15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİ MEHDİ MESİH HAREKETİ
BAĞLAMINDA TEO STRATEJİK BAKIMDAN DEĞERLENDİRMEK


KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2016/08/15-temmuz-darbe-girisimini-mehdi-mesih.html?m=1


15 Temmuz darbe girişimi bugüne değin askeri ve politik yönleriyle çokça
ele alındı. Fakat Ortadoğu’nun bir parçası Türkiye’de vuku bulan üstelik
küresel mahiyetli tonlarda barındıran  bir durumun Teolojik-Stratejik
bakış açısıyla irdelenmeden kümelenen bütün neticeleri en nihayetinde eksik
kalacaktır.


Her çağın ana dinamosu bir devleti/devlet felsefesi vardır. Bulundukları
dönemlerde; Roma, Habsburg, Osmanlı gibi güçler nasıl ki siyasi yön vazifesini
çoğunlukla tayin etmişlerse bugünde bu misyon kabul edilse de edilmese de
Birleşik Devletlere düşmüştür. Yani çoklu yönleri bulunan politik bir durumun
irdelenmesi ABD irdelenmeden yavan kalacaktır. Şu halde iptidai manada Fransa
ve İngiltere’de başlayan, Kayzer Wilhelm tarafından bir müddet ana politika
haline getirilen Dinler Arası Dialog çalışmaları bugün yine Protestan İngiltere
ve görünürde Protestan Abd tarafından sürdürülmektedir. Abd politik sistemi ise
Mesih merkezli politik mekanizma açıklanmadan anlaşılamaz. Buna göre İngiltere
topraklarında doğan ve Güçlü Mesih anlayışı ile Faiz serbestisi ilkesini düstur
edinen Protestanlık, göç hareketiyle Amerika kıtasına taşındı. Öyle ki kurucu
babalarının neredeyse tamamı mason olan bu devlette Benjamin Franklin’den
itibaren Başkanlar Tanrı’nın elçiliğine soyundular. Franklin, Filipinler’i,
Tanrı talimatıyla işgal ettiklerini açıklarken, Jefforson devletin kuruluşunda
kendilerine Tanrı’nın rehberlik ettiğini belirtmişti. Yakın dönemde Körfez
savaşında Tanrı tarafından görevlendirildiğini açıklayan Bush’un istikrarını
oğlu Bush sürdürdü ve Irak’ı işgal için Tanrı ile konuşup onay aldığını
açıkladı. Görünürde pekçok kişiye saçmalık gelen bu hususlar Protestan lobinin
ana siyasi omurgasını oluşturur. Finans ve dünya hakimiyetlerini devam ettirmek
isteyen bu grup Mesih merkezli bakış açıları neticesinde Dialog çalışmalarını
sahiplendi ve İbrahimi Dinler adı altında Semavi Dinleri ortadan kaldırmaya ant
içti. Tek bir inanç sistemi New Age olarak tasarlandı çünkü inancı kurgulayan
insanlığıda istediği gibi kurgulayabilirdi. Görünürde hoşgörü ve barış temasını
sık kullanan bu lobinin ajanları aslında gerekli şartları mümkün kılabilmek
için son derece militarize söylem ve yöntemlere başvurmayı ihmal etmeyecekti.
Bu akımların en ses getirenleri şunlardır;



A) MOON GRUBU : Bütün Hristiyanları Birleştirmek İçin Kutsal Ruh
Cemiyeti adıyla faaliyete geçen oluşum kiliseden ziyade seküler alanda
örgütlendi ve tek dünya dini söylemini parola edindi. Özellikle 12 Eylül
döneminden itibaren Türkiye’de de misyonerlik çalışmalarını artıran grup pekçok
vakıf, dernek, üniversite, okul kurdu. Bunlardan bir tanesi de Dünya Barış
Akademisyenleri idi. Barış söylemini sıkça kullanan örgüt Irak ve Afganistan
işgalini destekledi. Akademisyenler grubunun yöneticilerinden Kasım Gülek ne
tesadüf ki(!) Fetullah Gülen’i Türkiye’de devlet kademesine yerleştiren kişi
olacaktı.



B) KESNİZANİ GRUBU : Irak’ta bürokratik kademede örgütlenen grup Baas’ın
Saddam’dan sonra en güçlü ismi İbrahim İzzet El Duri’ye değin özellikle üst
subaylarda mensup elde etti. Dini argümanlar kullanan grup Irak işgalinde
Abd’nin en büyük destekçisi oldu.



C) TAHİRÜL KADRİ GRUBU: Pakistan’da dini bir cemaat olan ve dialog
çalışmaları yürütüp toplumsal alanda örgütlenen yapının lideri kısa süre evvel
Ordu ve İstihbarattan devşirdikleriyle hükümete karşı darbeyi destekledi
neticede Kanada’ya sığındı.



D) FETULLAH GÜLEN/PDY GRUBU : Dialog çalışmalarıyla tanınan Gülen, 12
Eylül sonrası Sızıntı dergisinde Son Karakol başlıklı yazısında açıkça darbeyi
destekledi. Orduyu tebrik etmekle kalmayıp sonraki dönemlerde 28 Şubat ve 15
Temmuz girişiminin planlayıcısı oldu.



Görünen o ki Dini argüman kullanan cemaatler nerede olursa olsunlar ülke
bütünlüğünü hiçe sayabilecek kadar dinden uzaklaşma eğilimi gösterebiliyorlar.
Fakat bunun izahı bu yazının konusu olmamakla birlikte 15 Temmuz ne idi?
bertaraf edilmesiyle ne kazanıldı? gibi hususlara değinmeliyiz.




15 Temmuz Abd patentli Yapay Mehdi ve ona uygun bir Ordu ve Ülke tasarlama
projesiydi. Dini kaynaklar incelendiğinde Hristiyanlık ve Yahudilik’te beklenen
Mesih, İslamiyette beklenen Mehdi vakasını açıkça göreceğiz. M.Ö. 586 Ölü Deniz
parşömenlerinden etkilenen Mesih inancı, Abdullah Bin Sabe ile Sunni ekolede
girerek İslamiyet’in Mehdisi halini aldı. Mesih/Mehdi iyi ve kötünün savaşı
demektir ve bu yüzyıl içerisinde bu figürler yaratılacaktır. Suriye, Lübnan,
İran ve Türkiye’nin tasfiyesi beklenen Armageddon savaşı için kaçınılmaz
olacaktır. Şu Halde 15 Temmuz’a giden yolda Mit hadisesini irdelememiz
gerekiyor. Paralel Devlet bütün bürokratik kurumlarda itinayla örgütlenirken
İstihbarat bunun oldukça dışında kaldı. Öyle ki hali hazırdaki Müsteşar
atandığında Uluslar arası Lobiler tepki gösterdi ve Paralel kalemşörler
Müsteşarı sıkça İrancılık ile itham etti. Onlara göre İstihbarat Acem teşkilatı
olmuş İran’a bilgi sızdıran bir kevgire dönmüştü. Oysa durum farklıydı.



A) 2007 yılında İranlı Nükleerci Ardeşir Hüseyinpur evinde
ölü bulundu. Doğalgaz zehirlenmesi olarak açıklanan olayın aslında böyle
olmadığını birkaç ay sonra Amerikalı İstihbarat Şirketi Stratfor açıkladı.

B) Nükleer uzman Ali Asgari aynı
yıl İstanbul’da kayboldu. Akıbeti halen meçhuldür.

C) 2007 Türkiye’deki uçak
kazasında Türk nükleer bilimci akademisyenlerin yitirilmesiydi.

D) Yalnızca birkaç sene sonra
Rusya’daki uçak kazasında İranlı nükleer bilimciler hayatını kaybedecekti.




Görünen o ki bir el Nükleer çalışmaların belirlenenin dışına taşmasını
istemiyordu. Bu sebeple Türkiye İstihbarat Teşkilatının başına İran’a karşı
Şahin bir müsteşar getirtilmesi arzulanandı. Fakat istenilen olmadı. Akademik
çalışmaları bulunan yeni Müsteşar akademik çalışmalarının verdiği birikimle
dingin ve rasyonel bir rota ile İran’da Orta Sınıfların güçlendirilmesi buna
mukabil İran ile de temas edilebilmesinden yanaydı. Paralel yapılanma işte bu
temel sebeple planlarını uyguladı. Önce Oslo görüşmelerinin sızdırılması, Gezi
provokeleri (çadırların yakılması), 17/25 Aralık denilirken kısa bir süre evvel
15 Temmuz girişimi geldi.



15 TEMMUZ İLE NE İSTENDİ?


 


Evvela istenen yeni bir kabinden ziyade Tsk’nin ve toplumun silahlı çatışmasının
sürdürülmesi, istikrarsızlaştırma eylemi ve Cumhurbaşkanı’nın Lahey’e
gönderilmesiydi. Çünkü onlar geride kahraman bırakmak istemiyorlar Lahey
tertibi ile bir yandan Cumhurbaşkanı’nı itibarsızlaştırmak diğer yandan
Türkiye’yi Suriyeleştirmeyi tasarlıyorlardı. Tesis edecekleri yeni ekip çözüm
süreci adı ile federatif Türkiye’yi hazırlarken İran’a karşı agresif ve
saldırgan tutum belirlenecekti. Bu sırada Gülen Mehdi olarak kendisine bağlı
yapay Mehdi Ordusuyla İran’a harb ilan ettirecek ve Kabe’nin kapısına çok kısa
bir zaman sonra tanklar dayanmış olacaktı.


 


15 TEMMUZ’UN BERTARAFIYLA NE ELDE EDİLDİ?


 


Her şeyden evvel Türkiye’nin bölünme süreci ertelendi. Ortadoğu harbine şu
an kapı kapatıldı ve Armagedon’u bekleyenler başka planlara yöneldi.


 


BUNDAN SONRA NE OLACAK?


 


1) 8 Nisan 2016
Kriz Grubu raporu Türkiye’de iç savaş ve ekonomik yıkıntı ön görmektedir.


2) Türkiye İsrail
ile rasyonel bir yakınlaşma eğilimindeyken terör faaliyetleri yeniden artma
eğilimi göstermiştir. Hasım lobiler Etkin ve güçlü ülke tasavvuru
istenmemektedir.


3) Fetö kabuk
değiştirme sürecine girmiştir.


4) Kürsel gücün
tasarladığı Kıyamet Savaşı enaz 10 yıl tehir edilmiştir.


 


SONUÇ


 


Türkiye zor günlerden geçmektedir. Bunun en temel sebeplerinden biri
Katolik Protestan Ortodoks ve Musevi dünyasının inanç merkezi konumunda
bulunmasıdır. Türkiye’nin yönetimini Türkiye’nin fertlerine bırakmak istemeyen
unsurların diğer planları muhtemelen devreye girecektir. Bu tehlikelerin
engellenebilmesi veya ertelenebilmesi için Dinler Tarihi çalışmalarına yoğun
olarak ihtiyaç vardır. Din Sosyoloji, Din Ekonomi, Din Siyaset bağlamında
teorilerin oluşturulmaları ve incelenmeleri başka 15 Temmuzlar yaşamamak için
hayati önem arz etmektedir.