KAYNAK : http://www.cinhh.com/mo-yanin-kaleminden-yakin-cin-tarihi/


Mo
Yan’in Kaleminden Yakın Çin Tarihi



Nedeni
ne olursa olsun, bu ödül, Türkiye’de Doğu edebiyatına açılan dar kapının biraz
daha aralanmasına ve çağdaş Çin edebiyatının geniş kesimlerce okunmasını
sağlayacak girişimlere yol açtı. Can Yayınları, Kızıl Darı Tarlaları[1]
romanından sonra, yazarın İri Memeler ve Geniş Kalçalar[2] adlı hacimli romanını da
Türk okuyucularına sundu. Bu yazıda her iki romanın ortak özellikleri üzerinde
durulduktan sonra İri
Memeler ve Geniş Kalçalar
romanı değerlendirilecektir.


Mo
Yan’in Türkçeye çevrilen bu iki romanında ortak mekân, tema ve zaman dikkat
çekiyor. Mekân, Çin’in Şangdong eyaletindeki Gaomi Kuzeydoğu Bucağı kırsalıdır.
Ana tema ise aynıdır: Çin’in bir imparatorluktan günümüze kadar uzanan tarihsel
dönemeçleri, kır insanlarının yaşamları üzerinden işlenmektedir.1980’li
yıllarda yazılan Kızıl
Darı Tarlaları
’nda Kültür Devrimi yıllarında sonlanan zaman dilimi,
İri Memeler
ve Geniş Kalçalar
’da daha geniş tutulmuştur: imparatorluktan cumhuriyete
geçiş, ikinci Japon işgaline karşı ulusal direniş, iç savaş, komünistlerin
zaferi ve sosyalist cumhuriyetinin kuruluşu, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi
ve nihayet “reform ve dışa açılma” dönemi. Ancak Çin’in 20. yüzyıldaki büyük
dönüşümlerinin ana durakları, her iki romanda da ikincil konumdadır ve
romanların ana karakterlerini oluşturan iki ailenin yaşadıklarının bir nedeni
olarak, dolaylı biçimde işlenmektedir.


Her
iki romanda etkileyici doğa betimlemelerinin yanı sıra güçlü kadın karakterleri
dikkat çekmektedir. İlk romana adını veren ve kimilerince Çin “milli ruhunu”
temsil eden bir metafor olarak yorumlanan darı tarlaları, en az roman
kahramanları kadar ön plandadır. Savaşı ve tarihsel olayları edebiyatın içine
sokmayı amaçlayan yazar, Kızıl Darı Tarlaları’nda, darı tarlalarını bir sahne
olarak ele alıp içine Japonlara karşı direnişi ve aşk hikâyelerini yerleştirir.
Yazar mekânın ötesinde, benzetmeler için de sıklıkla doğaya başvurur; “güneş
iki bambu boyuna” ulaşır, “altı kız kardeş sanki bir baş sarımsağın dişleriymiş
gibi sımsıkı birbirlerine” sarılır. Kızıl Darı Tarlaları’nda Mo Nehri, İri Memeler
ve Geniş Kalçalar
’da ise Taşkın Ejderha Nehri romanların ana
karakterleri arasındadır.


Kızıl Darı Tarlaları’nda “nine”; İri Memeler
ve Geniş Kalçalar
’da ise önce kayınvalide Şangguan Lü,
kayınvalidenin sağlığını yitirmesi ile ardından gelini Şangguan Lu’nun çizdiği
anne karakterleri ön plandadır. Bu bağlamda Mo Yan’in her iki eseri tarihsel
niteliğinin yanı sıra, günümüzde giderek artan ölçüde tahrip olan kırsal doğa
ile geleneklerin ve yoksulluğun en yakıcı etkilerini yaşamış, meta işlemi
görmüş köylü kadınlar üzerinedir. Çinli genç kadınların erkeklerin beğenisi
kazanmak için ayaklarının bağlanması, bir katır karşılığında cüzzamlı bir
erkekle evlendirilmeleri, erkek çocuk doğurmadığı sürece koca evinde
aşağılanmaları, baba evine gönderilmekle tehdit edilmeleri, erkek çocuğa
ulaşıncaya kadar doğurmak zorunda kalışları vb. olgular her iki romanda da
işlenen temalardır. İşgalci güçlerin tecavüzüne uğrayan kadınlar savaşın
bedelini yalnızca canlarıyla değil onurlarıyla, bedensel ve ruhsal
bütünlüklerinin parçalanmasıyla da öderler. Bununla birlikte her iki romanda
da, kadın karakterlerin cinsel özgürlüklerini, kimi zaman geleneklerin ya da
koşulların zorlamasıyla kimi zaman da bir başkaldırıyla yaşadıkları dolaylı
biçimde işlenmektedir.


Kızıl Darı Tarlaları’nda daha belirgin olmak üzere Mo
Yan’in anlatımında masalsı ve yer yer de destansı bir biçem dikkat çekmektedir.


İRİ MEMELER ve GENİŞ KALÇALAR


Romanın
öznesi, Gaomi Kuzeydoğu Bucağının Dalan Kasabasında yaşayan Şangguan ailesidir.
İmparatorluk zamanında doğmuş (1900) Şangguan Lu’nun 90 yıllık yaşamı, aynı
zamanda ülkenin 90 yıllık tarihini yansıtır. Şangguan Lu, genç kız, gelin,
dokuz çocuklu dul bir anne ve nihayet bir nine olarak, hem içine doğduğu
geleneklerin ve sınıfsal konumunun hem de ülkenin tarihsel çalkantılarının tüm
zorluklarını, acılarını ve yokluklarını çeker. Henüz bebekken anne ve babası
Alman güçlerince, genç bir kadınken de kocası ve kayınpederi Japon güçlerince
öldürülecek ve aile bireylerinin çoğu da izleyen dönemin karmaşası içinde
yaşamlarını yitirecektir. Romanın bir diğer ana karakteri, Şangguan Lu’nun,
misyoner bir papazdan olma dokuzuncu çocuğu ve tek oğlu Şangguan Cintong’dur.
Yazar, memelere hastalıklı ölçüde bağımlı, yedi yaşına kadar annesini, uzunca
süre de bir keçiyi emerek beslenen, zayıf kişilikli bu karakterin “bazı çağdaş
Çin aydınlarının cisimleşmiş hali” olduğu yönündeki yorumlara katıldığını
belirtmektedir.


Savaş, Ölüm ve Açlık


İri Memeler ve Geniş Kalçalar romanı,
savaşın yıkıcılığının, yok ediciliğinin ve insanlıktan çıkarıcı sonuçlarının
edebiyata yansıması ve bu koşullar altında insanların yaşamda kalma mücadelesi
üzerinedir. Önce Japon güçlerine karşı verilen mücadelede ve ardından
milliyetçilerle komünistler arasındaki savaşta bu temalar ön plandadır.
Yalnızca silahların değil, açlığın ve soğuğun da insanları öldürdüğü; doğada ne
bulunursa yenildiği, bebeklerin keçileri emerek hayatta kalabildiği, çocukların
açlıktan ölmemeleri için ebeveynleri tarafından insan pazarındaki alıcılara
yalvarılarak satıldığı, dondurucu soğukta bir yorgan için ölümüne mücadele
edildiği bir dönemdir anlatılan.


Sosyalist
dönemde, Büyük İleri Atılım Yıllarında yokluk, kıtlık ve yoksulluk devam eder.
Anne Şangguan Lu, çalıştığı değirmende gizlice yuttuğu ve evde kusarak
çıkardığı tahıllardan yaptığı yemeklerle torunlarının yaşamda kalmalarını
sağlar. Şangguan Cintong’un çalıştığı tarım çiftliğinde ise günde 45 gram tahıl
istihkakı olan işçiler; şırıngayla boşaltarak içtikleri yumurtaları, tartı
sırasında anlaşılmasın diye suyla doldururlar. Kadınlar bir kepçe daha fazla
yemek ya da fazladan bir çörek için kendilerini satarlar.


Yalnızca
Büyük İleri Atılım Dönemi değil Kültür Devrimi dönemi de Mo’nun
eleştirilerinden payını alır. Yeni rejim iç savaş sırasında milliyetçilerle
hareket edenleri, karşı devrimcileri ya da halkı ezenleri teşhir eder, bir
kısmını seyyar halk mahkemelerinde yargılayarak idam eder.


Kapitalizme Yönelen Çin


Kitapta
1980 sonrası “reform ve dışa açılma dönemi” yine Şangguan ailesi bireylerinin
öyküleri bağlamında, ülkenin yalnızca üretim ve bölüşüm ilişkilerinin değil,
fiziksel ve tüm toplumsal dokularının yeniden inşa edildiği bir süreç olarak
betimlenmektedir. Ortak üretim, tüketim ve yaşam birimi olan komünler dağılmış,
tarlalar halka dağıtılmıştır,[3] “artık herkesin yiyecek aşı ve giyecek
kıyafeti” vardır. Ancak “ne sınıf ne de sınıf mücadelesi” kalmıştır; kimse
paradan başka bir şey görmemektedir. İnsanların zihinlerini, ruhlarını işgal
eden bu kez paradır. Kırsal alanlar hızla kâr için üretim ve kullanımın
inşasına açılırken, Dalanlı çiftçilerin birçoğu hızla kapitalistleşirler. Uçsal
zenginliklere, değerlerin yozlaşması, haksız kazançlar, yolsuzluklar ve geleneksel
kültürün yok oluşu ile toplumsal ilişkilerin metalaşması eşlik eder. Artık
dönem; satmak, kazanmak, daha çok satmak, daha çok kazanmak ve tüketmek
dönemidir. Hayatı boyunca ana kuzusu olarak kalan ve bu dönüşüme ayak
uyduramayan Şangguan Cintong, annesinin cenazesini artık nesli tükenmekte olan
birkaç eski hemşerisinin yardımıyla gömebilir. Bir genç ayakkabısını 10 Yuanla
parlatırken, cebindeki son 1 Yuanı açlığını yatıştırmak için çay almak yerine
dilenciye verecek kadar yufka yürekli olan ve bir süre sonra bu dilencinin
liderliğindeki çete tarafından donuna kadar soyulan Cintong, annesiyle birlikte
sanki eski Çin’i de toprağa verir.


Kitabın Yapısı


İri Memeler ve Geniş Kalçalar romanı yedi
ana bölüm ile bir ek bölümden oluşuyor. 1038 sayfalık hacmiyle hayli uzun ve
fiziki olarak okumayı zorlaştıracak kadar ağır bir kitap. Bu hacim, “daha kısa
tutulamaz mıydı” sorusunu akla getirmekle birlikte nihayet yazarın tercihidir.
Çoğul bakış açısıyla yazılan romanda birinci ve üçüncü tekil şahıs anlatımı
kullanılmış. Ancak metne Şangguan Cintong’un anlatımı egemen. Uzunluğuna rağmen
sıkılmadan okunan doyurucu bir çeviri; dipnotta verilen bilgiler, özellikle
Çin’e ilişkin bilgileri sınırlı olan okuyucular için çok yararlı. Ancak yazım
yanlışları ve ilçe kaymakamının bir yerde “ilçe valisi olması” gibi yazım
birliği açısından sorunlu noktalar var.


Diğer
yandan okuyucu altıncı bölümde romanın “sonlandığı” hissine kapılmakla
birlikte, yedinci bölümde bu kez romanın başlangıç tarihinden de eskiye, 1900
yılına gidilerek annenin kronolojik yaşam öyküsü verilmeye başlanıyor. Bu bölüm
aslında önceki bölümlerden bağımsız değil. Yazar buradaki bilgileri bölümler
içinde de yedirebilirdi, ama yer yer tekrarlar olma pahasına bir kronolojik
bütünlük içinde romanın sonunda vermeyi seçmiş. İlk kez Dajia dergisinde dizi
halinde yayımlanan romanı üzerinde yeniden çalışan yazar 2001 ve 2009’da
düzeltmeler yapmış. Romanın eki bu düzeltmelerin ürünü olsa gerek.


ÇİN’İ BİR DE EDEBİYAT ÜZERİNDEN TANIMAK


İnsanlık
tarihi aynı zamanda savaşların, işgallerin, kıtlıkların, açlıkların, yıkma, yok
etme, yaşatma ve yeniden inşaların tarihidir. Yeryüzündeki her coğrafya ve o
coğrafyanın yerleşikleri geçmişte ve bugün bu tarihin hem öznesi hem de nesnesi
olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda kendi coğrafyasının yaşadıklarının bir
kesitini romanlaştıran Mo Yan’in yazdıklarının, farklı coğrafyalardaki
okuyuculara kendi tarihsel geçmişini, yaşanan savaş ve toplumsal çalkantıları
ya da neo-liberal politikalar ekseninde günümüzde yaşadıklarını anıştırması olağandır.
Bu açıdan bakıldığında kitabın özgün bir konuyu romanlaştırmadığı
düşünülebilir. Ancak, kitabın, Çin gibi köklü bir uygarlığı temsil eden ve
günümüzde kapsamlı bir yön değişikliğine yönelen ülkeyi edebiyat üzerinden
tanımak; bilgi dağarını, ülkenin gelenekleri, yakın tarihinde geçirdiği siyasal
ve ekonomik dönüşümler, kapitalizme yönelişin toplumsal ve fiziksel dokular
üzerindeki yansımaları ile zenginleştirmek isteyenler için yararlı bir zemin
oluşturduğu tartışmasızdır. Elbette yazarın baktığı, durduğu yerin
izdüşümlerini yansıtan anlatıyı, kendi belleğinde birikenlerle değerlendirmek
ve bu zemini başka anlatılarla birlikte inşa etmek okuyuculara kalıyor.


Son
olarak, Mo Yan’in eserlerinin özgün dilinden Türkçe’ye kazandırılmış olmasının
önemi vurgulanmalıdır. Her iki eser, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF)
Sinoloji bölümü mezunu Erdem Kurtuldu tarafından çevrilmiştir. Burada,
Türkiye’nin yetiştirdiği ilk sinolog olan Prof. Dr. Muhaddere Nabi Özerdim
(1916-1991) ile DTCF Sinoloji Bölümünün şimdiki başkanı Prof. Dr. Bülent
Okay’ın, dilimize kazandırdıkları klasik metinlerin dışında, yetiştirdikleri
öğrenciler için de katkılarını anmak gerekir. Türkiye ve Çin hükümetlerince,
her iki ülkenin kültürel açıdan birbirlerini yakından tanımasını sağlamak
amacıyla başlatılan girişimlerin özel kişi ve kurumların çabasıyla
desteklenmesinde yarar vardır. Bu, yalnızca, büyük Çin uygarlığını daha
yakından görmek için değil, aynı zamanda bugünkü Çin’e, yakın dönemde sermaye
birikimi ve teknoloji öğrenme sürecindeki ucuz ürünleri üzerinden bakan
önyargılı ve sığ değerlendirmelerden uzaklaşmak için de gereklidir.


* Bu
yazı Cumhuriyet
Kitap Eki,
Sayı 1299, 8 Ocak 2015: 12-13’te, “Yakın Çin Tarihi”
başlığı ile yayımlanmıştır.


**
Prof. Dr. Seriye Sezen, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde öğretim
üyesidir.


Dipnotlar:


[1]
Mo Yan, Kızıl
Darı Tarlaları
, Çev. Erdem Kurtuldu, Can, İstanbul 2013, 522 s.


[2]
Mo Yan, İri
Memeler ve Geniş Kalçalar
, Çev. Erdem Kurtuldu, Can, İstanbul 2014
1038 s.


[3]
Çin’de toprak hâlâ kamu mülkiyetindedir. Ancak, komün sisteminin sonlanmasıyla
birlikte, tarım topraklarının kullanım hakları uzun süreli sözleşmelerle
ailelere verilmiştir. Romanda kastedilen bu uygulamadır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet