Erdoğan darbe
teşebbüsü gecesi Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, her olanda bir
hayır olduğu anlayışından hareket ettiklerini, “kalkışmayı bir yanıyla bir
lütuf olarak değerlendirdiklerini”
söyledi ve “Çünkü bu, tertemiz olması
gereken Silahlı Kuvvetlerimizin temizlenmesine vesile olacak olan bir
harekettir”
dedi.


Darbe şerrinin
hemen ardından, yetkililerin ve yandaş kalemlerin bir hafta içinde duyurduğu “hayırların”
bilançosunu çıkarmadan önce şunu belirteyim:


2004 yılında
bir AKP üst düzey yöneticisinin, “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine
sığındıklarını”
söylemesini;


Erdoğan’ın
2007 seçimleri öncesi, “Siyasi tarih ve demokrasi açısından Türkiye’yi
ağırlıklarından kurtarmak için”
milletten yeniden vekalet istemesini;


Dışişleri
Bakanlığı döneminde Abdullah Gül’ün, “AB sürecinin, Türkiye’
’nin transformasyon süreci olduğuna
inanıyoruz… Türkiye’nin kendi dinamikleriyle 80 yılda gerçekleştiremediği
dönüşümü, AB desteğiyle yapıyoruz”
demesini hiç
unutamıyorum.


AB ve ABD’nin “dönüştürülmesini”
en çok istediği TSK’ydı.


Cemaatle “beraber
yürüdükleri”
yıllarda, “Demokratikleşme ve askeri vesayetin
kaldırılması”
adı altında bu konuda epey mesafe katettiler.


Gün geldi,
Ergenekon-Balyoz kumpası, PKK’lı teröristlerin tanıklığıyla, TSK’yı “terör
örgütü”
olarak göstermeye bile kalktılar. Genelkurmay eski Başkanı İlker
Başbuğ, “terör örgütü yöneticiliğinden” müebbet hapse çarptırılırken,
yegâne hedef bu algının oluşturulmasıydı. Ama akıllarda, vicdanlarda,
yüreklerde tutmadı. Ya şimdi, darbe şerrinden sonra?!.


Heybede daha
çok plan vardı; Genelkurmay’ın MSB’ye bağlanması, kuvvet komutanlıkları ve
birliklerin şehir dışına çıkartılması, GATA’nın Sağlık Bakanlığı’na
devredilmesi, İmam-Hatip mezunlarının askeri okullara girmesinin önünün
açılması, Kuleli Askeri Lisesi’nin binasına el konulması (Ki birkaç yıl önce bu
gündeme geldiğinde, Kuleliler ayaklanmış ve bunu engellemişti) Cumhurbaşkanlığı
Muhafız Alayı’nın lağvedilmesi gibi.


Dikkat
buyurun; Darbe teşebbüsünün üzerindeki sis perdesi henüz kalkmamışken,
yangından mal kaçırırcasına tam da bunları gündeme getirmiyorlar mı? Nedir bu
acelecilik?


“Şerden hayır
çıkarmanın”
adı, ABD-AB’nin on yıllardır dayattığı planları hayata
geçirmek midir?


ATATÜRK’ÜN
EMANETİNE AİT BU FOTOĞRAFI HİÇ UNUTMAYIN


Önemine binaen
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın lağvı projesi üzerinde durmak istiyorum.


Birincisi; Bu
alay Türk tarihini temsil eden ve TSK’nın küçük modeli olan tek birliktir. O
yüzden de Türk kelimesinin ilk geçtiği devlet olan Göktürkler’in rengi gök
mavisini almıştır.


İkincisi;
Muhafız Alayı Atatürk’ün güvenliğinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Yani
onun emanetidir.


Ancak AKP,
başından itibaren Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na mesafeli durdu. TBMM’deki
tabur ve Dolmabahçe Sarayı önünde kımıldamadan duran askerler de bu Alaya
bağlıydı. Önce TBMM’deki taburu çıkardılar, ardından Dolmabahçe nöbetini polise
verdiler. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Muhafız Alayı’nın kuruluş yıldönümü
kutlamaları hatırlanmaz oldu.  Erdoğan ise Saray’a taşınırken, Alayı
yanında dahi götürmedi.


2010’da
yazdığım bir yazıda, “TBMM’deki taburdan sonra, günü geldiğinde Muhafız
Alayı’nın varlığı da mı tartışmaya açılacak? Sadece Cumhuriyet tarihi değil,
Türk tarihi açısından son derece önemli olan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı
gözden mi çıkarıldı?”
diye sormuştum.


Demek, darbe
şerri sayesinde, o gün de geldi!..


Haklı olarak,
“Orasını da FETÖ’cüler doldurmuş, ne yapılsın yani”
denebilir. Doğru. Lâkin
soralım, Dolduran kim? Önce doldurup sonra temizlemek başka, “temizliyorum”
diyerek, Atatürk’ün bir kurumunu daha ortadan kaldırmak başka.


Lütfen dün
medyaya yansıyan/yansıtılan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’ndan gözaltına
alınan 283 askerin Polis Akademesi’ndeki tel örgülerle çevrili halı sahada
ikişerli olarak sırt sırta, elleri arkalarından kelepçeli oturtulduğu fotoğrafı
hiç unutmayalım… Hatta, tarihi bir kurumun bu hale düşürülmesine ağlayalım…


Diğer
Genelkurmay Başkanlarının tümü bu projelere karşı çıkmıştı. Necdet Özel ise
istemesine rağmen bunları yapamamıştı. Gelmiş geçmiş en zeki Genelkurmay
Başkanlarından olduğu söylenen Hulusi Akar’ın darbe sürecindeki
“beceriksizliği”
sayesinde tüm bunların önü açıldı işte.


İnşallah bu “beceriksizlik”,
ABD-AB’nin PKK projelerinin hayata geçirilmesine de “vesile” olmaz.   


Son darbe
teşebbüsü dahil, FETÖ’nün yaptığı tüm işler BOP’a yaradı…


Erdoğan ve
ekibinin “şerden çıkaracağı hayırlar” da yine en çok BOP’a yarayacak…


Bu nasıl
iştir, var mı anlayan?


Yoksa ayrı
yollarda, ama yine “paralel paralel yürümeye” devam mı ediyorlar?


Müyesser
Yıldız


Odatv.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet