Kaynak : https://demokratlar8.blogspot.com/2018/10/yassiada-cehennemi-1-2-3-video-hasan.html


Hasan Emre Oktay : YASSIADA CEHENNEMİ
(1-2-3 Video)




27 Mayıs 1960
darbesi ile Yassıada yaşantısı, Yassıada mahkemeleri asla ayrı tutulamaz. 27
Mayıs darbesi olmasaydı Yassıada zulmü de olmazdı. 27 Mayıs darbesi ile
Yassıada zulmünü ayrı tutmak darbecilerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey
olmaz ve yanlıştır da. Zira bazı kişiler derler ki, Menderes darbeye sebep
oldu, darbeyi önleyebilirdi. Onlara göre 27 Mayıs başka, Yassıada
kanunsuzlukları başkadır. Bu durumda 27 Mayıs’ı yapan, devleti silah zoruyla
gasp eden, seçilmişleri kafasına göre gayrimeşru ilan eden darbeciler,
savunulmuş oluyor. Bakın aziz dostlar 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren ekibin
beyin takımından Dündar Seyhan 1954 yılında, fütursuzca neler yazmış.
(Gölgedeki Adam, Dündar Seyhan S.44)




“1954
SONBAHARININ BİR PAZAR GECESİNDE UÇAKSAVAR OKULUNUN GAZİNOSUNDA ORHAN KABİBAY
İLE BİRLİKTE SUCUKLU YUMURTA YERKEN, MEMLEKETİN İÇİNDE BULUNDUĞU ÇIKMAZDAN
KURTULMA ÇARELERİNİ TARTIŞIYORDUK… EVET, İKİMİZDE ARTIK İHTİLALDEN BAŞKA ÇARE
GÖREMİYORDUK… İHTİLAL ARTIK TÜRKİYE’NİN KURTULUŞUNA TEK ÇARE GÖRÜNÜYORDU… DEDİM
Kİ, AKINTIYA KÜREK ÇEKİYORUZ, BOŞUNA ÇENE YÜRÜTÜYORUZ, TÜRKİYE ANCAK AKSİYON
İLE KURTULUR. BU AKSİYONU GÖSTEREBİLECEK YARATILIŞTA İNSANLAR OLDUĞUMUZU
ZANNEDİYORUM. BUNUN İÇİN GİZLİ BİR CEMİYET LAZIMDIR (CUNTA), NEDEN SENİNLE BU
CEMİYETİ (CUNTAYI) TEŞKİL EDEN İKİ KİŞİ OLMUYORUZ. KABİBAY AYAĞA KALKTI, ELİMİ
TUTTU, BİRBİRİMİZE SARILARAK ÖPÜŞTÜK…”





Yıl 1954, genel
seçimler yeni yapılmış ve bir parti DP % 58 oy almış, iktidarını tazelemiş.
Ülkede tarım ürünleri patlaması var, İnönü döneminde açlık çeken Türkiye, tarım
ürünlerinde ilk defa ihracata başlamış. Karasabandan modern makineli tarıma
geçilmiş. Traktör sayısı 4 binden 44 bine çıkmış ve köylü ucuz kredilerle
kolaylıkla traktör elde edebiliyor.Ülke şantiye halinde, barajlar, silolar,
fabrikalar, yollar, hastaneler yapılmakta ve halkın yüzü gülmektedir.
Birçokekonomist bu dönemi altın çağ olarak değerlendiriyor. Uzun süredir
sürüncemede bırakılan Anıtkabir inşaatı gerekli tahsisat çıkartılarak
bitirilmiş ve 10 Kasım 1953’de Atanın naaşı, tahnit edilerek bir köşede
unutulmuş olduğu Etnografya müzesinden,yurdun dört bir tarafından getirilen
topraklar içinde Anıtkabir’e defnedilmiş ve Anıtkabir halkın ziyaretine
açılmış. Paralardan, pullardan, resmi dairelerden kaldırılan Atatürk
portreleri, büstleri resimleri tekrar yerine iade edilmiş, Atatürk’ün Hatırasını
Koruma Kanunu çıkartılmış…




Ve böyle bir
ortamda iki genç subay sucuklu yumurta yerken, muhtemelen de rakı içerken
memleketi kurtarmaktan bahsediyorlar ve bu iş için bir cuntanın teşekkülüne
karar veriyorlar. Onlar cunta kelimesini kullanmıyorlar, yaptıkları gizli
organizasyona, teşkilat (örgüt) adını veriyorlar.Bu cuntaya kısa süre sonra
Yüzbaşı Süreyya Yüksel, Yüzbaşı Turan Okan, Yüzbaşı Nejat Kumaşoğlu
katılacaklardır. Yetmezmiş gibi 1956 yılında Ankara’da Talat Aydemir, Sezai
Okan ve Osman Köksal yeni bir cunta kuruyorlar. Amaç yine aynı, memleketi
kurtarmak. Ankara’da bir diğer cunta Sadi Koçaş ve Kenan Esengil tarafından
oluşturuluyor.




1957 yılında
Aydemir cuntası ile Dündar cuntası birleşiyorlar ve katılımlar oluyor, silah
üzerine yemin ediyorlar. Dündar Seyhan’ın o günlerde sarf ettiği sözlerinden
bir paragraf, “Memleketi ıslah etmek, kurtarmak lazım. Politikacıların tutumu
ortada. Onların bir şey yapacağı yok. Bu bakımdan yakında hükümeti bertaraf
etmemiz bahis konusu olabilir. Hazırlıklarımızı bir ihtilale göre
geliştirmeliyiz. Bunun için gerekirse kan dökmekten çekinmemeliyiz. Kan
dökülecekse dökülür, başka çare yoksa hem de çok dökülür…”
 

Bir garabet de
cuntalara asla general alınmaması konusudur. Cunta mensupları sürekli ordu
içindeki kilit noktaları tespit ediyorlar. İhanette bulunanlar derhal infaz
edilecektir. (Abdi İpekçi-Ömer Sami Coşar, İhtilalin İçyüzü) 1957 yılında bir
darbe girişimi ‘9 Subay Olayı’ meydana gelecek ve Samet Kuşçu adında bir kurmay
subayın ihbarı üzerine olay önlenecektir.




Anlaşılacağı
gibi, 27 Mayıs’ın 1959-60 Menderes yönetiminin iyiliği veya kötülüğü ile ilgisi
yoktur. Esas suç 27 Mayıs darbesinin müsebbiplerinindir. Zaten bu darbeyi
yapanlardan, Yassıada zulmünden başka ne beklenirdi ki?
 

Rahmetli
Menderes Erken seçim yapsaydı darbe olmazdı sözü de, bilgi eksikliğine dayanan
bir yanılgıdır. Bakın 16 Mayıs 1960, darbeden 11 gün önce rahmetli Menderes
Eskişehir’de mahşeri bir kalabalığa hitap ediyor ve yolumuz seçim yoludur,
serbest seçim yoludur, haberini veriyor. Haberi Zafer gazetesi manşetten
vermişti, ama nafile darbeci eşkıya devleti ele geçirmeye karar vermiş. Hatta Menderes’in
bu seçim açıklaması üzerine, darbenin öne alındığını vurgulayanlar az değildir.
Darbecilerin arkalarında ne yazık ki, İnönü ve CHP vardır.




O tarihte Harp
Okulu 2 sene, maşallah bu genç subaylar 2 sene de neler öğrenmişler ki, Celal
Bayar’ı, Adnan Menderes’i devirip ülkeyi kurtarmaya karar veriyorlar. Yassıada
süreci 27 Mayıs darbesinin devamıdır. Yassıada’da gizli gizli, ince ince zulmün
her türlüsü yapılmıştır.
 

Karanlık,
havasız, daracık sıkıntılı, hapishane koğuşları, hücreleri gibi mekânlar için,
zindan gibi yer derler, zindan benzetmesi yaparlar. Yassıada’da böyle bir
benzetmeye gerek yok, çünkü orada gerçek zindanlar var. Bizanslardan kalma ölüm
zindanları. Darbeciler, kerameti kendinden menkul, vatan kurtaran aslanlar,
Yassıada’ya tıktıkları Demokrat Partili bakan, milletvekili, bürokrat birçok
milli değeri döverek bu zindanlara atıyorlar.




Londra-Zürih
anlaşmalarının mimarı, Türkiye’mizi Kıbrıs’ta garantör yapan ve böylece Kıbrıs
Barış Harekâtına imkân veren Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu, Yassıada’da
bir üsteğmenin yumruklarına, tekmelerine hedef oluyor, tabii nöbetçi
kontrolünde.
 

Eserleri bugün
hala hizmet veren, Türkiye Cumhuriyetimizin 10 yıllık başbakanı, ‘Allahu Ekber’
sesinin camilerimizden tekrar duyulmasını sağlayan Adnan Menderes de
Yassıada’da dövülüyor, maddi, manevi işkencelere tabi tutuluyor ve sonunda
ölüme mahkûm ediliyor ve İmralı’da öldürülüyor.




Atatürk’ün
arkadaşı, İktisat Vekili, Başvekili 3. Cumhurbaşkanımız Mahmut Celal Bayar Yassıada’da
intihar noktasına getiriliyor. Kendilerini Atatürkçü sanan, beyinleri yıkanmış
bir avuç maceraperest genç subay ve şakşakçıları, asker-sivil-üniversite
kökenli oligarşinin Yassıada zulmü… Cezasız kalan işkenceler,
cinayetler…Allahsız Gardiyan lakaplı Yarbay Tarık Güryay yönetimindeki Yassıada…
 

3 bölüm olan 3
videomuzu muhakkak izleyin ve abone olmayı, yorum yapmayı unutmayın lütfen.
Beğeniyi tıklamanız kadar beğenmemeyi tıklamanız da anlamlı ve değerlidir…




Hasan
Emre Oktay,


2018
Erenköy