Ercan Caner : BAŞARISIZ DARBEDEN BİR YIL SONRA
TÜRKİYE


E-POSTA : ercancaner@sunsavunma.net




Elektrik ve Elektronik
Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye
Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in
İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu
makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine
sahiptir.


17 Temmuz 2017


BAŞARISIZ DARBEDEN BİR YIL SONRA TÜRKİYE


Yazar: MARC PIERINI, Carnegie Europe, 11 Temmuz, 2017


Çeviren: ERCAN CANER, Sun Savunma Net, 17
Temmuz 2017



Darbe girişiminden on iki ay sonra Ankara,
önemli halk muhalefetine rağmen, topluma dini ve muhafazakâr bir gündem dayatma
yönünde sağlam adımlarla ilerliyor.


15 Temmuz 2016 gecesi kanlı bir askeri
darbe girişimi Türkiye’yi derinden sarsmıştır. Başarısız darbe girişiminden bir
yıl sonra ülke hala, bu sarsıcı şokun ve sonrasında hükümet tarafından
uygulanan geniş tasfiye hareketinin etkisi altında bulunmaktadır. İçte ve dışta
Türkiye, bir yıl öncesine nazaran çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya
bulunmaktadır. Daha da önemlisi; başarısız darbe girişimi, iktidardaki Adalet
ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a,
siyasi hayatta muhalefet ve müzakereyi ortadan kaldırırken, dini ve muhafazakâr
ajandalarını, halkın büyük muhalefetine rağmen uygulama fırsatı vermiştir.


İçteki gelişmeler açısından bakıldığında,
Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin geleceği hiç te parlak görünmemektedir.
Ordu personeli, emniyet güçleri, hâkimler ve akademisyenler dâhil, yaklaşık
olarak 140.000 devlet memuru işlerinden uzaklaştırılmış ve aralarında birçok
gazeteci, aydın, insan hakları savunucusu ve iş adamlarının da bulunduğu
50.000’den fazla insan cezaevlerine atılmıştır. 2.000’den fazla okul ve
üniversite kapatılmıştır. Medya susturulmuş durumdadır. Birçok şirkete el
koyulmuş ve varlıkları devlete aktarılmıştır.


Hükümet, başlangıçta darbeyi tamamen
ABD’de sürgünde olan imam Fethullah Gülen hareketinin üzerine yıkmıştır. Fakat
şimdi darbenin suçunu, Türkiye’de hüküm süren olağanüstü yönetim altında, her
ne kadar aralarında yapısal bağlantı kurmak zor olsa da terörist olarak
nitelendirilen Gülenciler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve İslami
Devlet terör örgütü (IŞİD)
üstüne yıkma eğilimi ortaya çıkmış durumdadır.


Her ne kadar, başlangıçta bizzat hükümetin
kendisi tarafından bulundukları yerlere yerleştirilseler de devlet yapısını
gizli bir örgütten temizlemeyi hedefleyen tasfiyelerin doğası göz önüne
alındığında, böylesine kapsamlı bir tasfiye hareketinin nereye kadar
uzanabileceği hakkında ölçülebilir bir nihai sonuç bulunmamaktadır. Olağanüstü
hâl idaresi altında neredeyse her şey vatan hainliği veya terörizm olarak
nitelendirilebilmektedir.


Bütün bunlara ilave olarak, Ankara’nın
bütün Kürt kentlerini tahrip etmeyi ve Halkın Demokrasi Partisi (HDP) mensubu
olan demokratik yollardan seçilmiş parlamenterleri hapsetmeyi içeren Kürtlere
karşı kullandığı kuvvet stratejisi, gelecek nesiller açısından bakıldığında,
daha fazla nefret tohumları ekmektedir. Önceki AKP hükümeti ise aksine Kürt
liderleri ile bir Barış Süreci başlatmıştır.


Batı standartlarına göre, Türk demokrasisi
paramparça olmuş durumdadır ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Anayasa Mahkemesi ve
parlamento (TBMM) gibi birçok demokratik kurumun, kendi normal görevlerini
yapmalarına son verilmiştir. Bu konuda ilginç bir gösterge, 9 Haziran 2017 günü
ana muhalefet partisi başkanı tarafından başlatılan barışçıl Ankara-İstanbul ADALET
yürüyüşünün etkileri olacaktır. Adalet yürüyüşü, yumuşak muhalefeti dahi
terörizm olarak gören, iktidardaki partinin stratejisine, çok nadir görünen bir
örnek olarak parlamento dışında şiddet içermeyen bir şekilde kafa tutmadır.


Uluslararası arenada ise, Ankara’nın darbe
sonrası politikaları Türkiye’yi geleneksel müttefikleri olan ABD’den; Suriye
savaşındaki ABD stratejisine karşı çıkması, Avrupa Birliğinden; onu hayali bir
düşman olarak kullanması, Almanya’dan; bir dizi anlaşmazlıkları ateşlemesi ve
Suudi Arabistan ile Mısır’dan; son diplomatik krizde Katar’ı desteklemesi
nedeniyle uzaklaştırmıştır. Zayıflayan Ankara karşısında, çok avantajlı bir
durumda olan Rusya ile ilişkiler dahi eşit bir ortaklıktan çok uzaktadır.


Halen Türkiye’nin en önemli meselelerinden
bir tanesi de Suriye’deki askeri operasyonlarının sürmesi ve olası
genişlemesidir. Rusya tarafından liderlik edilen Astana barış görüşmelerinde
tam üye olarak kalma yönünde istekli görünen Türkiye, Suriyeli Kürt kuvvetlere
karşı, özellikle Türk sınırı güneyinde yer alan Kürt bölgelerinin birleşmemesi
maksadıyla, ABD ve Rusya’nın Suriyeli Kürtlere özerklik için destek verdiği
bir ortamda
, kendi hedeflerini gerçekleştirmek için çaba sarf etmektedir.
Ankara’nın, operasyonlarını kuzey Suriye’deki Kürt kuvvetleri üzerinde
genişletmeye karar vermesi durumunda, bölgede durum çok daha karmaşık bir hale
gelebilir.


Genel olarak bakıldığında, Türkiye şu anda
içte ve dışta bir kriz içindedir. Fakat göze görünenden çok daha büyük
krizler kapıdadır.


Darbe sonrası uygulanan düzeltici
tedbirler ve tek-adam yönetiminin arkasında, aslında AKP’nin bütün Türk
toplumuna dayatmak istediği tutucu sosyal reformlar yatmaktadır. AKP
hükümetinin iktidara geldiği Kasım 2002 ile Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı
seçildiği Ağustos 2014 tarihleri arasında geçen yaklaşık 12 yıllık zaman
diliminde, Türkiye’de yönetim, laiklik ve muhafazakârlık arasında temelde eşit
olarak ikiye bölünmüş bir topluma, hiç bu kadar geniş kapsamlı dini-muhafazakâr
normları dayatma fırsatı yakalayamamıştır.


Haziran 2015 milletvekili seçimleri,
AKP’nin 2002 yılından beri elinde tuttuğu parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmesi
ile sonuçlanmış ve toplumdaki bu denk bölünmeyi açık ve net bir şekilde ortaya
çıkarmıştır. Fakat bir arada yaşama yönünde ilerlemek ve çaba göstermek yerine,
AKP yönetimi bu politik gerçeği reddetmeyi seçmiş ve koalisyon hükümeti
kurma görüşmelerini sonlandırmıştır. Sonrasında da olağanüstü hâl ve Nisan 2017
anayasa referandumunu, laiklik yanlılarının karşı çıktığı radikal
değişiklikleri, toplumun tamamına dayatmak maksadıyla kullanmıştır.


Türk yönetimi, dini okullardan mezun
olanların askeri okullara girmesine müsaade ederek, kamu okullarının hepsine
mescit inşa ederek, AB ile bir eğitim iş birliği programını askıya alarak ve
sonrasında Darwin’in öğretilerini müfredattan çıkararak, Türkçe lisanını
yabancı kelimelerden temizleyerek ve Türk devlet televizyonunu Euronews
Konsorsiyumundan çıkararak, Türkiye’ye merkezci-dini-muhafazakâr bir
gündem dayatmaktadır. Bütün bu hamleler, çağdaş Türkiye tarihinde çok büyük bir
tektonik kayma anlamına gelmektedir.


Bununla beraber, toplumsal meseleler, birlikte
yaşama ve adalet konularında Türk toplumu, AKP yönetiminin düşündüğünden çok
daha kararlı ve dayanıklıdır. Türk toplumunun otokratik liderliğe karşı
çıkması, terörist organizasyonlar veya yabancı hükümetlerden ziyade, birçok
laik ve önemli sayıda muhafazakârda kök salmış durumdaki açık muhalefetten
kaynaklanmaktadır. Bu nedenlerden ötürü, kontrol mekanizması ve denge
unsurlarının olmadığı bir tek-adam yönetimi gerçekten riskli bir
plandır.


Bu strateji gelecekte çok daha tehlikeli
bir hale gelecektir, bunun nedeni ise mevcut trendler ile Türkiye’nin ana
müttefikleri ve ekonomik ortaklarından giderek daha da uzaklaşacak olmasıdır.
Hem Avrupa Birliği hem de NATO, anayasa ve askeri meselelerle ilgili son
zamanlarda Türk yöneticiler tarafından ilan edilen siyasi tercihlerin
sürdürebilirliği hakkında ciddi kaygılar içindedir. İlave olarak Avrupa Birliği
liderleri, Türkiye cumhurbaşkanının basın özgürlüğü ve hukukun
üstünlüğü
hakkındaki görüşlerinden şaşkına dönmüş bir durumdadırlar.


Bütün bunlara rağmen, Türk
cumhurbaşkanının içteki politik pozisyonu, son zamanlarda yapılan seçimlerde
daha düşük performans gösterse de son 14 yıldaki başarılı ekonomi
politikası
nedeniyle hala sağlamlığını korumaktadır. Ülkenin genel ekonomik
dönüşümü hala etkileyiciliğini korumakta ve iktidardaki parti açısından en iyi
politik garanti olmaya devam etmektedir


Türkiye, geçmişte sık sık etnik şiddet,
dini gerilimler ve politik anlaşmazlıklar ile mücadele etmiştir.
Bu kez tehlikeli olan ise; ülke içinde siyasi üstünlüğü sürdürmek için gereken
çabaların, Türk liderleri tehlikeli iç tercihler ve dış maceralara
zorluyor olmasıdır. Birçok yönden, 15 Temmuz 2016 tarihinden bu güne kadar geçen
sürede Ankara’nın verdiği siyasi kararlar, Türkiye’yi başarısız darbeden çok
daha fazla tehlike içine sokmuştur.


Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık
kalınarak çevrilmiştir ve yazar Marc Pierini ve Carneige Europe’un görüşlerini
yansıtmaktadır. Yazının çevrilmesi Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin yazıda
ifade edilen görüşleri paylaştığı anlamına gelmemektedir. Yazının orijinaline
aşağıdaki linkten erişilebilir.


LİNK : http://carnegieeurope.eu/strategiceurope/71486

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet