SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ABAZA-ÇERKES-ÇEÇEN-KABARDEY-DAĞISTAN-GÜRCÜ

ÇERKES TOPLUMU DOSYASI /// Ekrem Hayri PEKER : Türkiye ve Dünyada Çerkes Diasporası

ABAZA-ÇERKES-ÇEÇEN-KABARDEY-DAĞISTAN-GÜRCÜ
Bu haber 14 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Ekrem Hayri PEKER : Türkiye ve Dünyada Çerkes Diasporası


Kafkas kökenli
yazarlara göre Türkiye, Suriye, Ürdün, Mısır, Tunus, Almanya, ABD, Irak, Libya,
Yugoslavya, İsrail, Bulgaristan, İran, Japonya, Arnavutluk, Hollanda ve Körfez
emirliklerinde 3 ila 5 milyon Kafkas kökenli insan yaşamaktadır.


Diasporayı
ülkelere göre incelersek;


TÜRKİYE


Kurtuluş
Şavaşı’na Çerkeslerin destek vermesine kızan İngiliz İşgal Komutanlığı
İstanbul’daki Çerkes derneklerini kapatır.


Cumhuriyet
Dönemi, Osmanlı’dan kalan tüm Müslümanları Türklük çatısı altında birleştirmek
ister. Dönem dönem “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları açılır.


Anadolu’daki
diğer halklar gibi taassup içinde olmayan, kadın-erkek ilişkilerine farklı
bakan Çerkes halkı hızla şehirleşir Türkleşir. Rus düşmanlığının, ustaca
Sosyalizm düşmanlığına çevrilmesi ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında
ABD-İngiltere ittifakının başlattığı Soğuk Savaş dönemi Çerkeslerin
Türkleşmesini hızlandırır. Tarih kitaplarında Çarlık Rusyası=Sovyetler Birliği
mantığıyla yazılır. Bu akıma Çerkes yazarlar da uydu. Sürgünün acısı hâlâ
sürüyordu ve bu dönüşüm çok ustaca başarılmıştı. Oysa Sovyet desteği ile
kurulan üç Çerkes cumhuriyeti anavatanda Çerkes varlığını ve kültürünü
sürdürdü. Çerkesler kendi dillerinde okuyup, kendi dillerinde kitaplar
yayınlarlar. Tarihlerini araştırırlar.


Kurtuluş
Savaşı’ndan sonraki iktidar mücadelesinde Çerkesler saf dışı bırakılır. Şüpheli
vatandaş muamelesi görürler. 150’likler listesi, Manyas’tan 25 köyün sürülmesi
ve bir o kadarının da sürülecekken vazgeçilmesi, toplumsal örfün XASE’nin hâkim
olduğu ve bu yüzden neredeyse suç tabir edilen hiçbir olayın yaşanmadığı Çerkes
köylerine karakollar kurulur. Çerkes ve Abaza köylerine Karadeniz Bölgesi’nden
getirilen yurttaşlar yerleştirilir.


Bu acı sürgünde
kendisinin Türk olduğunu söyleyen bir kadına yetkililerin, “Sen kal, ama kocan
gidecek” cevabı hafızalarda yaşamaktadır.


Yetmişli yıllara
kadar Çerkes kültürü köylerde muhafaza ediliyordu. Okullaşmanın artması ve
ancak köylerden kentlere göç hızlanmasıyla, Çerkesce konuşan sayısı hızla
azalır, çocuklar Türkçe konuşmaya başlarlar.


Önce Ubıhça
kaybolur. Tevfik Esenç’le beraber biter. Sadece bir Fransız gelip, bu dilin son
temsilcisiyle ilgilenip, kaydeder.


Oysa ordu, MİT ve
Emniyet Teşkilatı’nın üst kademelerinde iki binli yıllara kadar Çerkesler
hâkimdi.


12 Eylül 1980
yılındaki darbeden sonra kurulan dikta rejimi tüm dernekleri kapatır. İstanbul,
Ankara ve Yalova dernekleri’nin yöneticileri bölücülükten yargılanırlar. 1981
yılında kızıma koyduğum isim yüzünden mahkemeye verilmekle tehdit edildim, bir
yıl sonra kardeşim kızına koyduğu isim yüzünden mahkemeye verildi.


1960 sayımında
Türkiye’de Çerkesce konuşan nüfus 147 bin kişi olarak belirtilir.


 SURİYE


93 Harbi’nden
sonra Balkanlar’dan ve İstanbul’dan binlerce Çerkes Suriye, Filistin ve Lübnan
limanlarına gönderilir. Bu yolculuklarda yüzlerce kişi öldü. Tıka basa 3000
göçmenin tıka basa doldurulduğu Sphinx gemisinin yakalandığı fırtınada 40 kişi
denize düşerek, 600 kişi de gemide çıkan yangında yaşamlarını yitirirler.


1878 Şubat ayı ve
1910 yılları arasında bugünkü Suriye topraklarına 60 ila 100 bin Çerkes
yerleştirilir. Çerkesler Suriye’de; Golan Tepeleri’nde, Horan’da, Humus
yakınlarında, Halep bölgesinde (Mumbuç, Rakka), Şam yakınlarında, Der-Zor ve
güneyde Svedya kasabasında yerleşim yerleri kurarlar. Çeçenler ise Kamışlı
yöresinde, Raseleyn, Resulayn’a yerleşirler. Suriye’deki gelişmeler Çerkesleri
asimilasyona ve büyük kentlere göçe zorladı. Çerkesler Suriye ordusunda görev
alırlar, Suriye’nin ilk cumhurbaşkanı Sultan II. Abdülhamit’in damadı Ahmet
Nami’ydi. Bugün Çerkeslerin olduğu yerlerde iç savaş sürmektedir. (2014)


Çerkeslerin kendi
dillerinde eğitim veren okulları, dergileri 1930’lara girerken kapatılır.
Suriye’nin Fransızlardan bağımsızlığına yol açan ayaklanmanın önderleri Çerkes
subaylardı.


6 Gün Savaşı diye
bilinen ve 1967 yılında İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgali ile son bulan
savaşta en büyük darbeyi Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra’da yaşayan Çerkesler
yer. Yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalan Çerkesler Şam ve civarına,
oradan ABD’nin New Jersey ve California eyaletlerine yerleşirler.


ÜRDÜN


1877-78 Osmanlı–Rus
savaşından sonra Rusya Çerkeslerin Balkanlar’dan uzaklaştırılmasını ve Doğu
Anadolu’ya yerleştirilmemelerini ister. Balkanlar’dan uzaklaştırılan Çerkesler
bugünkü Suriye–Ürdün ve İsrail’in olduğu topraklara yerleştirilirler. Amman
bölgesine ilk yerleşim 1868 yılında oldu. Kafkasya’dan Bulgaristan’a göç eden
Şapsığlardan bir grup buraya yerleşir. Onları Abzeh, Bjedug ve Kabardey göç
kafileleri izler.


Göçmenler deniz
yoluyla Lübnan ve Filistin limanlarına gelip, buradan iç kısımlara göç
ediyorlardı. Anadolu’dan küçük bir grup Halep – Şam yoluyla bölgeye gelmişti.


O günkü Amman çöl
kıyısında terk edilmiş bir yerdi. Eski adı Rabbat Aman olan Amman’da harap bir
cami vardı. Amman’ın toprağı verimli ama çevresi kuraktı. Bölgede harap
vaziyette Roma döneminden kalma bir amfitiyatro vardı. Göçmen gelen Şapsığlar
uzun bir süre burada yaşarlar.


Bölgeye son
göçmenler 1900 yılında Şam üzerinden gelen Büyük ve Küçük Kabardey (Gilasteney)
kökenli idiler.


1897-68 yılında
yaşanmaz bir yer olarak fotoğrafı çekilen bölge 1907’de gelişmiş bir kent
görünümü kazanmaya başlamıştı. Çerkeslere Mirza Paşa önderlik etmişti.


Çerkesler bölgede
Amman’dan başka Vadisir, Suveyleh, Ceraş, Rusafya, Naur köylerini kurarlar.
Göçmen gelen Çeçenler de Zarka köyünü kurarlar.


Göçmenlerin
görevi Osmanlı Devleti’nin bölgeye hâkim olmasını sağlamaktı. Daha sonra
bölgede yapılan demir yolunun korunması görevi Çerkeslere verilir.


Bölgeye yerleşen
Çerkesler bedevi Arapların ve Dürzilerin sık sık saldırılarına uğruyorlardı.
Bazen binlerce kişinin katıldığı bu çarpışmaların galibi Çerkesler olur.


Yerleşimciler
köyleri kale gibi kuruyorlardı. Evler bitişik ve bir duvar gibi köyü
çevreliyordu. Evler, bir evden diğer eve geçecek şekilde yapılıyordu. Köyün tek
giriş–çıkış kapısı bulunuyordu. Gece olunca kapı kapatılır, gelen seslense de
içeri alınmaz, çatılarda nöbet tutulurdu. Köye giremeyip, dışarda kalanlar çoğu
zaman bedevi Araplar veya Dürziler tarafından öldürülmüş olarak bulunurdu.


Amman bölgesine
yerleşim planlı olarak yapılmıştı. Yerleşimler merkeze 15 kilometre
uzaklıktaydı.


Demir yolunun
gelmesi bölgeyi zenginleştirir. Zenginliğin koruyucusu Çerkeslerdi. Çerkeslerle
bölgedeki bedeviler arasında çatışmaların nedeni, bedevilerin ekili topraklarda
hayvan otlatmasıydı. Çatışmalardan sonra bölgenin etkin kabilelerinden
Banu-Sahr ile barış sağladılar. Bunu diğer kabilelerle yapılan anlaşmalar
izler.


1910 yılında
Çerkes önderlerden Vasfi Mirza Paşa, Hicaz –Şam demir yolunu korumak için 300
Çerkes atlısından oluşan gönüllü taburu kurar. Bu tabur Suriye’nin Karak
şehrinde çıkan Arap isyanını bastırır.


1918 yılında
Çerkes taburu Süveyş’te İngilizlerle savaşır. İngilizlerin Filistin’e yaptığı
taaruza Çerkesler direnir. Ancak bölgedeki Araplar ayaklanır. İngilizlerin
taaruzu karşısında yenilen Dördüncü Osmanlı ordusu Şam’a çekilir. Amman
İngilizlerin eline geçer. Şehirdeki Çerkes ileri gelenleri Osmanlı yanlısı
olmak, onlara hizmet etmek suçlamasıyla tutuklanır.


İngilizler,
Çerkeslerin yaşadığı Vadisir köyünü büyük kayıp vererek ele geçirir. Mirza
Paşa’nın komutasındaki gönüllü taburu Osmanlı ordusuyla beraber Suriye’ye
çekilmiş, Fransız askerleriyle çarpışıyordu.


Şerif Hüseyin’in
oğlu önce Suriye, sonra Irak Kralı olan Faysal, Mirza Paşa’ya bir telegraf
göndererek savaştan çekilip, Amman’a geri dönmesini ister. Çerkesler belki ilk
defa akıllı davranıp savaştan çekilirler.


İngilizler
bölgede Manda idaresi kurup, daha sonra bu toprakları Filistin ve Ürdün olarak
ikiye bölerler. Çerkesler bağımsız bir Ürdün devleti kurulmasını
destekliyorlardı. Bölgedeki bedevi kabile reisleri kendilerinin bu devletin
başında olmasını istiyorlardı. Bu nedenle Şerif Hüseyin’in oğlu Kral Abdullah’a
düşmanca tavır alırlar. Buna karşılık Çerkesler, Kralı ve Haşimi hanedanını
desteklerler.


1923 yılında
bölgedeki aşiret liderleri isyan eder. Çerkes savaşçılar toplanarak kralı
korurlar, isyanı bastırırlar.


Kurulan
Trans–Ürdün Haşimi Emirliği’nin bürokrasisini, Kralın muhafız gücünü ve ordunun
üst kademesini Çerkesler oluşturur.


Ürdün’e tarımı,
el sanatlarını, bağcılık ve meyveciliği Çerkesler getirmişti. Kısa sürede bölge
huzur içine girdi, zenginleşti.


İkinci Dünya
Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliğinden kaçan Şapsığ, Bjeduğ ve Kabardeyler
Ürdün’e sığındı. Kral Abdullah Çerkeslerin rahatça Ürdün’e gelmeleri için çaba
gösterir.


Ürdün’deki Haşimi
Hanedanı, Çerkeslerin büyük desteği ile ayakta durmaktadır.


IRAK


Çerkesler veya
Irak’taki Kuzey Kafkasya kökenli insanların toplam sayısı 30.000 ve 50.000
arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bağdat’ta 30.000 Adıge ailesi olduğu
bildirilmiştir. Birçok Kuzey Kafkasyalının Araplar ve Kürtler tarafından
asimile olduğu anlaşılmaktadır. Dağıstan asıllı Irak’taki Kürt ve Arap
aşiretleri de vardır. Çeçenler Kuzey Kafkas kökenli Iraklıların dörtte üçünü
oluşturmaktadır.


Önce Sivas ve
çevresine yerleşen Çeçenler daha sonra Suriye ve sonunda Irak topraklarına göç
etmişlerdir. Önce Musul’a giren aileler daha sonra Irak’ın orta bölgelerine
doğru inerek Tikrit’in karşı yakasında bulunan Dicle Nehri’nin batısındaki
Kelek bölgesine yerleşmişlerdir. Buradan Irak’ın çeşitli bölgelerine yayılan
Çerkesler, Kerkük, Diyala, Anbar (Felluce) ve Bağdat çevrelerinde yaşamaya
başlamışlardır Bunun yanı sıra, zorunlu göç öncesi ve sonrasındaki kısa sürede
Kuzey ve Güney Dağıstan’dan göç eden aileler de Duhok, Erbil ve Süleymaniye’ye
yerleşmiştir.


El-Dağıstanlı,
El-Shishani (Çeçen), ElSharkas (Çerkes) gibi soyadlar Kuzey Kafkas kökenli
Iraklılar arasında yaygındır.


Kuzey
Kafkasyalılar güneyde Basra olmak üzere Kuzey’deki Dohuk şehrine kadar Irak’ın
her yerine yerleşmiştirler. Büyük topluluklar halinde bulunuyorlar.


Çerkesler,Necef,
Hilla, Musul, Kut, Basra, Tikrit, Erbil, Nasıriye, Divaniye, Dohuk, Ramadi,
Amarah, Tuzhurmatu küçük topluluklar ile Bağdat, Süleymaniye, Diyala, Kerkük ve
Felluce gibi şehir Adıgeler genelde şehirlerde yaşıyorlar. Kerkük, Musul,
Bağdat ve Felluce’de Abzeh, Kabardey ve Şapsığlar var. Kerkük’te Abzeh ve
Kabardeyler yaşıyordu. Bağdat’ta bin, Musul’da bin, toplamda tahmini 5 bin
Adige bulunuyordu.


Bağdat’ta bir
Çeçen Mahallesi ve Irak genelinde birçok Çerkes köyü vardı.


2004 yılında
Iraklı, Çeçen, Dağıstanlı ve Çerkesler Al-Tadamun adlı Kafkas toplumu derneği
Kerkük’te kuruldu. Bu kültürel organizasyon Kuzey Kafkas kültürünü bir araya
getirmeyi amaçlamakta.


Güney Kafkasya
kökenli birçok halk Irak’a yerleşmiştir. Gürcüler aynı zamanda Irak’a yerleşmiş
ve 18. ve 19. yüzyıllar (1704-1831) boyunca ülke yönetiminde söz sahibi
olmuşlardır. Irak’ı 1932 ile 1933 yılları arasında yöneten başbakan Naci Şevket
Gürcü asıllı idi. Diğer bilinen Kafkas kökenli devlet adamları: Yasin
el-Haşimi- Irak Başbakanı (1924-1925 ve 1935-1936), Hikmet Süleyman- Irak
Başbakanı (1936–1937), Tahir Yahya- Irak Başbakanı (1963–1965 ve 1967–1968).


İSRAİL


Burada yaşayan
Çerkesler Yunan–Bulgar sınırındaki Maravel bölgesinde on yıl yaşadıktan sonra
Filistin’e göç etmek zorunda kalmışlardı. Göçmenler Filistin’de Kfar-Kama,
Reyhaniye ve Kisariye köylerini kurarlar. Kisariye köyüne “Çerkes Harap” adı
verilmiştir. Bunun sebebi gelen göçmenlerin sıtmadan kırılmalarıydı.


İsrail’de
günümüzde 7–8 bin Çerkesin yaşadığı sanılmaktadır. Buradaki Çerkesler kendi
dillerinde eğitim öğretim görmektedir. Ancak Arap olmadıkları için Çerkes erkek
ve kızları zorunlu askerlik yapmaktadırlar.


MISIR


Türk kökenli
Memlüklerin Mısır’ı ele geçirip, Kölemenler Devleti’ni kurduktan, bir asır
geçmeden yönetime Çerkes Memlükler hâkim oldular. Çerkes Memlükler iktidara
geldiklerinde, Moğollar, Türk ve İslam devletlerini yıkarak, Bağdat’a kadar
gelmişlerdi. Moğollar Bağdat’ı yıkarak Abbasi Halifeliği’ne son vermişlerdi.
Anadolu Selçuklu Devleti de Moğollara tabi olmuştu.


Baybars’ın
önderliğindeki Çerkes Memlükler, Moğolların yenilmezliğine son verirler.
Moğolları bozgundan bozguna uğratarak, Kudüs’ü, Suriye’yi, Elbistan-Malatya
bölgelerini kurtarırlar.


“Mısır’da
1382-1517 yılları arasında hüküm süren Çerkes Memlükleri Devleti’nin kurucusu
Sultan Berkuk’tur. Sultan Berkuk, Çerkeslerin Kesa kabilesine mensuptur.
Mısır’a Kırım üzerinden getirilmiştir. Berkuk sultan olunca babası Anas’ı
Çerkesya’dan getirtir ve emir unvanı verir. Hristiyan olan Anas, burada
Müslüman olur. Sultan Berkuk babasından başka ablası ve yaşlı kadın
akrabalarını ve cariyeler getirir”.(İbn-i Tagriberdi:252-255:2013)


Bu örnek bize
Çerkesya ve Mısır arasında ilişkilerin sürdüğünü göstermektedir. Mısır’a
getirilen Adigeler anavatanlarıyla ilişkiye geçmişlerdir. Köle olanların
dışında kendi istekleriyle Mısır’a çok sayıda Adige gelip, görev almış
olabilir.


Osmanlılarla
dostluk ilişkisinde olan bu devlet II. Selim tarafından ortadan kaldırılır.
Mısır, Osmanlı Devleti’nin eline geçtiyse de yerel iktidar Çerkes Memlüklerde
kaldı. Mısır’a Kafkasya’dan Çerkes ve Gürcü akını devam etti.


Napolyon
idaresindeki Fransızlar Mısır’ı işgale geldiğinde savunma olarak karşılarında
Çerkes beylerinin yönettiği süvarileri buldular. Topları olmayan, gece baskın
yapmayı korkaklık gören Çerkes süvariler, 21 Temmuz 1798 tarihinde yapılan ve
piramitlerin gölgesinde gerçekleştiği için tarihe “Ehramlar Savaşı” olarak
geçen bu savaşı kaybettiler. Bu savaş dünya tarihine, topçu ve piyade desteği
olmadan süvarilerin ateşli silahlarla techiz edilmiş bir orduya karşı yaptığı
son savaş olarak geçti.


Kafkasya ve
Balkanlar’dan sürgün edilen Çerkesler şeklen Osmanlıya bağlı, fiilen bağımsız
olan Mısır’ı yöneten Hidivler tarafından Mısır ordu ve polisinde görev almaları
için davet edilirler (Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Mısır Hükümdarlarına Hidiv
unvanı verilmiştir. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra kral unvanını aldılar).


Böyle bir göç,
Mısır’ı siyasi ve ekonomik olarak güçlendireceği için İngilizler engel oldular.
Arap milliyetçilerini kışkırttılar. Hidiv’i İngiliz ve Fransız işbirlikçiliği
ile suçlayan Arap milliyetçileri ayaklanıp, Hidiv’i devirdiler.


Bürokrasiyi
elinde tutan Çerkeslerin, Mısır’ı Osmanlı sultanına bağlamaya yönelik girişimi
bastırıldı. İngilizler Mısır’ı işgal ederek manda idaresi kurdular. İşgalden
sonra İngilizler Osmanlıya yakın gördükleri Çerkesleri etkili görevlerden
uzaklaştırıp, yerlerine kendilerine yakın, işbirlikçi Arapları getirdiler.


Arap isyanına
destek verenlerin başında İttihat ve Terakki’nin askeri önderlerinden Aziz
Misri (Shapli) vardı. Enver Paşa’yla Libya’da İtalyanlara karşı savaşan Aziz
Misri, Enver Paşa’nın Balkan savaşından sonra İstanbul’a dönmesi üzerine
kumandayı ondan devir alıp, İtalyanlara karşı savaşı yürütmüştü. Ancak daha
sonra mücadeleye destek veren Sunusi ailesiyle anlaşamamış, emrindeki askerler
ve harcaması için bırakılan parayla Libya’dan Mısır’a geçip, İngilizlere teslim
olmuştu.


Aziz Misri
İstanbul’da askeri mahkemede yargılanıp, idama mâhkum edilmiştir. İdam cezası
affedilip, 1914 yılı başında doğum yeri olan Mısır’a geri gönderilmişti.


Birinci Dünya
Savaşı sürerken 1916 yılı başında Aziz Misri İngiliz Savunma Bakanı Lord
Kitchener’e yazdığı mektup ta “Arap Ortadoğusu’na tam ve gerçek bağımsızlık
vermedikçe bölgede başarılı olamayacağını” yazmıştı.


KOSOVA


Kosova’nın Kayıp
Çerkesleri, Rusya Federasyonu’na bağlı özerk Adigey Cumhuriyeti’nin Devlet
Başkanı Aslan Carım’ a 1998 baharında Kosova’dan gelen acil yardım çağrısı
içeren bir mektup ulaşır. Mektupta kendilerini Çerkes olarak tanımlayan bir
grup insan “kapılarına dayanan savaş ve soykırımdan kurtarılmalarını, tarihi
vatanları Adigey’e geri dönüşlerinin sağlanmasını” isterler.


Aslan Carım, derhal Moskova ile irtibata
geçer. Moskova’nın yardımım gecikmez ve Kosova Çerkeslerinin birinci kafilesi
1999 yaz sonlarında Adigey’e ulaşır.


Onlar için Maykop
yakınlarında kurulan köye Çerkesçe’ de “mübarek, mutlu ve aydınlık” anlamına
gelen Mefehable adı verilir.


Kosova’da
Priştine ile Vuçitern arasındaki Donje Stanovça ve yakınındaki Miloşevo köyünde
600-700 kadar Kafkasyalının yaşadığı tahmin ediliyor. Bölgedeki Lab denilen
derenin adı Çerkesce nehir anlamına gelen Lap kelimesinden gelir.


Tarihçi Kemal
Karpat’a göre 400-600 bin kadar Çerkes Balkanlar’da Kuzey ve Orta Dobruca,
Tulça, Babadağ, Köstence, Varna, Niş, Sofya, Rusçuk, Nicopolis, Vidin,
Silistre, Şumnu; Makedonya’ da Selanik, Serez, Larissa çevreleri ve Kosova
Ovası’na yerleştirilmiş. Mileşevo’ nun da bulunduğu bölgede 50 kadar Çerkes
köyü kuruldu. Toplam nüfusları 12-15 bin kadardı.


Kosova
Çerkeslerinin eli silah tutanları 1876 Bulgar ayaklanması ve Osmanlı-Rus
Savaşı’nda Osmanlı kuvvetleri içerisinde yer aldı.


1912’de Sırpların
Kosova’yı işgali ile Çerkeslerin neredeyse tamamı Türklerle birlikte bölgeyi
terk ederek Anadolu’ ya geçti. Kosova’ da iki Çerkes köyü kaldı.


Şimdi Kosova’da
300-350 kadar Çerkes kaldı. Arnavut nüfus içerisinde hızla eriyor. Çerkesçeyi
bilenlerin sayısı giderek azalıyor. Çerkesler bir azınlık oluşturamayacak kadar
az oldukları için Kosova’da azınlıklara tanınan haklara sahip değil.
Çocuklarına kendi dillerinde eğitim veremiyor. Arnavutça eğitim alan çocuklar
Çerkesçeyi bilmiyor.


YUNANİSTAN


Balkan Savaşı’nda
Yunanlıların işgal ettiği topraklarda Çerkesler yaşıyordu. Ayrıca Kurtuluş
Savaşı yıllarında İstanbul yanlısı olan bazı Çerkesler Yunanistan’a sığınmıştı.
1923’lerden sonra bu Çerkesler, Makedonya’da Ptolemaida, Veria (Kara Fere) ve
Çamlı köylerine yerleştirilmişler. Aile başına kendilerine birkaç dönüm tarla,
birer inek verilmiş. Bir kısmının 1924’lerden 1948’lere kadar Makedonya’dan
Batı Trakya’ya gelip yerleşmişler. Büyük çoğunluğu o üç köyde yaşamaya devam
etmiş. İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru İtalya’ya kaçan bazı ailelerin
olduğunu ve bu ailelerin Kafkasya’dan gelip buraya yerleştiklerini Kadir
Natko’nun yazdığı “Kafkasya’da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler” kitabından
öğreniyoruz.


Yunan işbirlikçisi
Çule İbrahim ve yandaşları etkilediği Çerkesleri Yunanistan’a götürdü. Atina
yakınlarında kurulan üç köye yerleştirildiler.


İç savaş bitmek
üzereyken, bir gece üç Çerkes köyüne silahlı kişilerce saldırı düzendi. Sağ
kurtulanlar Türkiye’ye başvurdu ve Türkiye’ye döndü. Batı Trakya’ya yerleşmiş
Çerkesler de Türkiye’ye döndü. Şu an için Yunanistan’da Çerkeslerin yaşayıp,
yaşamadığını bilinmiyor.


TUNUS:


Tunus’ta Çerkes
ve Gürcülerden oluşan Memlükler yarı bağımsız olan bu beyliğin yönetimini
ellerinde tutuyorlardı. Çerkesya doğumlu Hayrettin Paşa, Tunus’ta yönetimi
Tunus beyinin Başbakanı olarak elinde tutuyordu. Tunus’un bağımsızlığını
Fransızlara karşı korumak için İstanbul’a destek aramaya geldi. Burada
sadrazamlığa yükseldi (1878). Dürüstlüğü ve reformculuğu yüzünden Sultan
Abdülhamit’le ters düşünce istifa etti. Onun görevden alınmasından sonra 1881
yılında Fransızlar Tunus’u işgal ettiler. Bu işgalle birlikte Tunus’ta
Kafkasyalıların etkisi zaman içinde yok oldu.


ABD:


ABD’ye ilk Çerkes
göçü Rus devriminden sonra olmuştur. İstanbul’dan gelen göçmenler, İstanbul’un
işgalinden sonra ABD’ye göç etmeye başladılar. İlk göçmen grubu 1 Ağustos 1923
tarihinde New York’a ulaştı. İkinci göçmen grubu İkinci Dünya Savaşı sırasında
Almanlara esir düşen Kafkasyalılardan oluşuyordu. Almanya’daki Kafkasyalıların
büyük bir çoğunluğu Kızılordu’ya teslim edildi. Hemen hemen hepsi kurşuna
dizilerek idam edildiler.


Amerika’daki
Çerkesler Paterson kentinde yoğun şekilde yaşamaktadırlar.


Üçüncü göç
dalgası ellili yıllardan sonra bireysel göçler şeklinde başlamıştır.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER