MİLLİ SORUNLAR DOSYASI


ASKERİ DARBELER : TÜRKİYE’DE YENİDEN ASKERİ DARBE OLUR
MU ?


KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2016/10/askeri-darbeler-turkiyede-yeniden.html?m=1


Siyasi terminolojide darbe 1990’lı yıllar yani postmodern döneme kadar tek
bir tanımı içermekteydi. Üniformalı silahlı grubun yani ekseriyetle ordunun
seçilmiş siyasileri tehdit, baskı veya zor kullanma metotlarıyla siyasi
kulvardan men etmek suretiyle kısmi ya da genel doğrudan veya dolaylı olarak
ülke yönetimini zapt etmek manasındaydı. Postmodern evrede ise darbenin
tanımına alt başlıklar eklendi ve ekonomik tetikçilik, siyasi manüplasyon,
medyatik eylemler gibi unsurlarında darbe dahilinde değerlendirilmesi gerektiği
ortaya çıktı. Türkiye bu sayılan başlıklardan hepsiyle siyasi yaşantısında
tanışmış olabilir fakat yapısı gereği en çok adından söz ettiren ve etkisi
hissedilen Askeri kulvardaki darbelerdir. Türklerin yaşadıkları coğrafyalar
herdaim kalabalık ve sorunlu unsurlara komşuluk yaptığından dolayı askerlik meslekten
ziyade bir yaşam biçimi olarak belirlendi. Türklerin geliştirdiği iş kolları ve
verdikleri eserlere baktığımızda demircilik, avcılık, kılıç, ok gibi askeri
kategoride yer alan meslekler ve gereçler göze çarpar.  Türkiye
Cumhuriyeti’nin siyasi sosyal yapısı İmparatorluk irdelenmeden anlaşılamaz veya
eksik kalır. Çünkü bugünler dünün iz düşümleri mahiyetindedir. Şu halde Osmanlı
Devleti incelendiğinde Devlet’in başı Padişah’ın İlmiye veya Kalemiye
sınıflarına değil Seyfiye sınıfından olduğu görülür. Arapça kökenli
“Seyf” kılıç manasındadır ve Padişah kılıç tutanların zümresinde en
baştadır. Yani o evvela bir hoca, alim, müderris değil askerdir, Başkomutandır.
Devlet mekanizmasında önemli mevkiler işgal eden Beylerbeyi, Vali, Sadrazam,
Beylerbeyi, Kaptan-ı Derya seçkin birer askerdirler. Devlet yöneticilerinin
sivil bürokrasiden yetiştirilme usulü 19. Yüzyıldan sonra ancak görülür. Yani
Osmanlı Devleti asker egemen, militarist ve orducu bir yapıdadır. Devletin her
şeyi konumunda bulunan ve Padişah Osman’ın katliyle ilk defa bir denetim
mekanizması halini alan ordunun modernizasyonu meselesi Osmanlı’da ele alınmış,
devletin kurtuluşunun çaresi ordu modernizasyonunda görüldüğünden yeni askeri
mektepler yeni tedrisatlarıyla tesis edilmiş bu durum askeri zümrenin sivil
zümreye oranla çok daha eğitimli ve kültürlü bir yapıda olmasını sağlamış ve
ordu bu dönemde aydınlanmanın öncüsü olduğu gibi sivil kesimlede arası açılarak
giderek ayrıcalıklı hale gelmiştir. Aydınlanmacı ordu Cumhuriyet döneminde ise
kışlasına çekilecek fakat kimi zaman rejimin koruyucusu sıfatıyla siyasete
müdahale edecektir. Osmanlı Devletinde Yeniçeri ayaklanmaları, devlet adamı ve
padişah katletmeleri hatta askerin kendi arasında (Yeniçeri-Sipahi kavgası /
Ayrıntılı bilgilere Erhan Afyoncu’nun Osmanlı’da Askeri Darbeler kitabından
ulaşılabilir) çatışmaları gözlemlenmekle beraber modernist ilk darbe Sultan
Abdülaziz’in tahttan indirilmesiydi. Çünkü bu olaya Harp Okulu ve mektepli
Subaylar karışmıştı.


 


Abdülhamid’in tahttan indirilmesi de başka bir modernist darbe olmakla
birlikte İttihat ve Terakki’nin çekirdek kadrosunun çoğunlukla askerlerden
oluştuğu doğrudur. Fakat bu İttihatçılara özgü bir özellik değildir. Öyle ki
İttihat ve Terakki muhalifi Halaskar Zabitan grubu da mevcuttur. Kurtarıcı Subaylar
manasına gelen Halaskar Zabitan adından da anlaşılacağı gibi askerlerden
oluşuyordu. Yani askerlerden oluşan bir cemiyetin reaksiyoner manada
muhalifleri avukatlar, gazeteciler, müderrisler değil yine askerlerden oluşan
bir gruptu. Kurtuluş savaşını veren ve Cumhuriyet’i kuran kadronunda
ekseriyetle askerlerden oluştuğu görülür. Cumhuriyetle beraber Polis
teşkilatıda modernize edildi fakat bu grup asla ordunun yerini tutmadı öyle ki
polis müdürleri bile askerlerden atanırdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün fevkalade
karizmatik bir lider ve başarılı komutan olmasının yanında Fevzi Çakmak’ı
Genelkurmay Başkanlığına getirmesi kendisine yönelik bir askeri darbe
ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı. Zaten Cumhuriyet kurulduğunda da
siyasetten orduyu arındırıyordu çünkü kendisine yönelik en ciddi ve örgütlü
muhalefetin askerlerden gelebileceğini biliyordu. Cumhuriyet’in ilk ciddi
cuntası 1946’da İsmet İnönü’ye karşı kurulmakla beraber İnönü’nün başarılı bir
askeri kariyeri çoğu ordu komutanının kendisinin astı durumunda bulunmaları ve
doğru siyasi okumaları sebebiyle fiili bir darbe girişimi yaşanmadı. Cumhuriyet
döneminin ilk askeri darbesi 27 Mayıs 1960’ta yaşandı ve parlamento fesh
edildi. Darbeden iki hafta sonra 38 kişilik bir cunta listesi hazırlanmasına
rağmen elbetteki bu askeri müdahale 38 kişinin icraatı değildi çünkü müdahale
sabahı ordu neredeyse gövdesi ve bütünüyle darbeye destek verdi. 1962 ve 1963
Kurmay Albay Talat Aydemir’in darbe girişimleri başarısız olmakla birlikte bu
girişimlerde özellikle Karacı ve Havacı subaylar karşı karşıya geldi ordu kendi
içerisinde çatıştı. 12 Mart 1971 muhtırası bir başka askeri darbe olmakla
birlikte parlamento fesh edilmedi fakat ordu siyasete yeniden ağırlığını koydu.
12 Eylül 1980 emir komuta zinciri dahilinde bir darbe girişimi olmakla birlikte
28 Şubat 1997 günü Ankara Sincan’da bazı tankların bakım gerekçesiyle yollardan
geçirilmesi postmodern darbe tanımlamasıyla literatürdeki yerini almış oldu .



15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ



Artık olmaz, yapılamaz, o devirler geçti gibi cümlelerin  hiçte geçerli
olmadığı anlaşıldı. Kimi reklam filmleri bazı köşe yazarlarının aleni darbe
imaları ve Genelkurmay bünyesinde illegal grupların yürüttüğü faaliyetler bir
askeri kalkışmanın yaşanabileceğinin sinyallerini veriyordu. Nitekim 15 Temmuz
akşamıda bu durum fiilen yaşandı. Yalnız bu darbenin Türk Siyasi Tarihindeki
darbe girişimlerinden oldukça farklı yönleri bulunuyordu.



A) İlk defa bir askeri darbede Halk
askerin karşısına çıktı

B) İlk defa bir askeri darbede asker ile
polis çatıştı. Öyleki örneğin 12 Eylül’de Cumhurbaşkanlığı polis komiseri
Tacettin Cumhurbaşkanlığındaki polislerin silahlarını toplayarak muhafız
alayına teslim etmişti. Oysa 15 Temmuz’da darbeye destek veren polisler olmakla
birlikte Emniyet teşkilatı ağırlıklı olarak darbenin karşısında yer aldı

C) İlk defa bir siyasi lider darbeye
direnmiş oldu

D) Özellikle 1973 Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde de Meclis’in üzerinden jetler alçak uçuş yapmışlardı fakat ilk kez
15 Temmuz’da Büyük Millet Meclisi vuruldu

E) İlk kez bir darbe başladıktan sadece
birkaç saat sonra engellenebileceği yönünde bir inanç oluştu

F) İlk kez bir darbe ardında bu denli
şaibe bırakmış oldu .



Neticede darbe bertaraf edildi. Fakat şimdi akıllarda çok ciddi bir soru
varlığını sürdürüyor. Yeni bir askeri darbe olabilir mi ?



ASKERİ DARBE OLUR MU?



15 Temmuz 2016’dan sonra yaşanılan bazı hadiselere değinelim;

1) Komuta kademesinin safı halen
meçhuldür ve görevdedirler

2) Darbeden sonra illegal gruplara üye olduğu
bilinen Adli Müşavir görevden alınıp başka göreve verildi. Bu durum medyaya
yansıdıktan sonra sehven yanlışlık yapıldığı belirtilip şahıs ihraç edildi. Bu
olay kurumsal ciddiyetsizliği bir anlamda vurgulamış oldu

3) Darbecilerin haberleşme programı olarak
bilinen Bylock’un şu an bazı askerlerce halen kullanıldığı ve bu yöndeki
ihbarların karargahça ciddiye alınmadığı vurgulandı

4) Muvazzaf 1700 Albayın bu programı
kullandıkları Mit tarafından tespit edildi

5) Darbenin siyasi ayağı hiç konuşulmadı
oysa asker sivil işbirliği yaşanmadan darbe olamazdı. Örneğin 27 Mayıs evveli
asker Sivil Bakan Şemi Ergin ve ekibiyle yoğun görüşmüştü. 12 Eylül evveli
cunta eski asker olmasına rağmen emekli olduğundan sivil hayatta bulunan Fahri
Korütürk’e teklif götürmüştü. 28 Şubat döneminde karargah pek çok sivil
siyasetçiyi ağırladı. Fakat 15 Temmuz’un siyasi misyonu neredeyse konuşulmadı.
Bu durumda tehlikeli bir muamma durumundadır.



Bir anti parantezle belirtmek gerekirki sivil itaatsizlik eylemleri 2013 Gezi
parkı olaylarından beri Kırmızı Kitap dahilindedir. Bugüne döndüğümüzde darbe
ile alakalı binlerce personel güvenlik birimlerinden uzaklaştırıldı ve şu anda
atıl vaziyetteler. Geçmiş yıllarda Emniyet’in İstihbarat ve Terörle Mücadele
gibi hassas birimlerinde görev yapan personele ücreti karşılığında Glock marka
silah dağıtılmış diğer birimledeki bazı polis memurları bu durumu yargıya
taşımışlardı. O zaman bu durum illegal gruplar kendi personelini
silahlandırıyor şeklinde yorumlanmıştı. Bu teori tutarlı olmakla birlikte
hassas daireleri elinde bulunduran illegal gruplar ihraç edilmiş kimi personeli
kurum envanterinden çalmak suretiyle silahlandırabilir. Tank ve ağır silahların
şehir merkezlerinden taşınmalarıda birşey ifade etmez çünkü yeni bir askeri
darbe piyade sınıfından gelebilecektir. Pentagon eski danışmanı E. Lutwak’a
göre darbenin oluşması için bazı koşullar vardır. Bunlar şu şekilde
sıralanabilir .




1) Siyasi kriz

2) Askeri başarısızlık

3) Ekonomik kriz



Gerçektende bununla uyumlu olabilecek bir rapor kısa süre evvel Kriz Grubu
tarafından yayımlandı ve Türkiye’nin ekonomik olarak zedeleneceği belirtildi.
Hatırlanacaktır ki kimi kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi
notunu düşürdüler. Terör eylemleri hız kazanırken, Musul operasyonu konusunda
Türkiye’nin siyasi ve askeri bir başarısızlığı için bazı gruplar ittifaklarını
oluşturdular. İşte bu tablo tam da Lutwak’ın çizdiği ile uyumlu. Bu kaotik
durumları yaşayan Türkiye’de baş gösterecek “silahlı” bir sivil
itaatsizlik eylemi de sıkıyönetim ilan ettirmeye yönelik olabilir. Ordu Polis
Özel Güvenlik ihraç edilmiş ve açığa alınmış kabaca 200,000 kişilik ve eli
silah tutan bir grubun varlığı pek ürkütücü görülüyor. Ordunun bel kemiği olan
Uzman Çavuş ve Astsubaylar sivilden temindir ve General ile Albay seviyesinde
bile bu denli güçlü olan illegal örgütün, çok küçük rütbeli subaylar ile Uzman
Çavuş, Astsubay gruplarındaki etkinliği anormal oranlarda olabilir. Yani
muhtemel bir askeri kalkışma piyade sınıfının yanında Uzman-Astsubay-Teğmen
Üsteğmen Yüzbaşı rütbelerinden müteakip olabilir. Bunun Türkiye siyasi
tarihinde de yeri vardır. 1960’larda Teğmen Üsteğmen ve Yüzbaşılardan oluşan
askerler Belçika Klübü adıyla cunta oluşturup askeri darbe
tertiplemişlerdi.



NASIL BİR ORDU? DARBE NASIL ÖNLENİR



Pratikte geçerliliği zayıf olsa da ordunun bulunduğu her ülkede askeri darbe
ihtimali vardır. Tabi bu zihniyetteki askerlerin eğilim ciddiyetleri ve
sayıları önemlidir. Türkiye’ye baktığımızda 15 Temmuz darbesinin tedirginliği
ve ihtiyatıyla ordu ile alakalı bazı yeni kararlar isabetliyken bazıları
meçhuldür. Askeri Liselerin kapatılmaları, Milli Savunma Bakanlığının
sivilleşmesi yerinde ve doğrudur. Fakat Harp Okullarının kapatılmaları yerine
bu okullara belirlenen süre öğrenci alımlarının durdurulmaları yeni bir sistemle
eğitim öğretim hayatlarına devam etmeleri uygundur. Okullarda
sivil öğretmen ve başarılı sivil öğrencilerde yer almalı sivil öğrencilere
askeri okullarda daha çok yüksek lisans doktora hakkı tanınarak asker sivil
kaynaşmaları sağlanmalıdır. İllegal örgüte üye olduğu yönünde ihbar alınan
askerler hakkında soruşturmalar ciddi ve ivedilikle sürdürülmelidir. Çoğu kesim
tarafından meşruiyetini kaybettiğine inanılan komuta kademesi
değiştirilmelidir. Orduevleri Tsk mensubu memur ve işçilere de açılmakla birlikte
böylelikle subay ve generale uygulanan kast sistemi delinmeli onlarında birer
insan oldukları imajı pekiştirilmelidir. Asker hastane ve askeri mahkemelerin
kapatılması yanlış olmakla beraber bunlar üzerlerindeki denetim mekanizmaları
işlevsel hale getirilmelidir.




Yasal düzenlemeler lüzumludur fakat hiçbir düzenleme tek başına darbeyi önleme
konusunda yeterli değildir. Bu kurumsal eğilimden de çok halkın demokratik
bilinç seviyesiyle orantılıdır. Yani sivil toplum anlayışı, muhalefet kültürü
ve farklılıkların zenginlik telakki edildiği bir düzende darbe olması da darbe
olsa bile başarılı olabilmesi de mümkün değildir .


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir