Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Hayaldi, gerçek oldu: Fatih Camii
bombalanacaktı, TBMM bombalandı. Kendi F-16 uçağımız düşürülecekti,
helikopterimiz indirildi…


Hayaldi, gerçek oldu: Fatih Camii
bombalanacaktı, TBMM bombalandı. Kendi F-16 uçağımız düşürülecekti, helikopterimiz
indirildi. Stadyumlara doldurmak vardı, meydanlar doldu. Acımak yok tepelemek
vardı, tankla ezildi. Allah, kitap, vatan, millet, Atatürk, Yurtta Sulh deyip
Yunanistan’a sığınıldı!. Dün ‘askeri vesayet bitsin’ diye mezardan kaldırılıp
ölülere oy attırılırken, bugün ‘askeri vesayet bende olsun’ tutkusuyla kurşun
sıktırılıp yaşayanlar mezara konuldu. Bu darbe teşebbüsü mü, intihar mı; hedefi
neydi, ne oldu? Bağımsız bir girişim miydi, yoksa yine birileriyle iş mi
tutuldu? ABD bu işin içinde mi, dışında mı? Kemalistler ile PKK da destek mi
verdi; yoksa Ergenekondaki gibi yeni bir çuval kampanyası mı başladı? Cemaatin,
Ergenekon, Balyoz ve 17-25 süreçlerinde gözlemlediğimiz kanıtlanmış
“operasyon” yetenekleri bu kadar mı köreldi, aklımızla alay mı ediliyor?


Gerçek şu ki, bu darbe girişiminde
saymaya kalksanız belki yüzlerce soru işaretli olay var. Her soru da bir
başkasına kapı aralıyor. Bunlar da izaha, izahlar ise akla muhtaç!. Olay henüz
sıcak ve sapla saman da hayli karışmış durumda. Bu toz duman içinde sağlıklı
analiz için vakit erken, özgürce bir analiz için de zaten koşullar pek
elverişli değil!. Yapılanlarda ise rivayetler muhtelif olsa da hakikat tek:
Erken hükümlerde ayaklar tam yere basmıyor; kimisinin başı, kimisinin sonu
açıkta kalıyor. Diyalektik akıl ve mantıksal tutarlılık kendini mumla aratıyor.
Biz ise burada, karşı operasyonla birkaç gün içinde kamu bürokrasisinin,
yargının, hatta ülkemizin allak bullak olmasına ve nihayet “olağanüstü
hal” ilanına yol açan bu sıra dışı darbe girişiminin, başka bir boyutunu
ele alacağız: Sınırlarımızda yeni devletler inşa edilirken, maalesef Türkiye
dökülüyor. TSK ise çoktan dökülmüş! Darbenin öteki yüzü maalesef bunu açıkça
gösteriyor. Bu yazı darbeyi değil, açığa vurduğu vehameti ve ABD riskini analiz
ediyor…


BAŞKOMUTAN’IN TÜRKİYE VİZYONU:
BOĞAZDA KORSAN ELİNDE NÜKLEER UÇAK GEMİSİ!


Darbe bilgisini enişteden alıp
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarına erişemeyen Cumhurbaşkanı, Başkomutan
Sayın ERDOĞAN, 30 Nisan 2016 günü Tuzla’da bir tersanede yaptığı konuşmada
aynen şöyle söylemişti: “Türkiye’nin hala modern bir nükleer uçak gemisine
sahip olmamasını büyük bir eksiklik olarak görüyorum!” Çok değil, bu
militer vizyon ortaya konulalı aradan sadece 2,5 ay geçmiş.


Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret ettiği
eksiklik, şayet eksiklik değil de hakikat olsaydı, darbe gününde Boğazda
göreceği manzara ne yazık ki aynen başlıktaki gibi olacaktı!. Bugün hala aynı
görüşte midir, yine hayal aleminde mi dolaşmaktadır; o gün eksikliğinden
yakındığı “gücün” eksiklik oluşuna şükür mü etmektedir, bunu
bilemeyiz ama, salt başlıktaki olasılık bile, Sayın ERDOĞAN’ın siyasi-askeri
güç tutkusu uğruna ülke gerçeklerinden ne denli koptuğunu açıkça ortaya
koymaktadır.


Kariyerden hem uçak hem nükleer
mühendisi olup; THY, TUSAŞ ve Savunma Sanayi Müsteşarlığında senelerce görev
yapmış, askeri-endüstriyel konularda araştırmalar yapıp, kitaplar ve makaleler
yazmış bir kişi olarak, Sayın Cumhurbaşkanının sözlerinin “teknik”
anlamda hamasetten öteye geçmediğini zaten biliyorduk. Fakat şimdi, nükleer
uçak gemisini kullanacak ordunun da tam manasıyla döküldüğünü ne acıdır ki
hüsranla görmüş olduk!.


Kimileri diyecektir ki, hayır dökülen
“Türk Silahlı Kuvvetleri” değil; söz konusu sadece “bir
avuç” eşkiya, ne idüğü belirsiz “bir grup” terörist, çete, hain,
vs. Bu durumda, önümüze bir boncuk seti ile ilköğretim sözlüğü alıp, bir
taraftan sayarken bir taraftan da siyasilerimizin ağızlarından çıkan fakat
kulaklarının duymadığı “bir avuç” kavramının anlamına bakmamız
gerekecektir. Türk Dil Kurumu sözlüklerinde “az, çok az” anlamına
geldiği yazılı bu söz, ne yazık ki, umarsız siyasilerimizin dilinde sanki
toplamın üçte birini karşılıyormuşçasına hafife alınarak kullanılmaktadır!.
Gerçekte ise, TSK bünyesindeki 358 general ve amiralden 125 kişi FETO/PDY mensubu
ve darbeci olma şüphesiyle tutuklanmıştır. Deşifre olmayanlar da
bulunabileceğinden, mensubiyet açısından sayının üçte birden de fazla olduğunu
söylemek mümkündür. Pozisyonların çoğu da kritik görevleri kapsamaktadır.


Ayrıca, alt rütbelere inildikçe bu
oranın daha da artma ihtimali bulunduğu; üst rütbeler yönünden bir
değerlendirme yapıldığında ise, bunların büyük bir kısmının Askeri Şura
toplantıları için rapor hazırlayan veya bu atamaları onaylayan kimseler
konumunda bulundukları; dolayısıyla anılan kişilerin demokratik cumhuriyete
sadakatleri ve liyakatleri hususunda olumlu tespitte bulunmuş olmaları
nedeniyle kendi yetkinliklerini de tartışma konusu haline getirmiş
bulunduklarından, ordunun komuta yapısındaki zafiyet oranının neredeyse yarı
yarıya ulaştığını söylemek de abartılı bir yaklaşım değildir. Böyle bir
zafiyetle caydırıcılık tesis edilip Ortadoğu coğrafyasında ülke çıkarları
korunamayacağından, bu durum kabul edilemez. Ordunun hızla inşası ve yeniden
yapılandırılması kaçınılmazdır.


Rus uçağı düşürüldükten sonra
Odatv’de yaptığımız çeşitli analizlerde; Türk Hava Kuvvetlerinin Suriye
sınırında bloke olduğundan hareketle, hava desteğinden yoksun koşullarda kara
harekatı da yapılamayacağını, dolayısıyla ağır güç unsurları yönünden bir
anlamda Kara Kuvvetlerimizin de bloke edilmiş bulunduğuna dikkat çekip;
“Türkiye’nin elindeki kuvveti güce çeviremez konuma düşmüş olmasının”
çevrede de bilindiğinden TSK.nin “operasyonel yönden” caydırıcılığını
yitirmiş bulunduğunu hatırlatmış ve bu koşullarda olası bir Suriye harekatının
riskleri konusunda da yapıcı uyarılarda bulunmuştuk. Şimdi bu olayla anlaşıldı
ki, meğer zafiyet bununla da sınırlı değilmiş! Zira, Türk Ordusu, sadece
“operasyonel” yönden değil, “yapısal” yönden de açmaz içindeymiş
ve maalesef bütün dünya da şaşkınlık içinde bunu görmüş bulunuyor.


Bir yandan bölücü ve kaos yaratıcı
PKK ve IŞİD terörü ile mücadelenin yoğunlaştığı, diğer yandan da sınırlarımızda
yeni devletlerin sahne almaya koyulduğu kritik bir süreçte, bu durumun
sürdürülemez olduğu; Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir an önce liyakatli bir
komuta yapısı ile sağlıklı bir sisteme kavuşturulmasının yaşamsal önem taşıdığı
kuşkusuzdur. Ülkemizin ulusal güvenlik ve bekasıyla ilgili temel sorun olduğu
gözetildiğinde; ana sorumluluk siyasi otoritede olmakla birlikte, TSK.ndeki bu
yapısal soruna iktidar ve muhalefetiyle müşterek bir çözüm aranması, nihayet en
kısa sürede ordunun elbirliğiyle yeniden ayağa kaldırılması zorunludur. Mesele
YAŞ atamalarıyla çözülecek boyutu aşmıştır.


RUSYA KONUSUNDA YAPILAN HATA BU KEZ
DE ABD’YE KARŞI YAPILMAMALIDIR


Darbe girişimiyle bağlantılı olarak,
ulusal güvenlik açısından karşı karşıya bulunduğumuz ikinci önemli husus ise
ABD ile tırmanması olası gerginliktir. Zira, işaretler bu yönde olup, burada da
tevatürlerin şimdiden havalarda uçuştuğu gözlenmektedir. Bunlar, ABD’nin darbe
girişiminden haberi olduğu halde hükümeti uyarmadığından başlayıp FETO/PDY ile
ortak iş tutup darbeyi birlikte planladıklarına, hatta Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ı
bizzat öldürmeye teşebbüs ettiğine kadar uzanmaktadır. ABD ile ilişki sürecini
Fethullah GÜLEN’in iadesi konusunda izlenen tutum ve bu husustaki gelişmeler
yönlendirecek gibi görünmektedir. An itibariyle, GÜLEN’in iadesi talebimiz ikna
edici bulunmamış; ABD Dışişleri, “Türkiye’deki olaylar pek de iyi
planlanmış gibi durmuyor. İddia değil kanıt bekliyoruz, gönderin verelim”
ifadesiyle resmiyete dökülüp, beklentimize şimdilik mesafeli durulmuştur.


Darbe girişimlerinde medyada her
zaman kazananın düdüğü çalar. Ancak, FETO/PDY ile ABD’nin, hatta NATO’nun,
CIA-Gladio’nun darbe girişimini müşterek planladıkları veya ABD’nin bu darbe
teşebbüsüne destek verdiği ya da “doğrudan T.C. Cumhurbaşkanını öldürmeyi
planlayıp, bunu uyguladığı” iddiaları öyle ayaküstü yazılıp konuşulacak
basitlikte konular değildir. Bunu sadece, yandaş yazarlar veya TV kanallarının
-çoğunun uzmanlıkları kendinden menkul- gözde yorumcuları değil, maalesef resmi
anlamda sorumluluk taşıyan hükümet çevreleri de dillendirmektedirler. ABD’nin
bağlantısı konusunda elde somut kanıtlar varsa elbette mesele yok; ancak bunlar
olmadan uluorta yapılacak ithamlar ve spekülasyondan öteye geçmeyen
varsayımların yeni bir krize yol açabileceği de göz ardı edilmemeli ve bu
konuda son derece ihtiyatlı olunup, sorumlu davranılmalıdır.


ABD’nin kaypak bir müttefik oluşu,
başından beri PKK’ya destek verdiği, Kürdistan Projesini yerel, bölgesel ve
küresel dinamikleriyle adım adım hayata geçirdiği, son olarak kadim projede
bayrağı IŞİD bahanesiyle PYD’ye taşıttığı hususları da bu gerçeği değiştirmez.
Bunlar ayrı bir hesap konusudur. Buna karşın, şayet Türkiye yönünü Avrasya’ya
dönmek istiyorsa, elini kimsenin tutamayacağı, kimseye hesap vermek durumunda
olmadığı ve herhangi bir bahaneye de ihtiyaç bulunmadığı açıktır. Fakat, böyle
bir eğilimde iyi düşünülmeli, toplumsal mutabakat olmaksızın radikal bir dönüş
yapılmamalıdır. Zira, ABD, Rusya gibi tek kişinin kontrolü altında olan bir
ülke değildir. İlişkiler şu veya bu şekilde koptuğunda, öyle
“bozdum-düzelttim” ile geriye dönüş kolay kolay mümkün olmayabilir!.


ÜST AKIL VARSA, BİRAZ DA AKIL OLMASI
GEREKİR; O ZAMAN DA TÜM HİKAYE DEĞİŞEBİLİR!


Öte yandan, askerlikte en temel kural
düşmanı ya da rakibi küçük görmemek, onun yeteneklerini göz ardı etmemektir.
Keza bir analist analiz yaparken karşısındaki insanların hiç değilse bir
kısmında en az kendisi kadar akıl olacağını varsaymak durumundadır. ABD
İmparatorluğu, Cemaatçi subaylar gibi, bir “droid” ordusu değil,
“akıllı” dünya gücüdür. Nerede, ne zaman darbe yapılacağını ve kimle
iş tutulacağını da az çok bilir. Olası bir operasyonda “harekat
planının” yaşamsal önemini ve “stratejik öncelikleri” de
kavrayabilecek seviyededir; icra kabiliyeti ise olayımızdaki gibi sıfır
düzeyinde değildir!.


Aslına bakılırsa, Cemaatin hukuk
kadrosunun ince işçilik ve kumpas kabiliyetini de Ergenekon, Balyoz ve türev
davalarda görmüştük. Keza polis kadrosunun teknik takip, izleme ve operasyon
becerisini de 17-25 Aralık kampanyası sürecinde gördük. Karşımızda
“tanımlanmış” görevlerinin hakkını veren, alanlarında oldukça yetkin
ekipler vardı!. Buna karşın, askeri kadroda ne görüyoruz: Harekat planlama ve
icra kabiliyeti sıfır düzeyinde bir ekip!. Toplasanız 100 general bir Yakup
SAYGILI kalitesi ortaya çıkarmıyor!. Hatta, kelle koltuğa alan bir gözü
karalıkla yola çıkıp, halkın üzerine tank süren, TBMM’yi bombalayan zalimlik,
bir kamyon şoförü etkinliğinde sonuç üretmiyor!. Buna çapsızlık mı, talihsizlik
mi, beceriksizlik mi denileceğini; yoksa ileride bir gün APO ve FETO
kadrolarına genel af kabusuyla uyanıp, meğer “her şey planlandığı gibi
ilerlemiş” şaşkınlığına mı düşüleceğini kimse bilmiyor…


İş ABD’nin olası dahiline gelince,
çelişki tam manasıyla arşa varıyor. Sözgelimi, ilk Körfez Savaşından önce,
Ortadoğu’da en büyük savaş makinesine sahip ülkelerden biri Irak’tı. Hatta, bundan
aldığı cesaretle SADDAM, belinde silahla Çankaya Köşküne çıkıp rahmetli Özal’ın
odasına bile girmişti!. Bu sıralarda ise, ABD Nevada çöllerinde kum fırtınaları
içinde Körfez Savaşının simülasyonunu yapmakla meşguldü! Hem sahaya ilk kez
konuşlandıracağı yeni silah sistemlerini hem de mevcutların etkinliğini
muharebe ortamında deniyordu. Sonra buradan elde ettiği deneyimleri Körfeze
taşıyıp Çöl Fırtınası kampanyasını başlatmış; önce gemi ve denizaltılardan
fırlattığı seyir füzeleriyle Saddam’ın Kuveyt’te yaptığı askeri yığınak başta
olmak üzere, Irak’ın hava savunma sistemlerini, hava alanlarını ve uçaklarını;
ardından hava gücünü de devreye sokarak ülkedeki enerji santralleri,
rafineriler, haberleşme ve ulaşım ağı, önemli merkez ve stratejik tesisler artık
ne varsa bir buçuk ay süreyle uzaktan bombalayarak imha etmişti. Bu sırada,
Saddam ise sürekli olarak “daha ‘savaşların anası’ başlayacak”
diyerek hep “kara savaşını” beklemiş; sonuçta kara savaşı
başladığında hiçbir önemli varlığı kalmamış olan Saddam 72 saatte pes edip tası
tarağı toplayarak Kuveyt’ten çıkıp gitmişti.


Savaştan bir süre sonra, kampanyada
Müttefik kuvvetlere komuta eden, kuşağının en yetkin askeri liderlerinden biri
kabul edilen, sonradan Amerikan Genelkurmay Başkanlığı teklifini dahi elinin
tersiyle iten General Norman SCHWARZKOPF, herhangi bir operasyonda harekat
planlaması ve personel gücünün önemine atfen tarihe geçen şu açıklamayı
yapmıştı: “Eğer, Irak ile silahlarımızı değiş tokuş etseydik, sonuç yine
değişmezdi!.”


İşte, ABD, girişeceği bir kampanyada
harekat planlamasına böylesine önem veren bir ülkedir. Ki, bir harekat
planlaması da zaten savaşın yarısıdır. Silah arsenali ve güce dönüştürmek de
diğer yarısı.


Benzer şekilde, yeryüzünün gelmiş
geçmiş en yetkin askeri lider ve savaş kuramcılarından biri kabul edilen;
1830’lu yıllarda İstanbul’u da ziyaret edip Sultan II. Mahmud’un talebi üzerine
2 yıl süreyle Osmanlı Ordusu’nun modernizasyonuyla da görevlendirilen, sonradan
komutasındaki ordularla Prusya-Avusturya (1866) ve Prusya–Fransa (1870-71)
savaşlarını kazanıp Prusya öncülüğünde Alman İmparatorluğunun kuruluşuna önayak
olan, Alman usulü savaş tarzının mimarı ve ulusal kahraman Mareşal Helmuth von
MOLTKE’ye göre, “Strateji bir tedbirler sistemidir,” ve “bir
askeri operasyonun sadece düşmanla ilk teması kesin olarak planlanabilir,”
işin sonrasına ilişkin ise “bütün opsiyonlar hesaba alınarak alternatifli
planlar yapılmalıdır.”


Bu teorik ve pratik çerçeveden hareketle;
silahlı darbe girişiminin harekat planlamasını, şayet iddia edildiği gibi
Süpergüç ABD yapmış olsaydı ve bu harekatın stratejik hedefi de
Cumhurbaşkanımız ERDOĞAN’ın teslim alınması ya da öldürülmesi olsaydı, her
halde planlamada düşmanla ilk karşılaşma yeri “Boğaz Köprüsü gişesi”
olmazdı! Başka bir deyişle, ABD-CIA-NATO-GLADIO’nun; akşam saat 10:30’da
köprüde trafiği durduran, televizyonlarda darbeye yönelik canlı yayınlar
başlamasına neden olan, çay kahve içerek televizyonlarda Başbakanın darbe açıklamasını,
ardından da Cumhurbaşkanının halkı sokağa çıkmaya çağırışını dinleyen, ve
nihayet “Cumhurbaşkanı Marmaris’te gece yarısı kaldığı otelden ayrıldıktan
sonra, otele darbenin stratejik hedefi ERDOĞAN’ı sözde öldürmeye giden”
bir harekat planlaması yapacağı akla ziyan bir tasavvurdur. Siz olsanız böyle
yapmayacaksanız, onlar da yapmaz!. Zaman kaymış, köprü öne alınmış da,
stratejik hedef mi unutulmuş? Bu nasıl üst akıl?


SADECE HAREKAT PLANLAMASI DEĞİL,
TEKNOLOJİ DE ÇÖKMÜŞ!


FETO/PDY ve ABD bir araya gelip,
müşterek işbirliği ile Cumhurbaşkanı Sayın ERDOĞAN’ı öldürmeye karar
vermişler!. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanının yanı
başında durup 7/24 nefes alışlarını izliyor; diğeri de, dünyaya Mars’tan 5
misli daha uzakta bulunan (500 milyon km) Satürn’ün uydusu Enceladus’ün
yüzeyinden 200 km yukarı buz ve su fışkırdığını BBG evi gibi gözetliyor!.
Fakat, her nedense bu işbirlikçiler, darbe sürecinde ERDOĞAN’ı gözetleyemiyor!.
Sayın Cumhurbaşkanı tüm ailesini alıp önce helikoptere, sonra da uçağa binip
İstanbul’a geliyor. Darbeci ABD-CIA-NATO ise Marmaris’in yolunu tutup
öldüreceği ERDOĞAN’ın ruhuna baskın yapıyor…


Oysa, aynı ABD, bundan 25 yıl önce,
Birinci Körfez Savaşında, önce uzayda yörüngede Ekvator üzerinde uçmakta olan
ve Irak’ı gözetleyen birkaç füze ikaz uydusundan biri tarafından Irak’tan
İsrail’e Scud füzesi fırlatıldığını tespit etmiş; sonra bu bilgiyi sırasıyla, o
sırada Amerika üzerinde yörüngede uçan askeri bir haberleşme uydusuna ve ondan
da Kuzey Amerika’da Colorado Springs’te Cheyenne Dağının altındaki yeraltı Füze
İkaz Merkezi’ne aktarmış; bu merkezde değerlendirilip işlenen bilgiyi yine aynı
uydu aracılığıyla, bu kez Suudi Arabistan üzerinde nöbetleşe 7/24 uçmakta olan
AWACS uçaklarına ve bu uçaklardan da gelmekte olan füzeye karşı en uygun
konumda olan Patriot bataryasına veya bataryalarına iletmiş; nihayet füze veya
füzeler ateşlenmiş ve gökyüzü kimi zaman televizyonlarda da canlı yayınlanan
heyecanlı kapışmalara sahne olmuştur!. Tüm bunları yapabilmek için sadece 4 dakikası
olan ABD, bütün bu işlemleri 2 dakikaya sığdırmayı başarmıştır. Olayımızda ise,
ABD’nin öldürmek istediği ERDOĞAN’ın uçağı 1.5 saatlik güvenli bir uçuşla
İstanbul’a gelmiştir!.


Biz bize palavra sıkmaya benzemez.
ABD yemez. Tabii ki belge ister, hatta “birlikte araştıralım” der!.


Cemal Acar


Odatv.com


http://odatv.com/darbe-girisimini-bir-de-boyle-okuyun-2307161200.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış