Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


FEHİM TAŞTEKİN
/// 1864 : Soykırım ve sessiz miras


Müzelerdeki hatıraları
Karadeniz’in bu yakasına taşıyanlar apayrı süreçlerin yazıcıları oldular. Başka
coğrafyaların hikâyelerinde kahramana dönüştüler; kâh genelkurmay başkanı,
istihbarat şefi, bürokrat, kâh cumhurbaşkanı, başbakan, parti lideri, kâh
gazeteci, yazar, sanatçı, akademisyen. Soldan sağa bütün örgütlerde militan!
Devlet katında sevapların da günahların da ortağı oldular. Bir tek kendileri
olamadılar. 


Jıneps gazetesi 3 Nisan’da yaşamını yitiren yazar
Yismeyl Özdemir Özbay’ın anılarından aktarıyor. Çerkes köylerinden bir grup
genç Kars’ta sınır mangasına düşer, birlikte askerdirler. Elde var bir pşıne.
Çerkes mızıkası. Akşamları mızıka çalıp dans ederler. Bir seferinde Sovyet
gözlem kulesindeki askerler de ritim tutar. Mızıka susar, herkes durur. Kuleden
Sovyet askeri seslenir: “Neşeniz bol olsun, neden sustunuz?”

Ses Çerkesçe’dir, Adıgece’dir. Şaşkınlık geçer, ‘soğuk savaş’ biter! Tel
örgülerin iki tarafında sohbet başlar, tekrarlanır.

Haber kışlaya ulaşır, soruşturma başlar; “Türk askeri Rus askeriyle ne
konuşur?”, “Nece konuşur?”, “Casus mu bunlar?”

Askerler sınırdan uzaklaştırılır. Epey sürer tantana. Sorgu, sual, nihayetinde
aklanma. Çerkes’i Sovyet ordusunda “Rus”, Osmanlı/Türkiye ordularında “Türk”
yapan süreci tarihsel hafızada yok sayanlar için bu karşılaşma ‘casusluktan’
başka ne olabilir ki! Tel örgünün altındakiler üstündeki akrabalarıyla
konuşmuştur. Kendi ana dillerinde. Hasretlik vardır. Araya 21 Mayıs 1864
tarihiyle simgeselleşen soykırım ve sürgün girmiştir. Karadeniz’in bu yakası
coğrafyadan coğrafyaya sürülecek olan Çerkeslerin atıldığı kıyılardır o vakit.
Onları taşıyan gemiler birer yüzer tabuttur. Şimdi Karadeniz’in öte yakasında
Soçi’de, Adler’de, Tuapse’de, Lazarevsk’te, Novorossiysk’te (Tsemez) Çerkes
izlerini ararsanız, bulup bulacağınız birkaç köydür. Boşaltılmışlardır.
Kbaada’yı sahibinin kanıyla sulayıp Kızıl Çayır (Krasnaya Polyana) yapan
generallerin adlarıyla yaşatılan yerlerdir. Göreceğiniz onların isimleridir,
anıtlarıdır. Çerkes’in Psışuape’si olmuştur Lazarevsk. Kıyı Boyu Şapsughya’da
yerli izine rastlayacağınız yer ya Lazarevsk ya da Thagapş müzesidir.


***


Müzelerdeki hatıraları Karadeniz’in bu yakasına
taşıyanlar apayrı süreçlerin yazıcıları oldular. Başka coğrafyaların
hikâyelerinde kahramana dönüştüler; kâh genelkurmay başkanı, istihbarat şefi,
bürokrat, kâh cumhurbaşkanı, başbakan, parti lideri, kâh gazeteci, yazar,
sanatçı, akademisyen. Soldan sağa bütün örgütlerde militan! Devlet katında
sevapların da günahların da ortağı oldular. Bir tek kendileri olamadılar.
Sakıncalıydı tabii. ‘Hain’ yaftası gururla taşıdıkları madalyaların öteki
yüzündeydi. Ters dönmesi an meselesiydi. Ankara’da TBMM’ye “Ethem Bey” diye
onurla takdim edilen Pşevu Ethem’in ‘Hain Çerkes Ethem’e dönüşüp müfredata
sokulması gibi. En vurucu ‘susturan’ etkendir yafta; “hain” ve “nankör”. 1923
Gönen-Manyas Sürgünü ya da 150’likler listesi gibi. Bu topraklarda sen kendin
olamazsın! Kendi anadilini konuşamazsın, mızıkanı çalamaz, dans edemezsin!


“Muhacir” hatırlatması “hariçtensin” imasını da taşır.
Lakin ‘muhacir’ soykırım ve sürgün suçunun İslami bir ıstılahla
masumlaştırılmasından, hatta kutsallaştırılmasından başka bir şeye yaramış da
değildir. Bir yanıyla da sürgün eden ile sürülenleri ‘kullanışlı nüfus
unsuruna’ dönüştürenin ortaklığını gizleyen bir kavramdır.

‘Muhacir’ isen geldiğin yeri, soykırımı hatırlamana da gerek yoktur!

Hakikaten Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti (1908-1923), Çerkes Kadınları
Teavün Cemiyeti (1918-1923), Çerkes Numune Mektebi (1919-1923), Ğuaze gazetesi
(1911-1914) ve kadınların çıkardığı Diyane dergisinden (1920) sonra Çerkeslerin
kültür ve kimliğe dair kamusal görünürlüğü kalmadı. Sivil toplum faaliyetine
dönüş onlarca yıl sonra mümkün olabildi. 21 Mayıs 1864’ü anmak için de 1989’u
beklemek gerekti. 1994’te Çarşamba’ya bağlı Kızılot Köyü’ndeki anıta kadar
1864’ün anısına bir taş bile konulmadı.


Dernek çatısı altındaki anma etkinlikleri ancak
2000’den sonra kamuoyuna hitap eden bir boyut kazanabildi. Rusya’nın
gölgesindeki Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde bile bu etkinlik daha kamusal.
Nalçik, Maykop ve Çerkesk gibi başkentlerde anıtlar var. Rusya’nın soykırımı
tanımayan tutumuna karşın federasyon içindeki Kabardey-Balkar Cumhuriyeti
1992’de sürgün ve soykırımı tanıdı. Benzer karar 4 yıl sonra Adıgey Cumhuriyeti
Parlamentosu’ndan geçti. Bu cumhuriyetlerde anma etkinlikleri yetkililerin de
katılımıyla düzenleniyor. Ancak federal sınırları içindeki anmaları
içselleştiren Rusya diasporadaki tarihi hatırlatmadan rahatsızlık duyuyor, bunu
baskılayacak mekanizmalar arıyor. Moskova hâlâ diasporayı, Kafkasya’yı
Rusya’nın yumuşak karnı olarak gören dış güçlerin müdahale aracı sayıyor. Ancak
Çerkes aktivizminin istikrarsızlaştırıcı bir boyut kazandığı söylenemez.
Kafkasya’yı karıştıracak bir şey varsa o da özerklikleri budama yolunda
ilerleyen Rusçu ve merkeziyetçi gidişattır. Özellikle yeni anayasa taslağı
Kafkasya ve diğer özerk cumhuriyetler için kötü çağrışımlar yapıyor.

Türkiye de tarihsel olarak Kafkasya’yı Rusya’nın önünde bir bariyer olarak
konuşlandırsa da Çerkeslerin sürgünü ‘göç-hicret’ parantezinden çıkartıp
‘soykırım’ olarak gündemleştirmesini sakıncalı buluyor. Çünkü soykırımın
tanınması yönünde bir talep, Ermeni soykırımı gibi kendi tarihinden kamburları
önüne getiriyor.


***


Diasporadaki Çerkeslerin siyasal ve bürokratik
alanlardaki etkin varlığı ile etnik-kültürel görünürlükleri arasında ciddi bir
ters orantı var. Bu son yıllarda sivil toplum faaliyetlerinde görülen artışa
rağmen fazla değişmedi. Sanattan edebiyata, sinemadan akademiye kadar farklı
dallarda öne çıkanların başarıları da bireysel kaldı, Çerkes avlusuna
yansımadı. Yeri gelince büyük bir birikim, deneyim ve nüfuz gücünden övgüyle
söz edilir. Ne var ki kamudaki yüksek mevcudiyet ve yetişmiş insan
potansiyeline rağmen içte kalan konuşmalar Çerkeslere özgü hak taleplerine
dönüşmedi, dönüşmüyor. Varlık mücadelesi dernek ve düğünlerde dans, müzik,
yemek ve diğer folklorik öğelerle kendini sınırlamaya devam ediyor. Sınırlı
imkânlarla yürütülen yayıncılık bir kenara dil, tarih ve kültüre yönelik ciddi,
uzun soluklu ve kurumsal çalışmalar ortaya konulamıyor. Kendi adlarına siyasi
parti çalışmaları da çok yeni ve sınırlı.

Sürülmüş, tutunmak ve kendini ispatlamak durumunda bırakılmış bir halk olmanın
yazgısı mıdır sadakat-minnet cenderesinde kalmak? Cumhuriyetin bütün
kurumlarının temeline yapı taşı olmuş, her şeyiyle toplumsal ve siyasal düzenle
iç içe geçmiş bir halkı en temel haklar söz konusu olduğunda bağlılık testine
tutmak reva mıdır?







Fehim Taştekin kimdir?


İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden
mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı,
Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans
Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü.
Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al
Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”,
“Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış