ÇOCUK & KADIN & GÖRME – BEDENSEL VE ZİHİNSEL ENGELLİLER

AZİZ NESİN : “ÇOCUKLARIMIN HERŞEYE ELEŞTİREL GÖZLE BAKMALARINI
İSTİYORUM”

O,
çocukla da yakından ilgilenen, onu iyi çözmüş, bir birey, bir kişilik, bir
yetişkin insan olarak algılamış çok nâdir, belki de bir elimizdeki parmak
sayısını geçmeyecek kadar az olan aydınlarımızdan biri, hatta onların da en
önde geleniydi.

O, çocuk
eğitiminde de tam bir devrimciydi. Çocuğa bakışın önündeki köhnemiş duvarları
yıkan, yerle bir eden, bunu da hiçbir zaman siyasi ve ideolojik görüşleriyle
karıştırmayan, o görüşlerine çocukları alet etmeyen bir devrimciydi. Çocuğu
sadece özgürleştirmeyi şiar edinmiş namuslu bir aydındı. Bunu gerek
kitaplarıyla, gerekse de İstanbul-Çatalca’da kurduğu ve kitaplarının telif
hakları da dâhil bütün varlığını bağışladığı Nesin Vakfının çocuklarına
gösterdiği yaklaşımla da kanıtlamış bir aydın.

Bir
vasiyet de bırakmıştı bu konuda. İşte ondan bazı alıntılar:

“Vakıf çocuklarımın dünyaya, insanlara, olaylara
eleştirel gözle bakmalarını istiyorum. Vakıf çocuklarımla, haftanın bir,
kimileyin de iki günü toplanır, konuşuruz. Toplantılarımızda onlara sık sık
yineleyerek söylediğim şudur:

“Benim söylediklerimi de, büyük diye tanıdığınız
başkalarının sözlerini de ille benimsemek zorunda değilsiniz. Sözlerimin yanlış
bulduğunuz, herhangi nedenle benimseyemediğiniz yerleri varsa ya da tümüne
karşıysanız açıkça söyleyin, tartışalım.

“Salt benim değil, hiç kimsenin sözünü olduğu gibi
benimsemek zorunda değilsiniz. Kim olursa olsun, ne kerte büyük sayılırsa
sayılsın, herkesin sözünü, davranışını, tutumunu, yazısını, gerekli
bulduğunuzda eleştirmelisiniz.

“Salt insanları değil, gelenekleri, tabuları,
yasaları, görenekleri, verilmiş yargıları, her şeyi eleştirmelisiniz.
Eleştirmek, her zaman haklı olduğunuz anlamına gelmez. Ama bir şeyi
eleştirdikten sonra benimserseniz, neyi, niçin kabul etmiş olduğunuzu
bilirsiniz. Eleştirinin amacı eleştiri değil, doğruyu bulmaktır.

“Eleştiri olsun diye eleştirmek, yani her zaman, her
yerde, her ne olursa olsun ille de eleştirmek alışkanlığı, bilgiçlik taslama
biçimine gelebilir. Bunu önlemek için de, özeleştiri ve özdenetim gereklidir.’

“Vakıf çocuklarıma, eleştirmeden benimsedikleri bir
şeyin (düşüncenin, yargının vb.) gerçek sahibi olamayacaklarını anlatmaya
çalışıyorum.”

(…)

“Vakıf çocuklarımın cezasız yetişmelerini istiyorum.

“Çocuk suç işlese de suçlu değildir. Çünkü onun suç
işlemesinin nedeni, önceden iyi eğitilmemiş olmasıdır. Öyleyse suçlu olan çocuk
değil, çocuğu eğitme görevi olup da eğitmemiş olanlardır. Çocuğu eğitmesi
gereken insanın, suç işledi diye çocuğu cezalandırmak amacıyla dövmesi, çocuğun
kişiliğinde asıl suçlu olan kendisini dövmesi demektir. Çocuğu eğitmek için
dövmek, önceden çocuğu eğitmemiş olmanın cezasını çocuğa yüklemek oluyor.

“Bilindiği üzere, çocuğun eğitimi doğduğu, hatta ana
rahmine düştüğü andan başlıyor. Vakıf çocuklarım Nesin Vakfı’na çok küçük
yaşlarda gelmiş olsalardı, elbet onları eğitecektik ve suç sayılan şeyleri
yapmayacaklardı. Ama çocuklar Vakfa on dört-on beş yaşlarında, kişilikleri
oluşmuş olarak gelmişlerdi. Ben altı yılda iki kez bu çocukları döğerken,
gerçekte onların geçmişteki yanlış eğitimlerinin ya da eğitimsizliklerinin
cezalarını bu çocuklara yüklemiş oluyordum; bir anlamda dayak yoluyla bir eğitim
ameliyatı yapmak zorunda kalmıştım. Bütün bu gerekçeler, çocuklara dayak
atmakta haklı olduğumu kanıtlamaz elbette.

(…)

“12 Eylül 1980 den sonra, anarşinin sorumluları ve
suçluları olarak 17-20 yaş arasındaki çocuklarımızı asan bir ülkede, cezasız
eğitimin yararını anlatmanın zorluğunu, hatta olanaksızlığını biliyorum. Ancak
şuncasını söylemeliyim ki asıl suçluların çocuklar olmayıp, onları yanlış
eğitmiş ve onlara yanlış örnek olmuş bulunan büyükler olduğu gerçeğinden
kalkarak, bugüne dek çocuklarımız cezasız eğitilmiş olsalardı, 1980’den
önceleri çocukları ve gençleri suça iteleyen, kışkırtan, özendiren ve onların
suç işlemelerini önlemek görevleriyken bu görevlerini yerine tam getirmeyen
sorumlular, görevliler, yetkililer, politikacılar yurt içinde ve dışında
dolaşırlar ve hâlâ Türkiye’nin politikasını yönlendirmeye çalışırlarken, 17-20
yaş arası çocuklar ve gençler suçlu diye asılmazlardı.”

“Vakıf çocuklarınım, benden sonra da cezasız
yetiştirilmelerini diliyorum.”

(…)

“Nesin Vakfı’nda yasak yoktur.

“Nesin Vakfı’nda çocuklara hiç bir şey yasak
değildir. Çünkü yasaklama, bir eğitim yöntemi olamaz. Yasaklama, ancak yasağın
sürdüğü, o yasak baskısını yapanın var olduğu sürece geçerlidir. Yasağı koyan
gücün bulunmadığı ya da zayıfladığı zamanlarda yasak kalmaz. Eğitimde önemli
olan, yasak koymadan, yasak konulacak şeyi çocuğun eğitilerek kendiliğinden
yapması ya da yapmamasıdır. Çocuk, neyin, nasıl, ne zaman yapılıp
yapılmayacağına kendiliğinden karar verebilecek biçimde eğitilmelidir. Konulan
yasak, kime, kimin ölçütlerine, değer yargılarına göre yasaktır? Yasakları
kimler, kimlerin çıkarları için koymuştur? Kimi koşullarda yasaklara uymak
olumsuzluk, yasakları çiğnemek de olumluluk olabilir. Çocuk, yasak konusunda da
eleştiri getirerek bunları düşünebilmelidir.”

O büyük
çocuk dostunun önünde saygıyla eğiliyorum.

Salim
Koçak

Web
Sitemiz: salimkocak.com

Çocuklar
İçin Salim Amca Tv: https://www.youtube.com/channel/UCEJkkvcEU3k51Tpu6T4uv3Q?disable_polymer=true 




























































































Facebook:
https://www.facebook.com/salim.kocak.7 
  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir