ÇOCUK & KADIN & GÖRME – BEDENSEL VE ZİHİNSEL ENGELLİLER

Bir çocuk yetişir, dünya değişir…

“Beni
bir tek kişi bile dinlemese, haykırmaya devam edeceğim.” – Emile Zola

ÇOK
DERTLİYİM, ÇOOOK!

2002
yılıydı. Ankara’da oturuyorum. Bir telefon aldım. Dışişleri Bakanlığından
arıyorlar. Arayan Dış Türkler Genel Müdür Yardımcısı. (Genel Müdürlüğün adını
tam hatırlayamıyor olabilirim) Ağaç Yaşken Doğrulur adlı kitabımı görmüş.
Nereden bulacağını soruyor. (Kitaba telefon numaramı da koymuştum)

Piyasada
bulamayacağını, sadece konferanslarımdan sonra imzaladığımı söyledim. Bunun
üzerine, yurt dışındaki soydaşlarımız için de aynı şeyin yapılabileceğini
söyleyerek benimle görüşmek istedi.

Tandoğan’daki
hizmet binasına gittim. Tanıştık. Meğer Bakanlığın bu konu için bütçesi yokmuş.
(Demek ki sıra çocuklara gelince olmuyor Bakanlığın parası. Her neyse…) Ancak
elçilikler aracılığıyla Türk derneklerine, vakıflarına tavsiye edebilirlermiş.
Masrafları da onlar, yani sivil toplum kuruluşları karşılayacak. Mutabık
kaldık.

Ama
sormayın; gereği yapıldıktan sonra yetişemeyeceğim kadar istek geldi. Kahır bir
yana, biri İngiltere’den, ikisi Almanya’dan olmak üzere sadece üç dernekten
mail alabildim. Şartları soruyorlardı. Sadece yol ve konaklama masraflarımı
karşılayacaklarını söyledim.. Çok para istemiş olmalıydım üçünün de arkası
gelmedi.

Aradan
birkaç ay geçti. Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı Başdanışmanlığına
getirilmişti. Yakınım olduğunu da gözeterek ona gittim. Yurtdışı olmazsa –ki
elbette bir formül bulanabilirdi bütçe işine ama geçtim ondan- TRT’de çocuk
programı yapmam için bari yardımcı olmasını istedim. Ondan da bir sonuç çıkmadı.

Mehmet
Ağabeyimiz (Sayın Dülger) o günlerde Antalya milletvekili. Bir gün Side’ye
gittiğinde Belediye tarafından çok iyi hazırlanmış bir çocuk ve gençlik
merkezinden söz etmişler. Hemen ben gelmişim aklına. Belediye Başkanının
çağrısı üzerine çıkıp vardım Side’ye.

Gerçekten
de iyi hazırlanmış bir merkez. Binanın önünde çocuk parkı bile var. Kolları
sıvayıp, başladım, bana ayrılan odanın birinde hem de her gün çocuklarla
buluşmaya.

Ama o da
ne? Aradan sadece on gün geçmişti ki son verdiler çalışmara. Niye? Gerekçe yok.
Söylemediler. Beğenmemiş olabilirler mi? Hayır, öyle de değil. Çok da
memnunlarmış. Eeee, daha ne?

Döndüm
İstanbul’a.

Oysa
çocuklar o kadar memnundu ki şu kadarını söyleyeyim: Hemen önümüzde çocuk parkı
da olduğu hâlde benimle birlikte olmayı tercih ediyorlardı. Vedalaşırken
ağlayanlar ile olmuştu.

Ücret
mi? Yok, efendim. Ücret filan yok. Öyle bir talebim de yok zaten. (Biz bu yola
baş koymuşuz, hepsi o.)Sadece yol ve konaklama masraflarımı karşılıyorlardı.

(Bu
kadar mı? Ne gezeeer? Çok ama çok yaşadım bu tür aymazlıkları. Sırası geldikçe
onları da paylaşacağım sizlerle)

Şimdi
diyorum ki boş verin beni. Hatta –çok affedersiniz- s….. edin ve lütfen sadece
çocuklarımız üzerine düşünün.

Yahu
neyin nesidir bu? Yahu nasıl olur da bir ülkede çocuklar bu kadar ihmal
edilebilir mi?

Lütfen
söyler misiniz; hangi birine yanmalı?

Bakanlığın,
yurt dışındaki çocuklarımıza gidecekler için bütçe ayırmamasına mı? Bir tek
sivil toplum kuruluşunun dahi çağrı yapmamasına mı?

Bir
yakınınızın dahi oralı olmamasına mı? (Doğaldır ki gerek Dışişleri Bakanlığı ve
gerekse başbakanlık günlerinde yeni bir başvurum olmayacaktı.)

Yoksa
çocukların sevincini kursaklarında bırakan Side Belediyesine mi?

Çocukluğuma
verin: Ben bu işlere bir açıklama getiremiyorum.. Siz nasıl açıklarsınız
bilemem ama sadece acaba diyorum, herkes kendi çocuğunu mu düşünmekle meşgul?
Acaba başkalarının çocukları için “Bana ne! Ne hâlleri varsa görsünler” mi
deniyor? Yoksa çocuk sevgisizliğimiz midir sebep?

İyi de,
ne olacak böyle böyle bu ülkenin hâli? Ne olacak çocuklarımızın hâli? Ne olacak
bizlerin hâli?

Yoksa
millet olarak kafayı yedik de -doğal olarak- farkında mı değiliz?

Yahu,
beşeriz. Düşünmüyor değilim. Zaman zaman hepimizin ihmalleri olabilir. Ama
nasıl olur da çocuklarımız bu kadar ilgisiz kalabilir, nasıl olur da bu kadar
ihmal edilebilir? İnanın, bunu aklım almıyor işte. Yoksa diyorum, hepimiz
bilâvelediz de (çocuksuzuz da) ondan mı?

Ondan
sonra da çocuklara tâciz, tecavüz, saldırı deyince mangalda kül bırakmayız.
Hadi canım, siz de!

Yoksa
“Cinsel saldırıyı da, tacizi de, tecavüzü de sadece “istismar” olarak
değerlendiren bir anlayış fukaralığından başka ne beklersin, kardeşim?” mi
diyorsunuz bana?

Lütfen
söyler misiniz; bu boşvermişlikle çocuklarımıza yapılan istismarın da, tacizin
de, tecavüzün de önüne nasıl geçeceğiz?

Bir
hafta önce Tuzla’da ortaya çıkan anaokulu rezaletini hatırlayın. Anneler öyle,
okul yönetimleri şöyle, babalar böyle… Eee, daha ne beklersiniz?

Hani, bu
çocuklar Tanrının birer emanetiydi bizlere?

Yaşımızı-başımızı
aldık. Yakındır hesabının sorulması, o emanete hıyanet etmenin.

Salim
Koçak

Web
Sitemiz: salimkocak.com

Çocuklar
İçin Salim Amca Tv: https://www.youtube.com/channel/UCEJkkvcEU3k51Tpu6T4uv3Q




































































































































Facebook:
https://www.facebook.com/salim.kocak.7
   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir