ÜLKELER/KITALAR DOSYASI


KAYNAK : http://www.cinhh.com/yasam-ve-olum-yorgunu-cin-sosyalizmi-uzerine/


Yaşam
ve Ölüm Yorgunu : Çin Sosyalizmi Üzerine



Toprak
mülkiyetindeki bu tarihsel dönüşüm, Mo Yan’ın Türkçeye çevrilen üçüncü romanı Yaşam
ve Ölüm Yorgunu
’nun başlangıcını oluşturuyor. Bir Budist yazıtından
esinlenerek adını verdiği romanında yazar sosyalist Çin tarihine odaklanmış.
Sosyalist dönemin, devrimden başlayarak geçirdiği evrim, Shandong Eyaleti Gaomi
Kuzeydoğu Bucağının Ximen köyünde yaşayan Ximen ailesi üzerinden
öyküleştiriliyor.


Romanın
ana kahramanı ve anlatıcısı Ximen köyünden toprak ağası Ximen Nao. Ximen Nao,
karısından çocuğu olmadığı için evine iki kuma[1] getirmiş, ilk kumadan iki
çocuğu olmuş ve devrim sırasında öldürüldükten sonra; eşek, boğa, domuz, köpek,
maymun ve nihayet bir erkek çocuk olarak tekrar tekrar dünyaya yeniden gelen
bir karakter[2]. Bir diğer merkezi karakter, Ximen Nao’nun evlatlığı olan ve
ölümünden sonra onun ikinci karısıyla evlenen Lan Lian. Lan Lian, adeta
sosyalizme karşı pasif direnişe geçerek tüm baskılara rağmen komüne katılmaz ve
üretimini, küçük toprağında bağımsız bir çiftçi olarak dönem boyunca sürdürür.
Mao komünlere katılımın gönüllü olduğunu söylemiştir; o halde der Lan; “Kimse
beni zorlayamaz, ancak Başkan Mao isterse komüne katılırım.” 1967’den 1981’e
kadar küçük arazisinde bağımsız çiftçiliğini sürdürür ve “göze kaçmış bir toz
parçası ya da parmağa batmış bir kıymık gibi halk komününün o geniş arazisi
arasında” durur kalır.


Yazarın
kendisi, gelecekte ünlü bir yazar olarak betimlenen Mo Yan da, öykünün ana
karakterlerinden biridir. Mo, kendisini, aşırı meraklı, bulduğu her şeyi
okuyan, inceleyen, güçlüklerden yılmayan, palavracı bir tip olarak çizer ve yer
yer kendisiyle dalga geçer.


Çin Sosyalizminin Ana Durakları ve Örtük Eleştirisi


Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Çin sosyalizminin ana politikaları,
aşamaları ve nihayet 1980’lerde başlayan dönüşümü üzerine kuruludur. Bu
süreçler önceki romanlarında olduğu gibi köylü bir aile üzerinden aktarılır.
Toprak ağalığının sonu, komün sistemi, 1950’lerde Sovyetler Birliği ile
işbirliği ve Sovyet yardımları, Büyük İleri Atılım Politikası, tarımda
makineleşme, hayvan gücünün yerini traktörlerin, ahşap pullukların yerini çelik
pullukların alması, Kültür Devrimi sırasında devrim karşıtlarının
itibarsızlaştırılması, yerel düzeyde aşırılığa varan uygulamalar ve ölçünün
kaçması ve bir tür yerel derebeylerin türemesi, kitapta işlenen başlıca
konular. Devrim, eski sistemin iktidar sahiplerini (toprak ağaları, zenginler)
yok ederken, yerel sosyalist güç odaklarını ortaya çıkarır. Bunun bir örneği,
hükümet ofisiyle yetinmeyip bahçedeki kayısı ağacını, hatta “Mavi Yüz”[3]
 lakaplı üvey babasının yüzünü kızıla boyatacak kadar biçimselliği
kutsayan bir Kızıl Muhafız olarak betimlenen Ximen Nao’nun oğlu Jinlong’dur.


Bir
toprak ağası olduğu için devrim sonrasında kurşuna dizilen Ximen Nao, bir eşek
olarak yeniden yaşama döndüğü Büyük İleri Atılım döneminde bu kez, aç köylüler
tarafından eti için parçalanarak öldürülür. Kültür Devrimi ise, yaşlı
kadroların ağzından, kan ve gözyaşının bolca aktığı dünyadaki cehennem olarak
nitelenir.


Sosyalist
dönemde yaşananlar, Mo’nun diğer romanlarında olduğu gibi politik bir dille ve
doğrudan değil; dolaylı, ironik, doğal ve hatta mizahi bir anlatımla yapılır.
Mo’nun anlattıkları Çin kırsalı insanlarıdır; onların doğayla, hayvanlarla, kendileriyle
ve nihayet rejimle ilişkileridir. Bu ilişkiler üzerinden ve hayvanların
ağzından, rejimin politikaları anlatılır, eleştirilir, okuyucunun
ilişkilendirmesine ve değerlendirmesine bırakılır. Üst düzey yöneticiler,
devlet ve parti liderleri ve büyük kentler yoktur. Mao yalnızca, verdiği bir
talimat ve ölümüyle, sevilen ve halkın güven duyduğu, ölümünün üzüntüyle
karşılandığı bir lider olarak yer alır.


Bu
eleştirel yaklaşım, aynı zamanda devrimin ekonomik ve toplumsal yaşama
kattıkları ile dengelenir: Sosyalizm yalnızca eski rejimin mülkiyet
ilişkileriyle değil o rejimin feodal toplumsal ilişkileriyle de mücadeleye
girer. Çok eşliliğin sonlandırılması ve kadınlara sağlanan haklar;
kimsesizlerin yararlandığı ve beş güvence olarak adlandırılan (gıda, giyim,
yakacak, eğitim ve defin) yardımlar, sağlık hizmetlerini asgari düzeyde de olsa
kırsal kesime ulaştıran çıplak ayaklı doktorlar vb. uygulamalar satır
aralarında verilir.


Çin Usulü Sosyalizmin/Kapitalizmin Açmazları


Romanın
son bölümlerinde Mo Yan bu kez eleştirilerini reform ve dışa açılma
politikalarına yöneltir. Sınıf mücadelesi sona ermiş “sosyalist revizyon”a
geçilmiştir. Köylüler ticarete başlamışlar, köy meydanında devrim operaları
afişlerinin yerini “break dance” afişleri almıştır. Köyün kokusu değişmiştir.
Eskinin baskın hayvan kokusunun yerine artık evlerden çevreye yayılan paslanmış
metal kokusu yükselir. Bu kokular, komünlerin tarımda makineleşme rüyasının
gerçekleştiğinin göstergesidir ama artık komünler yok olmuştur. Kamu mülkiyeti
biçimsel olarak korunurken, parseller ailelere dağıtılarak, bir anlamda
bağımsız çiftçiliğe, resmi adıyla hane halkı sorumluluk sistemine geçilmiştir.
Hâlâ devrim tutkusunu içinde yaşatan bir köylü, “Ah kızıl ülkemiz, şimdi de
başka renge boyamak istiyorlar seni, ah!” diye yakınırken; kazananın kendisi
olduğunu söyleyen Lan Lian’a, “Sen tarihin önünde apaçık bir engeldin, nasıl
oldu da bir anda öncü oluverdin?” diye sorar.


Sosyalist
dönemin temel binek aracı olan hayvanlar ve bisikletlere oranla kimlik ve statü
sembolü olan hâki renkli Sovyet ciplerinin yerini Mercedes’ler, Audi’ler
alırken, parti yöneticileri hızla zenginleşir. Ekonomik kalkınma fetişizmi
tarım topraklarını hızla eritir. Ximen köyünde kentsel dönüşüm başlamıştır,
yıkılmak üzere işaretlenen eski evlerin yanı başında iş makineleri bekler.
Köyde onbin dönümlük tarım arazisinin “devrim” temalı bir tatil köyüne dönüşme
projesini engellemeye çalışan köylülerin girişimleri sonuçsuz kalır. Sosyalist
devrime uyum yeteneği en yüksek olan kesim, yeteneğini bu kez de kapitalizme
yöneliş için sergiler.


“Çin
usulü sosyalizmin/kapitalizmin” ya da “reform çağı”nın yarattıkları yalnızca
lüks tüketim, rüşvet, adam kayırma değildir. Mo Yan, hızlı ekonomik büyümeye ne
pahasına ulaşıldığını ve kimler tarafından ne tür bedeller ödendiğini çeşitli
bağlamlarda işlemektedir. Çin’de yakın döneme kadar çok sık oluşan maden
kazaları, “Havada güçlü bir kömür kokusu vardı, … bu kokunun içine biraz da kan
kokusu karışmıştı.” ifadesi ile verilir. Çocuk yaştaki köylü kızların
çalıştırıldığı bir oyuncak fabrikasında çıkan yangında işçilerin çoğunun ölümü,
hızlı ekonomik büyümenin geri planında yatan emek sömürüsünü vurgular. Nihayet,
ilçede doksanlı yılların başındaki sürekli yağışlar “sahte bir refahla
maskelenmiş olan yozlaşmayı” açığa çıkarır. Yağmurdan sonra okul binaları
çöker, sokaklar pislikten geçilmezken eğitim, sağlık ve temizlikten sorumlu
ilçe yöneticisi genç sevgilisiyle romantik saatler geçirmektedir.


Anlatım


Mo
Yan, kır insanının hayvanlarla, bitkilerle, daha geniş bağlamda doğayla içiçe
olan yaşamını etkileyici dille anlatan bir yazar. Önceki romanlarında merkezi
yer tutan darı tarlalarının yerine bu romanda ılgınları ve ay ışığını
yerleştirmiş. Kitapta, ay, kırsal alanda hem bir aydınlatma unsuru hem de
köylülerin yaşamının bir parçası, onların iletişim kurduğu bir varlıktır. Yazar
önceki romanlarında olduğu gibi benzetmeler için de sıklıkla doğaya
başvurmakta; kahramanlara, iki sepeti dolduracak kadar özür diletmekte; bahar
ayında toprağı mayalanmış hamura benzetmektedir.


Romanlarında
Çin’in kırsal geleneklerini de işleyen yazar bu kez ölüm ritüelini, inançlarını
işlemiştir; beyazın yas rengi olması, cenaze alayının önünde sahte paraların
saçılması, profesyonel yasçıların kiralanması gibi. “Ölü, yaşayanların
gözyaşını taşırsa, yaşam ve ölüm arasında sıkışıp kalır” inancı ise; sosyalizm
söylemiyle kapitalizme yönelen bugünkü Çin’in konumuna, sıkışmışlığına ilişkin
bir eğretilemedir sanki. Bu bağlamda Yaşam ve Ölüm Yorgunu, bir yanda
Maoist söylem korunurken diğer yanda Mao’nun savaş açtığı Konfüçyüscülüğün
canlandırıldığı; biçimsel olarak kamu mülkiyeti korunurken diğer yanda toprağın
kullanım hakkının özelleştirildiği; ne Çin ne de Batı mimarisine benzeyen yeni
yapılaşmanın mekânı olan günümüz Çin’inin durumunu çağrıştırmaktadır.


Yaşam ve Ölüm Yorgunu, hayvanların iç dünyasına,
onların ilişkilerine bir yolculuk olduğu kadar, aynı zamanda insan
ilişkilerinin, onlarla iç içe yaşayan hayvanların gözünden bir anlatımı, bir
kara mizah. Köylülerin kentteki günlük yaşamlarında hayvanlarla olan
ilişkilerinin, belli ölçüde onlara bağımlılıklarının sürmesi, kırsal yaşam
ilişkilerinin kentsel mekâna taşınması, Türkiye’nin de yaşadığı kentlileşememe,
bir başka anlatımla kentlerin köylüleşmesi sorununun bir simgesi gibidir.


Romanın
sosyalist dönemi işleyen ve kırsal mekânda geçen bölümleri daha uzun, daha
işlenmiş ve anlatımları ile betimlemeleri daha güçlüdür. Mao sonrası dönemi ele
alan ve ilçede geçen son bölümlerde ise önceki bölümlerin derinliği ve
işlenmişliği kayboluyor. Kendisine ayrılan zamanı tüketen bir konuşmacının
kalan bölümleri hızla özetlemesi gibi, Mo da, son bölümleri hızla toparlama
gayretine girmiş. Kuşkusuz bu bölümde Çin’in kapitalizme yönelişinin toplumsal
dokularda yarattığı değişimi verme çabası var. Bu bölüm de, yağmurun ortaya
çıkardığı çarpık kentleşme sorunları gibi etkileyici anlatımlar içermekle
birlikte, karakterlerin akıbetini anlatma kaygısı, yazarı, bir aşamadan sonra
gerçekliği zorlayan tesadüflerle örülü bir anlatıma sürüklemiş. Benzer gözlem,
İri Memeler ve Geniş Kalçalar
romanında da geçerli olduğundan, bu eleştiri,
romanın yazım süresinin kısalığı ile ilgili değildir. Bu durum, bir kurgulama
zafiyeti, ya da iyimser bir yaklaşımla mekânın (kır ve kent) toplumsal
ilişkiler üzerindeki etkisinin, zamanın akışının mekânsal işleyiş farkının
romandaki izdüşümü olarak yorumlanabilir. Ancak, yazarın Nobel Edebiyat Ödülü
töreninde yaptığı konuşma ışığında[4], bu durum belki de daha çok, 21 yaşına
kadar köyünden hiç ayrılmadan doğanın içinde yaşamış ve kahramanlarını da yaşam
çevresindeki kişilerden türetmiş olmasıyla açıklanabilir.


Anlaşılan
Mo Yan uzun yazmayı seviyor. Yaşam ve Ölüm Yorgunu da büyük hacimli bir
kitap, üstelik sadece 43 günde yazılmış. Yazar, kendisini de kurmacanın içine
katmasının ötesinde, zaman zaman okuyucuyla konuşmakta ve “bunu nasıl anlatsam”
diye sormaktadır. Bunun da ötesinde, romanın sonunda yazım sürecine ilişkin
notlarında hızlı yazdığını belirttikten sonra çalakalem yazmadığının bir kanıtı
olarak, 43 yıllık bir birikimden beslenerek yazdığını vurgulama gereğini
duymuş. Romandaki kişiliklerin kitabın başında kısa tanıtılması, Türk
okuyucunun pek de alışkın olmadığı adları taşıyan bol kahramanlı bir kurmacayı
anlamayı kolaylaştırmaktadır.


* Bu
yazı Cumhuriyet
Kitap Eki,
Sayı 1324, 2 Temmuz 2015, s. 12-13’te, “Yakın Çin
Tarihi” başlığı ile yayımlanmıştır.


**
Prof. Dr. Seriye Sezen, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde öğretim
üyesidir. seriyesezen@hotmail.com


Dipnotlar:


[1]
Kitapta “kuma” yerine “cariye” sözcüğü kullanılmıştır. Cariye Türkçede farklı
anlamlar taşıdığından, aynı erkekle evli kadınların birbirleri karşısındaki
konumlarını belirleyen sözcük olarak kuma demeyi tercih ediyorum.


[2]
Bu kurgunun esin kaynağı Budizm’deki yaşam ve ölüm döngüsüdür.


[3]
Kırmızı ve sarının devrimi, mavi ve beyazın da devrim karşıtlarını simgeleyen
renkler olarak yazar tarafından bilinçli kullanıldığı belirtilmelidir. Bkz.
Yuhan Huang, “Mo Yan’s Life and Death Are Wearing Me Out in a Cultural and
Visual Context”, Mo Yan in context: Nobel laureate and global storyteller,
(Ed. A. Duran, Y. Huang), Purdue University, 2014: 107-122.


[4]
http://www.nobelprize.org/nobel_prizes/literature/laureates/2012/yan-lecture_en.pdf


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir