SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ÇEVRE & ŞEHİRCİLİK & KENTLEŞME & ÇEVRE – KÖY – ŞEHİR SORUNLARI

ÇEVRE SORUNLARI DOSYASI : TÜRKİYE’DE ÇEVRE VE DOĞA SORUNLARI GİDEREK ARTIYOR /// İŞTE SİZE 2 ÖRNEK

ÇEVRE & ŞEHİRCİLİK & KENTLEŞME & ÇEVRE – KÖY – ŞEHİR SORUNLARI
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:50 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

HABER 1 : Marta Koyu’nda
tehdit büyüyor

Özel bir şirkete kiralanan Marta Koyu,
uygunsuz kullanım nedeniyle tehdit altında. Bayram tatiliyle birlikte koyda
oluşan tabloya ilişkin bir açıklama yapan Marta Koyu Dayanışması, tehlikeye
dikkat çekti.


Yaprak
Akbaba


Burgazada’da 1. Derece Doğal Sit alanı
olan Marta Koyu’nun Silahtarağa Vakfı tarafından özel bir şirkete
kiralanmasıyla başlayan çevre tehdidi büyüyor. Toplam 58 dönümlük bir koruma
alanı olan Marta Koyu, 9 günlük bayram tatili boyunca yasadışı biçimde kurulan
çadırlar, plastik şezlonglar ve rastgele atılan çöplerin işgaline uğradı.


Doğal yapısıyla İstanbul’da eşsiz bir
konuma sahip olan Marta Koyu’nu korumak için Burgazadalıların oluşturduğu sivil
bir inisiyatif olan Marta Koyu Dayanışması, bu tehlikeli gelişmeye yönelik
olarak şu açıklamayı yaptı:


“Marta Koyunda yer alan makiler, ötücü
kuşların göç yolunda dinlenmelerini sağlıyor, sudaki deniz çayırları ise deniz
canlılarının en önemli yaşam alanını oluşturuyor. Bilim insanları, bu koyun
İstanbul çevresinde korunması gereken en önemli yaşam alanlarından biri
olduğunu dile getiriyor. Ancak Marta Koyu’nda bayram boyunca bir işletmeci
tarafından yasadışı biçimde onlarca çadır kurduruldu ve bunlardan ücret alındı.
Kıyı Kanunu yok sayılarak, bütün kıyı şeridi şezlonglarla kapatıldı. Koy,
binlerce günübirlik ziyaretçinin çevreye rastgele attığı çöplerle doldu.
Kurulan elektrik sistemi ve çadır çevrelerinde yakılan ateşler, orman yangını
tehlikesini artırıyor. Marta Koyu Dayanışması olarak elimizde kalan bu son
doğal zenginliği korumada kararlıyız. Bunun için, yerel ve merkezi yönetim
nezdinde girişimlerimiz ve iletişimimiz sürüyor. Tüm duyarlı İstanbullulardan
talebimiz, dayanışmamıza destek olmaları ve bu çevresel tehdide dur
demeleridir.”   


MARTA
KOYU NEDEN ÖNEMLİ?


Marta Koyu, İstanbul yakınındaki en önemli
deniz çayırlarına sahip, doğal zenginliğe sahip bir alan. Deniz çayırları,
deniz ekosistemi için büyük önem taşır: Oksijen üretir, kıyı erozyonunu
engeller, suda askıda bulunan partikülleri önler ve suyun ışık geçirgenliğini
artırır. İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi Dr. Cem Dalyan, “Neredeyse bütün canlılık bununla başlar” diyor. Dalyan,
şunları dile getiriyor:


“Marta Koyu’ndaki deniz çayırları birçok
açıdan önem taşıyor. Öncelikle, balık yavrularını koruma alanı oluşturuyor.
Çünkü canlıların üremeyi sağlayabilmesi ve sürdürebilmesi için böyle korunaklı
ortamlara ihtiyacı var. Ayrıca Marta Koyu’nda 5-6 metre derinlikten sonra, kum
zemin üzerinde yayılan ufak taşlar var. Bunlar, aralarda yaşamayı seven,
özellikle omurgasız türler için muhteşem bir yaşam alanı. Ve sanki şöyle bir
şey yapılmış: Marta Koyu’na birisi gelmiş, deniz nasıl daha güzel olur demiş,
oturmuş düşünmüş ve aşağıda onu uygulamış. Bu nedenle, çok acil olarak Marta
Koyu koruma altına alınmalı. Yoksa biyo çeşitliliğimizin büyük bir kısmını çok
yakın bir zamanda kaybedeceğiz.”



HABER 2 : Türkiye’deki göllerin
yüzde 60’ı kurudu !!!

Su Politikaları Derneği’nin yayımladığı
rapora göre Türkiye’deki 300’e yakın gölden yüzde 60’ının kuruduğu vurgulandı.


Su Politikaları
Derneği’nin hazırladığı “Doğal Göller ve Sulak Alanlardaki Su
Yönetimi Sorunlarımız ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda, Türkiye’deki 300’e
yakın gölün yüzde 60’ının kuruduğu belirtildi.


Kirlilik nedeniyle neredeyse tüm göl
alanlarının doğal dokusunu kaybettiğinin vurgulandığı raporda,
“Türkiye’nin bir zamanlar beşinci büyük tatlı su gölü olan Akşehir Gölü
tamamen kurumuş, doğal göl özelliklerini kaybetmiş, kış aylarında su
birikintisi haline gelmiştir.


Beyşehir Gölü 26 metreden 6 metreye,
Eğirdir Gölü 14 metreden 5 metreye düşmüştür. Avlan, Seyfe, Kulu, Sarıgöl,
Yarışlı, Kurugöl, Kırkpınar, Acıgöl, Uyuz, Suğla, Meke, Güvenç, Sasam, Kocagöl,
Karagöl, Hotamış Sazlığı ve Küçük Göl de ise su seviyeleri çok azalmıştır.”
ifadelerine yer verildi.


Ayrıca, sulak alanların korunması
konusundaki plansızlığa da dikkat çeken raporda, “Ülkemizdeki doğal göller
ve sulak alanlarda karşılaşılan başlıca problemler su miktarındaki azalmalar,
biyolojik çeşitliliklerin tehdit altında olması ve su kalitesindeki
bozulmalardır. Tescilli olarak 76 adet sulak alan bulunmasına rağmen sadece
24’ünün sulak alan su yönetim planı mevcuttur. Göllerin izinsiz kullanımını ve
kirletilmesini önlemeye yönelik yasal mevzuat düzenlenmeli.” ifadeleri
kullanıldı.


İKLİM
DEĞİŞİKLİĞİ DE ETKİLİYOR


Türkiye’deki doğal ve insan kaynaklı
nedenlerle ekolojik, hidrolojik olarak olumsuz etkilere maruz kalan doğal göl
ve sulak alanların sayısı her gün arttığına değinilen raporda, “Göllerdeki
nitelik ve nicel olarak koşulların bozulması, ağırlıkla iklim değişimine bağlı
olarak meteorolojiktir. Diğer bir ifade ile sıcaklığın buna bağlı olarak
da buharlaşmanın artması, yağışın düşmesi ile göllerin hidrolojik dengesi
giderek bozulmaktadır” ifadelerine yer verildi.


Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından
hazırlanan “Göller ve Sulak Alanlar Eylem Planı”nda da Van, Tuz,
Manyas, Mogan, Sapanca göllerindeki tahribata dikkati çekilmişti

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER