LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/tsk-darbeci-miydi/

Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’ndaki eğitim
ve öğretim sürelerim dâhil, tam tamına 39 yıl üniforma giydim. Bu süre içinde
herhangi bir küçüğümden, arkadaşımdan, büyüğümden, amirimden veya komutanımdan “Darbe yapmalıyız, siviller ülkemizi iyi
yönetemiyor”
gibi sözler duymadım. Hatta darbeyi
özendirebilecek tek bir konuşmalarına bile şahit olmadım. Ama her seviyede
sivil insandan darbeyi özendiren ve darbe yapılmasının gerektiğini anlatmaya
çalışan konuşmaları çok duydum.

Türkiye’nin sadece en eski harp okulu
değil, çağdaş anlamda en eski eğitim ve öğretim kurumu olan ve 1773’de kurulan Deniz Harp Okulu’nda üç yıl
sorumlu olarak görev yaptım. Çeşitli dallarda mühendislik öğretiminin verildiği
bu okulda; demokrasi, bilim, insan hak ve özgürlükleri, evrensel, insani ve
milli değerlerle bağdaşmayan bir eğitim ve öğretim verilmemektedir.

Askerlerimiz Darbeci midir?

Örneğin; Deniz Harp Okulu’ndaki
elektrik-elektronik mühendisliği dalının müfredatı Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin
aynı daldaki müfredatına, bilgisayar mühendisliği müfredatı İstanbul Teknik Üniversitesi’nin
aynı daldaki müfredatına benzer. Fazlası da var! Bunlar; denizcilik, askeri ve
sosyal bilim dersleridir. Yani, bir subay adayına darbe yapmayı özendirebilecek
eğitim ve öğretim verilmemektedir. Aksine öğrenciler; eşiti bir üniversite
öğrencisine nazaran daha fazla evrensel, çağdaş ve milli değerlerle
donatılmaktadır.

O zaman sorulması gereken soru
şudur; “Niçin Cumhuriyet
döneminde askerler darbeler yapmıştır?” Kolayca verilebilecek ama
bilimsellikten uzak olan yanıt; “Askerlerimiz
darbecidir”
şeklindedir, fakat bu doğru değildir! Askerlerimiz
aydan gelmediklerine göre ve toplumun içinden çıkmalarına, bizim çocuklarımız
olmalarına ve sivillerimize nazaran genel olarak daha çağdaş eğitim almalarına
rağmen niçin darbeci olsunlar ki! Ama mademki darbeler Cumhuriyet tarihimiz boyunca bir
gerçek; o zaman sorunun köklerini ve nedenselliğini masaya yatırmak lazım.

Cumhuriyet Dönemi Masum Kalır

Aklilik (Laiklik), çağdaşlık ve
aydınlanma fikirleri üzerine inşa edilen ve Osmanlı’nın enkazı üzerine küllerinden kurulan Türkiye Cumhuriyeti, henüz
100 yaşını tamamlamadı bile. Öncesinde ise yaklaşık 600 yıllık bir Osmanlı kültürü var. Eğer
darbecilik, yani iktidarın zor kullanarak değişimi açısından Osmanlı tarihi ile Cumhuriyet dönemini
kıyaslarsak; emin olun Cumhuriyet
dönemi çok ama çok masum kalır.

Resmi tarihe göre 36 Osmanlı padişahından 13’ü
darbe ile devrilmiş. Hem de ne darbeler! Öldürmeler, eşiktekini ve beşiktekini
katletmeler, padişahı boğmalar, halifenin ırzına geçmeler, mala mülke el
koymalar dâhil her şey yapılmış. Bunlar, resmi tarihin yazdıkları! Bir de
yazmadıkları, yazılamayanlar var!

12 Yaşındaki Çocuğa Devleti Teslim Eder misiniz?

Fatih Sultan Mehmet, tahta ilk
çıktığında 12 yaşındaydı, babası II. Murat
ise 39 yaşında. Siz II. Murat’ın
yerinde olsanız, 12 yaşında bir çocuğa devleti teslim eder miydiniz? Tabii ki, II. Murat da teslim etmedi! Rum asıllı Zağnos, etrafındaki
devşirmelerle birlikte darbe yaptı ve baba II. Murat iktidardan uzaklaştırıldı. Daha sonra Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile
yapılan karşı darbeyle II. Murat
tekrar iktidara getirildi. Ama son gülen Zağnos oldu
ve Fatih, 19 yaşında
tekrar padişah yapıldı. İstanbul’un fethinden sonra ise Çandarlı Halil Paşa
katledildi.

Resmi tarihimizde bu olay şöyle
kaydedilmiştir; Baba II. Murat,
doğuda ve batıda barışı sağlar ve tahttan 12 yaşındaki oğlu II. Mehmet lehine çekilir.
Daha sonra savaşın baş göstermesi üzerine, çocuk babasına şu meşhur sözü
söyler; “Eğer sen padişahsan geç ordunun
başına, yok ben padişahsam emrediyorum ordunun başına geçeceksin!”

İnanmak İçin Saf Olmak Lazım

Bu hikâyeye inanmak için bir
hayli saf olmak lazım. Gerçekte olan; Zağnos liderliğindeki
devşirmelerle Çandarlı Halil Paşa
liderliğindeki Türk soylular arasında iktidarın darbelerle el değiştirmesidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın
babası Yavuz Sultan Selim,
babası II. Beyazıt’a
darbe yapmış, padişah olan babasını devirmiş ve sonra öldürtmüştür. Resmi
tarihimizde bu olay biraz üstü kapalı olarak anlatılır.

Kanuni Sultan Süleyman, tahtın varisi durumunda bulunan
ve iyi yetişmiş olan büyük oğlu Şehzade
Mustafa
’yı, Hürrem’in
(Ukraynalı Yahudi bir ailenin kızı, gerçek adı Roksalana) cilveli ve işveli
entrikaları sonucu boğdurtmuş ve Osmanlı
Devleti’nin
kendisinden sonra Hürrem’den
olan oğlu II. Selim (Sarhoş
Selim) tarafından yönetilmesine neden olmuştur. Sadrazam Pargalı da Hürrem’in entrikaları ile Kanuni Sultan Süleyman’a
boğdurtulmuş ve yerine damat Yahudi
Rüstem Paşa sadrazam
olmuştur.

Magna Carta Libertatum

Darbelere yol açan diğer önemli
bir neden; iktidar gücünün paylaşılmak istenmemesi, tek elde toplanması ve
iktidar değişiminin belli kurallara bağlanmamasıdır. İngiltere, 1648’de Cromwell’in yaptığı darbeyi
istisna tutarsanız, iktidar gücünün darbelerle hiç el değiştirmediği bir ülke.
Bunun en büyük nedeni ise kralın iktidar gücünü tarihi süreç içinde devamlı
olarak sınırlamayı başarmış olmalarıdır.

İngiltere’de kralın tek adamlığına ve
sınırsız iktidar gücüne karşı ilk başkaldırı ve sınırlama, daha Osmanlı Devleti kurulmadan 84 yıl
önce başladı. Anayasacılığın da ilk metni sayılan 1215 tarihli Magna Carta Libertatum ile Kral John’un keyfiliğine son
verilmeye çalışılmıştır. Magna Carta
ile vergi toplamanın ve harcamanın krala değil meclise ait olduğu, insanların
keyfi olarak cezalandırılamayacağı, adaletin satılamaz ve geciktirilemez olduğu
sözleşme altına alınmıştır.

Ancak Darbe Yapabilirsin!

İngiltere’de kralın yetkilerinin
sınırlandırılması tarihi süreç içinde hep devam etmiş, bugün geldiği yer
itibarıyla kral veya kraliçe sadece sembolik hale gelmiş ve tüm güç halkın
temsilcisi durumunda olan Meclis’e (Houses of Parliament) ait olmuştur. Bu
nedenle İngiltere’de darbeler olmamıştır ve olmamaktadır.

İktidar gücünü sınırsız olarak
elinde bulundurmaya çalışmak, devletin iktidarı kontrol ve denge
mekanizmalarını bertaraf etmek, iktidar değişimini zamanın ruhuna uygun şekilde
çok açık olarak kurallara bağlamamak, günümüzde ise iktidarın demokratik olarak
değişiminin önünü tıkamak, darbelere yol açmak; “beni değiştirmek için ancak darbe yapabilirsin”
demektir.

Sorun Çözme Kapasitesi

İktidarın darbelerle değiştiği ya
da darbelerin çok sık görüldüğü toplumların diğer ortak bir noktası; toplumun
sorun çözme kapasitesinin düşük olmasıdır. Biat, itaat ve kıraat (ezber)
kültürüne sahip toplumların sorun çözme kapasitesinin çok düşük olduğu aşikârdır.
Sorun çözme kapasitesinin yüksek olduğu toplumların ortak paydası ise akli,
bilimsel ve sorgulayıcı kafa yapısına sahip olmaları ya da bu kafa yapısının
toplumu yönetiyor olmasıdır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk
önderliğinde yapılan Aydınlanma
Devrimleri
, bir anlamda eleştirel akla sahip, bilim egemen
kafalı toplumun yaratılması projesiydi. Yani toplumu ve örgütlerini akılcı ve
bilimsel düşünce düzeyine geçirerek, toplumun sorun çözme kapasitesini
yükseltmekti. Bugün için akılcı ve bilimsel düşünce düzeyine ulaşamamış
toplumlar sorunlarını çözemez, o ülkelerde kavgalar eksik olmaz, iktidar gücü
ise barış içinde ve demokratik yöntemlerle sorunsuz bir şekilde el değiştirmez.

Sivil Darbe

Osmanlı’nın özellikle son 200 yılında ve
Cumhuriyet
döneminde yapılan darbelerde, az veya çok dış dinamikler tabii ki rol
oynamıştır. Bunun en önemli nedenleri; devletin güçsüzleşmesi, bağımsızlığını
tamamen veya kısmen kaybetmesi, sorun çözme kapasitesini yitirmesi ve ezcümle
içerideki iklimin dışarıdan manipüle edilebilir hale gelmesidir.

En son 15 Temmuz 2016’da
yaşadığımız darbe girişimi, Osmanlı
dönemi de dâhil yaklaşık 700 yıllık geçmişimizde yaşanan darbelere hiç
benzememektedir. Çünkü 15 Temmuz
Darbe Girişimi
rejime yönelikti ve amaçları bir din devleti
kurmaktı. Darbenin arkasında bulunan Gülen
Cemaati
’nin “Siyasal
İslamcı”
ideolojiye, “Yeni
Osmanlıcı”
hayale ve mezhepsel bakış açısına sahip olduğunu
biliyoruz. Ama darbeyi bahane ederek; hukuku, insan hak ve özgürlüklerini rafa
kaldıran, basın hürriyetine son veren, demokrasinin olmazsa olmazı olan
kuvvetler ayrılığını yok eden, adım adım ülkemizi “Tek Adam” rejimine taşıyan
iktidar iradesinin de aynı ideolojiye, çağdışı hayale ve bakış açısına sahip
olduğunu biliyoruz.

Cumhuriyet tarihimizde, geçmişte
yaşadığımız askeri dönemlerde de iyi şeyler yaşanmadı ama bugünle
kıyaslarsanız, emin olun rahmetle anılır. Dünya tarihini incelediğimizde;
geçmişte halkına ve tüm insanlığa en uzun süre acı çektiren ve en kalıcı
psikolojik travmaları yaratan dönemlerin arkasında askeri darbeler değil, sivil
darbeler vardır. Hitler ve
Mussolini sivildir
ve sivil darbelerle iktidara gelmişlerdir. Hitler de demokrasi tramvayına binerek iktidara
gelmiş ve Alman Meclisi’ni
yakarak(Reichstag) ve sivil darbe yaparak, “Tek Halk, Tek Devlet ve Tek Lider” (Ein Volk, Ein
Reich, Ein Führer) anlamına gelen söylemlerle diktatör olmuştur. Portekiz’de yaklaşık 40 yıl
diktatörlük yapan Salazar
da asker değildi, sivildi ve hatta hukukçuydu!
























































Türker Ertürk