Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Alaeddin Yalçınkaya : Çin’in Tek Kelepçe – Tek Yumruk Projesi ve
TRACECA


Çin’in
“Tek Kuşak, Tek Yol” projesine ilgi gittikçe artmaktadır. Konuya temas edenler
bunun ne kadar barışçıl olduğunu, mutlaka bu projede yer almak gerektiğini
anlatmakta âdetâ yarışa girdiler. Bu durum, çeyrek asır kadar öncenin
küreselleşme çerçevesindeki tartışmalarına benzemektedir. O dönemde
küreselleşme, batılı ülkelerin piyasaları kontrol etmek için öne sürdükleri
“engellerin kalkması”nın parlatılmış kılıfıydı. Bugün ise küreselleşmenin,
tersine fonksiyonu ortaya çıkmıştır. ABD küreselleşme üzerinden daha fazla mal
satmak isterken, Çin’den, Hindistan’dan gelen ürünlere boğulmuştur.


Yükselen
güç olarak Çin’in hızla geliştiği, sosyalist devlet modeli içinde sıkı bir
disiplin ve planlama ile AR-GE’ye olabildiğince kaynak ayırdığı, bunun gittikçe
büyüyen ürünlerini topladığı önemli bir gerçektir. Ekonomik, bilimsel,
teknolojik alandaki yükselişini askeri ve siyasi alana tahvil konusunda aceleci
olmayıp hedef ülkeleri ürkütmeme konusunda ihtiyatlı hareket etmektedir. Zaman
zaman emperyalist politikalar çerçevesindeki hedeflerini de rahatlıkla izhar
edebilmektedir.


Kabaran
Çin gerçeğine karşı koymak yerine işbirliği yapmak, dev projelerinde yer almak
makul gelebilir. Bu cümleden olarak “Kuşak-Yol” projesi gümbür gümbür
ilerlerken diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de varlık göstermesi gerektiği kulağa
hoş gelebilir. Bununla beraber projenin hedefi, kapsamı, sonuçlarının ne
olduğu/ne olabileceği konusunda salim bir kafa ile düşünmekten kimseye zarar
gelmez. Bir yerlerden emir almışçasına önünün ve sonunun görülmek istenmediği
bu çağlayana gözü kapalı atlamanın maliyetini hesaplamada geç kalmamak
gerekmektedir. Bu gerçekler, 2-3 Mayıs’ta Giresun Üniversitesi’nce düzenlenen
II.Uluslararası Giresun Güvenlik Sempozyumu’nda da tartışıldı. Başta
Prof.Dr.Betül Karagöz olmak üzere düzenleyenlere teşekkürler.


Öncelikle
yükselen Çin’de yaşananlar, sömürgecilik yıllarında batı Avrupa ülkelerinde
görüldüğü üzere Yahudi bankerlerin para gücü ile devlet politikalarını
belirleyen temel unsur haline gelmesiyle paralellik göstermektedir. Esasen Çin
için bu gerçek daha eskilere dayanmaktadır. Mao’nun Maliye Bakanı’nın adı İsrail
Estein’dir. Bugün de Rothschild ailesi, Çin’in temel politikalarının mimarıdır.
Kuşak-Yol projesinin son durağının Londra olması da Rothschild’in merkeziyle
ilgilidir.


Günümüzdeki
Çin’in Avrupa’nın sömürgecilik yıllarından farkı ise insan hakları alanındadır.
Batıda sanayileşme ile birlikte hammadde ve pazar konusunda yeni yatırımlara,
teknolojik hamlelere ve açılımlara gidilirken aynı zamanda hümanizma, insan
hakları, sosyal adalet gibi alanlarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu süreçte
de asırlarca kovulan, horlanan, dışlanan Yahudi toplumunun patron haline
gelmesinin etkisi büyüktür. Ancak aynı süreçten başta işçi sınıfı olmak üzere
diğer kesimler ile azınlıklar da kazançlı çıkmıştır ki netice itibariyle Yahudi
patronlar zarar görmüştür. Çin’in yükselişinde ise insan hakları veya sosyal
adalet kavramı bilinmemekte, muhtemelen Yahudi patronların Avrupa tecrübesi
olabildiğince değerlendirilmektedir. Uygurlara uygulanan yok etme stratejisi
Filistinlilere yapılanlarla benzerlik göstermektedir.


Cevap
aradığımız soru “Kuşak-Yol”un bölge ülkelerine ne getireceğidir. Bugün Çin,
ürünlerini dünyanın her yerine kolayca ulaştırabilmektedir. Moskova-Kazan
arasındaki en ücra istasyonda dahi vagonlara dalan Rus satıcıların ellerinde
Çin porselenlerini, bardaklarını, inci-boncuklarını görürsünüz. Tahtakale,
Mahmutpaşa adeta Çin pazarına dönüşürken bu süreçte binlerce atelye, fabrika
kapanmış, yüzbinler işsiz kalmıştır. Kuşak-Yol sayesinde bir ayda gelen malın
on günde geleceği hesaplanıyor da bunun Türkiye’ye veya güzergâhtaki diğer
ülkelere ne getireceğinden bahsedilmiyor. Yunanistan’ın Pire Limanı’nı Çin’e
vermesi, Türkiye’ye karşı stratejileri açısından anlamlı olabilir, ancak kendi
ekonomisine ne getireceği pek hesaplanmamış gibi. Türkiye açısından, birkaç yüz
milyon dolar karşılığında peşin para karşılığında kaç on milyar doların
çıkacağının hesabı yok.


Halen
Türkiye-Çin ticareti yaklaşık 3 milyara 23 milyar aleyhimizedir. Kuşak-Yol ile
makas çok daha fazla açılacaktır. Birkaç seçkin müteahhidin güzergâh için
üç-beş bin vagon yapmasının bu açığa pek etkisi olmayacaktır. Halbuki aynı
güzergâhta başta TRACECA olmak üzere birçok karayolu, demiryolu, liman
projeleri gerçekleşmiştir. TRACECA, Polonya’dan Kırgızistan’a fiziki altyapı
yanında hukuki olarak da her türlü ihtiyacı karşılayan bir ulaşım ağı olup
“Yeni İpek Yolu” ismini çok daha önceden kullanmaya başlamıştır. Karadeniz
otoyolu da bu projenin parçasıdır. İlgili ülkelerde bu kapsamda yeni yollar,
geçitler, tüneller inşa halindedir. Benzer durum Çin Denizi’nden Hindistan’a,
Kızıldeniz’e ve Akdeniz’e deniz yolları için de geçerlidir. İhtiyaca göre yeni
limanlar yapılmakta, mevcutlar genişletilebilmektedir. Her ülke ve bölgenin
şartlarına göre yatırımlar rasyonal ve hesaplı bir şekilde sürmektedir.


Peki
bu gerçekleri Çinli yöneticiler ve Rothschild grubu ile diğer Yahudi patronlar
bilmiyorlar mı? Farkedilmek istenmeyen husus, Çin’in projesinin aslında yol
olmayıp güzergâha yerleşme hedefidir. Girdiği her ülkede olduğu gibi bu
güzergâhta da yüzlerce Çin kolonileri oluşacaktır. Yerleşen Çinliler bir daha
çıkmamak üzere o  ülkenin vatandaşı olurken aynı zamanda Çin ürünlerinin
acentası haline geleceklerdir. Diyasporadaki Çinlilerin anavatanın acentası
olması konusunda Çin yönetimi oldukça milliyetçi politikalar izlemektedir. Türkiye
gibi ülkeler açısından halen kaybedilen pazarlar, kapanan fabrikalar, duran
üretim dikkate alındığında Kuşak-Yol sonrasının daha kötü olacağı açıktır. Bu
gerçekler ışığında projeyi “Tek Kelepçe-Tek Yumruk” olarak adlandırdık. ABD
emperyalizmine karşı bu projeye sarılmak, kırk katır yerine kırk satırı seçmek
gibi birşey.


Bu
durumda imtiyazlar verilirken sonuçlarını iyi hesaplamak, herşeyden önce dış
borçlanmaya dayalı israf ekonomisinden vazgeçmenin yollarını aramak ve üretimi
artırmak gerek. Türkiye’nin Çin’i durdurma kapasitesi olmayabilir, ancak önüne
gelenin bu ejderhaya methiyeler dizmesi, bir adım sonrasını görememesi
felakettir. Küreselleşmeye selam duranlar da bu yol üzerinden satacak pek bir
şeyimizin olmadığını, kısa süre içinde global firmaların pazarı olacağımızı
farketmemişlerdi.


Çin’in
yükselişinin veya Yol’un işlemesinin elbette bir sınırı olacaktır. Kuşak-Yol’un
küreselleşme için olduğu gibi tersine sonuçları olabileceğini beklemek en
azından kısa vadede fazla iyimserlik olur. Bu ülkede sömürülen milyarlık kesim,
patlamaya hazır bomba haline gelmektedir. Bu da Çin’in orta vadede parçalanması
demektir. Bu gerçeklere karşın seçimden seçime zıplayan Türkiye’nin küresel
akıntılar konusunda kafasını kuma gömmüş olması tehlikelidir. Türkiye’nin
yükselen güç olarak Çin ile de ilişkilerini geliştirmesi zorunludur. Fakat bu
süreçte sürekli kaybeden taraf olmamak için gerekli tedbirleri de almak
gerekmektedir.


Öncevatan,
16.05.2019


E-POSTA
: alaeddinyalcinkaya@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış