabetçi ortamın var edilmesi yine Ajans’ın sorumlulukları arasındadır ve uzun vade de Ajans’ın özel sektörü teşvik edici düzenlemelerde bulunacağı ve uzay turizmi gibi konulara öncülük edeceği tasarlanmıştır. Koordinasyon, uzay taşıt ve gereçlerinde yerlilik oranlarının yükseltilmesi ve insansız uzay taşıtları gibi hiper teknolojilerin belirlenmeleri Uzay Ajansı’nın görevleri arasındadır. Ayrıca dünyada yeni gelişen uzay hukuku alanındaki gelişmelerin takip edilmesi ve belki de bu alanda uzmanlaşılması, Ajans’ın faaliyetleri arasında bulunacaktır. Uzay lobisi ya da diplomasisi faaliyetlerini yürütmekle beraber, Astronomi ve Uzay Bilimleri çalışmalarının desteklenmesinin işlenmesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri mezunlarının en azından daha sistemli ve alanları doğrultularında istihdam edilmelerine gayret edileceğinin planlanması bakımından olumlu bir gelişmedir.

Uzay kültürünün oluşturulması ve uzaya olan ilginin artırılması konularında çalışmalarda bulunulacağı ise uzay endüstrisinin gelişmesine katkıda bulunacak etmenler arasında yer alacaktır. Çünkü bir alan ile ilgili kültürün oluşturulması ve ilginin desteklenmesi faaliyetleri olmadan, o sektörün gelişmesi ve ülkenin o sektör dalında verimli modeller gündeme getirmesi mümkün değildir.

Bu yönleriyle, Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulması geç kalınmış bir gelişme bile olsa, görev ve sorumluluk hedeflerinin nitelik ve geniş kapsamı gerekçeleriyle de, eksikliği kısa sürede doldurabilecek yapı olduğu yönündeki izlenimleri kuvvetlendirmektedir.

Türkiye’nin Uzay Stratejileri İle İlgili Öneriler

Öncelikle uzay çalışmalarında bulunan girişimci sayısını arttırmak gerekir. Devlet ve özel sektörün uzay alanına yatırım yapmasını teşvik etmek ve uzay sistemlerinin kullanımını yaygınlaştırmalı. Uzay teknolojilerinin kendi bütçemiz ile elde edilebilmesi hedeflenmelidir. Bu amaç doğrultusunda özel sektörün de uzay alanına dahil edilmesi ve teşvik edilmesi şarttır.

Uzay alanında eğitim ve öğretim altyapımız güçlendirilmelidir. Türkiye ihtiyaç duyacağı insan kaynağını özellikle de araştırmacıları, bilim adamı, mühendis, teknik destek uzmanlarını, yönetici ve idarecileri yetiştirmeye yönelik kurumsal yapılanma ve programlar oluşturulmalıdır. Bunun için henüz eğitim-öğretim yaşantısında gençler uzay konusunda küçük yaşlardan itibaren bilinçlendirilmeli. Eğitim-öğretim döneminin her safhasında seminer, konferans, fuar vb. etkinlikler düzenlenmeli.

Üniversitelerdeki araştırma ortamları arttırılmalı ve araştırma yapacak kişilere imkân ve kaynaklar sağlanmalıdır. Eğitimli insan kaynakları arttırılmalıdır. Toplumda uzay bilim ve teknolojileri bilinci ve ilgisi artırmalı, özellikle gençlerde uzay konusunda merak uyandırmalı ve uzay çalışmalarına teşvik etmeli.

Ar-ge faaliyetlerinin önemle üzerinde durulması gerekmektedir. Bunun için gerekli altyapı çalışmaları oluşturulmalıdır. Ar-Ge faaliyetlerinin maliyeti arttırıcı nitelikte olması ar-ge faaliyetlerinin yapılmasını etkilemektedir. Bundan dolayı Ar-Ge faaliyetleri ülkemizde çeşitli politikalarla desteklenmektedir.[20]

Türkiye’nin özellikle son yıllarda geliştirdiği uzay politikalarına rağmen bu alanla ilgili eksiklerinin varlığı da ortadadır. Uzay çalışmalarına ayrılan bütçe neredeyse binde 2 oranındadır ve bu oran uzay çalışmaları yürüten ülkelerin oldukça gerisindedir. Ayrıca üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de deniz kültürü bile tam anlamıyla benimsetilememişken, uzay kültürünün benimsetilmesi zorlu bir uğraş olacaktır. Türkiye Uzay Ajansı görevlerinde belirtilen Türkiye’nin uzay hukuku çalışmalarına eğileceği konusu önemli olsa bile Türkiye’de kurumsal anlamda uzay hukuku gelişmemiştir ve bu özel hukuk dalını çalışan profesyonel bürolar ya da düşünce kuruluşları bulunmamaktadır.

Türkiye’nin hayata geçirmesi gereken kurumlardan birisi de Türkiye Uzay Kuvvetleri Komutanlığı olmalıdır. Uzay çalışmalarında önde gelen ülke olan ABD, kısa süre önce Uzay Komutanlığı kuracağını duyurmuştu.[21] [22]

Fransa’da Hava Kuvvetleri bünyesinde, uydu çalışmalarıyla ilgili Uzay Komutanlığı’nın kurulacağını belirtmiştir.[23]

Uzay Komutanlıkları şu anda dünyada temel kuvvetler olarak işlev görmemekle beraber, uydu çalışmalarına yoğunlaşmaktadırlar. Türkiye’de faaliyete geçirilecek Uzay Komutanlığı da ilk etapta, Hava Kuvvetleri bünyesinde oluşturulabilir. Gelişen ve değişen koşullara göre Uzay Kuvvetleri, Türkiye’de ve Dünya’da, temel kuvvet komutanlıkları arasına girecek, uyduların korunmaları, uzay terörizmi operasyonlarının yürütülmeleri, uzay harekâtları, uzay cephaneliklerinin oluşturulmaları ve korunmaları, uzay turistlerinin ve uzay yerleşim birimlerinin korunmaları, uzay istihbaratı gibi konularda faaliyet göstereceklerdir.

Türkiye’de uzay teknolojileri alanında ciddi adımlar atılmış olsa da, yüksek teknoloji eksikliği teknoloji transferini gerektirmekte, bu da teknolojiyi elinde bulunduran güçlerle olan ilişkilerine ve bu güçlerin birbiri ile olan ilişkilerine bağlı olmaktadır. Bu çerçevede, sistem düzeyinden bakıldığında, Soğuk Savaş sonrası sistemde Türkiye’nin, bölgeselcilik, yeni-Osmanlıcılık eksen kayması, çok yönlü ve bağımsız dış politika olarak değişik biçimlerde isimlendirilen genişleyen manevra alanının, yeni şekillenen çok kutuplu[24] ve küreselleşmiş sistemde de devam etmesi bazı konularda mümkündür. Fakat güvenlik, savunma sanayi ve askeri alımlar konusunda, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçler arasında, 1990’lardan farklı olarak 2000’lerde kutuplaşma olmasa bile rekabet ilişkisinin öne geçmesi, Türkiye’nin de güvenlik alanındaki Batı ile ittifak (NATO) ilişkisinin hâlâ önemini koruması nedenleriyle, manevra alanının daha da daralması ihtimali söz konusudur. Diğer bir deyişle, bu büyük güçler arasındaki rekabet ilişkisi ve sınırlı işbirliği devam ettiği müddetçe Türkiye’nin geleceğe yönelik ekonomik ve askeri stratejilerinde önceliği olan füze savunması ve uzay teknolojilerinin geliştirilmesi, Türkiye’nin güvenlik bağımlılıkları (ABD ve NATO) ile Rusya ve Çin gibi teknoloji transferine gönüllü güçler arasında kalan zorluklarla dolu bir süreç olmaya devam edecektir.[25]

 

Onur DİKMECİ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
______________________________________________

Dipnotlar:

[1]Sait Yılmaz, Evrensel Güvenlik ve Uzay Güvenliği, Sait Yılmaz(ed.), Uzay Güvenliği, 1.Baskı, İstanbul, Milenyum Yayınları, Kasım 2013, s.55-56

[2]Aktaran: Yılmaz, A.g.e, s.55-56 (Einshower Institute: Space Security 2003, Washington DC, 2004)

[3]Örnek olarak; mikrodalga fırın teknolojisi, cep telefonu, internet gibi hemen herkesin kullandığı gereç ve teknolojik ilerlemeleri verebiliriz.

[4]Philipp Reuter ve Aman Pannu, Uzay Güvenliği: Küresel Endüstrinin Rekabet Alanı, Yılmaz, A.g.e, s.291-293

[5]Işıl Kazan Çelik, Füze Savunması ve Uzayın Güvenlikleştirilmeleri Bağlamında Türkiye, Faruk Sönmezoğlu-Nurcan Özgür Baklacıoğlu-Özlem Terzi(ed.), Türk Dış Politikasının Analizi, İstanbul, Der Yayınları, 2012, s.208-209

[6]Fas, Meksika, Avustralya, Avusturya, Şili, Hollanda, Pakistan, Filipinler, Uruguay.

[7]Uluslararası sosyalist bir rejimin üçüncü dünya ülkeleri tarafından kontrol edileceğini öne süren Amerika, bu projenin en kuvvetli aleyhtarı olmuştur.

[8]Kemal Başlar, 21.Yüzyıla Girerken Uzaydaki Doğal Kaynaklar ve Rejim Oluşturma Çabaları, Faruk Sönmezoğlu(ed.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar Yeni Bakışlar, İstanbul,  Der Yayınları, 1998, s.40-41

[9]Nina Louisa Remuss, The Need to Counter Space Terrorism, ESPI Perspectives,  2009, s.1-10

[10]Örneğin; Bilim İnsanları: İnsan Vücudunu Oluşturan Atomların Yaklaşık Yarısı Samanyolu’nun Ötesindeki Galaksilerde Oluştu, Sözcü, 28 Temmuz 2017

[11]Yılmaz, A.g.e, s.66

[12]Uzay ve yaşam konusu yeni bir teostrateji ile yeni bir inanç, yeni insan modeli oluşturmaya yönelik kavram içerisinde de yer almaktadır.

[13]https://www.tai.com.tr/urun/gokturk-1

[14]https://www.tai.com.tr/urun/gokturk-2

[15]Hakkı Kurban, Sıra Uyduların Efendisi Göktürk-3’te, Akşam, 7 Aralık 2016

[16]Üretim aşamaları ve teknik bilgiler için bknz; Türksat 5A ve Türksat 5B Uyduları İçin Geri Sayım Sürüyor, MSI, Nisan 2019, s.88

[17]https://www.tai.com.tr/kurumsal/hakkimizda

[18]https://www.thk.edu.tr/universitemizin-misyon-ve-vizyonu/

[19]23 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi

[20]Abdullah Kural, Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Uzay Politikaları ve Türkiye’nin Uzay Stratejisi, Hava Harp Okulu Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü, Haziran 2012, Yüksek Lisans Tezi, s.97

[21]Trump İmzayı Attı: ABD Uzay Kuvvetleri Komutanlığı Kuruyor, Hürriyet, 18 Aralık 2018

[22]ABD’nin, Uzay Komutanlığı kurmasıyla ilgili çalışmaları 2018 yılında ”Reagan Libary”de yürütülmüştür. Reagan, Yıldız Savaşları projesini başlatan ABD Başkanı’dır ve bu durum ABD’nin uzay politikalarının kapsamlı bir stratejiye ve geleneğe dayandığını göstermektedir.

[23]Uzay Komutanlığı çalışmaları arasında yer alan niyetlerden birisi de icat edilen temel bir dış düşmana yönelik ortak pakt ve savunma bütçesinin seferber edilmesini sağlamaktır. Soğuk Savaş döneminde ortak düşman Komünizm kavramıyken, ikibinli yıllarda ortak düşman İslâm Uygarlığı-Mülteciler-Göçmenler ilân edilmiş ve sonrasının ortak düşmanı olarak ise Sind Uygarlığı gösterilmiştir. Yakın gelecekte Çin’in iç siyasi ve ekonomik kriz göstergesinin tırmanması bu ihtimâli de ya zayıflatacak ya da ortadan kaldıracaktır. Bir sonraki ortak düşman için belirlenecek en makûl aktör ise denenmiş ülkeler, ideolojiler ya da vekil aktörler değil dünya dışı bulgular olarak gösterilecektir.

[24]Kutupsuz olarak addetmek daha doyurucu bir tanım olacaktır.

[25]Çelik, A.g.e, s.228-229

Onur Dikmeci Hakkında

Onur DİKMECİ: (İstanbul) 1987 İstanbul doğumludur. Haliç Üniversitesi İşletme Lisans bölümünden mezun olduktan sonra Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans programına devam etmiştir. Güvenlik, istihbarat, NATO gibi konularda çeşitli eğitim programlarına katılmış ve bu alanlarda “Beyaz Kitap” ve “Devlet Aklı” adlarıyla 2 adet kitap yayımlamıştır. Türkiye’nin ilk özel istihbarat platformu Türkiye Algı Merkezi’nin (turkiyealgimerkezi.org) kurucusu ve direktörüdür. Bireysel ve kurumsal danışmanlık görevini sürdürmektedir.