Çin’in jeopolitiği 

Binlerce yıldır Asya’ya sahip olmak için verilen
mücadele ve boğazlaşmanın manasını, işin içyüzünü bilmeyenler pek de
kavrayamazlar. Görünüşte mücadele, büyük kısmı çölden, su bakımından fakir
bozkırlardan ve çok yüksek dağlardan ibaret ve sert tabiat şartlarının hâkim
olduğu, velhasıl dünyanın en verimsiz toprakları üzerinde vuku buluyor. İşte bu
coğrafyada yaşayan kavimler, kabileler, uzun müddet iptidai, garabet örneği
yığınlar olarak görüldü. Bu göçebelerin, basit ve kendi halindeki çobanların
cedlerinin bir zamanlar başka türlü yaşamış olmalarını çoğunluk hatırından bile
geçirmedi. 

Oysa tarih, Asya’dan
şekillendi, Asya eğer olmasaydı, ilimden bahsedilemezdi. Asya eski uygarlıkların da doğduğu yer. En eski ilimlerin de
merkezi burası.
 Asya, en eski emanetlerin ve en eski
oyunların da ev sahibi. Kavim hareketlerinin kaynaştığı bir alan olduğu kadar
çeşitli medeniyetlerin de hem merkezi hem de hakiki toplanma havuzu. Asya, diğer yaşam boyutlarıyla irtibatın en mümkün olduğu yer.
“İlham”ın, en “olmaz”ları “olur” yaptığı yer.
 

Korkusuz elçiler,
şansını denemek isteyen cesur tüccarlar ve gayretli din adamları, sırlarla dolu
bu coğrafyaya doğru ilk patikaları açtılar. İşte birkaç yüzyılın ürünü bu bir
sürü dağınık verinti ve kayıtların eklenmesi suretiyle ilk insicamlı tablo
meydana geldi. Biraz bulanık da olsa ortaya çıkan tablo büyüleyiciydi, keşif ve
pazar arayışı, Asya’ya “hakim olma
arzusuna dönüştü. 

Asya’ya sahip olma
siyasetinin yaylarını harekete geçiren şey, elde edilen bazı bulgulardan
hareketle, burasının, başka âlemlere, kadim bilimlere açılan kapılara sahip
olduğu yönündeki inançtır.
 Mamafih, günümüz dünyasının sisteminin parametrelerinden
olan boru hatları, petrol ve endüstrinin bağımlı olduğu nadir metallerin
bilinmediği, bilinse de bir şey ifade etmeyeceği binlerce yıl önce de buraya
hâkim olmak için çetin mücadeleler verilmiş olması, Asya için verilen
mücadelenin daha derinlerde ve zamanlar üstü bir sebebe dayanıyor olması
gerektiğini ortaya koyuyor. 

Dünyanın süper
güçlerinin askeri harekette bulundukları, işgal ettikleri ülkelere salt
jeopolitik ve stratejik amaçlarla gittiklerini düşünemeyiz. Dünyadaki en aptal
general, Tibet’e, Kamboçya’ya, Afganistan’a, Somali ve Irak’a sadece askeri
gayelerle, siyasi hesaplarla gittiğini düşünendir.
  Dünya coğrafyası, insan ve diğer varlıklar coğrafyası olduğu kadar
bilimlerin de coğrafyası niteliğini taşır.
 

Asya’nın en
doğusundaki Çin de, eskiden beri yabancılar tarafından hep işgal edilmek
istenilen bir yer ve beş bin yıllık yazılı tarihi ile en eski medeniyet
merkezlerinden biri. Çin, dünyada ilk insanların görüldüğü ender yerlerdendir.
Baskı, pusula ve kağıt para, ilk önce Çin zekası tarafından bulunmuştur. 

Çin’in sosyal,
ekonomik, askeri ve siyasi gelişmelerini etkileyen en önemli unsur, yabancı
kavimler ve coğrafi şartlardır. Kuzey’in sert iklimi, su kıtlığı ve burada
verimli arazilerin olmaması, Güney’i daima hedef haline getirmiştir. Bu akınlar
sonucunda Hunlar ve Tibetliler gibi Kuzey insanları, zaman zaman Çinliler’i
egemenlikleri altına aldılar ve başlarına geçerek onları idare ettiler. Ama
Çin, içerilerine kadar sokulan bu “yabancı
akrabalarını, medeniyetiyle, manevi kuvvetiyle, yumuşak güç unsurlarıyla ezdi
ve onlar belki kendileri de farkına varmaksızın Çin’li haline geldiler. 

Bununla beraber Çin
kültürü Tibet ve Hun aşısıyla aşılanmış oldu. Bu sebeple Çin kültürünün
bağımsız bir kültür olup olmadığı tartışmalıdır. Öte yandan Kuzey akınlarından
bunalan Çinliler’in Çin Seddi’ni inşa etmeleriyle Kuzeylilerin hücumları sona
ermedi ama giderek Batı’ya yöneldi. 

Yarın devam edelim.

Çin’in jeopolitiği (2)

Çin, dışarıdakinin içeri girmesine, içeridekinin de
dışarı çıkmasına mani olan, aşılması zor bir coğrafyayla çevrili. Bu durumu,
bir dış gücün Çin’i işgal etmesini imkânsız hale getiriyor ama aynı zamanda
Çin’in de başka topraklara çıkmasını zorlaştırıyor. Coğrafi kuvvetler, inatçı Çin mukavemetinin destekçisidir. Zorla
egemenliği altına aldığı kenar ülkeler İç Moğolistan, Doğu Türkistan ve Tibet,
Kuzey ve Batı’dan Çin’e yönelik ölümcül bir darbeyi emen hava yastığı
fonksiyonunu icra ettiler, ediyorlar. Tarihte olduğu gibi bugün de Çin,
denizlerden gelecek bir saldırıya daha açık, bu sebeple güçlü donanma
peşinde. 

Çin’in coğrafyası,
iki bölümde incelenebilir: Doğusu Pasifik Okyanusu’na kıyıdır, yüksek dağlarla
çevrilidir, nüfusun en yoğun olduğu yer de burasıdır. Batı bölümü ise dağlık,
çöllük ve çoraklıktır. Nüfusun okyanusa kıyı Güney Doğu’da toplanmış olması
sebebiyle Çin’in iç kısımları neredeyse bomboştur. Kuzey’de yaşayan Çinliler ile Güney’de yaşayan Çinliler hayli
farklıdır. Kuzey’de hemen her şeyi belirleyen tabiat şartlarıdır, tarih boyunca
akınlardan nispeten daha az zarar gören Güney ise dünya ile etkileşime açık ve
yerleşiktir.
 Ülkenin çok geniş bir alana yayılmış olması,
sert iklim ve coğrafi koşullar sebebiyle ülkede merkezi otorite hiçbir zaman
tam anlamıyla tesis edilememiştir. Otorite, tarih boyunca, prens ve
derebeylerle paylaşılmak zorunda kalınmış, bunların haksız ve keyfi
uygulamaları toplumun ruhunda yaralar açmıştır. 

Azınlıkların toplam
nüfusa oranı sadece yüzde 6 düzeyinde, ancak Çin haritasının yarısından
fazlasının üstünde ama sudan uzak, dağlık ve uç bölgelerde onlar
yaşıyorlar. 

Çin, Türkiye’yi de
yakından ilgilendiren Kuzeybatısını, en stratejik alanı, elindeki en büyük değerlerden
biri olarak kabul ediyor. Bu bölge Pekin’in, Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve
Tibet üzerinde denetim kurması açısından kilit önem taşıyor. Kuzeybatı’nın;
ağırlıklı olarak Müslüman-Türkler, Tibetliler ve Moğollar’dan oluşan karmaşık
etnik motifi, Pekin’in bölge üzerinde güç projeksiyonunda bulunmasına engel
teşkil ediyor. 

Çin’in bugünkü
meseleleri, geniş ölçüde tarihi köklere sahiptir. Toprak meselesi, Çin’in en
eski ve müzmin derdidir. Verimli topraklardaki nüfus yoğunluğu, geniş arazi
sahiplerinin toprak reformunu baltalaması, meselenin çözümünü
zorlaştırmaktadır. Çin’in yüzeyinin yüzde 60’ı 2 bin metreden yüksektir, sadece
yüzde 14’ü 500 metreden alçaktır. Bu coğrafi yapıya rağmen, “Çin’de aşırı
sanayileşme, tarımsal alanları azaltmanın yanı sıra, toprak ve suyun
kirlenmesine de neden oluyor. 1,3 milyar nüfusa sahip Çin’de, insanları
doyurmak halen ülkenin en büyük önceliği konumunda. Çinliler bir taraftan
giderek zenginleşirken, bir taraftan da (ot kökleri yedikleri) şiddetli açlık
yıllarını unutmuyor. Başbakan Wen Jiabao, bir çiftliği ziyaretinde, ‘Dünyaya en
büyük katkımız 1,3 milyar insanı doyurmaktır’ demişti” (Milliyet, 10 Ekim
2009). 

14 ülkeyle komşu
Çin, dünyadaki ekili toprakların sadece yüzde 7’siyle dünya nüfusunun tam yüzde
22’sini doyurmak zorunda. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’e göre de “Çin’de gıda
güvenliği sorunu, ciddiyetini koruyor” (Çin Devlet Radyosu – 28 Ocak
2016). 

Yani halen bugün de
Çin’in en büyük korkusu açlık. Pekin-Londra hızlı tren hattı bu sebeple ayrıca
önemli
.  

Çin’deki toprak
reformları saymakla bitmez. Doğu ile Batı arasındaki gelir farkı, uçurum
düzeyindedir. 

Amansız düşmanın
amansız düşmanıyla ittifak etmek, Çin’in en sonuç alıcı politikalarından biri.
Ayrıca uzaktaki düşmanla anlaşarak yakındaki düşmanı yenmek, sonra da uzaktaki
düşmanı yenmek de… Simgeleri olan yılanın bir takım karakteristik özellikleri,
Çinliler üzerinde tezahür etmiş gibi… Kurnazlık ve hesaplılık, Çin ırkının
antropolojik özelliklerinden. Diplomatik kanallar, kız vermeler, hedef ülkedeki
muhalifler, casuslar ve barış zamanlarının ticaret münasebetleri, Çin haber
alma servislerinin kaynaklarındandır. 

(Perşembe günü devam
edelim)

Çin’in Jeopolitiği (3) 

Çin’in Kuzeybatı’sına dağılmış vaziyetteki Çinliler,
diğer gruplar arasında en yüksek nüfusa sahip, burada diğer bölgelere göre
bozulmamış bir Çin geleneği ve Çin nesebi bulunuyor. Pekin’in planlamasıyla,
Çin’li olmayan toplulukları ciddi anlamda Çinlileştiren bu Çinliler,
savaşların, çatışmaların, zorlu hava koşulları ve açlıkların, rekabetlerin
sonucunda acımasızlaşıp, gaddar insanlara dönüştüler. Pekin’in
konumlandırmasından bağımsız olarak, Kuzeybatı’da yaşayan bu Çinliler
kendilerini, azınlıkları baskı ve kontrol altında tutmakla vazifeli görüyorlar,
başarısız olmaktan da endişeliler. 

Müslüman-Türkler,
Kuzeybatı’nın en geniş ikinci topluluğunu oluşturuyor, birbirlerine bağlı, Çin
dahilinde en homojen topluluk olarak değerlendiriliyorlar. Vahhabilik bu
bölgede, Sünni İslam’a karşı kullanılmak üzere destekleniyor. ABD istihbaratının Temmuz 1944 tarihli bir raporuna göre,
“Vahhabilik, Tsinghai valisi Ma Bufang’ın himayesi altında bulunuyor” 
Bufang
bir emri yerine getiriyordu. 

Çin’in
bölünmezliğinden yana olan Müslüman Hui asıllı General Bufang, Milliyetçi lider
Çan Kayşek’in komutası altında hem Komünist Mao güçleriyle hem de Tibetliler,
Kazaklar ve Doğu Türkistanlılarla savaştı. Hem vali hem de askeri generaldi.
1949 yılında Komünist güçlere karşı ağır bir yenilgi alması üzerine önce
Tayvan’a oradan da Mısır’a kaçtı. Bufang ile Amerika arasında ilk irtibat
1950’de Mısır’da sağlandı. Bufang burada, Çin Müslümanlarını, Çin Komünist
güçlerine karşı cihada çağırdı ama çağrısı karşılık bulmadı. Buradan Londra’nın
yardımıyla Suudi Arabistan’a geçti, vatandaşlık aldı ve 1975 yılında Suud’ta
vefat etti. Uygurlar, “Müslüman
Hui’ler bize her zaman ihanet etti
” derler. 

Kuzeybatı 
Müslümanları Uygurlar, cesaret ve dayanıklılıklarıyla meşhur, mükemmel
savaşçılar. Gurur verici bu özellikleri, dış güçlerce “üzerlerine yatırım
yapılabilir” olarak değerlendirilmelerinin sebeplerinden biri. 

Çin’in merkez
çekirdeğinin savunulması, Sincan’dan başlar. Bu sebeple her ne pahasına olursa
olsun Pekin, Doğu Türkistan’ı elinde tutmak isteyecektir. Çin Devlet Radyosu’na
göre de, “Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi, Çin’in kuzeybatısında yer alan
önemli bir ekonomik merkez, enerji havzası ve ülkenin Avrasya coğrafyasına
geçişini sağlayan jeostratejik bir bölgedir. Nitekim, Orta Asya-Çin doğalgaz ve
petrol boru hatları ve Batı Çin-Batı Avrupa hattı da bu bölgenin topraklarından
geçmektedir
.” (CRİ, 11 Temmuz 2017) 

Bir süredir İsrail,
Doğu Türkistan’la yakından ilgileniyor.
 

Çin’in egemenliği
altındaki Tibetliler, “erdem” hayranıdırlar, miskin bir görüntü veriyor
olmalarına rağmen zaptedilmeleri zordur, üzerlerinde yabancı bir otoriteyi asla
kabul etmezler, silahlı ve fili eyleme çok yatkındırlar, silah tutkunudurlar,
Çin ilerleyişinin karşısındaki en güçlü dirençlerden biri onlardır. Tüm tepkilerini, dini liderleri kontrol eder. Köle
ve sömürge gibi görülmekten çok rahatsızlar. Kendi yöneticilerine bile düzenli
vergi vermeyen Tibetliler, özgürlüklerine düşkün, gerektiğinde silaha
sarılmaktan hiç çekinmezler. Bu özellikleri, Çinliler arasında Tibetliler’den
çekinmenin yanı sıra onlara gizlice beslenen saygının da kaynağıdır. 

Tibetliler’e göre,
“Çinliler, erdemden habersiz, nasipsizler.” Çinliler’e göre ise “Tibetliler,
şiddet yanlısı ve son derece barbarlar. Bu nedenle de her türlü
örgütlenmelerini yok etmek, meşru”dur. 

Eğer Çin, Tibet
üzerindeki hâkimiyetini kaybederse, Tibet, Hindistan’ın bir uzantısı haline
gelebilir. Sonuçta işgal altındaki Tibet ve Doğu Türkistan, Çin’in dünyaya
açılan kapısıdır, Pekin onları kaybetmek istemeyecektir. 

Çin’de üçüncü
büyüklükteki azınlık Moğollar, Çin ve Tibet kültürünün esiri olmuşlar. Lider kadrosunun
bozulması sonucu, toplumun genel dokusu zayıflamış durumda. Göçebe halde
yaşayan Moğollar, Çinli istilası ve Çin egemenliği karşısında hareket edemez
durumda. (Pazar günü devam edelim) 

Çin’in Jeopolitiği (4) 

Çin’deki azınlıkların Çin’e ve Çinliler’e karşı
besledikleri husumet, Çin’in Kuzeybatı’sına hâkim temel siyasi olgu. Bu durum,
Çin’e dair yapılacak her türlü hesapta göz önünde tutulacaktır.  

Ülkedeki üç büyük
azınlık Tibet, Uygur ve Moğollar etrafında gelişen ve “yerel” gibi gözüken mücadeleler
aslında iç yüzü pek bilinmeyen büyük bir kavganın uzantıları. Gerek İç
Moğolistan’da, gerekse Tibet ve Doğu Türkistan’da, bağımsızlık peşindeki
güçlerin içindeki rekabet körüklendi, rekabet yok ise rakiplerin ortaya çıkması
sağlandı, böylece hem hareket çok başlı hale getirildi, hem de aşağı yukarı
eşit güçlere sahip bunların iktidar uğruna dış yardım arayışlarına girmeleriyle
de dava uğrunda mücadele edenler, küresel kavganın küçük askerleri haline
geldiler. Konjoktüre göre bazen ileriye sürüldüler, bazen de geri çekildiler.
Tibet için mücadele eden ve birbirine muhalif iki Budist liderden Pançen
Lama’nın Çin’e, Dalay Lama’nın da İngiltere’ye dayanması buna güzel bir
örnektir. 

Asya’daki
mücadelelerden öğrenilen bir şey; düşmanlıkta olsun dostlukta olsun veya
ittifakta olsun,  akrabalığa bakılmaz, birbirine akraba veya tamamiyle
yabancı kavimler, yan yana bulunabilecekleri gibi birbirine karşı da
gelebilirler. 
 

13 ve 14. Yüzyıllar
şüphesiz Asya’nın en önemli tarihi çağlarından birini teşkil ederbugünleri şekillendirmiş bu devrin tesiri,
Asya sınırlarından Avrupa’ya kadar yayılmıştır. Asya ile Avrupa ancak o devirde
birbirini gerçekten tanımıştır. İç Asya ve Doğu Avrupa’nın siyasi ve etnografik
manzarası, bu çağ olaylarının tesiri altında teşekkül etmiştir ve o zamandan
beri ne olmuş, ne değişmişse bu ancak o geçmiş hâdiselerin zaruri
neticeleridir. 

Çin esir mi? 

Çok zorlu bir
coğrafyayla çevirili Çin’in askeri ve siyasi enstrümanlarını çalıştıracak olan
ekonomik refahı, temelde ABD ve diğer ülkelere yapacağı ihracata bağımlıdır.
ABD mali piyasalarındaki parasını geri çekebilmesi için Pekin’in bu parayı
kullanacak başka bir merkez bulması gerekiyor. Şayet Çinliler Avrupa’ya
yönelirlerse, Avrupa’daki faiz oranları aniden düşecek, ABD’deki faiz oranları
artacaktır. Sonuçta Avrupa’nın da parası ABD’ye doğru akacaktır. Dolayısıyla,
Çinlilerin günün birinde tüm paralarını ABD piyasalarından çekme olasılığından
kaynaklanan korku, asılsızdır çünkü Çinliler, ekonomik açıdan da köşeye
sıkıştırılmış durumdadır. 

Çin bir taraftan
Amerikan tahvil ve dolarına milyarlar yatırarak ABD’nin borçlarını finanse
ederken bir taraftan da genel stratejisi doğrultusunda diğer ülkeleri de yanına
alıp, Amerikan Doları’nı tahttan indirmeye çalışıyor. Birkaç trilyon dolara
sahip Pekin yönetimi bununla birlikte döviz rezervinin erimesinden de kaygı
duyuyor. Şanghay Dış Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Xu Haining de
aynı görüşte: “Çin, ikilem içinde. Sanki tutsak gibiyiz. Aslında ABD’nin
kreditörü olmamayı tercih ederdik… Amerikalıları desteklemekten başka çaremiz
yok. Çoğu bunun iyi olmadığını söylüyor. Ama ne yapabiliriz ki. Hiçbir
alternatifimiz yok.” (Almanyanın Sesi, 27 Mart 2009) 

Çin’in önündeki en
büyük tehdit, her zaman için, merkezi hükümetin zayıflaması ve bölgeselciliğin
gelişmesi olacaktır. 

Çin’in kadim geçmişi
ile ilgili bilinenler şaşılacak derecede az. Çin, ölümsüzlük arayışındakiler
tarafından en çok araştırılan ülke, bu gün de, geçmişte de… Çin’in kadim
ilimlerdeki önemi nedir? Bu sorunun cevabıyla bu seriyi yarın bitirelim.

Çin’in Jeopolitiği (5) 

Çin’in jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemi
konusunda Batı’da yazılmış ciddi bir külliyat vardır. Bunun dışında Çin’in
dünya gündemine gelmesine sebep olan bir başka olay Tibet ve Dalay
Lama’dır. 

Çin in en büyük
özelliklerinden birisi de kadim medeniyetlerin ve bilimlerin beşiği ve komşusu
olmasıdır. Çin’in kadim bilimlerle ilişkisine dair Hollywood’ta birçok film
çekilmiş, çok sayıda araştırma ve kitap yayınlanmış ve yayınlanmaya devam
etmektedir. 

Çin’in kadim geçmişi
ile ilgili bilinenler şaşılacak derece azdır. Fakat Tibet, Moğolistan, Sincan
Uygur Bölgesi ve Çin’in kadim yerleşim bölgeleri ile ilgili Batılı ülkelerin
yaptıkları araştırmalar, Çin’in daha büyük bir ilgi ile takibine sebep
olmaktadır. 

Dünyayı dönüştüren
bilgilerin, bilimlerin ve hayallerin menşei, Büyük Asya olmuştur.
İstanbul ve Tokyo
arası hep kısa bir mesafe olmuştur. 

Batı’yı dönüştüren
tüm bilimsel motivasyonun Asya kökenli olması, kadim medeniyetlerin Asya’nın
doğusu ve güneyini ayrıca kuzeyini yani kutupları dünyaya çıkış noktası olarak
belirlemesi, Çin ve Çin’le birlikte Japonya, Tibet, Hindistan, Özbekistan,
Kazakistan, Sibirya ve Türkistan Tibeti’ni daha da ilginç ve araştırılır hale
getirmiştir. 

Kadim medeniyetler
networkü dediğimiz olgu söz konusu olunca, Çin’in önemi daha da artar. Çünkü
kadim medeniyetlerin, dinamikleri, bilimsel seviyeleri ile bilimi, milletler ve
coğrafyalar arasında nasıl döndürdüğü incelenirse Çin’in bu konuda önemli bir
yere sahip olduğu görülecektir. 

Çin’in kadim
medeniyetlerin yaşam sahalarının içinde olması ya da komşu olması, Çin’in kadim
kültürünün daha farklı şekillerde incelenmesine sebep olmaktadır. Gerçekten de
kadim medeniyet coğrafyaları konusunda son zamanlarda yapılan incelemeler,
dünya coğrafyası konusunda bilinenlerin inanılmaz oranda az olduğu gerçeği ile
yüzleşmemize sebep olmuştur. Bu yüzleşme,
şu anda çok ilerilerde görülen dünyadaki bilimsel ve teknolojik düzeyin
geçmişteki düzeylerden çok gerilerde olduğunun farkına varmamıza sebep olmaktadır.
 

Bilimsel teknolojik
spekülasyonların dışına çıkıldığında dünya coğrafyasının çok sayıda
bilinmeyenlerle dolu olması, insanlığın elindeki uzay bilgilerinin bile henüz
yok sayılabilecek düzeyde olmasıyla insanlık, elindeki tüm verileri tekrardan
gözden geçirmek zorunda kalmaktadır. Bu işlem insanlığa ölümsüzlük, evrenin
çeşitli noktalarına engelsiz seyahat, astral seyahatin çeşitli türleri, bilişim
teknolojileri gibi binlerce alanda aslında hiç bir ilerleme sağlamadığını ve
dünyanın kendisi ile ilgili bilgilerden bi-haber olduğumuzu hemen her gün
yüzümüze vurmaktadır. İşte bu noktada Büyük Asya, Türkistan Tibeti, Türkistan
Türk geçmişli Hindistan, Çin ve Japonya daha çok araştırılmaya
başlanmıştır. 






































































































Çin’in kadim tarihi
ve coğrafyası acaba insanlığa ne gibi katkılar sağlayacaktır ve Çin’in
kadim bilimler stratejisi, dünyadaki bilimsel ve sair dengeleri nasıl
değiştirecektir? Çin’in ve genel olarak Asya’nın bugün Batı tarafından milim
milim incelenmesi, insanlığın gözünden kaçırılanları tespite yöneliktir
diyebiliriz. (bitti) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet