SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

Prof. Dr. Hakkı Keskin

19 Mayıs 1919

Muharrem
İnce‚ Türkiye`nin sorunlarını ve çözüm önerilerini içeren Seçim Manifestosunu
mutlaka okuyalım ve çevremize yayalım lütfen!

Bu manifestonun 19 Mayıs günü
Samsun‚da kamuoyuna açıklanması sonderece anlamlıdır. 19 Mayıs 1919, işgal altındaki
Türkiye`nin, sömürge ülkelerinin de bağımsızlıkarına örnek olan Ulusal Kurtuluş
Savaşımızın doğum günüdür. Atatürk`ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramıdır bu önemli
günümüz, kutlu olsun.

Ne varki henüz TBMM başkanı olan İsmail
Kahraman, Mustafa Kemal Atatürk`ü anmadan mesajını yayınlıyor. İşte Türkiye son
yıllarda,  Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı
bu denli nankör kişiler tarafından yönetildi ne yazıkki.

CHP‘nin Cumhurbaşkanı adayı
Muharrem İnce, manifestosuna, „
Türkiye Cumhuriyeti uygarlık rotasından
çıkarılmıştır” diye, sorunun odak noktasına vurguyla başlamaktadır. Bu tarihi
Manifestoyu kısaltarak sizlerle paylaşmak istiyorum

“16 yıldır iktidarda bulunanların, Türkiye
Cumhuriyeti’nin beka sorunu ile karşı karşıya kaldığını itiraf ettikleri bir
durumdayız.

Türkiye artık, demokrasiden, hukuk
devletinden, insan haklarından, özgürlüklerden söz edilemeyen bir ülke
olmuştur.

Halkın, yargı başta olmak üzere devlet
kurumlarına inancı kalmamıştır. Yargı bağımlı hale getirilmiş, hukuk devleti
ortadan kaldırılmıştır.

İnsanlar ürkek ve sindirilmiş durumdadır. Hiç
kimsenin yarın ne olacağına dair bir fikri ve inancı yoktur.

Bizzat Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından
Anayasa’sı rafa kaldırılmış, olağan hukuk sistemi emir komuta hukukuna dönüşmüş
ve kurumları Kanun Hükmünde Kararnamelerle işlemez hale getirilmiştir.

Hep birlikte yaşadığımız, hep birlikte şahit
olduğumuz kaygı verici, varlığımızı tehdit eden bir dönemin içinden geçiyoruz.

Uygulanan siyaset ve
yönetim biçimiyle ülkede ve zihinlerde derin tahribatlar yapıldı. Milletimizi
bir arada tutan bütün değerleri örselediler. İçine savrulduğu karmaşadan
bunalmış insanlarımız bir damla huzur arıyor, bir çıkış yolu arıyor. Sadece
sözün bittiği yerde değiliz, bir adım sonrası özgürlüğün tamamen sona erdiği
yerdir, hakkın hukukun tamamen yok edildiği yerdir.

Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik can yakıyor.
Sattığı aldığını karşılamayan, sanayisinden, tarımsal üretimine kadar dışa
bağımlı, üretmekten çok ithal eden bir ülke konumuna getirildik. Ekonomi
yönetilemez hale gelmiş, işsizlik ve yoksulluk artmış, ülke ve insanlar borç
batağına batmış durumdadır. Hiç kimse artık geleceğini öngöremiyor. Rekabet,
şeffaflık ve piyasa mekanizması doğrultusunda çalışması gereken ekonomik sistem
terkedilmiş, yandaşlık ve keyfilik esas hale getirilmiştir. Yürütülen yanlış
tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda Türkiye kendini besleyemez duruma
düşürülmüştür. Düzenleyici ve denetleyici olması gereken kurumlar bağımlı hale
getirilmiş, Devlet yöneticileri ihale takipçisi ve kaynak dağıtıcısı olmuştur.”
(…)

“Basın özgürlüğü diye bir kavram kalmamış,
gazete manşetleri tek merkezden atılır hale gelmiştir. Gerçekler perdeleniyor.
Basın, sansürlenmenin ötesinde, korkudan kendini sansürlüyor. Gerçek
gazeteciler delilsiz ve mesnetsiz olarak suçlanıyorlar, hukuksuz biçimde
cezalara çarptırılıyorlar. Yandaş basın ve televizyon kanalları her fırsatta
iktidarın borazanlığını yapıyor, besledikleri sosyal medya trolleri 24 saat yalan
üretmek ve yaymakla meşguller.

Birbirini dinlemeyen, birbirine güvenmeyen ve
birlikte yaşama isteğini kaybeden insanların sayısı gittikçe artıyor. İktidarın
kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Barışımızdan,
huzurumuzdan ve kardeşliğimizden her gün bir parça daha kopartılıyor.
Yüzyıllardır beraber barış ve huzur içerisinde yaşayan insanlarımız, inanç,
mezhep, etnik köken, yaşam biçimi eksenlerinde kutuplaştırılmış ve birbirine
tahammül edemez hale getirilmiştir.

En acısı ise, geleceğimizin sahibi olan
gençlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun bu ülkeden kaçmak için yollar
aramasıdır. Geleceğine güvenle bakamayan ve ilk fırsatta kendini yurt dışına
atmanın yollarını arayan bir gençlik tablosu, aslında felaketin tablosudur. Üstelik
yalnız gençler değil, imkânı olanlar da yurdumuzu terk etmek istiyor.

Yanlış eğitim ve kültür politikaları
sonucunda Türkiye uluslararası değerlendirmelerde en alt sıralara
düşürülmüştür. İdeolojik saplantılarla durmadan değiştirilen eğitim sistemi nedeniyle,
kaliteli eğitim veremeyen okulların ülkesi olduk.

Dış politikada topyekûn bir bozgun dönemi
yaşanıyor. Yüz yıllık barışçı ekseninden koparılan dış politika, milli
menfaatlerimizi tehlikeye atacak hayallerle ve yalanlarla idare edilmeye
çalışılıyor. (…)

Orta-Doğu batağına dibine kadar saplandık.
Kendi çocukları bedelli askerlik yaparken Anadolu’nun fakir evlatları vatan
mücadelesi veriyor.

Ülkemiz kontrolden çıkmış bir göç politikası
sonucunda, gelişmiş ülkelerin dahi kaldıramayacağı 5 milyona yaklaşan bir
göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Uluslararası toplumun artık mizah konusu
yaptığı bir “sözde dünya lideri”, her gün, her fırsatta ve her kanalda bağıra
çağıra dünyayı tehdit ediyor. Türkiye herkesle kavga eden bir devlet haline getirilmiş
ve yalnızlaştırılmıştır. “ (…)

“Bu dönemde, vicdan ve din arasındaki bağ
koparıldı. Vicdansız ve gücün emrine girmiş bir din anlayışı, bizim Müslümanlık
anlayışımızla bağdaşamaz.

Bu dönemde, hak ve güç arasındaki bağ
koparıldı. Hakkın sürekli ayaklar altına alındığı bir ülkede, hiçbir şey
değerli kalamaz. Haklının başının sürekli eğik olduğu bir ülkede, hiçbir şey
dik duramaz. Bu dönemde, adalet ve hukuk arasındaki bağ koparıldı. Adil olmayan
bir hukuk dayatılmaktadır. Yargı tayinleri partizanca yapılmakta ve güç
karşısında önünü ilikleyen yargı mensupları gittikçe militanlaşmaktadır. Adalet
sadece mülkün değil, başta hukuk olmak üzere, toplumsal düzeni sağlayan bütün
unsurların temelidir. Adil olmayan hukuk, adil olmayan devlet demektir. Adalete
güvenmeyen bir toplumun güveneceği hiçbir şey kalmamış demektir.

Bu dönemde, liyakat ve ehliyetle, makam ve
görevler arasındaki bağ koparıldı. Partili olmak ve kayıtsız olarak biat etmek,
her görev için “şart” haline getirildi. Liyakat bir kenara atıldı. Devletin
bütün kurumları bir tek kişinin tahakkümü altına sokuldu. Kamu yöneticileri
büyük oranda devletin değil, tek adamın temsilcisi haline getirildi. Ortak
akılla, bilimle ve tarih bilinciyle yönetilmesi gereken Devlet, ayaküstü
kararlarla ve günübirlik politikalarla idare edilir hale geldi.

Bu dönemde, hesap verme ile utanma arasındaki
bağ koparıldı. Sorumluluk taşıyan görevlerdeki insanlardan sıradan görevlilere
kadar, her kademedeki siyasi ya da bürokratik görevli, hesap vermek yerine
“yanıldık, kandırıldık, affedin” demeyi adet edindi. “ (…)

“Her türlü zorluğu, meşakkati ve saldırıyı
göze alarak yola çıkmış bulunuyoruz.

Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin,
ülkeyi bu durumdan kurtarmaları beklenemez. 16 yıldır iktidarda değilmişler
gibi, yeniden kurtarıcı rollerine soyunarak, halkın aklıyla dalga geçilmesine
ve halkın daha fazla aşağılanmasına izin vermeyeceğiz.

Memleketin yaralarını sarmak ve milletimizin
dertlerine derman olmak hedefiyle, Cumhuriyetimizin örselenen değerlerini
yeniden tesis etmeyi amaçlayan onarım politikalarımız, esas olarak, beş ana
sütuna dayalı olacaktır.

Cumhuriyet değerleri ve milletin kayıtsız
şartsız egemenliği ilkesi üzerinde yükselecek olan bu sütunlar:

Hukukun Üstünlüğü ilkesine dayalı, “Hukuk”
Sütunu, Temel hak ve özgürlükler, toplumsal barış, çoğulculuk, katılımcılık ve
özgür basın anlayışına dayalı, “Demokrasi” Sütunu, Üretime ve adil paylaşım
anlayışına dayalı, “Ekonomi” Sütunu, Barış ve Güvenlik odaklı politikalara
dayalı, “Dış Politika” Sütunu, Ülkemizi muasır medeniyetin üzerine çıkarma
hedefine dayalı ‘’ Eğitim’’ Sütunudur.

Bu sütunlar üstünde yükselen onarım
projemizin çatısını “kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejim”
oluşturacaktır. Bu politikaları uygularken çağdaş siyasetin ve çağdaş yönetimin
vazgeçilmezleri olan katılım, adil ve sürdürülebilir kalkınma, yerellik, hesap
verme, açıklık ve kalite ilkelerini sürekli göz önünde bulunduracağız.

Temel hedefimiz halkımızın huzur, barış ve
refah içinde yaşamasını sağlamaktır. “

(…)

Sayın İnce Manifestosunda , Hukuk, Demokrasi,
Kamu yönetimi, Ekonomi, Diş politika, Eğitim, Sağlık, Çevre, Tarim, Çalışma
hayatı, kadın, Kültür ve Sanat, Spor ve Turizm alanlarında izlenecek
politikaları açıklanmaktadır.

“Yolumuzu aydınlatan ışık Milletimizin
gücüdür. Büyük Atatürk ve arkadaşlarının kutlu uğraşlarında en büyük
dayanakları olan bu milletin gücüne güveniyoruz. Milletimizin karşısına,
çocuklarımızın aydınlık geleceğini geri almayı hedeflemiş bir bilinç ve
kararlılıkla çıkıyoruz.

Cumhurbaşkanlığını kazanacağız, meclis
çoğunluğunu alacağız. Hemen ardından, “onarım politikalarımızı” uygulamaya
başlayacağız.

Anayasal rejimi canlandıracağız, Hukukun
üstünlüğü ilkesini hâkim kılacağız, Ekonomiyi güçlendireceğiz,

Parlamenter demokrasiyi
tekrar bütün kurumlarıyla hayata geçireceğiz ve toplumda yaratılan
düşmanlıkları ortadan kaldıracağız. Cumhuriyetimizi, çıkardıkları rotasına
yeniden oturtacağız. Halkın geleceğe olan güvenini yeniden ve güçlü biçimde
tesis edeceğiz. Aydınlığa ve refaha doğru olan yolculuğumuzu yeniden ve büyük
bir şevkle başlatacağız.

2023’de, Cumhuriyetimizin hak ettiği yüzüncü
yıl sevincini, bütün yurttaşlarımızla birlikte huzur ve barış içerisinde
kutlayacağız. Gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz onarım döneminde, Türk milletinin
Cumhuriyete inanmış her ferdiyle birlikte yürümek azmindeyiz.

Büyük Milletimizin her ferdini bu Gelecek
Bildirgesine ortak olmaya davet ediyoruz.

‘’Birbirimizle Barışacağız’’, ‘’Birlikte Büyüyeceğiz’’ ve ‘’Hakça
Bölüşeceğiz’’.




















































































Milletimize inanıyoruz, kendimize
güveniyoruz, biz kazanacağız, Cumhuriyet kazanacak. “ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir