ÇOCUKLARIMIZ & KADINLARIMIZ & GÖRME – BEDENSEL VE ZİHİNSEL ENGELLİLER

Bir çocuk yetişir, dünya değişir…

BU BİR SİYASÎ YAZI DEĞİLDİR
!!!

Yerküreye
“küresel güçler” dediğimiz egemenler hâkim. Ülkelere de “büyük sermaye” sahibi
güç odakları.

Köylünün,
çiftçinin, işçinin, memurun, emeklinin, küçük esnafın, kısacası altta kalanın
ise canı cehenneme(!).

Tamam
da; böyle gelmiş, böyle mi gidecek? Üsttekiler semirmeye, azmaya, tatlı
hayatlarını yaşamaya, alttakiler ise semirilmeye, sömürülmeye, ezilmeye,
“Yandım Allah!” demeye devam mı edecek?

Hem
felsefesi 90’lı yılların başında ortaya atılan “Yeni Dünya Düzeni” denilen
düzen, hem de ülkelerin, milletin ancak yüzde birinin egemen olduğu,
dolayısıyla hiç de “milli” olmayan düzenleri bozulamayacak mı?

Özellikle
90’lı yıllardan itibaren giderek azgınlaşan her iki güç karşısında da altta
kalanlar bunu başarabilirler mi?

Geçtik
başarmalarından; hem küresel, hem de ülkesel güç odakları mengenenin ağzını her
geçen gün biraz daha sıkmakta, dolayısıyla iş daha da zorlaşmakta.

Yüzde
1’in, yüzde 99 karşısındaki büyük zaferidir bu. Ya da yüzde 99’un, yüzde 1
karşısındaki büyük hezimeti.

Ne
olacak o zaman? Zafer ve hezimet ilişkisi sürgit böyle mi tecelli edecek? Ne
yazık ki bütün sosyal yasalar öyle olacağını söylüyor. Öyleyse bizlerden, yani
yetişkinlerden umutlu olamayız. Öyleyse başka bir umut kapısı aramak
zorundayız. O da çocuklardan başkası olamaz. Zira o düzeni yıkacak şekilde
yetiştirilenler ancak yıkabilirler o düzeni. O da onlara gerekli inancı,
cesareti, enerjiyi, bilinci aşılayabilmekle olur. “Armut piş, ağzıma
düş” demekle değil.

Bunu
kendimizden de çok; onlar için düşünmeliyiz. Hatta bizlerin pek çoğu o günleri
göremeyeceğine göre sadece onlar için düşünmeliyiz. Hiç olmazsa onların
sömürülmemesi, semirilmemesi, ezilmemesi için. Biz büyüklerinin kaderini
paylaşmamaları için.  Evet, öyle. Ancak
doğru şekilde yetiştireceğimiz çocuklardır her iki düzeni de yıkabilecek
olanlar. Önce ülkesel, sonra da küresel güç odaklarının hakkından ancak onlar
gelebilir. Yine ancak gelin görün ki söz konusu güç odakları, onların da doğru
yetiştirilmesine bundan sonra da izin vermek istemeyeceklerdir. İzin vermeleri
demek; kendi iplerini kendilerinin çekmesi demektir.

Öyleyse
ne yapmalı? Oturup, kaderimize mi ağlayacağız?

Ölümden
başka her şeye çare bulunabileceğine göre, demek ki bunun da çaresi var. O da
ancak çocuklar olabilir. Ancak ona göre yetiştireceğimiz çocuklar olabilir
dünyayı değiştirmeye aday. Düzeni bizim değiştirmemiz ise çocuklarımızı onu
değiştirecek şekilde yetiştirmekten daha zordur. Ya da şöyle diyelim:
Çocuklarımızı, düzeni değiştirebilecekleri şekilde yetiştirmek; o düzeni
bizlerin değiştirmesinden daha kolaydır. Zira biri aile içiyle, diğeri ise ülke
ya da dünya ile sınırlı.

Ama
soruyorum:

1.    
Kaçımızın evinde çocuğun
söylediklerine kulak verilir?

2.    
Hangimizin evinde onlara “aklı
ermez” gözüyle bakılmaz?

3.    
Kaçımızın evinde onlara da görüş
bildirme, fikrini söyleme, karar ve tercih hakkı tanınır?

4.    
Kaçımızın evinde itirazı hâlinde
ağzına biber sürülmez?

5.    
Kaçımızın evinde hayalleri,
yaratıcılığı, yaşama sevinci, merakları, özgüveni, medeni cesareti yok edilmez?

6.    
Kaçımızın evin de çocuğunda bir
birey olduğu algısı vardır?

İşte
bunlara son verdiğimiz günden itibarendir ki ülkelerini ya da dünyayı
değiştirmeye aday çocukları yetiştirmeye başlamış olacağız.  Bütün sorun çocuğa bakışımızda. Onu
değiştirmekse dünyayı değiştirmekten daha zor olmasa gerek.

Öyleyse
tekrar soralım: Neden tarihi değişimi çocuklar başarmasın? Unutulmamalı ki
ülkelerini de, dünyayı da değiştirenlerin hepsi birer çocuktu.












































































Yaşasın çocuklar !!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir