‘CIA’in
Suriye’deki adamı’ yaşadıklarını anlattı: Obama’dan bir şey isteyen onu
arıyormuş !


“CIA’in Suriye’deki adamı” Ebu
Ahmed, Suriye’de yaşadığı deneyimlerini ve şimdiki hayatını anlattı. Ebu Ahmed,
“bir zamanlar ABD’nin evrenin hakimi olduğunu sanıyordum. Artık öyle
düşünmüyorum” diyor.


Bir
zamanlar istihbarat görevlilerinin ona fikirlerini sorduğu, Suriyeli
“muhalif” liderlerinin yardım istediği Ebu Ahmed, yaşadıklarını
şimdiki hayatını anlattı.


Gerçek
kimliği açıklanmayan, bir zamanlar “CIA’in Suriye’deki adamı” olduğu
söylenen Ebu Ahmed için, eskiden “Barack Obama’dan bir şey istiyorsanız,
Ebu Ahmed’i arayın” denildiği belirtiliyor.


Financial Times‘a konuşan Ebu Ahmed, eski
günlerinden bahsederek, “şimdi bizim gibileri, tarihin çöplüğündeki yerini
alıyor” diyor.


‘ÇANTALARLA BİNLERCE DOLAR TAŞIYORDUM’


Ebu
Ahmed’in 2 yıl boyunca Suriye’deki askeri operasyonların planlanmasında görev
aldığı, silah dağıttığı, CIA’in aracısı olarak çalıştığı söyleniyor. Sonrasındaysa
hapse atılıyor.


Hapse
atılmasından önce Suriye’ye gidip gelerek cihatçılarla çantalarla yüzlükler
halinde dolar taşıyan Ebu Ahmed’in, hapisten çıktıktan sonra gözden düştüğü
kaydediliyor.


‘OBAMA’NIN SEÇİMLERİ MESELEYİ KARMAŞIKLAŞTIRDI’


Ebu
Ahmed’in hikayesinin, ABD bürokrasisinin Suriye konusundaki bölünmüşlüğünü ve
Türkiye ile ABD arasındaki ayrımları gösterdiği söyleniyor.


Suriye’deki
çatışmaların 6 yılda “sokak protestoları” olmaktan çıkarak,
“bölgeyi ve dünyayı dönüştüren bir iç savaşa” dönüştüğü söylenirken,
5 BM Güvenlik Konseyi daimi ülkesinden 4’ünün Suriye’yi bombaladığına dikkat
çekiliyor.


Suudi
Arabistan ve İran gibi bölgesel güçlerin Suriye’ye milyarlarca dolar yatırarak,
“vekalet savaşı” yürüttükleri söylenen yazıda, olayların karmaşıklaşmasında
Obama’nın seçimlerinin payı olduğu söyleniyor.


Obama’nın
Suriye’de savaşa girmek istememesi, ancak bölgedeki varlığını sürdürmek
istemesiyle, ABD’nin “bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda” bir hale
geldiği ve bunun sorunlu bir durum yarattığı öne sürülüyor.


‘EBU AHMED GİBİ SURİYELİLER BUNUN SONUÇLARINI YAŞIYOR’


Yazıda,
Ebu Ahmed gibi Suriyelilerin, bu ikilemin sonuçlarını yaşadığı savunulurken,
Ebu Ahmed’in 2013 yılında “ılımlı muhalifleri” silahlandıran ve
onları finanse eden gizli bir CIA programına dahil olduğu, başka
“komutanlarla” birlikte ABD’ye sırtını verdiği söyleniyor.


Ebu
Ahmed’in, Libya’da 2011 yılında olduğu gibi, ABD’nin kendilerine tam destek
vereceğini düşündüğü, ancak Muammer Kaddafi’nin düşürülmesine benzer bir olay
yaşanmamasıyla, “kumarı kaybettiği” belirtiliyor.


ŞU ANDA TÜRKİYE’DE YAŞIYOR


Ebu
Ahmed’in hala Türkiye’nin güney şehirlerinden birinde yaşamakta olduğu söylenen
yazıda, “günlük rutinine sadık kaldığı” ve “ordu”
alışkanlıklarını bırakmadığı aktarılıyor.


Ebu
Ahmed, “eskiden ABD’nin evrenin hakimi olduğunu düşünürdüm. Bana şimdi
hatalı mıydım diye sorarsanız, evet, hatalıydım” diyor.


Eskiden
CIA’e çalışmakta olan Ebu Ahmed, “benim umrumda olan şey ABD ile iyi bir
ilişkim olmasıydı. Onlar bana silah veriyordu, ben onları Suriye’ye
götürüyordum. Türkiye’nin ABD’lileri sevmemesi ya da ABD’lilerin Türkiye’yi
sevmemesi gerçeği – bunların hiçbiri benim için önemli değildi. Bunlarla
ilgilenmiyordum. Ne yazık ki işler böyle işlemiyormuş” şeklinde konuşuyor.


‘ESAD’IN ZAFERİ ABD ETKİSİNİN AZALMAKTA OLDUĞUNA DAİR BİR SİMGE’


Yazıda,
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ve Rusya’nın Suriye’deki zaferinin,
“yalnızca bir insani trajedi” olmadığı, aynı zamanda ABD’nin
bölgedeki etkisinin azalmakta olduğuna dair bir simge olduğu öne sürülüyor.


Türkiye
ve Rusya arasındaki diplomatik görüşmelerden ABD’nin dışlandığı hatırlatılan
yazıda, ABD’nin geçmişteki müdahalelerinin, “özellikle de Irak
işgalinin”, yarattığı sorunların görüldüğü, ancak Suriye ile birlikte
kısmi müdahalelerde bile büyük sorunlar yaşanabileceğinin anlaşıldığı
söyleniyor.


‘SADECE TAKTİKLER VAR, STRATEJİ YOK’


FT‘ye konuşan eski ABD yetkilileri, farklı departmanların belirsiz
farklı amaçları olduğunu, bu sebeple ABD’nin ne yaptığından emin olamadığını
öne sürüyor.


Eski
bir bölge diploamatı, ABD’nin Suriye ile ilgilenmediği algısının doğru
olmadığını belirterek, Halep gibi yerlerde en ufak detayları bile
umursadıklarını söylüyor.


Ancak
bu diplomata göre, “ABD’nin Suriye politikasındaki sorun, her zaman başka
yerlerde de gördüğü gibi sadece taktiklerin olması, strateji bulunmaması”.


‘SAKALLI HER ŞEYDEN ŞÜPHE DUYUYORUM’


Ebu
Ahmed’in kendisini iyi bir nişancı olarak gördüğü, yolsuzluğa hoş görü
gösterediğini savunduğu ve “İslamcılardan şüphe duyduğu” söyleniyor.
Yazıya göre Ebu Ahmed bunu “sakallı her şeyden şüphe duyuyorum”
şeklinde ifade ediyor.


FT‘ye konuşan diğer cihatçıların, bu sebeple Ebu Ahmed için
“laik aşırıcı” dedikleri söyleniyor. 


Görüşülen
diplomat, Ebu Ahmed’e yapılacak operasyonlar sorulduğunda, anında kaç mermiye
ihtiyaç olduğu ve kaç savaşçı bulunduğu, nasıl yaklaşılması gerektiği gibi
bilgileri verdiğini kaydediyor.


‘BENİM İÇİN SATRANÇ OYNAMAK GİBİYDİ’


2011
yılında Suriye’de olaylar başladığında, “muhaliflerin” elindeki
kuzeydeki bölgelere giden Ebu Ahmed, o zamanlar “hiçbir fikri
olmadığını”, “nasıl ateş edileceğini bile bilmediğini”,
“silah eğitiminin hiç ilgisini çekmediğini” söylüyor.


Ancak
Ebu Ahmed’in, ABD’nin ilgisini çeken yeteneğinin, “taktik ve
lojistik” becerisi olduğu öne sürülüyor. Ebu Ahmed “sahada kaç kişi
olduğunu, ne kadar mühimmat kullanabileceklerini ve en önemlisi kaç kişinin
gerçekten savaşacağını söyleyebiliyordum” diyor.


Ebu
Ahmed, CIA ile Suriye’de yaptığı işbirliği için, “benim için satranç
oynamak gibiydi, satranç oynamayı severim” diyor.


‘YOLSUZLUK, İSLAMCI GRUPLAR, KATAR VE TÜRKİYE…’


2012
yılında hava saldırısında yaralanan ve 10 gün bilincini kaybeden Ebu Ahmed’in,
sonrasında olaylardan memnuniyetsizlik duymaya başladığı iddia ediliyor.


Ebu
Ahmed pek çok grupta yolsuzluğun başladığını, İslamcı grupların Katar ve
Türkiye’nin desteğiyle yükseldiğini söylüyor. Ebu Ahmed’e göre İslamcı
grupların ön plana çıkmasının sebebiyse ideolojileri.


Bu
dönemde Türkiye’nin sınırının gevşekliği sebebiyle, cihatçıların güçlenmeye
başladığı söylenen yazıda, bu grupların arasında El Kaide bağlantılı El Nusra
Cephesi ve IŞİD de sayılıyor.


‘ÇOK APTALDIK’


Ebu
Ahmed, “biz çok aptaldık, ben de çok aptaldım” diyerek, “ne
düşüyordum ki? Rejim düşecek sanıyordum ve başladığımız yere dönecektik. Geri
döndüğümde El Nusra ve IŞİD’in yayıldığını gördüm ve onların bir sürü planı
vardı. O zaman bunlara karşı operasyonlar yapılması gerektiğini anladım”
şeklinde konuşuyor.


Ebu
Ahmed’in ibadet etmediği yönündeki dedikodular sebebiyle sorgulanmaya başladığı
aktarılırken, bu sebeple kendisi için endişelenen üst düzey isimlerin, onu
Türkiye’ye gönderdikleri aktarılıyor.


O
dönemlerde ÖSO içerisinde olan Ebu Ahmed’in, burada bir Suudi istihbarat
görevlisiyle tanıştığı, IŞİD’e karşı planların yapılmaya başlandığı söyleniyor.


‘CIA BENİ ARADI, HAKKIMDA HER ŞEYİ BİLİYORLARDI’


2013’ün
sonlarında IŞİD Suriye’de varlığını artırırken, Ebu Ahmed’in CIA tarafından
arandığı söyleniyor. İddiaya göre dahil edildiği CIA programının merkeziyse
Adana’da.


Burada
üç kişinin kendisiyle bir restoranda tanıştığını söyleyen Ebu Ahmed, “çok
iyilerdi, hakkımda her şeyi zaten biliyorlardı” diyor.


CIA
konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, Washington merkezli bir kaynak, Ebu
Ahmed’in CIA için çalıştığını doğruluyor, ancak kendisi için “yalnızca
Suriyeli bir aracı” diyor.


‘MÜŞTEREK OPERASYON MERKEZİ’NE DAHİL EDİLDİM’


Ebu
ahmed’in gizli bir operasyon odasına dahil edildiği, burada İngiltere, Fransa,
Ürdün, Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de dahil olduğu bir ittifak
kurulduğu söyleniyor. Bu ittifakın amacınınsa “ılımlı muhalifleri
desteklemek” olduğu söyleniyor.


Operasyonun
ismininse “Müşterek Operasyon Merkezi (MOM)” olduğu aktarılıyor. Bu
operasyon merkezinin, bir yıl önce Ürdün’de kurulana benzer yapıda olduğu
aktarılıyor.


Başlangıçtan
itibaren operasyonda büyük sıkıntılar yaşandığı, Türkiye’nin Suriye’yle olan
800 kilometrelik sınırını kontrol etmede güçlükler olduğu bildiriliyor.


Bunun
yanısıra, ülkelerin yerel gruplarla işbirliklerinin meseleyi daha da karmaşıklaştırdığı,
cihatçıların rolünün engellenemediği, silah akışını kontrol etmenin de imkansız
olduğu belirtiliyor.


International
Crisis Group’tan Noah Bonsey, “program boyunca ülkeler arasında hatta
hükümetlerin kendi içlerinde anlaşmazlıklar vardı” diyerek,
“muhaliflerin” başarısız olduklarını, ancak onları destekleyen
ülkelerin de en az muhalifler kadar parçalanmış halde olduklarını belirtiyor.


‘OPERASYON MERKEZİNİN YERİ TÜRKİYE’DE BİR VİLLAYDI’


Ebu
Ahmed’in MOM’un Suriye’deki “muhalifleri” birleştirebileceğini umduğu
söylenirken, operasyon merkezinin yerinin Türkiye’nin güneyindeki bir villa
olduğu öne sürülüyor.


İddiaya
göre burada “muhalif” komutanlar, istihbarat görevlileriyle
“uzun oval bir masada savaş planlarını öneriyor ve silah istiyor”.


“Ilımlı”
olduğu onaylanan “muhaliflerin”, ayda 150 dolar civarında para
aldığı, bunun “komutanlar” içinse 300 dolar olduğu öne sürülüyor. Ebu
Ahmed “bize hiç nereye gideceğimizi söylemezlerdi” diyerek, dışarısı
görülmeyen araçlarla “casus filmi gibi” bir yerden bir yere
götürüldüklerini söylüyor.


Ancak
Ebu Ahmed, zamanla yolları öğrenmeye başladıklarını aktarıyor.


‘MOM BÜROKRASİSİ SORUN OLMAYA BAŞLADI’


Başlangıçta
atmosferin daha yumuşak olduğu, “Türklerin komutanların binada uyumasına
izin verdiği”, bu sayede haritalar ve planlar üzerine yapılan
toplantıların bitirilebildiği kaydediliyor.


Ancak
kısa zaman içerisinde “MOM bürokrasinin muhalifler için sorun olmaya
başladığı”, yabancı temsilcielrin planları onaymamaya başladığı ve
mühimmat ve silah yardımlarının verilmediği öne sürülüyor.


Kimi
“muhalifler” ve diplomatlarsa, sorunun tam tersi olduğunu,
cihatçıların MOM aracılığıyla yozlaştıklarını savunuyor. Bunun sebebininse MOM
aracılığıyla ÖSO’ya yapılan büyük yardımlar olduğu iddia ediliyor.


‘FAZLADAN PARA ALMAK İÇİN SAYILARI ŞİŞİRDİLER’


Ebu
Ahmed, ÖSO yöneticilerinin, birliklerinin sayılarını yüksek göstererek fazladan
para aldıklarını, böylece aldıkları silahların bir kısmını da karaborsada
sattıklarını belirtiyor.


Bunların
çoğununsa IŞİD’in eline geçtiği, El Nusra Cephesi gibi grupların da kendi
paylarını aldığı aktarılıyor.


“CIA
bunu biliyordu” diyen Ebu Ahmed, “tabii ki MOM içerisindeki herkes
biliyordu. Bu iş yapmanın maliyetiydi” şeklinde konuşuyor.


Ebu
Ahmed, “diyordum ki şu kişi 300 savaşçım var diyor ancak 50 tane var.
Bu adam şunu yapıyor… böyle herkesi utandırıyordum” diyerek, kendisinin
yolsuzlukları açığa çıkardığını öne sürüyor.


Eskiden
CIA’e çalışan Ebu Ahmed, “Suriyeliler kızıyorlardı ve diyorlardı ki ‘o ABD
ajanı, bir muhbir – nasıl bizimle böyle konuşuyor'” diyerek kendisine
gösterilen tepkileri aktarıyor.


Yazıda
Ebu Ahmed’in “söylediği kadar temiz olup olmadığının bilinmediği”
belirtilirken, buna karşılık pek çok “muhalif komutanın” Türkiye’de
büyük evleri olduğu, yeni arabalar kullandıkları, en son model telefonları
olduğu kaydediliyor.


‘MOM İÇERİSİNDE ÇATLAKLAR ARTTI’


Yazıda
MOM içerisindeki çatlakların giderek arttığı, herkesin farklı amaçları olduğu
söyleniyor.


Ebu
Ahmed’in arkadaşı Ebu Ömer, “bir çocuk MOM odasına girip ABD’nin kimi
desteklediğini, Türklerin ne istediğini ya da Suudilerin ne için uğraştığını
anlayabilirdi” diyor.


Bu
ülkelerin farklı grupları birbirlerinden habersiz desteklemeye çalıştığı,
MOM’unsa bunun için yasal örtü oluşturduğu öne sürülüyor.


‘EN KÖTÜ AYRIM TÜRKİYE VE ABD ARASINDAYDI’


Yazıda,
en kötü ayrımın, Türkiye ve ABD arasında olduğu söylenirken, bu ayrılığın IŞİD
Musul’u ele geçirdikten sonra başladığı belirtiliyor.


ABD’nin
IŞİD’e karşı YPG’yi desteklediği belirtilen yazıda, ABD’nin YPG’yi seçme
sebebinin “İslamcıların sızması hakkında endişe duyulmaya gerek
olmaması” olduğu savunuluyor.


Türkiye’nin
bu duruma sinirlendiği ve YPG yerine ÖSO’nun desteklenmesinden yana olduğu öne
sürülüyor.


‘ABD’LİLER YPG’NİN NEDEN SORUN OLUŞTURDUĞUNU GERÇEKTEN
ANLAMIYORLARDI’


ICG’den
Bonsey, ABD ve Türkiye’nin birbirlerini “samimi olarak anlamadığını”
söylerken, ABD’li yetkillerin “gerçekten YPG’yi desteklemenin neden
Türkiye için sorun olduğunu anlayamadığını” öne sürüyor.


Türklerinse,
sınır geçişlerini kontrol etmemeleri sebebiyle ABD’nin gösterdiği tavrı
anlayamadığı iddia ediliyor. ABD’nin Türkiye’den cihatçıların kullandığı
sınırları kontrol etmesini istediği öne sürülüyor.


ABD
destekli gruplarınsa, bu kavga sırasında arada kaldıkları, İslamcı grupların
desteğini de kaybettikleri belirtiliyor.


Ebu
Ahmed, “MOM’a gitmekten nefret eder hale geldiğini”, herkesin
“birbirinin arkasından konuştuğunu” söylüyor.


‘CIA DESTEKLİ KOMUTANLAR TÜRKİYE İLE ÇALIŞMAKTA ZORLANDILAR’


Yazıda
Ebu Ahmed ve Ebu Ömer gibi CIA bağlantılı isimlerin, Türkiye ile çalışmakta
zorlandıkları söylenirken, Ebu Ömer’in oturma iznini yenileyemediği ve güvenlik
listesine alındığı iddia ediliyor.


ABD’nin
de kendilerine yardım etmediği, yardım talep ettiklerinde “meselenin
kontrolden çıktığını” söyledikleri aktarılıyor.


Eskiden
MOM toplantıları için Türkiye tarafından getirilen Ebu Ahmed’in, ABD ile
yaşanan kavgalardan sonra “uluslararası toplantılara katılabilmek için
kaçakçılara para ödemek zorunda kaldığı” öne sürülüyor.


‘EBU AHMED’İ TÜRKİYE TUTUKLADI’


Ebu
Ahmed’in ABD-Türkiye kavgalarının artması üzerine, polis tarafından yakalandığı
ve Türkiye’de tutuklandığı belirtiliyor.


Yazıda
bu durum için “bir NATO müttefiki, Washington’ın yerel müttefiklerinden
birini tutuklamış oldu” deniyor. Sonrasındaysa Ebu Ahmed hapishaneye
götürülüyor.


CIA
ise serbest bırakılmasını “sağlayamıyor”. FT‘ye
konuşan bir istihbarat kaynağı, CIA’in bunu “gerçekten denediğini”
ancak başaramadığını söylüyor.


‘KİMSE ALMAK İSTEMİYOR’


Hapisten
çıktıktan sonra gözden düşen Ebu Ahmed’in, bölgeyi terk etmeyi düşündüğü, ancak
bunun da “kolay olmadığı” belirtiliyor.


Almanya’nın
eskiden bağlantılı olduğu gruplar sebebiyle kendisini almadığı, ABD’li
yetkililerinse Birleşmiş Milletler’e mülteci olarak kaydolmasını talep ettiği
bildiriliyor.


Ebu
Ahmed’in CIA bağlantılarıysa “yardım edemeyeceklerini” söyleyerek,
“üzgünüz bu Dışişleri Bakanlığı meselesi, bunlar farklı departmanlar”
diyor.