Murat
Tulga
: 27 MAYIS 1960’A NASIL GELİNDİ ? OLAYLAR, ETKENLER, NEDENLER…


E-POSTA : m.tulga@sunsavunma.net




Veli Murat TULGA, Emekli bir kurmay subaydır. Galeati
Yayınevi’nin sahibidir.


12 Haziran
2020


YAZI DİZİSİ – 1


Yazan: V. Murat Tulga, Sunsavunma.Net


1950 yılına
doğru gelindiğinde her bakımdan tükenmiş, yorgun ve kısır bir Cumhuriyet Halk
Partisi bulunmaktaydı. Halk Partisinde artık, görüş, hareket ve cephe birliği
yoktu. Denilebilir ki, partide bir tarafta son gücünü harcayan, son çabalarını
veren ama çevresinden ve arkadaşlarından dahi destek görmeyen bir İnönü vardı.
Diğer tarafta ise hiçbiri diğerleriyle aynı görüşte ve davranışta olmayan
birtakım insanlar, klikler ve grupçuklar…[1] 


Bunun yanında,
halk içerisinde CHP’nin uzun süren iktidar tekeline kızgınlık duyan geniş bir
kesim de bulunmaktaydı. Bu kapsamda, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun
tetiklediği muhalefet girişimi ile ortaya çıkan Demokrat Parti içerisinde;


  • Sanayi üzerinde yoğunlaşan rejimin kendilerini ihmal ettiğini düşünen
    köylü kesim,
  • Sanayi alanında devletin hâkim rolünün son bulmasını talep eden iş
    adamları,
  • Savaş zamanının enflasyonundan ezilen ve zarar gören işçi ve memurlar,
  • Laiklik üzerindeki resmi vurgunun yumuşatılmasını arzu eden ve laiklik
    uygulamalarından rahatsız muhafazakârlar,
    kendine kolayca yer buldu[2].


Bu muhalif
grubun seçim vaatleri de sistemsiz ve sınırsız olunca Demokrat Partinin seçim
zaferi kaçınılmaz hale geldi. Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerinden önce
duvarlara yapıştırttığı seçim afişlerinden birisi bir elin beş parmağı ile
havaya kaldırılıp üzerinde “Artık Yeter” afişiydi.  Bu afiş aslında,
Türkiye’de artık istenmeyen, yorgun bir CHP iktidarına karşı bir protesto ve
isyan bayrağının sembolik haliydi. Halk bu isyana sandıkta da sahip çıktı ve 14
Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde, Demokrat Parti, Meclis’te 487 sandalyenin
408’ni alarak tek başına iktidar oldu.


Bu zafer ile
devlet ya alındığı yerden daha da ilerilere götürülecekti, ya da bu tarihi
miras şahıs kaprisleri, geleceği görüş yetersizlikleri, hınçlar, düşmanlıklar
ve milli kuruluş liderlerinden ve davadan genel kopuş ile yok edilecekti. Ne
yazık ki Demokrat Parti ikinci hâl tarzı ile yol aldı ve kolay kazanılan zafer
sarhoşluğu iktidarın kısa zamanda başını döndürdü. Kuruluş felsefesinde; “adli
teminat”, “antidemokratik kanunların tasfiyesi”, “grev hakkı”, “Anayasa
teminatı”, “Basın Hürriyeti”, Dini Siyasete alet etmemek”, “İktidarla muhalefet
arasında normal parlamento münasebetlerinin kurulması…” gibi ilerici, demokrat
fikirleri olan Demokrat Parti, iktidara geldikten sonra bu temel sloganlarını
unutarak tam tersi kural ve uygulamalara kucak açtı, Türk Halkını kutuplaştırdı
ve demokrasiden uzaklaştırdı.


Şimdi 1950 ve
60 arası bir zaman yolculuğuna çıkalım, neler olmuş, bellekleri tazeleyelim…


20 Mayıs 1950,
seçim zaferinden tam altı gün sonra Başbakan Menderes, Mecliste Hükümet
Programını okuyor, programda Mustafa Kemal Atatürk’ün bir defa olsun adı
geçmiyordu. Değişen sadece siyasi iktidar değildi, geçmişin millî gururu
besleyen hatıralarından da bir kopuş vardı. Demokrat Parti iktidarı daha ilk
günden millî ruhun değerleri ve inkılâplara karşı bir inkâr jesti ile
başlıyordu.


13 Haziran
1950, Demokrat Parti grubunda Menderes konuşuyordu; “ … Size esefle haber
vermek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi, orduyu aleyhimize tahrik etme yoluna
sapmıştır… CHP, eğer başarılı bir çalışmaya girmek istiyorsa başlarındaki
iktidar hastalarını atmalıdır. Bu iktidar hastaları havayı karıştırmak
istemektedirler…”  İktidar hastası olarak anılan, İsmet İnönü’dür…
Menderes’in bu çıkışları iktidarının sonuna kadar sürdü. CHP ve İnönü fobisi!!!
 Bu siyasi anlayış, Demokrat Parti ve Menderes’i, İsmet İnönü ve CHP ile
resmî ve özel her türlü selam sabahı kesmeye, böylece Meclis’te ve dışında
liderler ve partiler arası temas ve görüş alışverişinin kesilmesiyle
sonuçlandı.


17 Haziran
1950 tarihinde Türkçe ezan bırakıldı, ezan tekrar Arapça okunmaya başlandı.


Halkevleri’nin kapatılmasını öngören 5830 sayılı Yasa,
Demokrat Parti oylarıyla kabul edildi, 11 Ağustos 1951 tarihli Resmî Gazetede
yayınlanarak yürürlüğe girdi ve böylece Halkevleri kapandı.


Demokrat
Parti, 14 Aralık 1953 tarihli 6195 Sayılı kanunla Atatürk’ün vasiyetini hiçe
sayarak CHP’nin tüm mallarına el koyup Hazine’ye devretti.[3]


 27 Ocak
1954 tarihinde çıkarılan 6234 sayılı yasa ile Köy Enstitüleri, Öğretmen
Okullarıyla birleştirilerek temelli kapatıldı.


1954-1957
arası Demokrat Partinin sadece tarafsız kamuoyunda değil, kendi taraftarları
arasında da güven ve itibar kaybediş devridir. 1957 sonrası ise hırçınlığın son
haddine varışı, ekonomik sıkıntı ve sorunların artması, enflasyon ve iktisadi
dar boğaza giriş ile adlandırılabilir.


Şimdi bu
döneme ait kritik olayları irdeleyelim:


06 Eylül 1955,
İstanbul’da bir gazetenin şişirme haber haberi üzerine Türkiye’nin büyük
şehirlerinde Hıristiyan vatandaşların mülklerine zarar verilmesi, kanlı
olayların meydana gelmesi. Meclis tartışmaları ve ortaya çıkan akıllara zarar
sonuç: “…Bu karışıklıkları komünistlerin çıkardığı anlaşılmıştır…”  Konu
kapatıldı fakat olayın yankıları kolay atlatılamadı.


03 Mayıs 1956,
“Adli Teminat” sloganı ile iktidar olan DP hükümeti, bir skandala imza attı.
Adalet Bakanlığının bir tasarruf kararı ile 16 Hâkim bir gecede emekli edildi.
Bunlardan üçü Yargıtay üyesiydi. Hâlbuki altı ay önce Menderes, bu tür
tasfiyeleri kınamış, bu tür tasfiyelerden vazgeçileceğini açıklamıştı. CHP,
zoraki emekli edilenler için Meclis araştırması istedi. Ankara Barosu da bir
toplantı düzenlemek istedi ancak hükümet bu toplantıyı yasakladı. 12 Haziran
1956’da 7 Hâkim daha emekli edildi. Bunlar arasında Yargıtay Başkanı, Yargıtay
Daire Başkanları ve Cumhuriyet Başsavcısı da bulunuyordu.  Karar tamamen
siyasi ve keyfiydi.


“Basın
Özgürlüğü” kavramı, Hükümet programı içerisinde önemli bir yer buluyordu.
Gerçekten de bu yönde geçmişten kalan bazı olumsuz hükümler vardı. DP, bu
hükümleri kaldırmadığı gibi, basına yeni kısıtlamalar, engeller getirdi. 6732
ve 6733 sayılı kanunlarla basın daha da ağır baskı altına alındı. Gazeteci,
tutuklama ve hapisleri olağanlaştı ve çoğaldı.


Üniversiteler
de nasibini aldı. Rektör Feyzioğlu’nun, Üniversite açılışında öğrencilere
yaptığı ders yılı açılış konuşmasını iktidar affetmedi, Feyzioğlu’nu Bakanlık
emrine aldı.  Bunu gören birçok üniversite hocası görevlerinden istifa
ettiler. Üniversiteler huzursuzdu.


Demokrat
iktidar, sendikalara da taarruza geçti. 20 Nisan 1957’de İşçi Sendikaları
Konfederasyonu kapatıldı. Ankara, İstanbul gibi şehirlerde bulunan 5 Sendika
Birliği de aynı akıbete uğradı.


27 Haziran
1956’da bir kanunla Siyasi Partilerin seçim propagandası hariç açık hava
toplantıları yapması yasaklandı. Kanunun 13’üncü maddesi, suç sayılan
toplantının dağıtılması için “Hedef göstermeksizin ateş açma yetkisi”
veriyordu. Kapalı toplantı izni, en büyük Mülki Amirin iznine bağlandı.


Temmuz 1956’de
CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’in Karadeniz gezisi önlendi. Gülek’in, Rize’de
bazı partililerin elini sıkması suç sayıldı, 6 aya mahkûm edildi.


7 Ağustos 1956’da
Hürriyet Partisi Başkanı ve il başkanlarının Anıtkabir’e çiçek koyması ve aynı
gece Parti Başkanının evinde vereceği ziyafet Vali tarafından yasaklandı.


Başka partiye
oy verdi diye Kırşehir kaza yapıldı, daha sonra 12 Haziran 1957’de tekrar il
yapıldı. 


27 Aralık 1957,
Meclis iç tüzüğü iktidar tarafından değiştirildi. Milletvekilleri tarafından
Bakanlara sözlü sorulara Bakanların cevap verme zorunluluğu kaldırıldı. Kürsüde
konuşulan sözlerden beğenilmeyenlerin tutanaklardan çıkarılabilmesine olanak
sağlandı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması bahsinde yeni
düzenlemeler getirildi. Meclis Başkanına bir milletvekilini Meclis’ten çıkarma
hakkı, 3 oturumdan 12 oturuma çıkarıldı. İnönü’ye bu düzenleme sonrası 12
oturum uzaklaştırma cezası verildi.


4 Ağustos 1958’de
devalüasyon yapıldı. Ekonomi tepe taklak oldu.


Kasım 1958… Halk
Partisi, Hürriyet Partisi ve diğer Meclis Grupları ile işbirliği teşebbüsüne
girişti. Seçimlerde birlikte hareket edilecekti. Fakat Menderes, bu Birliği “Haçlılar
Cephesi- Ehlisalip” olarak vasıflandırdı. Bunu engellemek üzere kanuni
engellemelere başvurdu. Muhalefetin bu güç birliğine karşı bir “Vatan Cephesi”
kurdu. Yaygın bir propaganda başladı, Radyo Menderes’in elindeydi. Radyoda,
gece gündüz “Vatan Cephesi”ne katıldıkları söylenen vatandaşların, ailelerinin
sıra sıra isimleri yayınlandı.


İnönü’ye
saldırı niteliğinde olaylar ardı ardına geldi. İnönü’nün Uşak gezisinde başına
taş isabet etti, Manisa ve İzmir gezileri benzer kışkırtmalar altında yapıldı.
İnönü’nün demeçlerinin yayımı yasaklandı, CHP İzmir İl Kongresi önlendi. 3 Mayıs
1959’da gazeteler protesto olarak yazısız bembeyaz çıktılar. İzmir dönüşü, eve
giderken İstanbul Topkapı’da İnönü’nün arabası durduruldu, linç edilmek
istendi. Zor kurtuldu.


3 Nisan 1960’ta,
Kayseri Gezisinde İnönü’nün treni Vali tarafından Kayseri il sınırında
durduruldu. İnönü direndi, Kayseri’ye girdi. Daha sonra Kayseri Yeşilhisar’da
İnönü’nün arabasının önü Jandarmalar tarafından kesildi. İnönü barikatı
arabasından inerek yaya olarak yardı. İnönü’yü burada durdurmayan subaylar,
önce Ordudan istifa ettiler ve daha sonra haklarında dava açıldı ve
tutuklandılar. Bu tutuklamaları protesto için 21 Mayıs 1960’da Harp Okulu
öğrencileri ve subaylar Cumhurbaşkanlığı Köşküne yürüdüler…


27 Nisan 1960
Meclis Tahkikat Komisyonu kuruldu, komisyona olağanüstü antidemokratik yetkiler
verildi.  İnönü bu yasanın görüşmelerinde tarihe geçen şu konuşmayı yaptı:
 “ …Bu baskı rejimini kuranlar, bu tedbirlere teşebbüs edenler baskı
tertipçileri zannediyorlar ki Türk Milleti Kore milleti kadar haysiyetli
değildir… Artık sizi ben bile kurtaramam…”


28-29 Nisan
1960, Üniversite öğrencileri İstanbul, Beyazıt Meydanı’nda toplandılar,
Öğrencilerin üzerine ateş açıldı…


28 Nisan 1960,
olaylar üzerine Hükümet Sıkıyönetim ilan etti…


02 Mayıs 1960,
İstanbul’da NATO Konseyi toplantısı öğrenci gösterilerinin gölgesi altında
yapıldı. Öğrenciler, NATO Bakanlarının önüne İngilizce ve Fransızca “Kahrolsun
Diktatörler” dövizleriyle çıktılar.


2-26 Mayıs
1960, genç subaylar ihtilale lider arayışını hızlandırdılar… Lider bulundu;
Cemal Gürsel…


27 Mayıs
1960’a adım adım geliniyordu. İhtilalin ayak sesleri duyulur olmuştu…


Kaynaklar:


[1] İhtilalin
Mantığı, Şevket Süreyya Aydemir


[2] 1789’dan
Günümüze Türkiye’de Ordu ve Siyaset, William Hale


[3] “…Anayasa
Mahkemesi 11 Ekim 1963 tarihli ve 963/124 sayılı kararla 14 Aralık 1953 tarihli
ve 6195 sayılı kanunu iptal etti. Anayasa Mahkemesi yukarıdaki gerekçeli
kararında Atatürk’ün vasiyetiyle CHP’ye bıraktığı malların CHP’den alınıp
Hazine’ye devredilmesinin “mülkiyet haklarına”, “miras hukukuna” ve “anayasaya”
aykırı olduğunu belirtmiştir…”  Bkz. Atatürk’ün Vasiyeti ve İş
Bankası’ndaki CHP Hisseleri, Sinan Meydan, Sözcü Gazetesi, 17 Şubat 2020…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet