Yazıma başlarken, Çin’in Kimliği ile yan yana Yalta ve Bandung
konferanslarının konulması sebebini özlü olarak açıklamak zorundayım. Çin’in
bugünkü ejderha-yamyam konumuna gelmesinde, hiç kuşkusuz Rus-Çin dostluğunun
payı son derece büyüktür. Fakat burada en önemli olanı, bu Rus-Çin dostluğunun
derinliklerinde saklı yatan Rus-Çin düşmanlığının anlaşılması gerekmektedir.
İşte adı geçen Yalta ve Bandung konferansları, bu dostluğu da, bu düşmanlığı da
anlatacağı gizli saklı önemli bilgiler içermektedir. Bu sebeple, Çin’in Kimliği
başlığına bu iki konferansı eklemişimdir.    


 


Tarih ve coğrafya uluslar-devletler kimliğinin en güvenilir
aynasıdır. Bu sebeple Çin’in kimliğini açıklamak için, onun tarihine ve
tarihinin ana yurdu olan coğrafyasına öz olarak değinmek gerekmektedir. Bir de
Çin’in kendine özgü kendisinin seçtiği öyle adlar var ki, Çin kimliğinin en
yalın belirtileridir. Örneğin, Çin devletinin adı olarak bu güne kadar
kullanılagelen “Orta Devlet” anlamındaki Çince “Cung Go” sözcüğü; Çinlilerin
Doğu Türkistan’ın adı olarak kullana geldiği “Yeni Toprak” anlamındaki Çince
“Shin Cang” sözcüğü; kendisi için seçtiği “ejderha” simgesi; işte bu simge ve adlar,
inkâr etme olasılığı bulunmayan-kaçıp kurtulmaya hak tanımayan, yaşayan tarihin
sunduğu canlı delillerdir. “Cung Go” demek, ortalıktaki küçücük bir devlet
demektir. “Shin Cang” demek, işgal edilmiş toprak demektir. “Ejderha” demek,
yutarak büyüyen canavar demektir.


 


9 milyon kilometre kare büyüklüğündeki bugünkü Çin toprağının
yaklaşık güney doğusunda, Çince “Hunen, Hubey” (Gölün Güneyi, Gölün Kuzeyi)
olarak adlandırılan sazlık bir göller bölgesi bulunmaktadır. Buralarda türeyip
geçinmiş, buralarda devlet kurmuş Çinliler (Hen ulusu), devletlerine “Cung Go”
(Orta Devlet) adını vermişlerdir. Çünkü o zamanlar bu Çin devletinin etrafında
başka büyük küçük birçok ulus devletleri bulunmaktaydı.  O günden bu güne
kadar bu Çin devleti bu ad ile, yani Orta Devlet adıyla varlığını sürdüre
gelmiştir. Fakat gitgide çevresi hesabına toprağını genişletmiş bu devlet, Orta
Devlet olmaktan çıkmış, deniz sahillerine kadar tüm Doğu Asya’yı kapsayan bu
günkü Çin Cumhuriyeti haline gelmiştir. Bu Orta Devlet toprağını nasıl genişletmiştir?
Bu genişlemenin ana sebepleri nedir?


 


1. Çinli dediğimiz Orta Devlet’in kurucusu olan bugünkü Hen Ulusu,
barındığı sazlık coğrafyasının gereği, yaradılışı kalitesiz olan bir ırkın
soyudur. Yaradılışı kalitesiz olan ırkların üremesi kolay ve çoğalması çabuk
olur. Günümüzdeki Çin nüfusu bir buçuk milyar civarında olup, böylece hızlı
çoğalan bu ulus, geçim derdiyle çevresine saldırmaya başlar. Sadece barınma
kaygısıyla yaşayan bu ulusun, hak-adalet duygusundan yoksun olması gayet
doğaldır. İşte insanlığın düşmanları böyle doğar ve böyle büyür. Aynı Çin
Emperyalizmi gibi, Rus Emperyalizmi de böyle doğup böyle büyümüştür.


 


2. Bu Orta Devlet’in,
var oluşundan günümüze kadar sürdüre gelen devlet-ulus siyaseti ve yöntemi,
“Başkalarını birbirine karşı kışkırt ve parçala yut” ; “Gücün yeteni öldür,
yetmeyeni kandır” olagelmiştir.


 


3. Kendinden olmayanlara karşı görünürde tatlı dillilik,
gerçekteyse acımasız-gaddarlık uygulamalarının sürekliliği.


 


4. Uzak geçmişinden günümüze kadar süregelen hem ulusuna, hem
devletine özgü feodal yapının kalıcılığıdır; akıla karşı çıkar kaygısının
üstünlüğü; bilime karşı hilenin üstünlüğü; şefkate karşı zalimliğin üstünlüğü;
hak ve hukuka karşı bencilliğin üstünlüğü. Kısacası, çıkar ve zevkleri söz
konusu olduğunda anasıyla zina etmekten çekinmeyen hayvani ruh üstünlüğü.


 


5. Güçlü karşısında boyun eğip teslim olmayı ar görmeyen, zayıfı
ise öldürmekten zevk alan ulusal ruh yapısı.


 


6. Tarihçilerin söylediklerine göre, 5000 yıllık geçmişe sahip bu
ulus-bu devlet, başka ulus ve devletlerde değişik seviyelerde meydana gelmiş
bilime-özgürlüğe özgü, Avrupalıların diliyle “Rönesans”, bizim dilimiz ile
“Uyanış” olarak adlandırılan bir devrin Çin’de hiçbir zaman yaşanmamış
olmasıdır. Yani Çin tarihi, Rönesans’tan yoksun feodal bir tarihtir-zulme karşı
isyanlar tarihidir.  


 


İşte bugünkü Çin, yukarıda öz olarak sıraladığım etkenlerin
ürünüdür.


 


Yakın çevresini yutarak büyüyen Çin, ejderha haline gelirken,
kendisi için ejderhayı bir simge olarak seçmesi elbette anlamlı ve boşuna
değildir. Ejderha olabilmek Çin varlığı için her şeye bedeldir. İşte o
zamanlar, büyüyen ağır yapısını korumayı da düşünen Çin, kuzeyindeki savaşçı
Hunlara karşı Çin Seddi’ni inşa etmeye başlar. Miladi öncesinden başlayıp
yüzyıllar boyu süren bu yapının, insan cesedi-kanı ve gözyaşı ile yoğrulup
tamamlandığı bir gerçektir. Bu yapı için ölüm tehdidiyle çalıştırılan ve
öldürülen insan sayısının milyonlar olduğu varsayım, Çin’in kendi tarihinde
kayıtlıdır. Çin Seddi, Çin kimliğinin en yalın bir göstergesidir ki, Çin için
insan değeri hiçe bedelken, bir avuç feodal seçkini koruyan devlet ise
dokunulmaz ve kutsaldır.   


Ejderhanın doğası gereği, Çin büyümekte ısrarlıdır. Mançuların
Çin’i işgal ettiği Çing Sülalesi devrinde (1644-1912), asimilasyon-eritme
yoluyla Mançuları kendi emeline tapındıran Çin, XVIII. Yüzyıl ortalarından
başlayarak, tüm gücünü Doğu Türkistan’ın işgaline yönlendirir. Ama bu işgal kolay
olmamıştır.


 


dogu-turkistan-im[1]


Doğu Türkistan’ın işgal süresi:


 


Türkistan’da Büyük Timur’un (1336-1405) kurduğu Timurlular
devletinin bir parçası olan Doğu Türkistan, sonradan Seyit Han’ın (1484-1533)
kurduğu Seidiye Hanlığının da esas toprağı idi. Fakat Fars kökenli “Hocalar
Devri” olarak bilinen 77 yıllık (1678-1755) kavgalı bir din devleti, Seidiye
Hanlığının sonunu hazırlamakla yetinmez, Doğu Türkistan kapılarını Çin işgaline
açar. Çin askerlerinin Doğu Türkistan’a girdiği 1755 yılından Yakupbeg
Devletinin kurulduğu 1865 yılına kadar süren 110 yıllık zaman, Birinci Çin
İstilası Devridir. Fakat, Çinliler bu kadar uzun zaman içinde istilayı tam
olarak gerçekleştirememişlerdir. Çünkü bu yüzyıl Doğu Türkistan için, tam
anlamıyla İsyanlar Yüzyılı olmuştur.


 


Yakupbeg Devleti (1865-1878), ZO ZUNG Tang komutasındaki Çin
ordusu tarafından işgal edilir, Yakupbeg’in cesedi ateşe verilir. 18 Kasım 1884
yılında Çin İmparatorunun bir emriyle bu toprakların adı, “Yeni Toprak”
anlamına gelen Çince “Shin Cang”a çevrilir. Bu işgal ile İkinci Çin İstilası Devri
başlar.


 


Çin’e karşı Uygur isyanları dinmek bilmemiştir. Sonuçta 1933
yılında Kaşgar’da, 1944 yılında Gulca’da Şarki Türkistan Cumhuriyetleri
kurulur. Fakat, Doğu Türkistan’a yönelik 1949 yılında Komünist Çin işgali
gerçekleşir. Bugüne kadar süregelen bu Komünist Çin işgali-Üçüncü Çin İstilası
Devridir. İşte bu 1949 yılından bugüne kadar Doğu Türkistan’da cereyan eden tüm
olaylar, Uygurların Çin’e karşı direnişi-var olma savaşıdır.


 


Uygurların Çinlilerle (Hen Ulusuyla) birlikte yaşamasının
olasılığı yoktur. 1755 yılından günümüze kadar süregelen 250 yıllık Doğu
Türkistan tarihi-ölüm kalım savaşı tarihidir. Bu süreç içinde 400 kez büyük
küçük isyanın kanla bastırıldığı bilinmektedir (Kurban 2007: 250).


 


Yakın çağımızın dünyasında hiçbir yöre Doğu Türkistan kadar çok
isyanlara ve tekrar tekrar işgallere sahne olmamıştır. Hiçbir topluluk Doğu
Türkistanlılar kadar zulüm ve katliamlara maruz kalmamıştır. 300 (1678-2016)
yıllık esirliğin birikimini halen taşımakta olan Doğu Türkistanlılar kadar
bahtsız ve zavallı başka bir topluluk yoktur (Kurban 1995: ÖNSÖZ).


 


Yaradılışının-geleneğinin gereği, Çin’in beynine mantık, kalbine
feryat işlemez; olup bitenlerden ders alınmaz. Bu sebeple barış yolu, Çin’e
ancak zaman kazandırır-sorunu çözümsüzleştirir. 05.07.2009 tarihli Ürümçü Olayından
sonra Çin, Uygurlar üzerindeki baskıyı biraz daha arttıracak; soykırım
siyasetine-Doğu Türkistan’ın Uygurlardan arındırılması eylemine hız verecek;
sinsi yollarla Uygurların koyun gibi boğazlanmasına devam edecektir. Dünyanın
“Dur!” demesini alay eder, bu Çin’in yaradılışının gereğidir. Uygurlara tek yol
kalmıştır-İsyan!… Dağlara çekilmek silahlı üs kurmak; o zaman bir Uygur genci
1000 Çinliye bedel konuma gelecek; Çinli geldiği yol ile kaçmaya devam
edecektir. Çinli kalabalık olduğu kadar güçsüz, zalim olduğu kadar korkaktır.
Çünkü o, geçmişinde olduğu gibi bugün de haksızdır. İsyan mazlumların son
çaresi. Gulca’da kurulup, 1944-1949 yılları arasında 5 yıl yaşatılan Şarki
Türkistan Cumhuriyeti, böyle silahlı isyanlar sonucu elde edilen bir cumhuriyet
idi. Bu savaşta şehit düşen Uygur kızı Rizvangül Haşim (1926-1945), bu
cumhuriyetin simgesi haline gelmişti. 


 


Hadi, Uygur olan herkes isyana hazırlan! Ölüm beklentisiyle her
gün ölmektense, isyan ile bir kez öl. Zayıflar, yaşam savaşı veremeyecek kadar
zayıfsa, elbette o, yok olmaya mahkum zayıftır. “Devletin yoksa, sen de bu
dünyada yoksun!” (Kurban 2007: 172).


 


Yalta Konferansı - 4-11 Şubat 1945


 


Yalta Konferansı – 4-11 Şubat 1945


 


YALTA
KONFERANSI (Yıl 1945, Şubat 04-11)


 


Yıl 1991, Sovyetlerin çökmesinden sonra, Batı-ABD, itiraf ettiği
şu ifadelerle, Yalta Konferansı’nın özlü ve doğru tanımını yapmaktadır:
 “Yalta Konferansı Tarihi Bir Hata idi. Bu konferans, yarım yüzyıla yakın
bir süre için Avrupa’nın kaderini çizdi”.  Amerika Devlet Başkanı Bush,
İkinci Dünya Savaşı bitiminin 60.yıl dönümü dolayısıyla (Mayıs 2005) Avrupa’yı
ziyaret ederken, Baltık ülkelerindeki bir konuşmasında, “YALTA KONFERANSI
TARİHİ BİR HATA İDİ” demiş. Bu sözler, dünyanın yanı sıra Doğu Türkistan’ın da
kaderiyle yakından ilgilidir. Başkanın bu önemli itirafı, İkinci Dünya
Savaşı’nda yapılan hataların ve Amerika Devletinin yaptığı hataların da sadece
bir tanesidir. (Kurban 2007: 218).


 


Yıl 1972, Dışişleri bakanlığı görevine getirilen Kissenger, 17
Şubat’ta Çin lideri Mao Zedung ile görüşüp, komşularıyla çatışma çıktığı
takdirde Çin’e yardım etme vaadinde bulunmuştur. Eğer ABD o zaman Çin’i değil
de Rusları tutsaydı, bugünkü dünya-bugünkü Rusya nasıl olurdu? Bunun yanıtı çok
zor. Çift başlı ejderha haline gelmiş bugünkü yamyam Çin, bundan sonra neler
yapabilir? Bunun yanıtı da çok zor. Aslında ABD’nin bu iki komünist-emperyalist
devletin arasına girmesi hata idi. Onların savaş haliyle baş başa bırakılması,
biz Doğu Türkistanlıların kurtuluşuna yol açan bir boşluğu oluşturabilirdi.
Çin’in lehine, Doğu Türkistan’ın aleyhine işlenmiş bu hata, Amerika’nın ilk
hatası değildir.


 


Gulca’da 12.11.1944 tarihinde Şarki Türkistan Cumhuriyeti’nin
kuruluşu ilan edilip, tüm Doğu Türkistan’ı kurtarmak için, savaşın kızışıp,
sayıca 30 000 Türkistan birliğinin Ürümçi’ye yakın Manas Nehri kıyısına geldiği
17.09. 1945 tarihinden bir ay önce, 14.08.1945 günü, “Çin-Sovyet Dostluk,
Müttefik Anlaşması” Moskova’da imzalanmıştır. Gerçekteyse, bu Çin-Sovyet
Anlaşmasının esas konusu olan-Şarki Türkistan Cumhuriyeti meselesi- Yalta
Konferansı (Şubat 1945) açılmadan önce, Sovyet-Amerika-İngiltere başkanlarının
görüşmelerinde gündeme getirilmiş ve Amerika aracılığıyla Stalin-Cang Ci şı
(Çan Kay şek) bu konuda çoktan anlaşmışlarmış. Yani Sovyetler, Doğu
Türkistan’daki olaylar hakkında, Çin’in iç işlerine karışma niyetinin
yokluğunu-uluslararası meselelerde art niyetli olmadığını belirtip, Yalta
Konferansı’nın tamamen kendi lehine sonuçlanacağı ortamını hazırlamıştır.
Böylece Stalin, iki Çin arasında hem savaş ganimeti, hem dostluk hediyesi
olarak elinde tuttuğu Şarki Türkistan Cumhuriyeti’ni, bu konferans öncesinde
hem Çin’e karşı, hem tüm Doğu Avrupa karşılığında bir koz olarak oynamıştır.
Amerika ise, Yalta Konferansı’nda hem Sovyetlerin, hem Çin’in tuzağına düşüp,
Doğu Avrupa üzerindeki Rus işgalini, Şarki Türkistan Cumhuriyeti üzerindeki Çin
işgalini onaylamıştır. Bu “Doğu Avrupa üzerindeki Rus işgali” herkesten çok
Çin’in ırkçı gururuna dokunmuş, aslında Bandung Konferansı, Yalta Konferansı’na
karşı bir misillemedir (Kurban 1992: 76).


 


1955'te Konferansın Yapıldığı Bina


 


1955’te Konferansın Yapıldığı Bina


 


BANDUNG
KONFERANSI (Yıl 1955, Nisan 18-24)


 


Yıl 1945, Şubat ayının 4–11 tarihleri arasında açılan Yalta
Konferansı, Rus hilesinin-Rus zorbalığının kurbanı olan bir devire nasıl
damgasını vurmuşsa, yıl 1955, Nisan ayının 18-24 tarihleri arasında açılan
Bandung Konferansı da, Çin hilesinin-Çin zorbalığının kurbanı olan bir devire
öyle damgasını vurmuştur. Yalta Konferansı’nın hilesi-zorbalığı çözüldü,
komünizm çöktü, Sovyetler dağıldı. Şimdi Bandung Konferansı’nın
hilesinin-zorbalığının çözülmesi ve Çin’in dağılması söz konusudur.


Tüm Türkistan’ın iki yönlü işgalini gerçekleştiren, Rusya ve
Çin, Türkistan’ın tek yönlü işgal ile tek güç tarafından hazim edilemeyecek
kadar büyüklüğü (6 milyon kilometre kare) karşısında birbirine rakip olduğu
kadar, birbirine yardım eden iş birlikçi de olmuşlardır. Türkistan’ın batısının
Ruslara, doğusunun Çinlilere taksim edilmesinde bu iki işgalci devlet ortasında
gizli saklı suç ortaklığı anlaşması oluşmuştur. Çin’in XVIII. Yüzyıl
ortalarındaki Doğu Türkistan’a yönelik işgal eylemleri, Rusya’nın Batı
Türkistan’a yönelik o ana dek siyasi baskı seviyesinde bulunan etkisini, askeri
güç kullanımına dönüştürecek kışkırtıcı rol oynamıştır. Ruslar askeri
varlığıyla Batı Türkistan’ı tamamen işgal ettiği zamanlarda, Çin’in iç
kargaşasından yararlanan Yakupbeg, Doğu Türkistan’da Çin egemenliğine son veren
bir Türk devletini kurmayı başarmıştır (1865-1877). Fakat bu Türk
devletine-Türkistan’a sahip çıkacak bir gücün oluşumuna Ruslar tahammül edemez.


 


Rusların lojistik desteğine dayanan sayıca 90 000 Çin ordusu,
Çin’in anayurdu olan Hubey-Hunen eyaletlerinden yola çıkıp, 5000 kilometre
uzaklıktaki Doğu Türkistan’a ulaşmada hiç zorluk çekmez. Böylece “suç
ortaklığının” yükümlülüğünü yerine getiren Rus dostluğu sayesinde Çin, tekrar
Doğu Türkistan’a egemen olmuş (1878) ve 1884’te “Yeni Toprak” anlamına gelen
“Şin Cang” adını koymuştur. Çin’in imdadına koşan Rusya, 1871’de İli’de kurulan
Tarançi Sultalığı’na karşı, “hudut bölgesinin emniyetini koruma” bahanesiyle
savaş ilan ederek, İli bölgesini işgal etmişti. İli bölgesi 1881 ‘deki Petersburg
Anlaşmasıyla Çin’e geri verilmişti. Kaşgar’da kurulan Şarki Türkistan İslam
Cumhuriyeti’ni(1933) Şın Şisey eliyle yıkan Ruslar, yine bir kez Çin’e “suç
ortaklığının” gereksinimi gereği dostluk elini uzatmıştır. İkinci Dünya
Savaşı’nın sonunda Gulca’da (1944 Kasım) kurulan Şarki Türkistan Cumhuriyeti’ni
hiçe sayan Ruslar, yine bir kez, “suç ortaklığının” gereksinimi gereği,
14.02.1950 tarihli Moskova’daki Stalin-Mao Zedung buluşmasında, Doğu Türkistan
Çin toprağı olarak imzalanmıştır. Ruslar bu yaptıklarının karşılığı olarak,
Kızıl Çin’in kendi yörüngesinde dönmesini ister. Fakat kızıl olmasına rağmen,
Kıta Çin’in ırkçı gururu bunu kabul etmez, dostluk düşmanlığa dönüşür. Kendi
ülkelerinde, azınlıklara karşı kendilerini “ağabey” olarak göstermeye alışmış Ruslar
ile Çinliler, bu kez komünizm bloğu içinde kimin “ağabey” olacağı tartışmasına
girer, işler iyice çığırından çıkar. Kültür Devrimi yıllarında (1966-1976)
Ruslar, Doğu Türkistan’ı Çin’den geri alarak, Çin’i cezalandırmanın-Çin’i küçük
düşürmenin, ister Doğu Türkistan’da, ister Çin’de iç koşullarının oluştuğunu
ayrıt eder. Doğu Türkistan barut fıçısı gibi bir kibriti bekler-Sovyetleri
bekler durur.


 


Endonezya’nın Bandung şehrinde, 23 Asya ülkesiyle 6 Afrika
ülkesinin temsilcileri bir araya gelmişlerdi. Konferansta sömürgeciliğe ve
ırkçılığa karşı izlenecek ortak bir politikanın ilkeleri belirlenmişti. Bu
konferansın başaktörü ise doğal olarak Çin’dir.


Komünist Çin-Milliyetçi Çin olarak aralarında 30 yıla yakın iç
savaşı yaşamış olan Çin, 1949 yılının ekim ayında, komünistlerin yenmesi ve Çin
Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla dünyaya tanınmıştı. Arkasındaki gücün
Sovyetler olduğu bilindiği için, bu yeni doğmuş devletin kimliği ve neler
yapacağı tahmin edilse bile henüz kanıtlara gereksinim vardı. O günlerde gururu
doruğunu aşan bu Çin devleti, “Başka bir Birleşmiş Milletler kuracağız” diye de
seslenip, insanlığa karşı duyulan kin dolu nefretini gizlemeye bile gerek
görmemişti.


 


İşte bu Bandung Konferansı, dünya egemenliği peşinde koşan Çin
komünistleri için, uluslararası alanda bulunmaz bir propaganda aracı, 
kendi ülkesindeki mahkûm uluslar için ise güç gösteriş fırsatı oluvermişti.
Büyük ölçüde Çin’in girişimiyle oluşan bu toplantının asıl amacı, Çin’in şu
düşünce veya şu önyargısında saklıydı:


 


“Sovyetler Yalta Konferansı aracılığıyla tüm Doğu Avrupa
ülkelerine egemen olmuşken, ben de bu Bandung Konferansı aracılığıyla tüm
Üçüncü Dünya ülkelerine egemen olmalıyım. Komünizm uğruna Sovyetlerin
yapamadığını ben yapmalıyım. Çünkü ben dünyada benzeri olmayan Ulu Çin
Ulusuyum.”


 


Evet bu “Ulu Çin Ulusu” gururu, çok geçmeden Sovyet-Çin arasının
açılmasının başlıca sebebi olacaktı. Dünyaya kim egemen olacak, Ruslar mı veya
Çinliler mi? Çin halen ve giderek, bu “Ulu Çin Ulusu” gururunun yarattığı
hayallerinin peşindedir.


Çin, eğer bugün Pakistan, Malaysiya gibi İslam ülkelerine, Uygur
sığınmacılarını yakalattırıp, onları öldürebiliyorsa, bu uluslararası cinayet,
Çin’in Bandung Konferansı’ndan elde ettiği kazanımlarının sonucudur. Dünyada,
ulus olarak ve ulus devletine sahip olarak yaşamak kadar, insana gurur ve
mutluluk veren başka bir olgu var mıdır !? Uygurlar bugün bu gururdan, bu
mutluluktan yoksun olmanın ötesinde var olma kaygısıyla iç içedir. Çin’in bugün
Şarki Türkistan’da yürüttüğü tüm eylemlerinin başlıca amacı, orada Uygur
adını-Uygur belgesini taşıyan her şeyi-her şeyi yok etmektir.    


 


Bandung Konferansı’nda Çin, Bloksuzluk yaygarasıyla,
Batı’ya-NATO’ya karşı meydan okurken, karşısında Türkiye’yi bulmuştu. O zamanın
Türkiye’si, bloksuzluk politikasını savunan ülkelere karşı, Batı Bloğu’ndan
yana-NATO’dan yana bir tutum almıştı.        


 


Çin, “Pantürkizm’e karşı savaş ve onun medeniyet alanındaki
derin etkisini temizlemek, ideoloji sahamızdaki uzun vadeli vazifemizdir”
diyor. Düşman ağzıyla Türkçülük ilkesinin bu şekilde değerlendirilmesinde
de-tanımlanmasından da yalın bir şekilde anlaşılıyor ki, düşmanlarımız bizi
topyekûn-kökümüzden yok etmek istemekte ve bu ifadeler, Çin’i ve Rus’u ezeli ve
ebedi düşmanımız, derken, biz Türkçülerin tartışma götürmez haklılığını
kanıtlamaktadır. Ben Türküm veya ben Türkçüyüm, diyebilmek için, her zaman
Çin’in veya Rus’un öldürmesine karşı hazırlıklı olmak gerekmektedir. Evet, bu
ölüm kalım savaşında, bizim cihanşümul haklılığımızın kanıtı, düşmanlarımızın
kimliğinde-kişiliğinde-amaçlarında saklıdır”(Kurban 2007: 16)


Yazımın başlığı ve konusu bu Bandung Konferansı olduğu için,
anılarımda saklanıp, sonradan kitaplaştırılmış olan bir belgeyi sunuyorum:
Belgenin adı, “Cenaze Töreni”


 


“Cenaze Töreni”


 


Yıl 1955, günlerden Ekimin biri. Doğu Türkistan’ın her yerinde
“Shincang Uygur Muhtar Bölgesi”nin kuruluşu, Çin Halk Cumhuriyeti’nin
kuruluşunun altıncı yıl dönümü ile beraber kutlanarak, Çin Komünistleri halktan
bu “sevindirici”(!) olay için müjde istiyordu. Bu olaydan hemen sonra, Gulca’nın
her yerinde dağıtılan bildirilerde şu ibare ortaktı “Bu Bir Cenaze Törenidir.”


 


Bu bildiriyi dağıtan suçluyu bulmak için, hükümet alarma
geçerek, birçok insanı rast gele yakalayıp, hapsettiği sırada, 04.11.1955 Cuma
günü beni de bu “suç” ile yakalamışlardı. 


 


Gulca’nın en Yüksek Okulu olan Ahmetcan Kasimi Öğretmen
Okulu’nun kapısına, duvarlarına yapıştırılan bildiri şöyle idi:


 


Vatandaşlar Dikkat!


 


Yakın bir tarihte, Endonezya’nın Bandung şehrinde açılan, Ulusal
Bağımsızlık Meselesi konulu uluslararası toplantıda Cu Inley, emperyalist
baskılara karşı işbirliği yapmak, esir uluslara istiklal ve özgürlüğünü vermek
konusunda şaşılacak kadar tatlı konuşmuştur.


 


Evet, Kardeşler! Böyle bir konuşma önce Mao Zedung hükümetinin
kendisi için uygulanmalı idi değil mi ?! Bakınız! Daha dün özerk gösterişi
altında yapılan tören, hakikatte istiklalimizin, özgürlüğümüzün cenaze töreni
idi değil mi ?! Kardeşler, gelin hep beraber istiklalimiz ve özgürlüğümüz için
savaşalım! İstiklal hiçbir zaman rıza ile elden verilmez. İstiklal ve
özgürlüğümüz ancak kan pahasına alınır.


 


Çin Müstemlekecilerine Ölüm! Mao Zedung’a Ölüm!!!


 


Şarki Türkistan Gizli Teşkilatı (Kurban 1992, s:97).


 


O zaman “Şarki Türkistan Gizli Teşkilatı” olarak bilinen ve
sadece Şarki Türkistan’da eylem yapan bu gizli güç bugün, dünyamızın her
yerinde, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı uğruna açık halde meydanlarda savaşa
devam etmektedir ki, onların birisi de benim. Bağımsızlık uğruna, Çin
cellâtlarına karşı savaşa devam! Çin müstemlekecilerine-Çin ırkçılarına ölüm !!!


 


Cu Inley, Çin Komünist Partisinin kurucularından ve 1949 Ekimde
kurulan Çin Komünist hükümetinin ilk ve ünlü başbakanıdır. O, 1955’te
Bandung’da açılan Dünya Bağlantısızlar Toplantısında şaşılacak kadar tatlı
konuşmalarıyla Kızıl Çin’i temsil etmiştir. Bandung Konferansı’ndan 2 yıl
sonra-Temmuz 1957’de,  Çinli olmayan aydınlara büyük felaketler getiren,
“Stil Düzeltme Hareketi” olarak bilinen Beyin Yıkama toplantılarını, ünlü
Çingdao konuşmasıyla başlatan kişi-işte bu Cu Inley’dir. O aşırı derecedeki ırkçı
söylemleri-ırkçı yaşam tarzıyla başkalarının dikkatini çekmesini sever, ayağına
normal deri ayakkabı değil, Çin yapımı bez ayakkabı giymesini de ulusal gurur
olarak algılıyormuş. Art arda aynı yılı 1976’da ölen, bu ikili ünlü Çin ırkçısı
Mao Zedung ile Cu Inley’in ömürlerinin son dönemlerinde aralarının kedi-köpek
seviyesinde açıldığı bilinmektedir. Doğaldır, başkalarının saygınlığını hiçe
bedel bilen bu ırkçılar, kendi aralarında da birbirlerini hiçe bedel
saymışlardır. Cengiz Han’ın yasalarında, 5000 yıllık medeniyet sahibi (!)
Çinlinin, eşek ile eşdeğer sayılması, elbette boşuna değildir (Kurban 2007: 50).


 


Cu Inley’in Ünlü Çingdao konuşmasından alıntı:


 


“Çin’i Moğollar yönetirken, Mançular yönetirken, biz ayrı devlet
olma girişiminde bulunmadık. Şimdi biz Çinliler yönetirken, sizin (Çinli
olmayan ulusların) ayrı devlet olma bayrağını kaldırmaya ne hakkınız var ?!”
(Kurban 2007: 154)


 


SONUÇ


 


XX. Yüzyılın başında, güneşi batmaz büyük İngiliz İmparatorluğu
ile manevi cihetten dünya Müslümanlarının hamisi olarak bilinen Osmanlı
İmparatorluğu da dağılıp bitmişti. Bugün ise dünyaya dehşet salan Sovyet
İmparatorluğu da darmadağın oldu. Çin İmparatorluğunun kaderi de, adı geçen
İmparatorlukların kaderinden başkaca olamaz. Bu tarihin hükmüdür.
İmparatorlukların zamanı bitmiştir; zamanımız ulusal devletler zamanıdır
(Kurban 2007: 204). “Batan güneş, daima tekrar yükselecektir” (Kurban 2007:
196).


 


 İklil KURBAN


 


KAYNAK:


 


Axis 2000 Ansiklopedik Sözlük,
Bandung Maddesi


BRİNTON, Grane, 1453’ten Bugüne
Dünya Tarihi ve Çağdaş Uygarlık (Mete Tuncay Çevirisi) İstanbul 1982.


KURBAN, İklil, Şarki Türkistan
Cumhuriyeti, Ankara 1992. 


KURBAN, İklil, Doğu Türkistan İçin
Savaş, Ankara 1995.


KURBAN, İklil, Gerçekler ve
Yalanlar, Ankara 2007.


VATAN
Gazetesi,
 11.12.2008.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet