Casusluk savaşları küresel
boyuta sıçrıyor, hem de Japonya’nın attığı adımla


İngiliz GCHQ,
Amerikan NSA ile birlikte dünyanın en geniş elektronik istihbarat toplama
şebekesi “Beş Göz”ün asli unsuru sayılıyor. (Foto: GCHQ sitesi)


Türkiye’deki
bu kadar sorun arasında bunun nereden çıktığını sormayın lütfen, çünkü
Türkiye’yi de fena halde ilgilendiriyor. Önce son bilgiyi vereyim, sonra neden
casusluk savaşlarını küresel boyuta sıçrattığına, ardından MİT ve Türkiye ile
ilgisine bakalım.


Geçtiğimiz Cuma günü, 22
Kasım’da, yani Türkiye Sözcü başyazarı Rahmi Turan’ın sonradan “kandırıldım”
dediği CHP yazısıyla meşgulken Japonya ve Güney Kore’nin aralarındaki
istihbarat paylaşımı anlaşmasını (GSOMIA) uzattıkları açıklandı. Bu Japonya’nın
Güney Kore’ye verdiği önemli iki taviz sayesinde mümkün oldu. Güney Kore Devlet
Başkanı Moon Jae-in Ağustos ayında, Japonya Başbakanı Shinzo Abe’ye İkinci
Dünya Savaşı nedeniyle ek tazminat ve ticaret kolaylıkları sağlanmazsa, ABD
baskısına rağmen 22 Kasım’da süresi dolacak anlaşmayı uzatmayacağını
bildirmişti. İki müttefik ülke arasında bir de Takeshima adası sorunu vardı.
G.Kore, Japonya’ya ait adada tarihi hak iddia etmiş, adaya asker çıkarmış,
1910’dan 1945’e dek ülkesini işgal eden, Koreli kadınlara zorunlu fahişelik,
erkeklere köle işçilik yaptırmak nedeniyle daha önce özür ve tazminat aldığı
Japonya’yı fazlası için zorluyordu. İkinci Dünya Savaşını bitiren teslim
anlaşması gereği askeri güç kullanması yasak olan Tokyo hükümeti Seul’un sadece
elektronik istihbarat değil, aynı zamanda casusları aracılığıyla Kuzey Kore’nin
nükleer silah ve füze programı ve Çin’in siber istihbarat çalışmaları
konusundaki istihbaratına ihtiyaç duyuyordu.


ABD Başkanı Donald
Trump’ın Japon başbakanı Abe ile “şahsi dostluğunun” da sayesinde sürenin
bitmesine altı saat kala anlaşma uzatıldı.


Bu uzatmadan Japonya’nın
kazancı ise sadece Güney Kore ile hayati istihbarat akışının devamıyla sınırlı
değil. Aynı zamanda Batı dünyasının en etkili ve kamuoyunca pek bilinmeyen “
Five Eyes – Beş Göz” istihbarat şebekesine,
yeni üye olarak katılması olacak. Beş Göz, Çin, Kuzey Kore ve aslında Rusya’ya
karşı bir dünyanın en geniş istihbarat cephesini oluşturacak şekilde
genişliyor.


Nedir
bu “Beş Göz”?


Yakın
zamana dek sadece istihbarat örgütlerinin üst yönetimleri tarafından bilinen
“Beş Göz” örgütlenmesinin varlığı ABD’nin elektronik istihbarat servisi Ulusal
Güvenlik Ajansı’nın sözleşmeli elemanı Edward Snowden’ın kaçırıp yayınladığı
belgeler ile 2013’ten itibaren dünya kamuoyunca bilinir oldu.


Beş Göz, İngilizcesiyle
“Five Eyes” diye bilinen elektronik istihbarat paylaşım örgütlenmesinin temeli
1946’da ABD ile İngiltere’nin imzaladığı UKUSA anlaşmasıyla, ikili eksende
atılmıştı. 1955’te bu örgütlenmeye İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi Kanada,
Avustralya ve Yeni Zelanda da katılmış, tamamının ana dili İngilizce olan
ülkelerden oluşan, FVEY kod adlı “Beş Göz” kurulmuştu; dünyayı beş koldan
gözetlemeye başladılar. Önceleri sadece telefon dinleme ağlarını birleştirmekle
başlayan çalışma önce uydu teknolojisinin, sonra dijital ve internet
teknolojisinin gelişmesiyle bütün elektronik haberleşmeyi kapsadı.


Beş Göz istihbarat
yetkilileri, medyaya yansıdığı kadarıyla Temmuz 2018’de yaptıkları bir
toplantıda, bu istihbarat ağının artık yalnızca ana dili İngilizce olan
ülkelerle sınırlı kalmaması gerektiğine, Çin ve Rusya’nın yükselişi karşısında
yeni üyelerin katılmasının gerektiğine karar verdi. Adaylar Fransa, Almanya ve
Japonya idi. (Rus kaynaklar İsrail’in de bu şebekeye dâhil edileceğini iddia
ediyor. İsrail adı Beş Göz’e dair yayınlarda sık sık geçiyor, ama resmen
katılacağına dair bir kayıt henüz yok.) Yeni istihbarat ağı yayınlarda “Beş Göz
+3” olarak geçmeye başladı.


Japonya’nın Güney Kore
ile istihbarat anlaşmasını uzatması, o nedenle istihbarat dünyasında küresel
kamplaşmaya, istihbarat savaşlarının küresel boyuta sıçramasına imkân verecek
bir gelişme.


Neden
genişliyor? Çin, Huawei, 5G


Beş
Göz’ün genişleme kararında pek çok etken var; Rusya’nın ve Çin’in siber
istihbarat ve siber saldırı alanında ilerlemesi, Kuzey Kore’nin nükleer
silahlanma çalışmalarının kolaylıkla denetlenememesi, IŞİD ve El Kaide
örneklerinde görüldüğü üzere terör örgütlerinin asıl iletişim hattı olarak
internet ve derin interneti kullanmaya başlamaları gibi.


Ancak bunlar arasında
Batı dünyasını, daha açık ifadeyle ABD’yi en çok alarma geçiren,
telekomünikasyonda eşiğinde olduğumuz 5G teknolojisi ve Çin’in Huawei ve ZTE
şirketlerinin bu alanda öne çıkması. Huawei’nin mevcut cep telefonlarında
oluşturduğu “arka kapılar” sayesinde, ülkelerin gizli dijital bilgilerine
ulaşabileceği ve 5G teknolojisiyle bunu çok daha etkin biçimde yapabileceğinden
endişe ediyor Batı istihbarat örgütleri. Huawei bunu yalanlıyor, ama asıl
derdin bu olduğu, Beş Göz’ü oluşturan ülkelerin (ve aday ülkelerin) devlet
kurumlarında (ucuzluğu nedeniyle rekabet gücü yüksek olan) Huawei kullanımını
yasaklamaları ve özellikle stratejik alanlarda çalışan özel şirketlerden de
bunu istemelerinden belli. Tabii konuya başka açıdan bakarsak ABD ve bağlantılı
markalar dışında kullanılan telefon ve haberleşme sistemlerine Beş Göz’ün
kapsama alanına çıkacağı için istenmediği yorumunu da yapabiliriz. Japonya da
Nisan 2019’dan itibaren bu konuda düzenlemelere başlamış ve 14 önemli şirketini
uyarmış bulunuyor. Anlaşmanın uzamasıyla Güney Kore de benzeri adımı atacak,
zaten Huawei, rakibi Samsung’un pazarını da daraltıyor.


Çin malı cep telefonu ve
haberleşme sistemlerinin, özellikle devlet kurumları ve kurumsal bilgilere
erişimi olan kamu görevlileri tarafından kullanımı, adeta Batı dünyasının
NATO’yu da aşan güvenlik gizliliği ölçüsüne dönüşüyor.


Türkiye,
5G, MİT


Türkiye
telefon ve haberleşme sistemlerinde 5G’ye geçme aşamasında. Yükselen döviz kurlarıyla
Çin malı telefon ve haberleşme ürünleri Türkiye pazarında iyi alıcı buluyor.
Hükümetin cep telefonları ve haberleşme sistemleri konusunda kamuoyuna
açıklanmış bir politikası ise bulunmuyor.


Türkiye, NATO’ya
girmeden önce de batı istihbarat ağına katılmış bir ülke. Hatta UKUSA
anlaşmasına katılan “ilk üçüncü taraf ülke” olması, 1949’a, İsmet İnönü’nün
Cumhurbaşkanlığı dönemine denk geliyor. Bunun nedeni, o dönem Sovyetler
Birliğine karşı en etkili elektronik istihbarat ağının kurulabileceği ülke olarak
görülmesi. (Beş Göz’ün İngiliz ayağı olan Hükümet İletişim Karargâhının (GCHQ)
dünyadaki en önemli üslerinden birisi de Kıbrıs’ta.) Nitekim 1960’da Sovyetler
üzerinde düşen U-2 casus uçağının bir üssü de İncirllik’ti. Halen Malatya’da
bulunan Füze Kalkanı radarından dünyada sadece beş adet var; diğer ikisi
ABD’de, biri İngiltere’de, biri de, evet konumuzla ilgili, Japonya’da. Dünya
küçülüyor…


Türkiye-ABD istihbarat
paylaşımı anlaşması halen geçerli; önemi Cemal Kaşıkçı cinayetinin ortaya
çıkarılmasında da görüldü. Anlaşma ABD tarafından o kadar önemseniyor ki,
Türkiye aleyhine verilen, (hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ailesinin mal
varlığının araştırılmasını isteyecek kadar ileri giden) yaptırım karar
tasarılarının dışında tutulan neredeyse tek alan istihbarat paylaşımı. Bir
yerde Türkiye’nin en önemli kozları arasında… Ancak Türkiye’nin genişletilmiş
Beş Göz’e katılacağı konusunda kamuoyuna yansımış bir bilgi bulunmuyor.


Hem lisansüstü, hem
doktora tezini karşılaştırmalı istihbarat üzerine yapmış olan MİT başkanı Hakan
Fidan, bu konulara en vakıf kişi. Türk milli istihbaratının Batıyla
işbirliğinin 70’inci yılında, istihbarat savaşları küresel boyuta sıçrarken,
ülkenin ve halkın güvenliği bakımından kamuoyunun doğru aydınlatılması gereğini
de herhalde en çok o önemsiyordur, değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet